Arşiv | Haberler

Deneyimim Yok İşe Giremiyorum

Deneyimim Yok İşe Giremiyorum

‘Yeni’ olan herşey çekici olduğu kadar zordur. Yeni okula başlamak, yeni okulu bitirmek, yeni işe girmek… Hayatımızın önemli dönemlerinin bitişleri ve başlangıçları. Sancılıdır bu dönemler özellikle de evdeki hesap çarşıya uymadığında. Ne zamanki gönderdiğiniz CV’lere cevap gelmez, birçok kapı yüzünüze kapanır, korkunç bir hüzün çöker içinize. Bilirsiniz ki okulun korunaklı duvarları yoktur çevrenizde, anne babanız size gölgeniz gibi destek olsa da, siz kendinizi ispat etmek istersiniz. Para kazanmak, yeni şeyler öğrenmek, iş dünyasının bir parçası olmak, geleceğe yönelik planlar yapmak…

Okulun bitmesiyle zorlu bir süreç sizi bekliyor: Diş dişe göz göze rekabetin olduğu iş dünyasına nasıl adım atmalı? Nereden başlamalı? Yeni mezunların ve birkaç senedir çalışan iş arayanların arasından nasıl sıyrılmalı?

Öncelikle mevcut işlerin ne durumda olduğunu bilip gerçekçi olmak gerek. Geçtiğimiz günlerde Monster kariyer portalının öğrenciler ve firmalar arasında yaptığı araştırmada mevcut işe alım durumu iyi kötü ortaya çıktı. Araştırma sonuçlarına göre, katılan öğrencilerin yaklaşık yarısı kendi alanı dışında çalışmayı planlıyor. Öğrencilerin %32′sinin başlangıç maaşı beklentileri 1.000-2.000 TL arasında. Geçen sene firmaların %54′ü yeni mezunları işe almayı planlarken, bu yılki oran %46′ya düşmüş. Yeni mezun işe almayı planlayan firmaların %60′ı aynı sayıda mezunu bünyesine katacak. Firmalara eleman seçiminde nelere önem verdikleri sorulduğunda oranlar şöyle: firmaların %36′sı karakter özelliklerine, %34′ü staj ve iş deneyimlerine, %20′si ise eğitim altyapılarını dikkate alıyor. Sosyal medyanın iş aramalarda ve işe alımda kullanımı hem iş arayan hem de işveren açısından hızla artmakta. Geçen sene iş arayanların %15′i sosyal medyadan yararlanırken bu sene %38 twitter, linkedin ve facebook kanallarından iş başvuruları yapıyor. Firmaların sosyal medya kullanımı geçen sene %21′ken, bu sene %42 oranında. Sonuçlar, kısaca şunu gösteriyor: Daha az sayıda yeni mezuna iş olanağı olacak. Bu iş olanaklarına ulaşmak için sosyal medyayı sıkça kullanmanız, karakter, deneyim ve eğitiminizle işe uygun olduğunuzu ispatlamanız gerekli.

Yeni mezunlar okullarını bitirirken anne babalarının alışık olduğu sabah 8 akşam 5 ofis hayatına geçmeyeceklerini fark edecekler. İş dünyası sınırlarını kırarak sanal bir yapıya büründü. Ofis dört duvar arasıyla kısıtlı değil. Artık dizüstü bilgisayarın ve akıllı telefonunuzun olduğu heryer ofisiniz. Denizin kıyısında, parkta, kucağınızda çocuğunuzla evde çalışabilir, yerden ve zamandan bağımsız sürekli üretebilirsiniz. Yaşları gereği daha esnek olan yeni mezunları da içine alan Y jenerasyonu Amerika’daki işgücünün %22′sini oluşturuyor. Y jenerasyonunun özellikleri şöyle: Teknolojiyle içiçeler. Kısa sürede çok iş yapmak istiyorlar, dikkatleri kolaylıkla dağılıyor. Yöneticilerden beklentileri yüksek. Teknolojiye olan yatkınlıkları onları iş yerinde de interaktif yapmakta. Hemen geribildirim almak ve hızlı sonuçlara ulaşmak istiyorlar. Bilgiyi açık bir şekilde paylaştıkları gibi, karşılarından da açıklık bekliyorlar. İletişim onlar için hep çift yönlü olmalı, iki taraf da görüşlerini açıkça paylaşmalı. Sürekli yeni fırsatları araştırıyorlar. Net ve direkt tavırları karşılarındakilere sordukları sorularla ortaya çıkıyor. Kariyer merdivenlerini hızla tırmanmak istiyorlar. Bu özelliklerin bir kısmı bireye avantaj oluştururken, bir kısmı da işverenlerin kaçınacakları şeyler olabiliyor. Avantajlara odaklanın, yeteneklerinizi ön plana çıkarın ve şirket için nasıl yararlı olabileceğinizi karşınızdakine hissettirin.

