Arşiv | İŞ'in Püf Noktası

Profesyonel İmaj ve “Vay Kıro Vay” Endeksi

Profesyonel İmaj ve “Vay Kıro Vay” Endeksi

“İnsanlar elmaslar gibidir, piyasa değerleri vardır. Fakat ancak parlatıldıktan sonra dünya onların gerçek değerini öder.”

William Thourlby

Bir eğitim

Güzel bir haftasonu idi. Bir grup gençle birlikte idim. Bir şirkette yeni işe alınmış gençlere “İş yaşamı ve profesyonellik” konusunda  bir eğitim verdim.  Yaşamlarının baharında kariyer yolculuklarına çıkarken iş yaşamının gerçeklerini ve profesyonelliği anlatmaya çalıştım dilimin döndüğünce. Nasıl bir dünyada yaşıyoruz, profesyonellik ne demek, bir profesyonelde bulunması gereken nitelikler neler olmalı diye bütün gün  konuştuk, tartıştık.

Profesyonel imaj

Kapsadığımız konulardan birisi de profesyonel imajdı. Profesyonel imaj deyince cevabını aradığımz soru şu olur:  Bir profesyonel çevresine nasıl bir görüntü vermelidir,  nasıl bir izlenim bırakmalıdır?  Bu izlenimi yaratmada da üç önemli boyuttan söz edebiliriz: Kişinin yaptığı iş, insan ilişkileri ve dış görünüş.

Bir profesyonel  işini en mükemmel biçimde yapmalıdır. Bu boyutun yerini hiç bir şey tutamaz. Bu rekabet ortamında işini mükemmel yapmayan uzun dönemde zaten elenecektir. Öte yandan kişi işini yaparken hep insanlarla ilişki içindedir. İnsan ilişkilerinin de bir profesyonele yakışan biçimde, sevgi ve saygı çerçevesi içinde olmalıdır. Profesyonel davranışlarına dikkat etmelidir. Ne demiş Emerson:   “Davranışlarınız hiç tahmin etmediğiniz “jürilerin” gözlemi altındadır . Bu jüriler hiç tahmin etmediğiniz durumlarda davranışınıza göre çok büyük bir ödülü size verirler veya sizi ödülden mahrum bırakırlar.”  Hele hele bir profesyonelseniz  bu söz daha da önem kazanır.

Dış görünüş

Profesyonel imajda üçüncü boyut olarak saydığım dış görünüş de çok önemlidir. Çünkü dış görünüş profesyonel  imajınızın kapağıdır.  İnsanlar, içeriğe bakmadan önce kapağa bakarlar. Dış görünüşünüz, sizin bir profesyonel olduğunuzu dile getirmelidir.

Eğitim verdiğim gençlere şöyle giyiyinin, böyle giyinmeyin  demeden önce onların bakış açılarını öğrenmek istedim.  Merak etmiştim acaba üniversite ve yüksek okul mezunu bu gençler ne tür giyim- kuşam  ve davranış biçimini yadırgıyorlar. Onlara şöyle bir grup çalışması yaptırdım. “VKV endeksi bulacağız” dedim. Yani “Vay Kıro  Vay” endeksi.  Endekse konu olacak soru şu idi: Bir profesyonelin  hangi tür davranış biçimlerinde, hangi tür giyim kuşamında  içinizden “Vay Kıro Vay” demek gelir? İşte aşağıdakiler bu gençlerin tanımları:

VKV endeksi

” Sakız çiğnemek

” Takım elbise altına beyaz çorap

” Kaçık çorap

” Yürümeyi beceremediği halde aşırı yüksek topuklu ayakkabı giymek

” Ter kokusu, ağız kokusu, pis dişler

” Erkeklerde zincir, kolye, künye ve elde tesbih

” Bayanlarda abartılı takılar

” Çıkmış ojeler

” Alınmamış burun, kulak kılları

” Sürekli araba anahtarı ile oynamak

” Olmadık yerde sesli biçimde burun temizlemek

” Bayanlarda aşırı makyaj

” Ayakkabının topuğuna basmak

” Bayanlarda aşırı dekolte (Aşırı mini etek, açık göğüs)

” Erkeklerde küçük parmakta yüzük

” Yağlı ve kirli saçlar

” Kirli ayakkabılar

” Dar kıyafetler(erkekler dahil)

