Arşiv | İŞ'in Püf Noktası

Yüksek Enflasyon, Düşük Büyüme Olur Mu?

Yüksek Enflasyon, Düşük Büyüme Olur Mu?

Geçen yıl yaşanan kriz sırasında, Türkiye dahil neredeyse bütün ülkelerin ortak deneyimi enflasyonun tam anlamı ile çöküşüydü. Toplam talep, özellikle iç talebin uzun süre zayıf seyri ile herhangi bir enflasyonist baskı yaşanmaması, para otoritelerini sadece finansal sistemin sağlığı konusunda önlemler almaya mecbur bıraktı. Aşırı parasal genişlemenin sonuna gelindiği, birçok gelişmiş ülke para otoritesi tarafından dile getirildi. Hatta İsrail başta olmak üzere Avustralya, Norveç gibi bazı merkez bankalarının faiz artırımına başlaması sonrasında, Amerika ve Avrupa’dan gelen zayıf veriler ve Yunanistan kaynaklı riskten kaçınma çabası sırasında faiz artırımlarına ara verildi. Gelişmekte olan ülkeler tarafında da Çin ve Brezilya tarafından munzam karşılıkların artırılması sonrası, en son Malezya politika faizlerini yükseltti. Bu ve benzeri önlemleri ileride ek faiz artırımlarının takip edeceğine şüphe yok. Burada ana motivasyon, reel büyümenin artacağı beklentisi ve ekonomide aşırı ısınmayı önleme çabası. Yani enflasyon korkusu.

Türkiye’de durum farklı mı

Farklı ama şimdilik. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçen günlerde, ocak ayı sanayi üretim rakamlarını açıkladı. Buna göre yıllık artış uzun süredir beklenen büyümeyi müjdelercesine yüzde 12,1 gibi bir oranı gösteriyordu. İlk bakışta yüksek bir büyüme gibi görünse de beklentilerden daha düşük geldiği için bir miktar hayal kırıklığı yarattı. Örneğin benim tahminim yüzde 18 seviyesindeydi. Ancak, asıl hayal kırıklığı yaratması gereken bu değil. Çünkü çalışma günleri ve mevsimsel düzeltme sonrasında çıkan aylık büyüme, sadece binde 3,6 seviyesindeydi. Bu oranın yıllıklandırılmış hali de yüzde 3,7 veriyordu. Bir başka hayal kırıklığı da Aralık 2009 için daha önce binde 7 “büyüme” olarak açıklanan sanayi üretim artışının revizyona uğraması ve binde 6,3 “gerileme” şeklinde değiştirilmesiydi. Açıkçası, son iki aydır gelen veriler büyümeyle ilgili heyecan verici bir gelişmenin olmadığını göstermekte. Bu resme geçen yazılarda dikkati çekmeye çalışmıştım.

Bu sene için yüzde 4 olarak tahmin ettiğim büyüme oranının sadece bir aylık veri ve iki buçuk aylık gözlemle fazlaca sapacağını düşünmüyorum ve şu an için herhangi bir tahmin değişikliği yapmıyorum. Ancak özel sektör kapasite kullanım oranının aralık ayında yüzde 69,5 seviyesinde kalışı, yavaş artan kredi stoku, tüketici güvenindeki zayıflık ve enflasyon verilerinde talep kaynaklı herhangi bir işaretin olmayışı, şu an için büyüme üzerindeki risklerin aşağı yönlü olduğunu gösteriyor.

Merkezin işi zor

Yukarıda bahsettiğim gibi ekonomide canlanma işaretlerinin bu kadar zayıf olduğu, dış taleple ilgili belirsizliklerin yüksekliği ve en önemlisi enflasyonun en azından 6-9 ay kadar daha düşmeyecek oluşu, Merkez Bankası’nın işini oldukça zorlaştırıyor. Merkez Bankası parasal sıkılaştırmaya gitse, yani faiz artırsa ya da munzam karşılıklar ile oynasa, belki de büyüme önündeki riskleri artırmış ya da tetiklemiş olacak. Gerçekte öyle olmasa bile bundan sorumlu da tutulacak. Ayrıca faizlerin yükselmesi durumunda yeniden Türk Lirası’nın değerlenme problemi baş gösterebilecek ve her ne kadar enflasyon açısından olumlu olsa da ihracatçılar tarafından eleştirilecek.