Amerika’da 2010 yılı mezunlarını bekleyen işleri National Association of Colleges and Employers (NACE) birkaç raporda topladı. 2009 yılında ortalama yıllık maaşlar 49.353 dolarken, 2010′da maaşlar toplamda %2 oranında düşüş göstermekte. Bölüm bölüm bakıldığında ise, finans, işletme ve muhasebe pozisyonları düşüşten en yüksek payı alırken, teknoloji ve mühendislik alanlarında maaş artışları görülmekte. İş verenlerin en çok önem verdiği yeti iletişim. Analitik yaklaşım, takım çalışmasına yatkınlık, teknik yetiler ve güçlü iş etiği aranan diğer özellikler. Not ortalaması ve staj deneyimleri işe alımlarda önemli rol oynasa da son kararı belirlerken yazılı ve sözlü iletişimin üstünlüğü tartışılmaz.

Yeni mezunların karşılaştıkları en büyük sıkıntılardan biri giriş seviyesindeki işlerin az da olsa iş deneyimi gerektirmesi. Birçok iş ilanı yeni mezun veya 1-2 sene deneyimli eleman arıyor. Bu durumun başlıca sebepleri yüksek işsizlik oranı, ekonomideki durgunluk ve toplu işten çıkarmalarla deneyimli iş arayanların çok daha az ücretlere çalışmayı kabul etmeleri. Konusunu iyi bilen bir adayı işe almak yeni mezuna şans tanımaktan çok daha güvenilir bir işe alım kararı olarak görülüyor. Çoğu yeni mezun birkaç görüşmeden sonra işverenin  tavrından az da olsa deneyimi olan bir adayı tercih edeceğini anlıyor. Genç iş arayan ise kendini çıkmazda buluyor: Kişi deneyimi olmadığından hiçbir işveren işe almazken, işe alınmadan da deneyim elde edemiyor. Yeni mezun bu çıkmazdan nasıl çıkabilir?

İşe girmeden deneyim kazanın

Öncelikle kişinin mevcut imkanlarıyla harekete geçmesi şart. Yeni mezun yetilerini ortaya çıkaracak hem kendini geliştirecek hem de iş verenlere kendini gösterebilecek çözümler yaratmalı. Tam zamanlı bir işe başvurmak yerine çalışmak istediğiniz sektörde veya şirkette staj olanaklarını araştırın. 3 ila 6 ay yapacağınız staj sizin ciddiyetinizi ve işte azimle çalışma isteğinizi gösterecektir. Şirket içinde göstereceğiniz performans size başka kapılar da açabilir. İşi işte öğrenmek için düşük bir ücrete veya ücretsiz olarak zaman ve çaba harcamanız karşınızdakilerin size saygı duymasını sağlar. Gönüllü olarak çevre, eğitim veya hayır kurumlarında çalışmak da kişinin iş dünyasına hazırlanmasına olanak verir. Birşeyler yaratmak, insanlara yardım etmek ve takım çalışmasına yatkın olmak işverenlerin takdir ettikleri özelliklerdendir. Ayrıca, sosyal medya ve kişisel blog yazmak bugün yazma yeteneğinizi göstermek için en uygun platformlar. Fikirlerinizi paylaşmak, bir konuya duyduğunuz ilgiyi sürekli araştırarak ve yazılar yazarak geliştirmek sizi diğerlerinden farklılaştıracaktır. Hele daha teknik bir özgeçmişe sahipseniz kendi web sayfanızı veya programınızı geliştirip şirketlere portfolyonuzla gidebilirsiniz. İşletme eğitimi aldıysanız veya birgün kendi şirketinizi kurma hayaliniz varsa, yaratıcı iş fikrinizi projeye çevirmek için daha doğru bir zaman olamaz. İş arayışınızı sürdürürken bir yandan da kendi projenizi araştırır o alandaki şirketlere başvururken konuya hakim olursunuz. Kimbilir belki çalışmak istediğiniz şirketlerle proje bazlı çalışmaya başlar, kendi markanızın yöneticisi olursunuz ya da şirket sizi farklı projelerde görevlendirmek için kendi bünyesine katar.

Gelecekte iş yapmaya nasıl hazırlanabilirim?