” Parfümle yıkanmak

” Bağrı açık gömlek

” Aşırı sivri burunlu ayakkabı

” Erkeklerde yumurta topuk

” Abartılı saç şekilleri

” Yayılarak oturmak

” Saçma sapan telefon melodisi

” Telefonda bağıra bağıra konuşmak

” Laubali konuşmak, aşırı samimiyet göstermek

” İş yerinde isim yerine abi, bacı, yenge türü sözcüklerle hitap etmek

” Çay ve kahveyi höpürdeterek içmek

” Mahalle ağzı ile konuşmak

” Üstü başı sigara kokmak

” Çok düşük bel

” İç çamaşırın görünmesi

” Açık ayakkabı

Not: Yukarıdaki VKV endeksini genişletmek mümkündür. Çünkü kırolukta sınır yoktur.

Sonuç

Yukarıda “Vay Kıro vay” endeksinde sıralanan maddelerden bazıları belki onlara doğrudan söyleyemeyeceğim  türden şeylerdi. Bunları ben söylesem belki “Ne tutucu adam” diyenler çıkabilirdi. Ama yukarıdakileri kendileri buldu. Demek aklın yolu tekti; mutlu oldum gençlerin böyle düşünmesine. İş yaşamının fırtınalı denizine yelken açan bu gençlere  hayırlı yolculuklar ve  başarılar diledim.

Dr. Uğur TANDOĞAN / Dünya gazetesi

Kategori İŞ'in Püf Noktası0 Yorum

Kişisel Gelişim Canavarı Olmayın

Kişisel Gelişim Canavarı Olmayın

Kariyer yolunda başarılı olmak için üniversite öğrencileri ne yapacaklarını  şaşırdılar. Bu şaşkınlık giderek kendini baskıya bırakır.

Körü körüne hareket eden, “kendimi geliştirmeliyim amanın!” nidalarıyla ortalıkta başı boş bir şekilde aranan, ne amaçla hareket ettiğini bilmeyen çoğunluğun ardından hareket eden, ilgili ama bilgisiz topluluğadır bu sözler. Var mı böyleleri yakınınızda?

Sosyalleşmek adı altında bulunmamanız gereken toplantılarda bulundunuz, asla o işin adamı olmadığınız kulüplerde yer aldınız, ne yapacağınızı bilmediğinizden savrulup durdunuz, döndünüz dolaştınız ve onlar yapıyorsa vardır bir nedeni mantığıyla sıradan işlerin insanı olmaya başladınız. Zaman kaybettiniz, isteklerinizi ertelediniz ve belki de bir diğer tarafta sizin için çok daha değerli olabilecek biriyle tanışma fırsatını kaçırdınız. Olmanız gereken yeri değil, modayı takip ettiniz. Oysa bu size hiç yakışmadı!

Farkına varmıştınız oysa, kendinizi geliştirmek istiyordunuz ama izleyeceğiniz yolu somut bir şekilde göremiyordunuz. Nereden başlamanız gerektiğini bilmemek her zaman en büyük bahaneniz oldu. Düşünmeyi ertelediniz, isteklerinizin üzerine gidemediniz. Sıradan oldunuz, plan kurarken hep “vizelerden sonra/önce” dediniz, risk alamadınız.

Üniversitelerde düzenlenen “ismiyle albenili” etkinliklerde önceliğiniz hep sertifika verip vermemesi oldu. Hatta bu sertifikaların katılım belgesinden öte ileri gidemeyeceğini bilmediğiniz de aşikar. Ama inat ettiniz, her etkinliğe gitmeniz gerekiyordu ve ne de olsa kişisel gelişim ve farkındalık böyle yaratılıyordu değil mi?

Birileri size öğretti ki “network” oluşturmak, insan ilişkilerindeki başarınız ve oluşturacağınız dostluklar, iş dünyasında kurduğunuz bağlantılar çok daha önemli. Tüm bunları yapabilmek için içinizdeki girişimci, girişken ruhu uyandırmak yerine yapmacık sevimliliğe başvurduğunuzu görürseniz tekrar başa dönmeniz gerektiğini unutmayın. Kendinize!

