Cephaneleriniz Nelerdir Biliyor Musunuz?

Bu yollardan çokça geçmiş olabilirsiniz belki ilk defa geçiyor olabilirsiniz ya da hiç geçmemiş olabilirsiniz. Başlıktan da okuduğunuz kadarıyla sizi savaşa hazırlamak değil niyetim bilakis kendinize ait hazineleri bilip bilmediğinizi sormak.

Cephanelerinizi biliyor musunuz?

Cephaneleriniz aynı zamanda hazinelerinizdir. Bu soruyu sorarken, aldığınız eğitimleri, okuduğunuz okulları, sahip olduğunuz diplomalarınızı kastetmiyorum (tabii onların önemi de yadsınamaz) ama insan olarak hazineleriniz nelerdir bunu soruyorum.

“İnsan” olarak gücünüzü aldığınız kaynaklarınız. Nelerdir bunlar?

İnsan bir labirent gibi…hayatı boyunca o labirent içinde dolaşarak kendisine ayrılmış zamanı yaşıyor. Dolayısıyla herkes bu labirentin bir parçası.

Karşınızdaki insanı da doğru gözlemleyebilmek ve anlayabilmek için yapmanız gerekenler duygusal ve ruhsal hazinelerinizde gizli. Bu cephanelerinizle bir insanı tanıyor veya tanıyamıyorsunuz. Anlıyor veya anlayamıyorsunuz. Her zaman güçlü görünmek gibi bir zorunluluğunuz da yok. Çünkü böyle bir mecburiyetiniz yok. Peki ya kırılırsam, üzülürsem diyenleriniz çokça adım gibi biliyorum. Kırılırsanız da kırılın. Üzülürseniz de üzülün. Hiç kırılmadan yaşadığınız hayatın önemi nedir ki? Hayattan duyguyu alın, geriye neyi kalır ki diyorum son zamanların popüler reklamını yazıma uyarlayarak…

Aynı zamanda hayat zaten hep bir yerlerde kırılarak geçmiyor mu? Gönül kırıklarınızın hepsi yürüdüğünüz yolda uzanıp gözlerinizi kamaştırmıyor mu? Siz üzerlerinden geçerken çıtırdamıyorlar mı? Yürüdükçe duyuyor musunuz kalp kırıklarınızın seslerini? Ama siz/biz üzerlerinde yürümeye devam ediyoruz. Başka şansımız yok yaşamak için. 

İnsan kendini ne kadar iyi tanırsa o kadar çok mu acı çekiyor ya da acı veriyor da olabilir bunu düşündünüz mü?

Yalnız son derece önemli bir nokta var ki, bu da duyguların sizi yönetmesine izin vermemeniz. Duyguların çok güçlü enerjileri vardır. Bu enerjileri kendinize pozitif manada katabilmeniz gerekiyor. Sizi çok rahat yönetebilirler ve siz ne olduğunu anlamadan sürüklenebilirsiniz. Bu çok az insanın başarılı olabildiği bir nokta. Poker face’de olun demiyorum, bunu da son derece itici buluyorum çünkü ekstra bir yüktür insana. Duygularınızı yaşayın ve yansıtın ama iş hayatınızda sizi yönlendiren aklınız, muhakeme yeteneğiniz ve öngörünüz olmalı, duygularınız ikinci aşamada kalmalı. Bu bir gerçek ve yapılması gereken şey. Tüm bunların ötesinde ve üzerinde duygular da sizin, hayatta sizin…İstediğinizi hissetmekte kuşlar gibi özgürsünüz.

Cephaneleriniz nelerdir biliyor musunuz?

Bunlar hangi okuldan mezun olduğunuz, bilumum diploma veya sertifikalarınız, nerede çalıştığınız değil, öyle sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Aklınız, ışığınız, ruhunuz, gözleriniz, hisleriniz, şefkatiniz, sevecenliğiniz, insanlara duyduğunuz/duyabildiğiniz sevginiz, kendinizi gözden geçirme gücünüz (bakın kendinizi yargılamak yada eleştirmek demiyorum bilerek ve isteyerek “gözden geçirme” yi kullanıyorum, bu hususa dikkat), kendi sınırlarınızı da limitlerinizi de bilebilmeniz, hayata, insanlara, sevdiklerinize, işinize saygı duymanız, size saygı duyulmasını sağlamanız, itibarınız, değeriniz, insanların zaaflardan oluştuğunu bilmeniz, kendi zaaflarınızı da bilebilmeniz, kendinizi örtmemeniz, açık olmanız, net olmanız, hedeflerinizin olması, samimi olmanız, aşık olabilmeniz, iyi niyetiniz, cesaretiniz, başarılı olabildiğiniz gibi başarısız olabilme potansiyeliniz…Bunları bilin ve lütfen üzülmeyin. Varsın gönül kırıkları yolunuza bir kırık daha ekleyin. Bakarsınız belki bu sefer eklediğiniz kırık yerine kırıkların üzerinde yürürken elinizi tutan, kalbinizi eline almış biri olur. O yolda onunla yürürsünüz. Ya da siz birinin elini tutarsınız onu kendi kırıklarının üstünde yürütürsünüz.