Teknolojinin ilerlemesiyle iş yapış tarzı, mekanı ve zamanı değişmekte. Geleceğin işleri şirket yönetimi, çalışan ve müşteri arası sınırları tamamen kaldıracağa benziyor. London Business School’da profesörlük yapan Lynda Gratton, Future of Work (İşin Geleceği) adında bir projeyle geleceğin iş hayatının nasıl olacağına dair bir araştırma yürütmekte. Geçtiğimiz 8 ayı 20 uluslararası şirketten 200 takımı inceleyerek küresel güçlerin geleceğin iş dünyasını nasıl şekillendireceğini araştırarak geçirmiş. Çalışmanın sonuçları henüz kesinleşmemiş olsa da, belli trendler şimdiden belirgin: Teknoloji bireylerin çalışma şeklini devrimsel bir biçimde değiştirecek. Özgür iletişim sayesinde fikrini paylaşmak isteyen herkes potansiyel işverenlere ve müşterilere ulaşabilecek. Şirketler, ülkeler ve bölgeler etrafında işlerin sınıflandırılması sanal dünyanın egemenliğiyle son bulacak. İnsanlar daha uzun yaşadığından ve daha geç yaşlarda emekli olduğundan çok yakında dört nesil bir arada çalışacak. Çin’de bir fabrika işçisi ömrü boyunca aynı kasabada çalışırken, kalifiye beyaz yaka çalışan küresel bir vatandaş haline gelecek. Avrupa’dan Çin’e ve Hindistan’a beyin göçü olduğu gibi, Asya’dan Batı’ya göç eden çalışan sayısında artış görülecek. İnovasyon ve eğitim dünyanın her yerine açıldığı gibi, bilgi işçileri dünyanın her yerinde çalışabilecek.

Profesör Gratton böyle bir geleceğe kişinin kendini hazırlaması için bir reçete sunuyor:

-Sizden farklı olan ve sizin bilgi, deneyim ve yeteneklerinizi tamamlayacak özelliklere sahip profesyonellerle bağlantı kurun.

-Bir şeyi en iyi şekilde nasıl yapacağınızı öğrenmek için o konu üzerinde 10.000 saat çalışın. Hızlı okuyup üstün körü birşeyler yapmayı denemeyin. Birçok şeyle ilgili az bilgiye sahip olmak sizi bir yere götürmez. Genel bilgi sahibi olmak için her zaman Wikipedia’ya bakabilirsiniz.

-Bir işe girmeden sizin için neyin gerçekten önemli olduğunu düşünün. İşin size kazandırdıkları sadece maddi imkanlar olmamalı. Daha az kazanca severek yaptığınız, ailenize ve sevdiklerinize daha çok zaman ayırabileceğiniz sizi mutlu eden bir işi kabul etmek isteyebilirsiniz.

Geleceğin iş dünyasında çalışmaya hazır mısınız? Sınırların yok olduğu bu çalışma alanında sizin yeriniz ne olacak?

Datassist’in katkılarıyla Dünya Gazetesinden alınmıştır.

Kategori Haberler, İŞ'in Püf Noktası0 Yorum

Çince Bilen Mezunların Çinli Huawei’de İşi Hazır

Çince Bilen Mezunların Çinli Huawei’de İşi Hazır

Okan Üniversitesi, Çinli bilişim ve telekomünikasyon firması Huawei ile işbirliğine gitti. Çince eğitimi alan öğrenciler mezun olur olmaz Huawei’de işe başlayabilecek.

Eğitim ile iş dünyası arasında köprü oluşturmayı hedefleyen Okan Üniversitesi, öğrencilerine Çince, Rusça ve Arapça öğreterek yükselen pazarların kapısını aralamayı planlıyor. Türkiye’ye yatırım hedefleyen 50 milyar euro cirolu Çinli bilişim ve telekomünikasyon firması Huawei ile anlaşan Okan Üniversitesi, bu işbirliğiyle Çince öğrenen bütün öğrencilerini mezun olur olmaz firmada işe yerleştirecek.

Okan Üniversitesi’nin 2010-2011 hedeflerinin değerlendirildiği basın toplantısında konuşan Okan Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Bekir Okan, öğrencilerde mezun olduktan sonra iş bulmaları için gereken tüm altyapıyı oluşturduklarını ifade etti. Öğrencilerine yükselen pazarların dillerini ders olarak öğrettiklerini anlatan Okan, “Bizim öğrencilerimiz İngilizcenin yanında Çince, Rusça ya da Arapça öğrenmek zorunda. Mezunlarımız arasında Çince bilen hukukçu, Rusça bilen mühendis bulabilirsiniz. Çünkü buradan mezun olan çocukların sadece yurtiçinde değil yurtdışında da iş bulmalarını istiyoruz” dedi. Okan, Türkiye’ye yatırıma gelen Huawei ile anlaştıklarını, firmanın Çince bilen bütün mezunları işe alacağını açıkladı.

İşadamları ders veriyor

Girişimci yetiştirme hedefiyle iş dünyasının önde gelen isimleriyle anlaşıp okullarında ders verme konusunda ikna ettiklerini ifade eden Okan, “Üniversitede Asım Kocabıyık’tan tutun da Ahmet Nazif Zorlu’ya kadar pek çok işadamı gelip deneyimlerini tıpkı bir öğretmen gibi öğrencilerle paylaşıyor” diye konuştu. Bekir Okan, ayrıca öğrencilerinin bir iş deneyimiyle mezun olabilmeleri için Türkiye’deki 100 civarında işletmeyle anlaşıp staj imkanı oluşturduklarına dikkat çekti.