Diğer yandan, eğer Merkez Bankası uzun süre bekler ve enflasyon şu veya bu şekilde yüksek seyrine devam ederse de hem kredibilite açığı (yani Merkez Bankası’nın enflasyon hedefi ve piyasanın enflasyon tahminleri arasındaki fark) artacak hem de bekleyişler kanalı ile enflasyonu besleyecek bir mekanizmaya olanak tanımış olacak. Bir yandan da petrol fiyatları ve gıda gibi tamamen kontrolü dışındaki gelişmeler enflasyon üzerinde risk teşkil etmeye devam ediyor.

Mart enflasyonu kritik

Pazartesi günü Merkez Bankası tarafından açıklanan beklenti anketi çıkana kadar hem 12 hem de 24 ay sonrası için enflasyon beklentilerinin enflasyon hedefine bir ölçüde yakın olduğunu görmekteydik. Ancak yeni açıklanan rakamlara göre, yıl sonu enflasyon beklentileri benim kötümser tahminim olan yüzde 8,1 seviyesinin de üzerine çıkmış durumda. Burada sevinilecek tek nokta, uzun vadeli enflasyon tahminlerinin bir miktar daha düşük oluşu ve piyasanın Merkez’in söylemine bir ölçüde hak vermesi. Ancak, bunun kalıcılığı konusunda önemli kuşkularım var. Bu yüzden Merkez Bankası’nın düşük büyüme dinamikleri ile yüksek enflasyon arasında zor bir dönemden geçtiğini söylemek mümkün. Her açıdan mart ayı tüketici enflasyonu büyük önem taşımakta ve gıda fiyatlarının burada önemli bir rolü olacak. Bu konu ile ilgili bir analizi de gelecek yazıda aktaracağım.

Tevfik Aksoy / Referans

Kategori İŞ'in Püf Noktası0 Yorum

İşte İlk 90 Gün Önemli

İşte İlk 90 Gün Önemli

Yoğun iş görüşmeleri sonrasında işinize başlamak üzeresiniz. Yeni işverenlerin potansiyelinizi gördüğünü, yetkinliklerinizi uygun bulduğunu biliyorsunuz. Diğer bir deyişle, onları etkilemeyi başardınız ve onlar da sizi işe aldılar. Artık önemli olan, yarattığınız olumlu izlenimi devam ettirerek işinizde başarılı olmanız. Bu süreçte de işe başlamanızı takip eden ilk aylar çok önemli. İşte Amerikalı uzman Susan W. Miller’dan, ilk birkaç ayınızı başarıyla tamamlayabilmeniz için öneriler…

İlk aylar neden önemli?

Uzmanlar, bir çalışanın ilk 90 gündeki davranışlarıyla hatırlandığını söylüyor. Zorlu işe alım süreçlerinden geçip işe kabul edildiğinizde bunun, bir son değil bir başlangıç olduğunu bilmelisiniz. Çünkü ilk aylar boyunca sadece sizi işe alan kişiler veya yöneticileriniz değil, iş arkadaşlarınız ve tüm diğer çalışanlar tarafından sıkı bir gözlem altında tutulacaksınız.Yöneticileriniz performansınızı ve iş ortamına uyumunuzu değerlendirirken, iş arkadaşlarınız da giyiminizden davranışlarınıza, telefonda konuşma tarzınızdan, yemek yiyişinize kadar tüm ayrıntıları değerlendiriyor olacak. Ama hemen paniğe kapılmayın. Bazı basit noktalara dikkat ederseniz her çalışanın yaşadığı bu süreci sizin başarıyla atlatmanız mümkün.

Geç kalmamaya büyük özen gösterin

Trafik veya çeşitli aksilikler nedeniyle hepimiz zaman zaman işimize geç kalabiliriz. Ancak işe başladığımız ilk günlerde bu aksilikleri en aza indirgemek için çok büyük özen göstermeliyiz. Çünkü profesyonelliğin ve güvenilirliğin en önemli göstergesi, dakikliktir. Bunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Aksilikleri en aza indirgemek için alınacak başlıca önlem, ev ve iş arasındaki mesafeyi ve zamanı iyi ayarlamaktır. İlk günlerde evden yarım saat kadar erken çıkarak vaktinde işte olmayı garantileyebilirsiniz. Eğer şirketin sağladığını servis araçlarını kullanıyorsanız, aynı özeni servis saatlerine de göstermelisiniz.