Gittiğiniz seminerlerde, katıldığınız konferanslarda hatta yurtdışından sonra ülkemizde de sıkça görülmeye başlanan “kahveci buluşmaları” nda (henüz çay bahçelerinde yapılmamaktadır)  dinlediğiniz hayat hikayelerinde karşınıza hep “başarılı” olmuş insanlar çıktı. Genç girişimciler, muazzam virajlardan sonra çıkılan düzlükler, çok yönlülüğün faydalarını görmüş ve projelerini hayata geçirmeye başlayan, melek yatırımcısıyla gelecek vaad eden gençler… Sosyal medyada hatırı sayılı derecede etkin bu gibi örnekler sizi büyülü, pembe bir dünyaya sürükleyebilir. Gözünüzdeki “dahi” profillerle sizden hep örnek almanızı, bir şeyler kapmanızı ve ilham perisinin üzerinize konmasını beklediler. Ama olmadı, ama olabilir.

Her yerde başarılı olmuş insanlar görür ve okuruz. Bir anda etrafınızda sizden başka herkesin bir şeyleri başardığını hissetmeye başlarsınız. Çünkü ortam bunu hissettirmek için öyle uygundur ki. Karşınıza hep uç örnekler ve mutlaka bir başarının arkasındaki sihirli gücü gözünüzde büyüterek anlatırlar. Oysa bir başarısızlıktan çıkarabileceğiniz bir dersten kimse söz etmez. Satılacak olan başarıdır. Konu şuraya gelir; bu insanlar yapabiliyorsa siz de yapabilirsiniz. Tabii size koçluk edecek birini bulursanız! O da biziz.

Etrafıma bakıyorum da herkes bilinçli. Ne güzel! Bilinçlendikleri konu şu ki artık herkes sıradan bir mezuniyet belgesiyle ekmek koparamayacağının farkında. Demek istediğim şu ki insanlar kendilerine yeni nitelikler eklemenin peşindeler. Amaç ise sepetteki en çekici yumurta olabilmek. Farklılaşabilmek yani..

Farklılaşmalı mıyız?

Evet farklılaşmalıyız. Çünkü karanlıkta belli olmanız için farklı olmalısınız. Kalabalık bence bir karanlıktır. Kalabalığın gölgesinde kalmak istemiyorsanız kendi ışığınızı yakabilmelisiniz. Bunu da üniversite yıllarından itibaren alevlendireceğiniz ateşle başlatırsınız işte..

Buraya kadar her şey güzel gözüküyor.

Kendimizi geliştirmeliyiz. Ama nasıl?

Bu soruya verilecek cevabın en güzeli şudur: Önce kendinizi tanıyın. Bu öneriyi veren “büyükler” imden kaçı kendini tanıyabiliyor? Onlar da iddia etmezler zaten. Kimse kendini dört dörtlük tanıyamaz. Burada bu şatafatlı cümleyi şöyle anlaşılır hale getirebiliriz: İsteklerinizi sesli olarak dile getirin. Bazı sorulara vereceğiniz net cevaplar olmalıdır.

Mezun olduktan sonra nasıl bir iş yaşamı istiyorsun? Bu soruya verebileceğiniz bir cevap varsa kendini tanımaktır işte. Hedef ve idealinizi sağlıklı belirlediğinizde kişisel gelişim canavarı olmaktan kurtulursunuz.

Kişisel gelişim canavarı olmayın

Kişisel gelişlim canavarı aşırı yüklenilmiş kariyer canavarı öğrencidir. Fazla bilinçle tek bir noktaya odaklanmıştır. Oysa gelişim her yerdendir. Öğrendiğiniz yeni bir oyun veya yeni edindiğiniz bir hobi. Bunlar kariyeriniz için önemsiz mi sanıyorsunuz yoksa? Yoksa okulunuzdaki kulüplerin verdiği uyduruk sertifikaların daha mı çok işinize yarayacağını düşünüyorsunuz. Her duyduğunuz seminere içeriğine bakmadan kayıt mı yaptırıyorsunuz yoksa? Sertifika vermiyorsa o etkinlik sizin için “tu kaka” mı oluyor?

Eğer çok istediğiniz bir şey için okul kıramayanlardansanız, siz “belgecisiniz”. Mezuniyet diplomasında yazan ortalama için “belgeci”; dinlemediğiniz, kimin katıldığından haberdar olmadığınız etkinliğin sertifikası için “belgeci”siniz.

Bir yazı sonuna kadar okunmazsa yanlış mesajı alıp uzaklaşabilme ihtimali hayli fazladır. Bunun gibi aldığınız bir öğüdü de tam anlamıyla sindirebilmiş olmak gerekir. O halde okumaya devam..