Uluslararası bir üniversite olma hedefiyle yola çıkan Okan Üniversitesi, Türkiye’nin yanı sıra yurtdışından da öğrenci çekmeyi planlıyor. Bekir Okan da, 5 yıl içinde 10 bin öğrenciye ulaşmak istediklerini ifade etti.

SÜRÜCÜSÜZ OTOMOBİL PROJESİ

Ar-Ge çalışmalarına da odaklandıklarını belirten Bekir Okan, üniversite bünyesinde sürücüsüz çalışan otomobil ve elektrikle çalışan otomobil çalışmalarının olduğunu söyledi. Otomotiv sektörüyle kurdukları sıkı bağlar sayesinde daha birçok projeye imza atmayı planladıklarını ifade eden Okan, proje ile ilgili şu bilgileri verdi: “İnsansız çalışan otomobille uykusu gelen sürücünün kaza yapma riski olmayacak. Çünkü bilgisayar o arada devreye girip koltuğu dikleştirecek. Bu araç insansız girilmesi gereken noktalar için ya da özürlü ve yaşlı olduğu için araç kullanamayanlar için de elverişli olacak.”

İLKÖĞRETİME 15 MİLYON DOLAR

Bekir Okan, eğitim sektöründeki yatırımlarını üniversitenin ardından kolej ve anaokulu yatırımıyla sürdürmeyi planlıyor. Okan, Amerika’daki kolej modelleri incelenerek hayata geçirecekleri bu okul için 15 milyon dolar yatırım yapacaklarını söyledi. Türkiye’nin en büyük özel ilköğretim okulunu hayata geçirmeyi düşündüklerini kaydeden Okan, “Bu okulda 200 kişilik anaokulu, 700 ilköğretim öğrencisi, 300 de fen lisesi düzeyinde öğrenci olacak. Çince, Rusça ve Arapça dersler de olacak” diye konuştu.

Referans

Kategori Haberler0 Yorum

ING Bank, Üniversiteli Gençlerin Yaratıcı Bankacılık Fikirlerini Ödüllendirdi

ING Bank, Üniversiteli Gençlerin Yaratıcı Bankacılık Fikirlerini Ödüllendirdi

ING Bank’ın ilk olarak geçtiğimiz sene gerçekleştirdiği  “ING Practica”, 30 Haziran-1 Temmuz tarihleri arasında Şile Doğa Tatil Köyü’nde düzenlenen final kampı ile sona erdi. Türkiye genelinde ön elemede 20 üniversitenin , okul elemelerinde 9 üniversitenin yarıştığı ve Şubat ayından beri devam eden projede birinciliğe Yıldız Teknik Üniversitesi ekibi layık görüldü. Birinci olan 5 kişilik Yıldız Teknik Üniversitesi ekibi, ING Bank’ta 2 ay sürecek özel bir staj programı ve 3 günlük Amsterdam gezisi kazandı.

Üniversitedeki gençlerin kendilerini ifade edebildikleri, yaratıcılıklarını ortaya koyup kendilerini geliştirdikleri eğlenceli bir süreç olan “ING Practica”, bu sene Şubat ayında başladı. Mart ayı içerisinde ise gerçekleşen internet bazlı vaka çalışmasıyla ön elemeleri tamamlanan sürecin bir sonraki etabı “Practica Okul Elemeleri” oldu. Okul elemelerinde katılımcılar, beşer kişilik ekipler halinde yarışarak,  yapılan aktivitelerde diğer ekiplerden daha çok puan toplamaya çalıştılar. Okul elemelerinin sonunda ise “Practica Final Kampı”nda okulunu temsil edecek ekip belirlendi.

“ING Practica”nin yolculuğu “Practica Final Kampı” ile sona erdi. Yarışın hız kazandığı iki gün boyunca ekipler hem yaratıcılıklarını konuşturdular hem de doyasıya eğlendiler. Kampta ING Bank yöneticileriyle tanışma fırsatı da bulan üniversiteli gençler, gerçekleştirdikleri atölye çalışmalarıyla birinci olma mücadelesi verdiler.

ING Bank Kurumsal Gelişim Direktörü Yaprak Eldem, “Genç yeteneklerin markalaşma çerçevesinde düşünmesini sağlamak için böyle bir yarışma tasarladık. Yarışmanın süreçlerini, ING Bank’ın global vizyonu doğrultusunda, müşteri memnuniyetini ön plana çıkartan bir anlayışla, kullanımı kolay, dinamik ve müşteri odaklı ürünler sunma vizyonumuza uygun olarak tasarladık. Bir yandan genç ve başarılı yetenekleri ING Bank genç yetenekler havuzuna dahil ederken, bir yandan da onlara kariyer planlarını yaparken daha vizyoner olabilmeleri için ufuklar açıyoruz” dedi.

