Arşiv | Haberler

Avrupa’ya Arapsabunu Götürecekler

Avrupa’ya Arapsabunu Götürecekler

Nazar Kimya, 1980 yılında yaşları 25 ile 28 arasındaki üç genç girişimci tarafından İstanbul’da kuruldu. Amca çocukları Remzi Hatipoğlu ve Yusuf Kosif ile arkadaşları Nesip Kalyoncu, bir tanıdıklarından duydukları “arap sabunu iyi para getiriyor” fikrinden hareketle, Kadıköy’de küçük bir dükkân açtılar ve ürettikleri arap sabununu kapı kapı dolaşarak bakkallara satmaya başladılar. Daha sonra zincir markaların ülke genelinde yaygınlaşmasıyla işleri büyüten Nazar Kimya, bugün tüm zincir marketlerde arap sabununda “tek marka” olarak satılıyor.

Bugün, 2005 yılında bayrağı babalarından devralan çocukların yönetiminde yoluna devam eden Nazar Kimya, 2010 yılına iddialı girdi. Babalarının yarattığı başarıyı yurtdışına taşımaya hazırlanan Hakan Hatipoğlu, Selim Kosif ve Ece Kalyoncu, 2010 yılında “üç tabanca” adını verdikleri doğal bulaşık deterjanı, el sabunu ve yüzey temizleyici ürünleri ile Ortadoğu ve Avrupa pazarını fethetmeye hazırlanıyor.

Babalarının kendilerini tabiri caiz ise “zorlayarak” işin başına getirdiğini anlatan Nazar Kimya Genel Müdürü Hakan Hatipoğlu, “Çok genç yaşlarda patronluk koltuğuna oturduk. Ama işin başına geldiğimiz 5 yılda her yıl yüzde 20 büyümeyi başardık. Bütün arap sabuncular kızartma yağı ile üretim yaptıkları için bir süre sonra piyasadan silindi. Ama biz kalite ve temizlikten ödün vermedik. Büyüklerimizin sözünü dinledik, iyi paraya iyi mal sattık” dedi. Hatipoğlu, şu anda Nazar adıyla piyasaya sundukları ürünlerinin dışında, Tansaş, Metro, Migros, Dia, Carrefour ve BİM gibi zincir hipermarketlerinin birçok ürününü kendilerinin ürettiğini kaydetti.

Her çocuk baba işini devraldı

Hakan Hatipoğlu, babalarının şirketteki görevlerini çocukların birebir devraldığını belirterek, “Selim Bey babası gibi üretimin başında, Ece Hanım babası gibi satın almanın başında, ben de babam gibi şirketin genel müdürlüğünü yapıyorum. Babalarımızın ortaklık konusunda bize verdiği terbiye sayesinde işleri iyi götürüyoruz” dedi.

2000 yılında Kadıköy’den Tuzla Mermerciler Sitesi’ne taşınan Nazar Kimya’nın o dönemde 500 metrekarelik bir kapalı alanda üretim yaptığını ifade eden Hatipoğlu, şu anda üretim sahasını 2500 metrekarelik kapalı alana çıkarttıklarını kaydetti. Hatipoğlu, önümüzdeki 2 yıl içinde yine Mermerciler Sitesi içinde 5 bin metrekarelik yeni bir üretim alanını da faaliyete açacaklarını belirtti.

Ortaklar çok yakın olmamalı

Türkiye’de “ortaklık” konusunda yaşanan sıkıntıların Nazar Kimya’da yaşanmadığını vurgulayan Hatipoğlu, “KOBİ’lerde ortaklık kültürü yok. Oysa bizim şirketimizde herkesin görevi bellidir ve kimse kimseye karışmaz. Ama yıl sonu geldiğinde herkes yaptıklarının hesabını verir. Bu yüzden biz üç ortağın hissesi de eşittir” diye konuştu.

Küçük şirketlerin Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de şahıslıktan çıkıp çok ortaklı yapılara evrilmesi gerektiğine vurgu yapan Hatipoğlu, “Önemli olan ortakların işi zamanında yapmasıdır. İlişkiler çok yakın olursa laçkalaşır. Uzaklaşırsanız kopar. Herkes işini kendi sorumluluğunda yaparsa, zaten sorunların çözümü de kendiliğinden geliyor” diye konuştu.