Kendinizi tanımıyorsanız şartlanmış olduğunuz doğrular yüzünden savrulursunuz. Bakmadan görmeden ve en önemlisi düşünmeden karşınıza çıkan her fırsatı değerlendirmek için çabalarsınız, önceliklerinizin farkına varmadan. Şunu bilin ki katıldığınız konferanslar, seminerler ve sonucunda aldığınız sertifikalara çok güvenmeyin. Mesleğinizle alakalı ve hedeflerinizle örtüşen etkinlikleri iyi ayırt edin. Duyduğunuz her vaka yarışmasına ve son günlerin trend inovasyon yarışmalarına atlamayın! Kariyeriniz homojen işlesin. İleride kullanmayacağınız bir yetkinliği kazanmak için zamanınızı boşa harcamayın. Özellikle bir başka faydalı etkinlikten fedakarlık ediyorsanız.

Şartlanmış olarak herkes cv de “şu yarışmaya katıldım”, “şu oturumdan da bir sertifikam oldu” diyebilmek için bilinçsizce bir gelişimin içinde. İşinize yarayacak etkinlikleri kaçırmayın fakat herkesin gittiği yolun her zaman doğru olmadığının farkına varın. En azından bir kere sorgulamaktan kaçınmayın derim. Her şeye atlamamalı insan(:

Etrafınızdaki tüm bu gelişmeler üzerinizde baskı oluşturacaktır. Fazla iyi örnekler umudunuzu ve deneme arzunuzu kırabilir. Hayatta hiçbir şey bir anda oluşmamıştır. Siz de bunu bilerek asla umudunuzu yitirmeyin. Karşınıza bir anda çıkan tüm başarılı insan profilleriyle paniğe kapılıp girmemeniz gereken yollara savrulabilirsiniz.  Herkes kendi yolunu kendi kısmetiyle ve kendi alacağı kararla belirler. Başarılı insanları dinlerken başarılarından çok, karşılaştıkları zorluklara odaklanın. Bu size her zaman daha fazla fayda sağlayacaktır.

Artık dil bilmek, çok staj/iş tecrübesine sahip olmak demode oldu. Hala geçerliliklerini sürdürüyorlar fakat yeni kişisel gelişim oyunumuz “yarışmalar”.

Yarışın elbette. Konusunu ve size katacak potansiyeli bilerek. Yarışmak için değil, katılım belgesi almak için de değil, o konuda gerçekten kendinizi yetiştirmek için yarışın.

Seçici olun ki ruhu besleyen müziğe, sağlığı besleyen spora da zaman kalsın..

Erman Akdeniz

Kategori Haberler, İŞ'in Püf Noktası1 Yorum

Kendine Adanmanın Gücü; Yoksa Lisede Takılı mı Kaldık?

Kendine Adanmanın Gücü; Yoksa Lisede Takılı mı Kaldık?

Bana seminer için geldikleri söylenmişti, ama sanırım aslında Maury Rubin’in muhteşem bir yemek vereceğini duydukları için gelmişlerdi.

Her neyse, pazarlama sektöründe iş bulma konusunda benden tavsiye istediler. Küçük bir şirkete başvurun, CEO için çalışın, sadece bir kenardan fikir vereceğini değil, hata yapabileceğiniz ve bir şeyler yapabileceğiniz bir iş bulun gibi fikirlerimi onlarla paylaştığımda, bir hanımefendi benimle aynı fikirde olduğunu belirtti, fakat sonra, “Ama bu şirketler kariyer günlerine katılıp, kampüste iş görüşmesi yapmazlar” diyerek düşüncesini açıkladı.

“Bu şirketler kampüste iş görüşmesi yapmazlar.” Hmmm! Bir MBA sahibi olmak için önce nakit olarak 100.000 dolar ödemişti ve sonra bir 150.000 dolar daha harcamıştı, ama..…

İkincisi ise bugün Yale’de gerçekleşti. Muhteşem kampüsleri boyunca arabamla ilerlerken Asyalı Öğrenciler Merkezi’nin önünden geçtim. Burası bana, kataloğa bakarak ne istersem öğrenebileceğimi düşündüğüm üniversite öğrencisi olduğum, (tabi ki çok daha küçük bir okulda) günleri hatırlattı. Sadece ders almakla kalmayabilir, aynı zamanda bir işe başlayabilir, bir protesto hareketi organize edebilir, kampüs dışında bir tavan arasında yaşayabilir, ne istersem yapabilirdim. “İstediğini seçebilme imkanı” olağanüstü bir fırsattı.