Zorlu ve bir o kadar da  eğlenceli geçen “ING Practica”ni birincilikle tamamlayan  Yıldız Teknik Üniversitesi Üniversitesi’nden Mutlu Sakarya Nihan Horasan Vedat Kılıç Burak Oda Gözde Yamaç ise şöyle dediler: “Bizim için en başından beri çok eğlenceli ve çok öğretici bir süreç oldu. Burada geçirdiğimiz zaman için ING Bank’a çok teşekkür ediyoruz. Bizim için çok faydalı oldu. ING Bank çalışanları ve üniversitelerden gelen arkadaşlarımızla çok güzel bir sinerji yakaladık. Kampın herkes için çok eğlenceli ve faydalı olduğuna inanıyoruz”.

Kategori Haberler0 Yorum

Türkiye ve Kriz

Türkiye ve Kriz

2008, bankacılık sisteminin çöküşe geçtiği bir yıldı. Yılın son çeyreğinde yaşanmaya başlanan ekonomik kriz ile dünya ekonomisi alt üst oldu.

Bu krizden Türkiye de nasibini aldı. Ancak bu kriz Türkiye’ye, Amerikan ekonomisinde yaşattığı etkiyi yaşatmadı. Elbette bunun birçok sebebi var: Türk bankacılarının gerek 2001 krizindeki tecrübeleri, gerekse daha temkinli hareketleri tüm dünyada ilgiyle takip edildi. 2001 krizinde edinilen tecrübeler ile aynı hataya bir kez daha düşülmesi engellenmeye çalışıldı. Öyle ki, Oxford Üniversitesi James Martin 21’st Century School Direktörü Dr. Ian Goldin, Türkiye’nin kriz yönetimi konusunda ileri seviyelere ulaştığını belirtti.

Aslında kriz, Türkiye’yi güçlü devlet yaptı. The Future Laboratory isimli bağımsız araştırma kuruluşu tarafından hazırlanan “Geleceğe Dayanıklı Avrupa”   araştırmasına göre, Türkiye küresel kriz ortamında yüksek performans sergileyen beş Avrupa ülkesinden biri oldu. Çalışmada Türkiye, Fransa, Almanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti yeni güçlü devletler olarak nitelendirildi.

Eski Uluslararası Para Fonu (IMF) Başekonomisti Simon Johnson, İngiltere’nin borç problemiyle karşı karşıya bulunan Yunanistan ve İspanya ile aynı kategoride görülebileceğini söyledi. Simon’a göre, Avrupa’nın hasta adamı İngiltere’nin bütçeyi yakın gelecekte kontrol altına alacağına ve güvenilir adımlar atacağına dair ikna edici çalışmalar yapması gerekiyor.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ise Yunanistan ve İtalya’nın, Türkiye kadar açık olmadığını dile getirdi. Türkiye’nin bu krizi, en hafif yaralarla atlatma başarısını ise politikasını açık seçik bir şekilde ortaya koymuş olmasına bağladı.

IMF ile yaptığımız görüşmelerden de henüz bir sonuç alınamadı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, “Eğer Türkiye bu krizden bu kadar büyük darbe yediyse, nasıl oluyor da daha önceki krizlerde olduğu gibi IMF’ye gidip el açmadık? Son bir yıl içinde 22 ülke, bunların içinde AB üyesi olan ülkeler de var, IMF’nin kapısını çaldı ve program yaptı. Çünkü kendi başlarına bu işi götüremediler. Türkiye bu krizi kendi tedbirleriyle, kendi kaynaklarıyla götürdü” şeklinde bir açıklamada bulundu.

Kayı Group’un sahibi Talha Görgülü’ye göre, IMF’ye ihtiyacımız yok. Türkiye, elindeki imkanları en güzel şekilde değerlendirdiği takdirde IMF’den alacağı paranın üzerinde bir gelir elde edebilir. Üstelik bu şekilde düşünen birçok kişi var. Türkiye Perakendeciler Federasyonu Başkanı Şeref Songör ve Altınbaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı İmam Altınbaş da aynı düşünceleri paylaşıyor. İmam Altınbaş: “IMF ile yapılacak anlaşma, ki bence olmamalı, Türkiye’yi mevcut durumun daha gerisine götürmemeli, elini kolunu bağlamamalı” dedi.

Peki, bu kadar çok kişi, Türkiye’nin bu krizi hafif yaralarla atlattığını ve IMF ile bir anlaşmaya varmanın gereksiz olduğunu söylerken neden TÜSİAD, hükümete bu anlaşma için adeta baskı uyguluyor? Burada çıkar çarkları kimin için dönüyor? Ali Babacan bu konuda neden hiçbir şey söylemiyor?