Colgate’e fason üretim yaptık

Hatipoğlu, işin başına geçtikten hemen sonra, 2006 yılında piyasaya sundukları sıvı arap sabununun büyük bir ilgi ile karşılaştığını hatırlatarak, “Bu ürün o kadar tuttu ki, dünyaca ünlü Colgate’e bile fason üretim yaptık” dedi. Şu anda 52 çeşit temizlik ürünü ürettiklerini belirten Hatipoğlu, şunları söyledi: “Bugün Migros, Carrefour neredeyse biz oradayız. Bu yüzden ürünlerimiz için bayilik vermiyoruz. 2008′e kadar ihracatımız yoktu. Ama 2009′da 7.5 milyon lira olan ciromuzun yüzde 10′unu ihracat kapladı. Suriye, Kuveyt ve İran’a ihracatımız artıyor.

Yeni hedefimiz ise AB ülkeleri. Bu yıl piyasaya çıkaracağımız doğal bulaşık deterjanı, el sabunu ve yüzey temizleyici ürünlerinin çok tutulacağına inanıyoruz. 2020′de Avrupa’da doğal ürünleri ile markalaşmış bir isim olmayı hedefliyoruz.”

Kategori Haberler0 Yorum

Meğer Avrupa, Bildiğimiz Avrupa Değilmiş

Meğer Avrupa, Bildiğimiz Avrupa Değilmiş

Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği de raporu Türkçeye çevirdi. Raporda değinilen konular önemli ama dikkatimi çeken bir nokta var ki, gerçekten ilginç.

Bu konuya geçmeden önce iklim değişikliklerinin yol açtığı hasara yönelik rapordan bazı bilgileri sizlerle paylaşayım:

2008 yılında meydana gelen doğal afetlerde, sigortalı kayıplar da dahil, ekonomik kayıplar açısından Kuzey Amerika; mağdur sayısı açısından ise Asya kıtası en fazla hasara maruz kalmış. Avrupa Birliği de hava olaylarıyla bağlantılı afetler sonucunda meydana gelen kayıplara uğramış.

Munich Re’ye göre 2008 yılında Avrupa için en maliyetli doğal afet, Emma Fırtınası olmuş. 2008 yılının mart ayı başında Avrupa’nın büyük bölümünü etkisi altına alan fırtına, 1 milyar euro değerinde sigortalı kayba neden olmuş. 24 Ocak 2009 tarihinde Fransa’nın güneybatısında etkili olan Klaus Fırtınası’nın ise sigorta şirketlerine maliyetinin 1.5 milyar euro değerinde olduğu tahmin ediliyor.

Ekonomik kayıp 322 milyar euro

1980-2008 yılları arasında Avrupa’da meydana gelen doğal afetler sonucu ortaya çıkan 386 milyar euro değerindeki toplam kayıp miktarı içerisinde, hava olayları ile bağlantılı afetlerin neden olduğu kayıp miktarı ise 322 milyar euro olarak kaydedilmiş.

Dünya genelinde 1980-2008 yılları arasında görülen tüm doğal felaketlerin yüzde 86’sı kasırga, dolu fırtınası, sert fırtınalar, seller ve aşırı sıcaklık dereceleri nedeniyle meydana gelmiş. Avrupa’daki rakamlar ise daha da dikkat çekici. Aynı dönemde Avrupa’da meydana gelen tüm doğal afetlerin yüzde 90′ı aşırı hava olayları ile bağlantılı. Son 50 yıl içerisinde aşırı kötü hava şartlarıyla bağlantılı doğal afet sıklığının artış gösterdiği, jeofiziksel nedenlerle oluşan doğal afet sayısının ise sabit kaldığı görülüyor.

Artan sıklık ve şiddetteki hava olayları ile bağlantılı afetlerin neden olacağı olaylar arasında; bereketsiz mahsul riskinde önemli artış, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde bir yıl içerisinde tahmini 86 bin ilave ölüm, hastalık vakalarında 2030 yılı itibariyle 20 bin, 2080 yılı itibariyle ise 25-40 bin arasında artış yer alıyor.

