Kategori | Serbest Kürsü

Krizin Türkiyesi ve Türkiye’nin Krizi

Son yıllarda küreselleşmenin yarattığı değişimler sayesinde Türkiye artık kaliteli ürünler üretebilen bir sanayi ülkesi haline gelmektedir. Ancak rekabetin her geçen gün daha da arttığı günümüz dünyasında yalnızca kaliteli ürünler üretebilmek yeterli değildir. ABD’de ortaya çıkan ve dünyayı saran krizden, Türkiye de ciddi bir şekilde etkilenmektedir. Başta AB olmak üzere gelişmiş ülkelere yapılan ihracatlarımızda sıkıntılar bulunmuş ve talep küresel kriz nedeniyle sert bir düşüş yaşamıştır. Bu nedenle Türkiye’nin bu küresel krizde hâlihazırda ihracat gerçekleştirdiği ülkelerdeki talep daralması, ülkemizi olumsuz yönde etkilemiştir.

Stajını puanla, senden sonra gelen öğrenciler faydalansın. www.stajinipuanla.com
Türkiye'nin en gözde şirketlerini üniversite öğrencileri belirliyor. www.engozdesirketler.com

1. KRİZ NASIL BAŞLADI?

2001 sonrasında ABD ekonomisini toparlamak için hızla indirilen faizler kredi kullanma talebini artırdı. Artan kredi hacmi emlak fiyatlarını yükseltti. Yükselen emlak fiyatları, yeni kredi alınabilmesini sağladı. 2002 yılında inşaat sektörü ile ekonomiyi canlandırmak ve düşük gelirlilerin konut sahibi olabilmelerini kolaylaştırmak amacıyla yeni düzenlemeler yapıldı. (“subprime mortgage”-düşük kaliteli emlak kredi artışının önü açıldı). ABD devlet tahvillerinin hızla düşen faizleri ve artan emtia fiyatları ile yurt dışında bollaşan likidite, yeni yatırım alanları aradı.

NINJA (No Income, No Job, No Asset) krediler olarak tabir edilen düşük kaliteli krediler hızla büyüdü. Yatırım bankaları, daha da fazla kredi verebilmek için, mevcut kredi alacaklarını satarak (menkul kıymetleştirme) yeni kaynaklar elde etti ve bunlarla da yeni krediler açıldı.

Azalan risk duyarlılığı,  bankaları her türlü kâr odaklı işlemlere yöneltti. Örneğin; 2001’de bir konutun değeri 100 bin dolardı. 2004’te yapılan yeni bir ekspertiz ile konutun değeri 150 bin dolara çıktı. İkinci ipotek ile bankada 50 bin dolar kredi alındı ve otomobil yenilendi. 2005’te bir ekspertiz daha yapıldı ve konutun değeri 180 bin dolar olarak belirlendi. Üçüncü ipotek alındı ve mobilyalar yenilendi.  2006’ya gelindiğinde artık herkes (şahıslar, emlakçı, banka vs.) konutun değerini 180 bin dolar olarak kabul ediyor ve buna göre hareket ediyordu. Ancak 2007’de bir gün aynı mahallede benzer bir konut satışa çıktı. Ancak kimse 180 bin dolar ödemek istemedi ve balon patladı.  Öyle ki, konutun satış fiyatı başlangıçtaki 100 bin doların altına (örneğin 70 bin dolara) geriledi. Konutu için 80 bin dolar ipoteğe giren konut sahibi de, haliyle ödeme yapmak istemedi. Alacaklarını tahsil edemeyen bankalar, borçlarını ödeyecek kaynak bulamayınca mali sistem durdu. Bankalar birbirine bile borç vermeyince likidite krizi başladı.

2. KRİZİN YAYILMASI

ABD kaynaklı finansal kriz, önlemlerin zamanında alınmamasıyla birlikte küresel bir boyuta taşınmıştır. Bunun sonucunda da başta krizin merkezi olan ABD olmak üzere, tüm dünya ekonomileri resesyona girmiştir.