Bu konuyla ilgili olarak patronlar IMF’ye temkinli yaklaşırken, IMF’den umudunu yitiren yatırımcı, borsada satışa geçti. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, yurt dışına bağlı olarak bankacılık hisseleri öncülüğünde yüzde 3’e yakın değer kaybetti. İlk seansta dalgalı bir seyir izleyen İMKB yurt dışı piyasalardaki olumsuz görünüm ve Ali Babacan’ın IMF anlaşmasına ilişkin olumlu bir haber gelmemesinin ardından ikinci seansta kayıplarını artırdı. Ağırlıklı olarak bankacılık hisselerine gelen satışlarla kayıpları bir ara yüzde 42’ye ulaşan İMKB-100 endeksi kapanışa doğru kayıplarının bir kısmını geri alarak yüzde 2,96 düşüşle 50 bin  puanın altına indi. Endeks günü 49.933 puandan kapattı. Son dört işlem gününde endeksteki toplam düşüş yüzde 10 olarak gerçekleşti.

Oysa IMF taraftarlarının aksine, sadece turizmi ele alsak bile IMF’ye ihtiyacımızın olmadığını göreceğiz. Turizmciler, hükümetin kendilerine destek vermeleriyle birlikte IMF’ye olan ihtiyacın ortadan kalkacağını ve turizmde ciddi yerlere gelineceğini söylüyorlar. Turizm verilerini incelediğimiz zaman bu durum doğru gibi görünüyor. Nitekim, küresel krizi 2006 yılında yaptığı yorumlarla tahmin eden ve “Piyasa Kahini” olarak adlandırılan Nouriel Roubini, Türkiye için iyimser bir tablo çizdi. Yatırım için Türkiye’yi adres gösterdi.

Son dönemlerde Türkiye, turist sayısı ve döviz gelirlerindeki artış hızıyla dünya 20’nciliğe yükseldi. 2008’de dünya turizmi krizden dolayı ciddi oranda gerilerken, Türkiye yüzde 2’lik büyüme kat eden tek ülke olma başarısını elde etmişti. 2009’da ise dünyayı saran ekonomik krizin üzerine bir de domuz gribi rakip ülkelerde turist kaybı yaşatırken, ülkemize gelen turist sayısı her geçen gün arttı.

Vizenin kaldırılmasıyla, hükümet bu konuya önem verdiğini gösterdi. Vizesiz seyahat edilebilecek ülkelere, yapılan yeni çalışmalara yenileri de ekleniyor. Çalışmalar bu yönde iken ilk meyveler de toplandı. Suriyeli turistler, Türkiye için 15’inci pazar konumundalar. Vizelerin kaldırılması sonucu doğan potansiyel ile turizm hareketliliği gözle görülür şekilde yaşanıyor. Önümüzdeki dönemde sadece Suriye, Irak, İran gibi ülkelerden 7-8 milyon turist gelecek. Son birkaç ayda Suriye’den Türkiye’ye giriş yapan ziyaretçi sayısı yüzde 83 arttı. 10 ayda 400 bin olan ziyaretçinin yıl sonuna kadar 600 binleri bulması bekleniyor. Bu hareket içinse, otellerdeki yatak kapasitesi artırılmalı, sağlık, kongre, fuar alanları yapılmalıdır. Yeni tahsislerde bu turistlerin ilgi alanları da göz önüne alınmalıdır.

Sağlık turizmi de gelişen alanlardan biri. Kuzey Avrupa, hatta Kuzey Asya’dan termal, göz, medikal, estetik gibi sağlık sektörünü göz önüne aldığımızda Türkiye’nin geliri daha da artacak. Türkiye bunu planlıyor, kamu bunun peşinde.

Turizm Bakanlığı, 32’si termal, 14’ü kıyı turizmi, ikisi de kış turizmi olmak üzere 48 taşınmazı, 49 yıllığına turizm yatırımcılarına tahsis etmeyi hedefledi. 49 yıllığına yapılacak tahsislerden yararlanmak isteyen yerli ve yabancı girişimciler 4 ocak tarihine kadar başvurdu. İsteyen, pansiyon veya iki-üç yıldızlı butik otel; isteyen de dört-beş yıldızlı otel veya tatil köyü kurma hakkını elde etti.

Türkiye’nin kış turizmi potansiyeli de önemli. Erzurum Palandöken’de 2011 yılındaki üniversitelerarası kış olimpiyatları için yapılan hazırlıkların yüzde 70’i tamamlandı. Dünyanın en iyi beş kayak merkezinden biri haline gelen Palandöken’de önümüzdeki yıl 25 bin kişi aynı anda kayak yapabilecek. Suni kar sistemiyle sezon 100 günden 180 güne çıkarılacak.

Tüm bunları sayısal olarak şöyle de ifade edebiliriz: Türkiye, dünya turizm pazarında yüzde 4,5 paya sahip. 2008 yılında Türkiye’ye gelen turist sayısı 26,3 milyon, turizm geliri ise 21,9 milyar dolar oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan belgeli yatak sayısı ise 425 bine ulaştı.