İklim değişikliğinin sigortaya etkisi

CEA’nın raporunda, iklim değişikliklerinin sigorta sektörü üzerinde etkisine de yer veriliyor. İklim değişikliğinin yol açtığı ekonomik kayıpların gittikçe artan bir payının sigortacılar tarafından karşılandığına dikkat çekilen raporda, 1980′li yıllarda dünya genelinde hava olayları ile bağlantılı kayıpların yüzde 16’sı sigortalıyken bu oranın, 1999-2008 arasında yani son 10 yılda, ortalama iki katına çıkarak, yüzde 31′e, son 5 yılda ise yüzde 41.5′e ulaştığı söyleniyor.

1980-2008 yılları arasında meydana gelen hava olayları ile bağlantılı afetler sonucunda Avrupa’nın, ortalamada yıllık 11.1 milyar euro tutarında bir ekonomik kayıp yaşadığına da değinilerek ekonomik kayıpların sigorta sektörünce karşılanan kısmının, 1980′lerde yüzde 25 iken son 10 yılda yüzde 33′e ulaştığı, son 5 yılda ise bu oranın yüzde 44′e geldiği vurgulanıyor.

‘Devlet müdahale etsin’ beklentisi

Şimdi gelelim, raporda dikkatimi çeken ve ilginç bulduğum noktaya.. Daha doğrusu; “Avrupa, bildiğimiz Avrupa değilmiş” dedirten konuya.

Meğer, Avrupa ülkelerinde de geniş çaplı doğal afet durumlarında, genellikle halk arasında bir devlet müdahalesi beklentisi oluşmaktaymış. Bu durum, doğal afet meydana gelmeden önce sigorta tarafından sağlanan korumaya yönelik talebi azaltıyormuş.

Raporda, iklim değişikliğinin yol açacağı hasarlar karşısında yetersiz sigortaya sahip bireylerin, kayıplarını tazmin etmek üzere bir kamu otoritesi, mal üreticisi veya tedarikçisi gibi sorumlu bir taraf arayışına girecekleri vurgulanıyor. Dikkatinizi çekerim; Avrupa’da, bu tür afetlere karşı yetersiz sigortaya sahip bireyler de varmış.

Daha bitmedi… Bundan sonrasını yine rapordan sizlere aktaracağım; çünkü raporda, ülkelerin durumu tek tek anlatılmış.

Almanya’da bile sigorta tanıtılıyor

Mesela, Almanya… 19-21 Temmuz 2007 tarihlerinde Bavyera eyaletindeki Baiersdorf şehrinde üç saat içerisinde metrekareye düşen 130 kilogram yağış nedeniyle birçok sokakla binden fazla binaya sel suları yayılmış. Sonuç olarak, Bavyera Eyalet Meclisi, doğal afet sigortasını teşvik etmek üzere bir kampanya başlatma kararı almış. 2009 yılı başından itibaren “Geleceği düşün-Doğal afetlere karşı sigortalan” kampanyası aracılığıyla halkı konut ve diğer mallarını doğal afetlere karşı korumak üzere teşvik etmeye başlamış. İngiltere… İngiliz Sigortalar Birliği (ABI) iklim değişikliği konusunda kamu politikalarına ilişkin müzakerelere düzenli katkı sağlamaktaymış. ABI, iklim olaylarına karşı İngiltere’nin esnekliğini artırmak, riskleri azaltmak ve acil planlamayı geliştirmek amacını taşımaktaymış. Fransa… Fransız Sigorta Birliği; vatandaşların, işkollarının ve politika yapıcılarının iklim değişikliği riski hakkındaki farkındalığının artırılmasına çalışıyormuş.

Zorunlu deprem sigortası örneği

İlginç değil mi? Bahsi geçen ülkelerin hepsi de gelişmiş ülkeler. Ve sık sık da gerek yazılarda gerekse de söylemlerde örnek gösterilen ülkeler. Gelin görün ki, bu ülkelerdeki sigortacılar bile, sigortasızlıktan dert yanıp, halk arasında sigortanın yaygınlaşması için kampanyalar düzenleyip, tanıtımlar yapıyor.

Son olarak şunu da belirteyim: 99 Marmara depremi sonrası kurulan Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) ve uygulamaya giren zorunlu deprem sigortasının tanıtımı için yapılan kampanyalar kimi kesimler tarafından eleştiri konusu oldu. “Kamunun kurduğu bir sistemin tanıtımı mı olur” dendi. Şu işe bakın ki, Almanya’da Bavyera Eyalet Meclisi doğal afet sigortasını teşvik etmek üzere, 2009 yılı başından itibaren “Geleceği düşün-Doğal afetlere karşı sigortalan” kampanyası düzenliyor. Amaç, halkı konut ve diğer mallarını doğal afetlere karşı korumak üzere teşvik etmek.