Buna rağmen sınıf arkadaşlarımın çoğu seçim yapmayı reddetti. Hatta üniversiteyi lisenin bir devamı gibi gördüler. Orta seviye, sıradan kursları aldılar. A alabilmek için gereken minimum şeyleri yaptılar, profesörlerle aralarını bozmamaya ya da bilinmeyenin belirsizliğiyle karşılamamaya çalıştılar. Aynı zamanda günde 6 saatlerini kütüphanede geçirip, sadece ders kitapları ile ilgilendiler.

Üniversitenin en iyi yanı, ne olmak istiyorsanız onu olabilmenizdir. Ancak çoğu insan yapmak istediklerini değil, yapmak zorunda olduklarını düşündükleri şeyleri yapar.

Şimdi mezun oldunuz, ama değişen hiç bir şey olmadı. İş yerinde, düşündüğünüzden çok daha fazla özgürlüğe sahipsiniz (hey! bu kitabı mesai saatleri içinde okuyorsunuz!). Ama çoğu insan ellerindeki bu özgürlükle A almaktan başka bir şey yapmaya gerek duymaz.

Hala lisede okuyan insanlarla birlikte mi çalışıyorsunuz? İş arayanlar, sadece kampüse gelen şirketlerle görüşme yapmayı mı istiyorlar? Yöneticiler, patronlarını memnun etmeyi her şeyin üzerinde mi tutuyorlar? Bu sistemde yanlış olan şeyin dünyanın geri kalan kısmı değil, lise psikolojisi olduğu çok açık.

Okulu kırın, Fransız edebiyatı hakkında bir seminere katılın. Kampüsün dışında iş görüşmelerine görüşmelere gidin. Güvenli olan risklidir.

Profil Yayıncılık – İşinizi Küçümsemeyin
Seth Godin

Kategori İŞ'in Püf Noktası0 Yorum

Sorunları Çözebilmenin Çaresi Çok Yönlü Gelişim

Sorunları Çözebilmenin Çaresi Çok Yönlü Gelişim

Kim daha çok ve kolaylıkla sorunları algılayabiliyor ve çözebiliyorsa ona sorumluluk veriyorlar. Aldığınız her sorumluluk daha büyük bir alanı kullanma şansınızı ve özgürlüğünüzü arttırıyor. Sınırları zorlamanın ve gelişmenin başka yolu yok. Gelişmek sorun çözme yeterliliğinizin artmasıdır.

Yaşamınız ve işiniz her geçen gün daha karmaşık hale geliyor. Gerçekleriniz ve problemleriniz birçok bilgi ve disiplinle etkileşim içinde. Uyaranlar hızla artıyor, bilgiye erişim çok boyutlu hale geliyor. Çok boyutlu erişim, çok boyutlu düşünemediğiniz zaman sizi ezip geçecek bir canavara dönüşebilir. Yaratıcılığınız çok yönlü, çok disiplinli bilgi ve beceri birikiminize bağlı.

Çok boyutlu iletişim teknolojilerinin eğlenceli ve görünen yanından biraz uzaklaşın, sonuçlarının nerelere varacağını görmeye çalışın. Düşünme biçiminize çok boyutluluğu kazandıramazsanız, farklı disiplinlerden beslenemezseniz, işiniz zorlaşacak. İşinizde kalmanız zorlaşacak.

İlişki ve bilgi alışveriş trafiğini algılamadan sorunlara çözüm üretme olanağı yok. Bilgiyi farklı yönlerden incelemek için sorular sormanız gerekecek. Farklı sorular sorabilen insan, sınırlılıkları, engelleri aşacak çözümleri üretebilir. Disiplinler arası köprüler kurabilmeniz için bilim ve sanatı yan yana veya sosyal bilimler ile mühendisliği birbirini anlayacak kadar öğrenmelisiniz.

Hiçbir iş yaşamdan kopuk değil, diğer işlerle bağını kurmadan, farklı disiplinlerin bakış açılarını yakalamadan geliştirilemez. Geliştiremediğiniz işiniz gelişemeyen becerinize dönüşür.

Bir şey biliyorsanız ve iyi biliyorsanız sadece o alanla sınırlı kalırsınız. Farklı şeyler biliyorsanız, sentezinden yenilikler üretir, daha üst hedeflere yürüyebilir, birbirine bağlı süreçleri anlayabilirsiniz. Farkındasınız değil mi?

