Kariyerime İlk Adım; Cesur Yürek

 

Braveheart filmini duymuşsunuzdur. Hani Mel Gibson’ın başrol oynadığı oscar ödüllü film. Sanırım son sahnesini de hatırlarsınız. Mel Gibson idam edilecektir, düzene karşı geldiği ve özgürlük için savaştığı için. Tam son anlarda, cellat baltayı indirirken “özgürlük” diye bir çığlık atar Mel Gibson ve elindeki sevgilisinin mendili yere düşer.

Sanırım kendini o kadar adamış ki davasına, ölüm anında bile bir mesaj vermenin derdindedir. Ama bu öğrendiğim ikinci dersin konusu. Ben sizi aynı filmde hatırlanmayan bir sahneye götürmek istiyorum. Film için hiç bir anlamı olmayan belki de zaman geçsin renkli bir sahne olsun diye çekilmiş biraz komik ama benim için anlamlı bir sahne.

Özgürlük için savaşan insanlar her köyden toplanıp gelirler, herkes toplanmış düşman da dizilmiştir karşıya. İnsanlar Mel Gibson’ı beklerken, askerler arasında bir diyalog geçer. Bir asker sorar.

“Onu hiç göreniniz var mı? Nasıl biri çok güçlü olduğunu söylüyorlar.”

Başka bir asker hemen cevaplar;

“Boyunun en az 2-3 metre olduğunu duymuştum”

Başka bir asker de;

“kılıcı o kadar ağır ki yerden kaldırmaya kimsenin gücü yetmiyormuş”.

Son olarak başka bir asker de; “bende bir keresinde bir kaç kişi ile bir orduyla savaşıp kazandığını duymuştum’’ diye cevaplar Mel Gibson’ı gözlerinde büyüttükçe büyütürler.

Sonra ufukta Mel Gibson ve adamları atları ile yaklaşır.

Belki de birçok asker şaşırmıştır o an. Bu adam, o anlatılan olamaz diye geçirmişlerdir içlerinden, hatta birçoğu ölmeden kaçsak mı diye de düşünmüştür. Bu adamın değil bir orduyu yenmesi, karşına çıkan ilk adamı devirsin yeter demişlerdir. Çünkü gelen adam enine boyuna toplasan 2 metre etmez, öyle sıradan hani bizde bir tabir var ya “bir yumruk atsam yarısı boşa gider” tipte bir insan.

 

Savaş başlar, kılıçlar çekilir ve tam savaş meydanında, boyu 2 metre olan, kılıcı sanki dünya kadar ağır bir adam korkusuzca savaşıyor. Onu gören herkes daha da azimle çarpışıp düşmanı yenmeyi başarırlar. Kim dersiniz o adam. Tabi ki Mel Gibson.

 

Buna o dönemde kahramanlık, şövalye, ün falan diyorlardı. Ama biz modern dönemde buna kariyer diyoruz. Peki neydi onu böyle büyük yapan, boyu posu, ya da yakışıklılığı değildi sanırım. Zaten onca erkek içinde de yakışıklılığının bir kıymeti olmasa gerek.

 

Gerçekten neydi onu büyük yapan? Tabi ki “kariyer”iydi. Sayısızca savaşa girmiş, korkusuzca savaşmış ve kazanmıştı. Adı değil namı yürümüştü her yerde. Görmeyen gözlere görünmüştü rüyalarda, hikâyelerde. Kısacık adamdı ama 2 metre göründü anlatıldı hep.

 

Kariyer ismin önünde kocaman bir dünya oldu hep. Sizi büyük gösteren, dolu gösteren isminiz değil kariyerinizdir.

 

Kariyer derken anlatmak istediğim de iyi bir iş ya da iyi bir pozisyon değil sadece, kariyer; yaptıklarınız, yapacaklarınız, doluluğunuz, bilmeniz, öğrenmeniz, çabanız ve cesaretinizdir.

 

İyi bir kariyer için ne gerekli, nasıl olmalıdır, neler yapılmalıdır. Bunları anlatamam size, ben de yolun başındayım daha, hatta yolluğumu yeni hazırladım yola çıkmaya hazırım diyelim. İlk dersimi yeni aldım bu atölyede yazan tanıdığım büyüklerimden. İlk dersimizin adı: “CESARET”  ve dersi dinlerken aldığım notta şuydu:

 

“korkak bir insanın hiçbir şeyi olmaz, cesur insanın en azından umudu olur.”

 

Şimdi bir soru sormak istiyorum size.

 

“Sizce kariyer atölyesin de bize deneyimlerini ve bilgilerini aktaran büyüklerimizin boyu kaç metredir ve tuttukları kalemleri hanginiz kaldırabilir?”

 

Kariyer Atölyesi

Bilal Enes Erdoğan

 

Leave a Reply

*