Dünya Turizm Örgütü verilerine göre, doğrudan ve dolaylı olarak 32 faaliyet dalında istihdam yaratan turizm sektöründe, Türkiye’de doğrudan yaratılan istihdam 2008 yılında yaklaşık 3,4 milyon kişi olarak hesaplandı.

Türkiye’ye gelen turist sayısı, 2009’un ilk 10 ayında ise, 2008’in aynı dönemine göre yüzde 1,96 artışla 24,45 milyon kişiye ulaştı. Turizm gelirleri ise yılın ilk dokuz ayında 16,26 milyar dolar oldu. 2009 yılında turist sayısının 26,5 milyon, turizm gelirinin ise 21 milyar doları bulması bekleniyor. Turizm Bakanlığı’ndan belgeli yatak sayısının 570 bine, belediye belgeli yatak sayısının ise 432 bine ulaşacağı, yatırım aşamasındaki 250 bin yatakla birlikte toplam yatak kapasitesinin 1,3 milyonun üzerinde olacağı tahmin ediliyor.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, turizmde yeni tahsis dönemine ilişkin olarak: “Ziyaretçi sayısını daha yukarı çekmek için tanıtım ve teşvik çalışmalarına ağırlık verdik. Enerji desteği, KDV indirimi, turizm işletmecilerinin ihracatçı kabul edilmesi ve KOBİ desteklerinden yararlanmaları Türk turizminin daha iyi noktalara taşınması için yapılan çalışmalardan bazıları” şeklinde konuştu.

İşte turizmin 2010 yılı öncelikleri:

  • İç kısımlarda ve gelişmemiş yörelerdeki turizm faaliyetleri desteklenecek.
  • Turizme hizmet veren planlama, yatırım ve danışmanlık firmaları belgelendirilecek.
  • Doğal ve tarihi çevrenin korunmasında hız ve etkinlik sağlanacak.
  • Turizm sektöründe insan gücü niteliği yükseltilecek.
  • Turizmde dış turizm için yeni yapılanmaya gidilecek. Sektör kuruluşlarının tanıtıma katılımı çalışmaları sürdürülecek.
  • İstanbul’un marka kent olarak dünya turizmine sunulması sağlanacak. Nitekim İstanbul’un yedi farklı yerinde yapılan organizasyonlarla tanıtım sağlandı. Böylece İstanbul, 2010 kültür başkenti olarak seçildi.
  • Turizm koridorları belirlenerek kültür ve eko turizmle ilgili yönlendirme faaliyetleri sürdürülecek.

Sadece turizm alanında bu kadar çok gelişmeye sahipsek, o zaman neden hala IMF’ye ihtiyacımız olduğuna inandırılmaya çalışılıyoruz?

Aslıhan Ardıç

İstanbul Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu Dış Ticaret Bölümü, birinci sınıf öğrencisi

Fortune Kampüs

KAYNAKÇA

PARA Dergisi 20-26 Aralık 2009 sayısı haftalık ekonomi dergisi

FORTUNE Dergisi Şubat 2010 sayısı

Zaman Gazetesi (26-27-28-29 Ocak)

Marketing Türkiye 2009 aralık

Capital Dergisi Şubat 2010 sayısı

Dünya Turizm Örgütü istatistikleri

Kültür ve Turizm Bakanlığı verileri

Kategori Haberler, Serbest Kürsü0 Yorum

Türkiye Gençliğinin Avantajını Yaşıyor

Türkiye Gençliğinin Avantajını Yaşıyor

Dünyaca ünlü Türk moda tasarımcısı Hüseyin Çağlayan, modanın gelişmiş ülkelerde çok daha hızlı bir şekilde geliştiğini belirterek, “İtalya tarım toplumundan ekonomi toplumuna geçişini bizden çok daha önce tamamladığı için Türkiye’nin önünde yer alıyor. Ancak Türkiye de bu yönde çok önemli gelişmeler yaşıyor. Ekonomi toplumuna geçiş tamamlandıkça Türkiye, dünya modasından daha geniş pay alacak. Öte yandan yaşlı Avrupa tarih içinde ölürken Türkiye genç bir Cumhuriyet olmanın avantajını yaşıyor” dedi.

Doç Dr. Gülay Hasdoğan, Hüseyin Çağlayan, Ece Sükan

İstanbul Moda Akademisi’nde (İMA), bugün düzenlenen “moda tasarımı ve endüstriyel tasarım” konulu söyleşiye katılan Hüseyin Çağlayan Vogue Dergisi Moda ve Stil Danışmanı Ece Sükan Ortadoğu Teknik Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü Başkanı Doç. Dr. Gülay Hasdoğan’ın sorularını yanıtladı.

GELECEĞİN KİMLİĞİ YOK!

Büyük ilgi gören söyleşide Hüseyin Çağlayan,  modanın öncelikle ekonomik süreci tamamlayan toplumlarda geliştiğini söyledi.