Sevim Çavdarlı / Monster.com.tr

Kategori Haberler, İŞ'in Püf Noktası0 Yorum

Resesyonda Dikkate Alınması Gereken ‘7 öğe’

Resesyonda Dikkate Alınması Gereken ‘7 öğe’

Kriz ve resesyon süreçlerinde şirketlerin öncelikle yöneldiklerin önlemlerin başında masrafların kısılması geliyor. Bu süreçten en fazla etkilenen konulardan biri ise Ar-Ge yatırımları. Şirketlerin büyük bir bölümü zor dönemlerde Ar-Ge yatırımlarını dondurmayı seçiyorlar. Oysa, Ar-Ge ve yenilikçilik, işler yoluna girdiğinde rekabetçi bir şekilde devam edebilmek için vazgeçilmez önem taşıyor.

Rekabet gücü içim yenilikçiliğin büyük önem taşıdığını söyleyen TÜSİAD Sabancı Üniversitesi Rekabet Forumu Direktör Yardımcısı ve Ulusal İnovasyon Girişimi Koordinatörü Selçuk Karaata, “Ekonomik ve sosyal dinamikleri etkileyen zorlu dönemlerde çeşitli tepkiler veriliyor ve bu tepkiler ekonomik ajanların kendini korumasını ve kollamasını amaçlıyor. Böylesine bir konjonktür içinde doğal olarak harcamalar kısılıyor” yorumlarında bulunuyor.

Karaata, ABD merkezli Diaomond danışmanlık firması tarafından yayınlanan “Resesyon dönemlerinde dikkate alınması gereken 7 öge” listesine dikkat çekiyor:

1. Giderlerin iyi analiz edilerek doğru maliyetlerden tasarruf edilmesi: İş süreçlerini ve süreçlerin yarattığı maliyet kalemlerini daha iyi analiz eden kurumların, daha çok değer yaratabildiği görülüyor. Müşteriye sunulan hizmetin kalitesini etkileyebilecek olan ‘boydan boya’ yapılan tasarruf yerine, müşteriye sunulan hizmet kalitesinde minimum düzeyde hissedilecek önlemler alınabilir: Kurumun iç süreçlerinin iyileştirilmesi veya değiştirilmesi gibi.

2. Otomasyon: Giderlerin sağlıklı ölçümlenebilmesi, tasarruf eylemlerine dair verilecek olan kararın doğru olması için öncelik taşıyor. Atlanta merkezli bir enerji şirketi, 2008 yılında sistemine yerleştirdiği otomatik okuma aletleri sayesinde hem tasarruf etme imkanına sahip oldu, hem de güç kullanımına dair anlamlı verilerin elde edilmesi sayesinde iş süreçlerini yeniden tasarlama imkanına kavuştu.

3. Daha düşük düzeyde ve değişken maliyetler için tedarikçilerinizi kullanın: Yapılan incelemeler, asıl kendi uzmanlık alanlarına odaklanan, gerçekleştirilmesi gereken diğer sorumlulukları ise, bu alanlarda uzmanlaşmış kurumlara bırakan kurumların daha başarılı olduğunu ve özellikle kısa vadelerde oluşan maliyetlerde tasarruf sağlayabildiklerini ortaya koyuyor.

4. Büyümeye destek verebilecek müşterileri belirleyin: Kar edilmeyen ve yüksek işlem maliyetlerine neden olan müşterilere verilen hizmetin gözden geçirilmesi durgunluk dönemlerinde daha fazla önem kazanıyor. 1997 yılında yaşanan Uzak Doğu krizi sırasında, Singapur Havayolları kısa mesafeli uçuşlarını kısıtladı, özellikle birinci sınıf yolculara verilen hizmetleri de içeren, işletmeyi iyileştirmeye dönük 300 milyon dolarlık yatırımla krizle başa çıkmaya gayret etti.

5. Pazarlama kanallarının dağılımını en uygun hale getirin: Liderliğe soyunan firmaların, eğer birden fazla dağıtım kanalları varsa, müşteriye ulaştıkları bu kanalların uygun olup olmadığını sürekli sorgulamaları gerekir. En uygun ilişki yönetimi için gereksinim duyulan en uygun dağıtım kanalına sahip olmak önem taşıyor.