İşe karşı isteğinizi belli edin

Yeni iş ortamınıza ve görevlerinize alışmak zor olabilir. Ancak bu zorlukların sizi yıldırmasına izin vermemeli, her zaman güler yüzlü olmalısınız. Bununla beraber enerjik ve öğrenmeye açık olduğunuzu sözlerinizle ve davranışlarınızla göstermelisiniz.

Soru sormaktan çekinmeyin

Öğrenmeniz gereken birçok şey olacaktır. Kahve makinesi veya bilgisayarınızla ilgili ayrıntılardan, şirket içindeki görev dağılımlarına kadar birçok konuda bilgi edinmeniz gerekecek. Bu konularda çalışma arkadaşlarınızdan yardım istemekten çekinmeyin. Olumsuz tepkiler alıyorsanız, doğru kişiye sormuyorsunuz demektir. O zaman da doğru kişinin kim olduğunu bulmak yolundaki çalışmalarınıza devam edebilirsiniz.

İyi bir dinleyici olun

Sorduğunuz soruların yanıtlarını çok iyi bir şekilde dinleyin. Bilmediğiniz konularda da yorum yapmaktan ve fikir yürütmekten kaçının. Unutmayın, ilk aylarınızda iyi bir dinleyici olmak, size ileriki zamanlarda büyük avantajlar sağlayacak.

Bir arkadaş çevresi oluşturun

Uzmanlar, işyerinde en önemli ilişkilerinizin, resmi olmayan ilişkiler olduğunu söylüyor. İş arkadaşlarınızla iyi ilişkiler kurmaya özen gösterin. Örneğin öğle yemeğine çıkma tekliflerini asla reddetmeyin. Hatta siz onları davet edin. Ofis içindeki küçük sohbetlerde de yerinizi almaya çalışın. Yeni insanlarla tanışıp arkadaşlık kurma bazıları için çok kolay ve kendiliğinden bir davranıştır. Siz bu kişilerden biri değilseniz, özel çaba göstererek iş arkadaşlarınızla iyi ilişkiler kurmalısınız. Unutmayın, iş arkadaşlarınız en iyi güvenlik ağınızdır.

İşlerin nasıl yürüdüğünü öğrenin

Yeni işvereninizin en önemli ürünlerinin ve hizmetlerinin neler olduğunu çok iyi bir şekilde anlamalısınız. Genelde bir şirketin kalbi satış ve müşteri ilişkileri bölümünde atar. Bu bölümlerde görevli olmasanız bile satış faaliyetlerini yakından takip etmeye çalışın. Örneğin, insan kaynakları gibi, şirketin ürünlerini satmakla sorumlu olmadığınız bir alanda çalışıyor bile olsanız bile şirketin amaçlarını biliyor olmak, iyi bir izlenim bırakacak ve işinizi daha iyi bir şekilde yapmanıza yardımcı olacaktır. Bu tür bir yaklaşım sizi farklılaştıracak ve işinizden daha fazla zevk almanızı sağlayacaktır.

Yöneticinizin beklentilerini öğrenin

İlk toplantılarınızın birinde yöneticinize, işinizin ilk aylarında size ne gibi hedefler çıkardığını sorun. Bu soru aslında görüşmeler sırasında da sorulmuş olabilir ama işe başlayınca bazı planlarda değişiklik olabilir. Ancak bazen yöneticiniz sizden beklediklerini tam söylemeyebilir veya henüz ayrıntılı bir planı olmayabilir. Görüşmeden somut bir amaçlar listesiyle dönmeseniz bile, önceliklerinizin neler olduğu konusunda bir fikre sahip olmaya çalışmalısınız.

Kariyer.net

Kategori İŞ'in Püf Noktası0 Yorum

Profesyonel İmaj ve “Vay Kıro Vay” Endeksi

Profesyonel İmaj ve “Vay Kıro Vay” Endeksi

“İnsanlar elmaslar gibidir, piyasa değerleri vardır. Fakat ancak parlatıldıktan sonra dünya onların gerçek değerini öder.”