Dünyada ve Türkiye’de en çok konuşulan konuların başında, küresel finans krizinin nerede, nasıl, kimi ne şekilde etkileyeceği gelmekte ve krizin etkisinin ne olacağı tartışılmaktadır. Türkiye’nin dışa açık ekonomi politikası, önemli coğrafi konumu ve son yıllarda artan ihracatı dolayısıyla yaşanan küresel krizin etkisi altında kalmıştır. Krizin tarım, sanayi ve hizmet temel sektörleri açısından değerlendirilmesi genel ekonomik durumun anlaşılabilmesini sağlamaktadır.

3. KRİZ VE TÜRKİYE

3.1. TARIM SEKTÖRÜ

Tarım sektörü, krizden en az etkilenen sektör durumundadır. Beslenmek insanların zorunlu ihtiyacıdır ve ekonomik krize rağmen 1 milyon 950 bin ton meyve ve sebze ihracatı yapılmıştır. Hiç kimse, krizin ertelettiği harcamalar listesine gıdayı almamaktadır. Piyasa için üretim yapmayan kırsal kesimde hayatını devam ettiren çiftçiler için finansal krizin etkileri hissedilmeyebilir. Ancak ticari zincirin içinde olan, kredi kullanan, kur riski alan çiftçi de sanayicinin yaşadığı kaygıyı yaşayabilir. Sahip olduğumuz müthiş potansiyel ve pazarlara yakınlık avantajımızla tarım sektörleri büyük bir fırsatın eşiğindedir. Yabancıların da yatırım yaptığı sektörün verimlilik ve finansman sıkıntısı çözülebilirse, Türkiye yalnız kendine değil çevresine de fayda sağlayabilir. Ayrıca Türkiye’de tarımın gündeminde, kriz değil kuraklık bulunmaktadır. Ülke ekonomilerine sağlamış olduğu katma değer ve istihdam imkânları dikkate alındığında, tarım sektörü ekonominin özellikle kriz dönemlerinde sigortası konumundadır.

3.2. SANAYİ SEKTÖRÜ

Türkiye’nin bugün gerçekleştirmiş olduğu ihracatının yüzde 90′ından fazlası sanayi ürünüdür. Sanayi sektörü krizden en çok etkilenen sektör olmuştur. Türk sanayiinin lokomotifi kabul edilen ve ihracat şampiyonu olan otomotiv endüstrisi kriz nedeniyle işçi çıkarımlarına gitmiş, üretimlerine ara vermiştir. Kriz etkisiyle yükselen dolar kurları yabancı yan sanayi girdilerinin olumsuz yönde etkilenmesine neden olmuştur. Sanayi sektörü 2008 Ağustos ayından itibaren sürekli azalış göstermiştir.

3.3. HİZMET SEKTÖRÜ

Hizmet sektörü 2001 krizinden ciddi bir ders çıkarmış ve gerçekleştirilen yapısal düzenlemeler finans sektörünü güçlü bir konuma getirmiştir. Türkiye’deki banka ve finansal kuruluşların sermaye yeterlilik oranları, Avrupa ve ABD’deki bankaların iki katından daha yüksek durumdadır. Ancak ekonomide yaşanan daralma ile birlikte bankalar kaynak yaratmada ciddi sıkıntılara düşmüş ve kredi kullandırma oranları büyük ölçüde gerilemiştir.

2008 yılında ABD ve AB’deki Finansal kriz nedeni ile Türkiye’nin yüksek cari açığını finanse edecek fonların bulunması daha güç ve daha maliyetli olmuştur. Küresel krizin etkisi ile artacağı tahmin edilen borçlanma maliyetleri faizleri yükseltmekte, piyasada likidite darlığı yaşanmakta ve bu durum da ekonomik büyüme oranının azalmasına neden olmaktadır.

Finansal krizin tüm dünya ölçeğinde bir tüketici güveni krizine dönüştüğünü görmekteyiz. Bugün temel sorun daralan tüketim ve üretim döngüsünü, tekrar hızlandırmaktan geçmektedir. ABD ve AB ülkeleri krizin etkilerini hafifletmek için peş peşe paketler açıkladılar. Ancak görünen o ki bu güven uzun süre yerine gelmeyecek ve güven yerine gelse de tüketim için eskisi gibi ucuz ve bol kaynak yaratılamayacaktır.