6. Yatırımlara devam edin: Zor zamanlarda Ar-Ge ve inovasyona kaynak ayırmaktan vazgeçmemek gerekiyor. ABD merkezli Gillette firması, Sensor isimli traş ürünü markasını, bir resesyon dönemine denk gelen 1990′lı yılların başlarında piyasaya sundu. 197 yılına kadar olan dönemde de Gillette’nin satış gelirlerinin yüzde 49′u son beş yılda piyasaya sunulan yeni ürünlerden kaynaklandı. Intel, 2001 resesyon döneminde, daha hızlı, daha ucuz ve daha küçük bilgisayar çipleri üretebilmek için satışlarının yüzde 14′ünü ürün inovasyon yatırımlarına ayırdı. Bu dönemde yapılan yatırımlar, 1996 yılında beri Intel’in en yüksek büyüme kaydettiği dönem olarak raporlandı. 2001 durgunluk dönemi esnasında, Microsoft Xboy adlı bir oyun konsolunu piyasaya sürdü. Bu ürün, video oyunlar sektöründe en başarılı ürün olarak kabul edildi ve Microsoft ilk iki ayda sadece bu üründen 1.5 milyon adet sattı.

7. Ana işinize odaklanın: Lider olan veya liderliğe soyunan kurumların ana iş kollarına daha çok odaklandıkları ve gelecek dönemde de hangi alanları ana iş kolu olarak benimseyecekleri üzerine çalışmalar yaptıkları görülüyor.

Krizde ne yapmamalı?

ADB merkezli Diaomond’dan farklı olarak, Business Week dergisi de, şirketlerin durgunluk zamanlarında benimsedikleri, fakat orta ve uzun vadede zarar veren eğilimlere yer veriyor. Yani şirketlerin krizde şunları yapmaması gerekiyor:

1. Pahalı olduğu düşünülen işgücünü kesmek

2. Teknolojiye yapılan yatırımı kısmak

3. Riski azaltmak

4. Yeni ürün geliştirmekten vazgeçmek

5. Yönetim kurullarının kriz dönemlerinde sadece tasarruf etmeyi ön plana çıkaran yöneticileri atama tercihleri

6. Ana strateji olarak inovasyondan vazgeçmek

7. Performans kriterlerini değiştirmek

8. Hiyerarşik yapılanmayı güçlendirmek

İnovasyonda kamu-özel sektör farkı

“Kamu sektörü, sadece Türkiye’de değil, dünyanın gelişmiş ya da gelişmekte olan tüm ülkelerinde inovasyon için hem çok önemli bir oyuncu, inovasyonun en önemli aktörlerinden biri; hem de vatandaşına hizmet üretim sürecinde sürekli yeni ürünler, hizmetler, örgütlenme biçimleri geliştirmek durumunda olan, bir bakıma kendisi de yenilikçi olmak zorunda olan kritik bir bileşen” diyen Selçuk Karaata, sağlık, adalet, eğitim, enerji, bayındırlık hizmetleri ve savunma gibi alanlarda vazgeçilmez bir yatırımcı konumunda bulunan kamu yönetiminin, toplumsal refah için inovasyon odaklı gelişme stratejisini benimsemesi gerektiğini ifade ediyor.

Karaata, kamu ve özel sektördeki inovasyon yaklaşımları arasındaki farka yönelik ise şu yorumlarda bulunuyor: “Borinss, 2001 yılında kamu sektöründe bugüne kadar yürütülen en kapsamlı inovasyon araştırmalarından birini gerçekleştirdi. Bu çalışma, 300′den fazla sayıda, dünyanın çeşitli yerlerinde yürütülen kamu inovasyon programını inceledi. Borins’in kapsamlı araştırmasında ortaya çıkan ve Türkiye’deki kamu sektörü için yararlı olduğunu düşündüğüm, inovasyon programlarında ana yapıtaşı olarak ortaya çıkan 5 ortak özellik şöyle:

a. Sistem yaklaşımı: Bu kavram, bir kurumun planladığı inovasyonun geniş bir biçimde ele alınmasını ifade ediyor. Gündeme alınan sorunun diğer çalışmalarla ilişkisi; inovasyonun tasarımından gerçekleşmesine kadar geçen şüreçte kurumlar arası koordinasyonun güçlenmesi; bireyin ihtiyaçlarına bütünsel yaklaşım ön plana çıkıyor.

b. Bilişim teknolojilerinin kullanımı: Yeni teknolojilerden etkin bir biçimde yararlanmak, inovasyon programlarının uygulanmasında bir katalizör-çözücü görevi üstleniyor.