Eleştirmek çok kolay. Bu huyunuz varsa bununla ne övünmeniz lazım ne de yerinmeniz. Eleştirmek sanırım Dünya’nın en kolay işlerinden biri (ki eskiden daha çokça eleştiren biri olarak bunu gayet net söyleyebilirim ama şimdilerde kendimi terbiye ettiğimi de büyük bir memnuniyetle gayet net söyleyebilirim). Herşeyde bu böyle. İnsan terbiye edilmesi en zor varlık. Terbiye olması, demlenmesi bir ömür süren. Bazen de nice zaman terbiye olamayan, demlenemeyen bir varlık insan. Kendinizi tedavi ve terbiye edin. Bunu bir ömür boyu sürdürün.

Etrafınız sizi siz olduğunuz için seven insanlarla dolu olsun.

Ya da düşünün siz bir insanın neden yanındasınız? Onu sevdiğiniz için mi, onu tanımak istediğiniz için mi, onu takdir ettiğiniz için mi, onu beğendiğiniz için mi, onu alkışladığınız için mi, ona değer verdiğiniz için mi, ona aşık olduğunuz için mi ya da onu eleştirmek için mi, onu değiştirmek için mi, onu üzmek için mi, ona köstek olmak için mi? Bunların biri, birkaçı veya hepsi için mi?

Yanınızda olduğunuz insanın “gerçek insanlarından” biri olmak ve onun “gerçek insanlarınızdan” biri olmasını istediğiniz için mi?

Bu soruların cevapları size çok şey anlatır. Bu soruları sorarken zaten siz kendiniz anlarsınız. Sevmek mi istersiniz, üzmek mi? Takdir etmek mi istersiniz, eleştirmek mi? Değer verip destek olmak mı istersiniz, saygı göstermeyip köstek olmak mı? Şimdi verin cevapları kendinize ve yolunuza öyle devam edin.

Yolunuzun kesiştiği herkes gerçek insanlarınızdan biri olamaz. Bunu ummayın ve beklemeyin. Bu gerçeği bilin.

Bir insanın hayatındaki gerçek insanları iki elin on parmağını geçmez.

Peki kimdir gerçek insanlarınız ? 

Sizi elinizden tutan, sizi yüreğinizden tutan, sizi aklınızdan tutan, sizi kusurlarınızdan tutan, sizi emeğinizden tutan, sizi gözyaşlarınızdan tutan, sizi duvarlarınızdan tutan, sizi kendi gerçeğinizden tutanlardır gerçek insanlarınız…

Gerçek insanlarınız sizi, kendinizden yakalayanlar insanlarınızdır. Gerçek insanlarınız ahtapot gibidir. Onların kolları sizi sarar. Ben ahtapotgillerdenim. Deliyim, doluyum ve itiraf ediyorum bir de ahtapotum. Bu hayvanı da nedenini bilmem ama sempatik bulurum bana becerikli bir hayvanmış gibi gelir. Her yere yetişir kollarıyla, sarar sarmalar. Hisseden insanlar ahtapot gibidir. Benim sevdiklerim değerlidir. Sararım onları kollarımla, her yanlarına yetişirim. Bunu gururla yaparım. Gözleri dolar gerçek insanlarımın, bilirler dediğim zaman, dediğim yerde, dediğim şekilde olacağımı. Çünkü bunu bilmenin anlamını gözlerimden görür, varlığımla da yaşarlar. Bu hep böyle olmuştur. Gerçek insanı olduklarım ve gerçek insanım olanlar vardır. Ama iki elin on parmağını geçmez. Keza gerçek insan kontenjanı stoklarla sınırlıdır.

Hazine-i Cephaneleriniz şunlardır efenim:

Yuvarlaklaşan köşeleriniz, durulan asilikleriniz, demlenen akıllarınız, yaptığınız işleriniz, aştığınız ve yürüdüğünüz yollarınız, törpülenen öfkeleriniz, geçilen yaşlarınız, sizi korkutmayan korkularınız, yıkılan duvarlarınız, çevrilen kilitleriniz, açılan kalpleriniz, nefes aldığınız zamanlarınız, gülümseyen yüzleriniz, çalışan akıllarınız, gerçek insanı olduklarınız, gerçek insanınız olanlardır.

Bu cephaneler sizi ömrünüzün sonuna kadar götürmeye yeter…

Şimdi söyleyin başka bir şeye ihtiyacınız kalır mı?

www.banucakar.com

Leave a Reply

*