Dünya Bankası Başkanı’na göre Türkiye’de özellikle 2001 krizinden sonra, malî sektörde gerçekleştirdiği yapısal reformlar sebebiyle sağlam ve dayanıklı bir finansal sistem kurulmuştur. Bu görüş, aslında Türkiye’de de genel kabul gören bakış açısını göstermektedir. Ancak yalnızca finansal sektörde kurulan dayanıklı yapılar ne yazık ki büyük kriz dönemlerinde tek başlarına yeterli olmamaktadır. Bu nedenle ABD kaynaklı yeni küresel krizde Türkiye’deki her kurum ve her vatandaş şiddetle söz konusu krizden ne kadar etkilenip etkilenmeyeceklerini tartışmaktadır.

4. HÜKÜMETTEN BEKLENTİLER

Krizin muhtemel olumsuz etkilerini azaltmak için hükümetten beklentiler oluşmuştur. Bunların bazıları;

  • Krize rağmen işçi çıkarmayan işletmelerin desteklenmesi, bu amaçla işsizlik fonunda biriken meblağın belirli bir miktarının işveren üzerindeki SSK primlerine ve çeşitli vergilere indirim olarak yansıtılması,
  • Üretici firmalar tarafından kullanılan sanayi elektrik tarifelerinde indirim uygulanması,
  • İhracatçılara yönelik Eximbank kredilerinde piyasa şartlarına göre daha cazip kredi faizleri uygulanması,
  • Dünya piyasalarındaki petrol fiyatlarındaki düşüşün nakliye firmalarına uygulanması, üretici firmalara yönelik doğalgaz fiyatlarında indirim yapılması,
  • Yerli malı tüketiminin teşvik edilmesi ve tüketicinin bilinçlendirilmesi,
  • Nakit sıkışıklığı ve kredi kullanımında yaşanan problemlerin devlet bankaları aracılığı ile aşılması için Ziraat, Halk ve Vakıf bankalarının sanayiciye yönelik kredilerin devamlılığının sağlanması,
  • KOSGEB aracılığıyla, küçük ve orta ölçekli sanayiciye yönelik kredi desteklerinin artırılması ve daha aktif bir şekilde devam ettirilmesi,
  • Teşvik sisteminin yerli üretimi destekleyecek ve ithalatın payını azaltacak yeni yatırımları özendirecek şekilde genişletilmesi,
  • İhracatçıya uzak mesafeler için navlun desteği sağlanması,
  • İhracat amaçlı üretim yeri ile limanlar arasındaki iç nakliyelerde kullanılan akaryakıta yönelik özel indirim uygulanması,
  • Katma değeri yüksek mamuller üretmek ve ihraç etmesi amacıyla Ar–Ge ve Ür–Ge yatırımlarına yönelik desteklerin artırılmasıdır.

SONUÇ

Küresel kriz en az zararla nasıl atlatılabilirdi ve çözüm önerileri nelerdi? Öncelikle karamsarlığı yenerek sektörel bazda sorunlar değerlendirilip çözüm yolları arandı, krize karşı stratejiler belirlendi, reel sektörde sürekli ve süratli diyalog içinde bulunularak krizin derinleşmesi engellenmeye çalışıldı, üreticiye teşvikler sağlanarak piyasa hareketlendirilme çalışmaları yapıldı ve yeni pazar arayışlarına gidildi.

Kriz döneminin olumsuzluklarından ne tür fırsatlar yaratabileceğimizi düşünmek ve uygulamak, en akılcı davranış biçimi olmalıdır. Atasözümüzün ifade ettiği gibi, “Bir musibet bin nasihatten iyidir.”. Kriz musibetinden hareketle yapısal reformların tamamlanabilmesi, kayıt dışılık olgusunun azaltılabilebilmesi, hür dünya ile entegrasyonun ilerletilebilmesi; yeni pazarlar ve yeni ürünler bulunabilmesi krizi fırsata dönüştürecek, zıtların birlikteliğinin fırsatını doğuracaktır.

Hande Bayraktar

Dumlupınar Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü, ikinci sınıf öğrencisi

Fortune Kampüs

KAYNAKÇA

www.yms.org.tr

İhracat haber dergisi

TİM

www.ceterisparibus.net

Uludağ ihracatçı Birlikleri

K.Yıldırım, İ.Bakırtaş, R.Yılmaz/Makro İktisata Giriş

www.otomotivihracat.com

www.cnnturk.com

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Yorumlayin

Spam Protection by WP-SpamFree Plugin