Daha fazla söze gerek var mı bilmem…

Noyan Doğan

Referans

Kategori Haberler0 Yorum

Bu Karın Sırrı Nedir?

Bu Karın Sırrı Nedir?

T.C. Ziraat Bankası A.Ş.

Ziraat bankası ile tanışmam 1991’de üniversite yıllarımda oldu. Sabahın erken saatlerinde harç parası yatırmak için şubeden içeri girerken, işimi yarım saatte bitirebilmenin hesaplarını yapıyordum. Böylelikle Erol Manisalı’nın “İkitisada Giriş” dersine yetişebilecektim. Ancak evdeki hesabın çarşıya uymayacağını anlamam fazla uzun sürmedi. Kalabalık kelimesi o anı anlatmak için kifayetsiz kalıyor. Değil para yatırmak şubenin içinde bulunmak bile başarı sayılabilirdi.

Havalandırma çalışmıyor biz de kalorifer peteğinin dilimi gibi ısındıkça ısınıyorduk. İşlemleri yaptırabilmek için sıra bana geldiğinde öğlen tatiline sadece 10 dakika kalmıştı. Ne kadar şanslı olduğumu düşünmüştüm. Çümnkü ikinci etap olan vezne sırasına öğleden sonra hemen başlayabilecektim. Meğer sıra yokmuş. Veznedeki görevli isim isim çağırıyormuş. Fakat görevli hayli hoşsohbet biri olmalıydı ki, ne muhabbeti bitti ne çayı ne de torpili. Gelen önüme geçiyordu. Vezneden ismimin okunduğunu duyduğumdaysa saat öğleden sonra 3’ü çoktan geçmişti.

Ziraat gülerken

Ziraat Bankası genel müdürü Çağlar brüt karlarının 4 milyar 417 milyon TL, net karlarının ise 3 milyar 511 milyon TL olduğunu açıkladı. Bu karın aynı zamanda yüzyılın karı olarak nitelendiriyor. Çok güzel ancak benim yüzyılın karını etmek için bankanın ekstra bir çaba gösterdiğine dair inancım yok. Faizlerin rekor seviyede düştüğü bir ortamda, eğer elinizde hazinenin borçlanma senedini tutuyorsanız çay içip muhabbet etseniz bile kar rekorunu kırmanız sürpriz olmaz.

Ziraat Bankası da kamu bankası olması dolayısıyla hazineye en çok veren banka statüsünde. Yani Ziraat Bankası’nın 2009 yılında en çok kar getiren banka olması gayet normal. Üstüne üstlük kamu kurumları bütçelerindeki parayı yıllardır düşük faiz ile ya da faizsiz Ziraat Bankası’nda tutarlar. Ucuza fonladığın parayı yüksek faiz ile devlete borç vermekten daha karlı ne olabilir ki?

Ziraat ağlıyor.

Burada açıklanması gereken iki önemli konu var. Birincisi Ziraat Bankası bu derece kar ederken ve devletin piyasalarındaki en büyük aktörüyken neden özelleştirilecek? Yok eğer özelleştirilmeyecekse binlerce banka çalışanı istihdam fazlası personel denilerek neden başka kurumlara gönderildi. Yaklaşık 17bin eski personelin yıllarca mağdur olmalarına neden ses çıkartılmadı?

İkinci konu ise, Ziraat Bankası adından da anlaşılacağı üzere ziraat ile uğraşan çiftçimizin kredi ihtiyaçlarını karşılayıp onları ezdirmemek daha da iyi duruma gelmelerini sağlamak üzere kurulmuştur. Kuruluş amacı olan asli görevini yapmayıp elinde tuttuğu kaynağı hazineye yüksek faiz ile borç verip ettiği kar ile övünmesi ne kadar doğrudur?

Ziraat Bankası’nın küçük çiftçi yerine tarımda büyük sermayeyi destekleme stratejisine geçtiği görünen bir gerçektir. Hatta Türkiye Ziraat Odaları Birliği Ziraat Bankasını icraya verdiği çiftçi sayısını infial yaratmamak için açıklamamakla suçlamıştı. Ziraat Bankası’nın misyonunda hızla uzaklaşıp karlılık hedefini öne çıkarmasının ve kar rekorunu kırmasının zor durumdaki çiftçiye nasıl bir yararı olacağını ben anlamadım. Anlayan varsa anlatsın lütfen.