c. Süreç iyileştirme: Bu kavram, kamu sektörünün daha hızlı, daha dostça ve daha ulaşılabilir bir biçimde sunduğu hizmetlerdeki inovasyonun tasarlanması anlamını taşıyor.

d. Özel sektörün ve/veya gönüllü kuruluşların dâhil edilmesi: Kamu sektörünün özel sektör rekabetine açılması; özel sektörün de hizmet sunabileceği ortaklıkların geliştirilebilmesi ve kamu hizmetlerinin sunulmasında gönüllü vatandaşlar ve gönüllülük esasına dayalı çalışan kurumlardan yararlanılması önem taşıyor.

e. Sosyal grupların/vatandaşların ve kamu çalışanlarının yetkilendirilmesi: Vatandaşların fikirlerinin alınması ve uygulama süreçlerine dâhil edilmesi gerekiyor.

Didem Eryar Ünlü / Dünya Gazetesi

Kategori Haberler, İŞ'in Püf Noktası0 Yorum

Staj Sonunda O Firmada Kalmak mı İstiyorsun?

Staj Sonunda O Firmada Kalmak mı İstiyorsun?

İstediğin stajı aldın ve yavaş yavaş stajının son günleri yaklaşıyor. Yaptığın işlerden de oldukça keyif aldın ve açıkçası stajının bitmesini istemiyorsun, çünkü sen o firmanın bir çalışanı olmak istiyorsun. O zaman işte yapacakların…

İlk stajındı, bitmesin istiyorsun
Çoğu insan staj yaptıktan sonra o iş yerinde kalmak ister. Hem işi orada öğrenmiş olmanın hem de beraber çalıştığın insanlarla iyi bir iletişim kurmanın beraberinde getirdiği sonuçlardan biri bu. Stajının bitmesine yakın yöneticinle ve İK’cınla bu konuda konuşabilirsin. Senin için uygun bir boş pozisyon olup olmadığını sorabilirsin. Belki o an için olmayabilir ama olduğunda kesinlikle haber vermelerini isteyebilirsin.

Okulun bitmedi mi?
Yaptığın staj okulunun sana zorunlu olarak verdiği bir staj uygulamasıydı. Şimdi staj dönemin bitiyor, okula geri dönme vakti geliyor. Ama sen kariyerini kesinlikle bu firmada devam ettirmek istiyorsun. Bu noktada İK’cınla hemen bir toplantı talep etmelisin. Peki toplantıda ne söyleyeceksin? Öncelikle yaptığın işten çok keyif aldığını ve kesinlikle devam etmek istediğini söyle. Okulunun boş günleri varsa bugünlerde de şirkete gelebileceğini ve yardımcı olabileceğini söyleyebilirsin. Eğer herhangi bir boş günün yoksa, mezun olduğunda kendileriyle tekrar görüşmek, onlarla tekrar çalışmak istediğini belirt. İK’cın sana böyle bir şeyin mümkün olup olmadığını söyleyecektir.

Senden ne kadar memnun kaldılar?
Senin kariyerini şekillendirmende en önemli noktalardan biri de neleri iyi yapıp nerelerde yanlış yaptığını bilmen olacak. Stajının sonunda yöneticinle bir toplantı talep edebilirsin. Kendisine herhangi bir yanlış yapıp yapmadığını sor ve sana bunları açıklamasını iste. Nasıl bazı şeyleri düzeltebileceğini ve bu konularda neler yapman, ne alanlarda kendini geliştirmen gerektiğini de sor. Sende en çok beğendikleri özelliklerini de sor. Aynı şey iş arkadaşların için de geçerli. Onlara da senin ve iş yapış tarzın hakkında neler düşündüğünü sor. Göreceksin; tecrübeli insanların sana vereceği tavsiyeler ileride çok işine yarayacak. Verilen cevaplar senin kendini en iyi şekilde geliştirmeni ve çalışmak istediğin pozisyonların gerektirdikleri konusunda bilgi sahibi olmanı sağlayacak.

İletişimi koparma
Okula geri döndün ya da iş aramana devam ediyorsun. Staj yaptığın yerdeki yöneticinle ve iş yerindeki arkadaşlarınla iletişimini sakın koparma. Nadir de olsa kendilerini ziyaret et ya da telefonla iletişim kur. Böylece hep akıllarında olacaksın ve herhangi bir pozisyona uygun olduğunu düşündüklerinde ilk arayacakları da sen olacaksın.

Kariyer.net

Kategori İŞ'in Püf Noktası0 Yorum