Hüseyin Çağlayan, Batı’nın elitlerinin yıllar önce Doğu’ya gidip, oradaki tasarımları aldıklarına dikkat çekerek, bugün artık buna ihtiyaç kalmadığını ifade etti. Londra, Milano gibi merkezlerin bulunduğu ülkelerin ekonomilerinin dönüşüm süreçlerini tamamladıklarını ifade eden Çağlayan şöyle devam etti:

“Kuruluş tarihi çok daha eski olan Avrupa ülkeleri yavaş yavaş tarih içinde boğuluyor. Avrupa bundan dolayı ölüyor. Türkiye genç bir cumhuriyet ve hep geleceğe bakıyor. Gelecekse kimliksiz bir kavram. Yeni olanın bu gelecek içinde şansı daha yüksek. Bu nedenle Türkiye bulunduğu coğrafyada büyük avantaja sahip.”

Hüseyin Çağlayan, bir soru üzerine, acı bir gerçek olsa da moda endüstrisinin elite bağlandığını söyleyerek, bu işte başarılı olabilmek için çevrenin önemine dikkat çekti.

Çağlayan, işine kendini adamış ve işinde iyi olan kişilerin, bu dezavantajı mutlaka tersine çevireceğini sözlerine ekledi.

Kategori Haberler0 Yorum

Şirketler Neden İş Başvuru Formu Doldurtur?

Şirketler Neden İş Başvuru Formu Doldurtur?

Şirketler mülakata çağırdıkları adayların önüne doldurmaları için iki veya dört sayfadan oluşan İş Başvuru Formu verirler. Bazı adaylar bu formları itirazsız doldurur, bazısı ise doldurmayı reddeder. “Ben size özgeçmişimi gönderdim, neden aynı bilgileri tekrar tekrar yazıyorum?” diye çıkışırlar.

O halde meraklısı için neden adaylara İş Başvuru Formu doldurttuğumuzu madde madde açıklayayım:

1. İş Başvuru Formunun doldurulması isteği şirketin potansiyel çalışanından ilk talebidir. Bu ilk iş talebi aday nezninde bir angarya niteliği taşıyabilir ama zaten iş hayatında da ne angaryalarla karşılaşmıyor muyuz? İlk angaryayı reddeden işe girdiği takdirdekarşılaşacağı büyük veya küçük bütün angaryalarda problem çıkatacak, işi aksatabilecektir.

2. İş Başvuru Formuna gösterilen özen; temiz ve eksiksiz doldurulması adayın işe genel yaklaşımının bir aynasıdır, uyum, uzlaşma ve çalışanlık göstergesidir.

3. İnsan Kaynakları Uzmanları İş Başvuru Formu doldurulurken kullanılan yazı karakterlerini analiz edebilmektedir.

4. İş Başvuru Formları İnsan Kaynakları bölümünün kurumsal kimlik kapsamındaki kıymetli evraklarından biridir. Mülakata alınan adayların bilgilerinin belirli standartlarda arşivlenmesini sağlar. Aday formda beyan ettiği bilgilerin doğru olduğuna dair formun altına imzasını atar. Şirket ise bilgilerin gizliliği üzerine adaya güvence verir. Karşılıklı bu taahhüt özgeçmiş üzerinden yapılamaz..

5. Özellikle özenerek İş Başvuru Formunu dolduran adaylar, formu kurumun ciddiyetinin bir göstergesi olarak algıladıklarını net olarak ifade etmektedirler.

6. İş Başvuru Formları kurumsal pazarlama anlamında büyük değer taşır. Aday formu dolduruğu süre boyunca elindeki evrak vasıtasıyla kurum ile resmi bir bağlantı içine girer. Bu bağ kurum ve marka bilinilirliği açısından önemlidir.

7. İş Başvuru Formlarının tasarımı ve içeriği vasıtasıyla adayın özgeçmişinde bulunmayan bilgilere ulaşılabilmekte, adaya çeşitli kişisel sorular yöneltilebilmektedir.

Sıraladığım temel doldurulma nedenleri dışında şirket bazlı farklı detaylar da listeye eklenebilir.

Sevgili iş arayanlar, lütfen iş görüşmesine gittiğinizde sizden doldurmanız istenen İş Başvuru Formunu dikkatle, temiz ve doğru içerikle, üşenmeden doldurun. İnsan Kaynaklarının bu ricasını reddetmeyin.

Örneğin ben çok güzel doldurulmuş bir form elime gelirse adaya teşekkür ederim. + 1 puan alır.  Zaten adayı beğenip çağırmışım, elimdeki form da pırıl pırıl … süper :)

İpek Aral Kişioğlu / Kaynağım İnsan

Kategori Haberler, İŞ'in Püf Noktası0 Yorum

Advert

Facebook

Businews on Facebook

Stajını puanladın mı?