Murat Muratoğlu / Sözcü

Kategori Haberler, Sektörel0 Yorum

Kampüste Marketing’10

Kampüste Marketing’10

Marketing Anadolu Kulübü’nün beşincisini düzenleyeceği “Kampüste Marketing ‘10″ etkinliğinin bu seneki teması 4 anahtar kelime üzerine kurulu:

İnovasyon, Strateji, Plan, Başarı…
20-21 Mart 2010 tarihlerinde Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü AKM Opera ve Bale Salonu’nda gerçekleşecek olan “Kampüste Marketing ‘10″ etkinliğinde 550 katılımcı ile pazarlama dolu bir hafta sonu yaşanacak.

Organizasyon’u bu sene farklı kılan unsurlardan bir taneside Young Guns Agency’e aranan takım arkadaşlarının seçileceği “Young Guns 1.1″ projesi sonunda grupların hazırladıkları sunumlarını “Kampüste Marketing ‘10″da 550 öğrenciye sunucak olması. Başak Çatı & Cephe Sistemleri Ana sponsorluğu ile gerçekleşecek olan organizasyonun konuşmacıları ise şöyle:

Açılış Konuşması:
Prof. Dr. Davut Aydın – A.Ü. Rektörü
Harun Karacan – ETO Başkanı

Organizasyon Konuşmacıları:
Ahmet Yüce – Kayra Şarapları
Alper Sesli – DSM
Gözdem Gürbüzatik – Kayra Şarapları
Erkan Pekdemir – Başak Grubu
Kadircan Erkıralp – Teknosa
Levent Soygür – Coca Cola
Temel Aksoy – TÜAD
Tuğçe Esener – Kadir Has Üniversitesi
Yüce Zerey – THY

Ayrıntılı bilgi için: www.marketing.anadolu.edu.tr

Kategori Haberler, Kulüp Etkinlikleri0 Yorum

Gençler One Young World’de Teşhisi Koydu

Gençler One Young World’de Teşhisi Koydu

Sabancı Holding’in Türk delegasyonunun resmi sponsorluğunu üstlendiği şubat ayında Londra’da gerçekleştirilen, “One Young World Zirvesi”ne katılan gençlerin görüşleri doğrultusunda oluşturulan önerge açıklandı.

Önerge, zirvede ele alınan daha iyi bir gelecek için yeni bir politik liderlik anlayışının geliştirilmesi, küresel iş dünyası ve toplumun geleceğinin ekonomik yönden gelişimine katkısı, inançlararası diyalog, çevre sorunları, medyanın değişen kimliği ve gücü ve sağlık konularına yönelik olarak tüm dünyadan bine yakın gencin beklentilerini dile getiriyor.

Zirveye katılarak görüşlerini paylaşan delegeler arasında 15 Türk genci de bulunuyor.

2010 yılında ilk kez gerçekleştirilen “One Young World Zirvesi”ne Türk gençlerinin katılımını sağlayan Sabancı Holding gelecek yıllarda da desteğini sürdürmeyi hedefliyor.

One Young World önergesinde şu görüşler dile getirildi:

“Pozitif bir Gelecek için Liderlik Gelişimi: İnsan haklarının korunmasının zorunlu olduğu inancıyla,

Siyasi liderlerimizi, bizden destek istemeden önce, insanlık sorunlarına bakış açılarını net olarak ortaya koymaya davet ediyoruz.

Global İş Dünyası ve Toplumu Şekillendirilmesindeki Rolü:

Çokuluslu kurumların etik davranmak konusunda önemli sorumluluk taşıdıkları inancıyla, Küresel şirketleri, yoksulluğa karşı mücadelede kendilerine düşen rolü belirlemeye ve yerine getirmeye davet ediyoruz.

Medyanın Değişen Yüzü ve Gücü: İfade özgürlüğünün başarılı bir toplum yaratacağı inancıyla, Medyayı, gücünü ve etkisini kullanarak gerçeklerin ve bireysel özgürlüğün korunmasına yardımcı olmaya davet ediyoruz.

Çevrenin Korunması: İklim değişikliğinin gelecek kuşaklar üzerinde ciddi etkileri olacağı inancıyla, Hükümetleri, karbon salınımlarının azaltılmasına yönelik hedeflerin üzerinde anlaşarak, 2020 yılına kadar bu hedeflerin gerçekleştirilmesini garanti edecek daha ihtiyatlı yasal tedbirler almaya davet ediyoruz.

Global Sağlık Ajandası: Sağlık hizmetlerinin ve iyi beslenmenin herkes için bir hak olduğu inancıyla, Şirketleri, hükümetleri ve sivil toplumu, sağlık hizmetleri ve iyi beslenme hakkında halkı bilinçlendirme ve bu imkanların  sağlanmasına öncelik verilmesi konusunda  hep birlikte, daha etkin çalışmaya davet ediyoruz.

Dinlerarası Diyalog: Din adına savaşmanın asla kabul edilemeyeceği inancıyla, Tüm dini liderleri ve inananları uluslar, ırklar ve mezhepler arasında barış getirmek için çalışmaya davet ediyoruz.”

Dünya Gazetesi

Kategori Haberler0 Yorum

Dünya ‘Emekçi’ Kadınlar Günü Kutlu Olsun

Dünya ‘Emekçi’ Kadınlar Günü Kutlu Olsun

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü bütün dünyada olduğu gibi Türkiye ve KKTC’de de kutlanıyor. Başta cumhurbaşkanı olmak üzere liderler günün önemini anlatan mesajlar yayımladı. Açıklamalarda ise “Emekçi” kelimesi yine unutuldu. TÜRK-İŞ ise babalar için de doğum verilmesini istedi.

TÜRK-İŞ’in, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü bildirisinde, babalara da doğum izni verilmesini, ebeveyn izninin de yasal bir hak olarak kabul edilmesini istedi.

TÜRK-İŞ Yönetim Kurulunca 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yayımlanan bildiride, işsizlik ve güvencesiz çalışma koşullarından en çok kadınların etkilendiğini, ekonomik krizlerin aile hayatına yansıyan etkilerinin de en çok kadınları mağdur ettiği kaydedildi.

Bildiride, kadınların ve erkeklerin insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürebilmelerinin, ekonomik ve sosyal politikalara bağlı olduğu vurgulanarak, kadınların, cinsiyete dayalı ayrımcılığa maruz kalması ve dezavantajlı bir grup olarak algılanmasının engellenmesi istendi.

Bildiride, şunlar kaydedildi:

”Kadınlar siyasette ve karar verme mekanizmalarında yer almalı, kadınları ilgilendiren yasal düzenleme çalışmalarında kadın temsiline önem verilmelidir. ‘Eşit işe eşit ücret’ politikası benimsenmeli, insan onuruna yakışır iş kavramı, çalışma ilişkilerinin vazgeçilmez unsuru olarak kabul edilmelidir. Kadına yönelik şiddet, cinsel taciz, töre cinayetleri ile kadını meta olarak gören tüm anlayışlar tavizsiz mahkum edilmelidir. Çocuk, yaşlı ve engelli bakımı devlet tarafından yaygın olarak açılacak merkezlerde sağlanmalı ve bu konularda yerel yönetimlere sorumluluk verilmelidir. Babalara da doğum izni verilmeli ve ebeveyn izni yasal bir hak olarak kabul edilmelidir. İş yerinde emzirme odası açma zorunluluğunun 100, kreş açma zorunluluğunun ise 150 ve daha fazla kadın işçi çalıştırma koşuluna bağlanmış olması çalışma isteğinde olan kadınların önünde büyük engel oluşturmaktadır. Bu olumsuzluk giderilmelidir.”

8 MART?

1 Mayıs gibi 8 Mart da emeğin gücünü kanıtladığı kilometre taşlarından biridir. 8 Mart 1857′de Amerika’nın New York’taki 40.000 dokuma işçisi insanca çalışma koşulları istemiyle başlattığı grev polisin saldırısıyla kanlı bitti.

2′nci Enternasyonel, Alman sosyal Demokrat Parti’nin önderlerinden Clara Zetkin’in önerisiyle olaylarda yaşamını yitiren 129 işçi anısına 8 Mart gününü Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kabul etti.

BM de 1975 yılında aldığı kararla Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü, Dünya Kadınlar Günü’ne dönüştürdü.

Açık Gazete

Kategori Haberler0 Yorum