William Thourlby

Bir eğitim

Güzel bir haftasonu idi. Bir grup gençle birlikte idim. Bir şirkette yeni işe alınmış gençlere “İş yaşamı ve profesyonellik” konusunda  bir eğitim verdim.  Yaşamlarının baharında kariyer yolculuklarına çıkarken iş yaşamının gerçeklerini ve profesyonelliği anlatmaya çalıştım dilimin döndüğünce. Nasıl bir dünyada yaşıyoruz, profesyonellik ne demek, bir profesyonelde bulunması gereken nitelikler neler olmalı diye bütün gün  konuştuk, tartıştık.

Profesyonel imaj

Kapsadığımız konulardan birisi de profesyonel imajdı. Profesyonel imaj deyince cevabını aradığımz soru şu olur:  Bir profesyonel çevresine nasıl bir görüntü vermelidir,  nasıl bir izlenim bırakmalıdır?  Bu izlenimi yaratmada da üç önemli boyuttan söz edebiliriz: Kişinin yaptığı iş, insan ilişkileri ve dış görünüş.

Bir profesyonel  işini en mükemmel biçimde yapmalıdır. Bu boyutun yerini hiç bir şey tutamaz. Bu rekabet ortamında işini mükemmel yapmayan uzun dönemde zaten elenecektir. Öte yandan kişi işini yaparken hep insanlarla ilişki içindedir. İnsan ilişkilerinin de bir profesyonele yakışan biçimde, sevgi ve saygı çerçevesi içinde olmalıdır. Profesyonel davranışlarına dikkat etmelidir. Ne demiş Emerson:   “Davranışlarınız hiç tahmin etmediğiniz “jürilerin” gözlemi altındadır . Bu jüriler hiç tahmin etmediğiniz durumlarda davranışınıza göre çok büyük bir ödülü size verirler veya sizi ödülden mahrum bırakırlar.”  Hele hele bir profesyonelseniz  bu söz daha da önem kazanır.

Dış görünüş

Profesyonel imajda üçüncü boyut olarak saydığım dış görünüş de çok önemlidir. Çünkü dış görünüş profesyonel  imajınızın kapağıdır.  İnsanlar, içeriğe bakmadan önce kapağa bakarlar. Dış görünüşünüz, sizin bir profesyonel olduğunuzu dile getirmelidir.

Eğitim verdiğim gençlere şöyle giyiyinin, böyle giyinmeyin  demeden önce onların bakış açılarını öğrenmek istedim.  Merak etmiştim acaba üniversite ve yüksek okul mezunu bu gençler ne tür giyim- kuşam  ve davranış biçimini yadırgıyorlar. Onlara şöyle bir grup çalışması yaptırdım. “VKV endeksi bulacağız” dedim. Yani “Vay Kıro  Vay” endeksi.  Endekse konu olacak soru şu idi: Bir profesyonelin  hangi tür davranış biçimlerinde, hangi tür giyim kuşamında  içinizden “Vay Kıro Vay” demek gelir? İşte aşağıdakiler bu gençlerin tanımları:

VKV endeksi

” Sakız çiğnemek

” Takım elbise altına beyaz çorap

” Kaçık çorap

” Yürümeyi beceremediği halde aşırı yüksek topuklu ayakkabı giymek

” Ter kokusu, ağız kokusu, pis dişler

” Erkeklerde zincir, kolye, künye ve elde tesbih

” Bayanlarda abartılı takılar

” Çıkmış ojeler

” Alınmamış burun, kulak kılları

” Sürekli araba anahtarı ile oynamak

” Olmadık yerde sesli biçimde burun temizlemek

” Bayanlarda aşırı makyaj

” Ayakkabının topuğuna basmak

” Bayanlarda aşırı dekolte (Aşırı mini etek, açık göğüs)

” Erkeklerde küçük parmakta yüzük

” Yağlı ve kirli saçlar

” Kirli ayakkabılar

” Dar kıyafetler(erkekler dahil)

” Parfümle yıkanmak

” Bağrı açık gömlek

” Aşırı sivri burunlu ayakkabı

” Erkeklerde yumurta topuk

” Abartılı saç şekilleri

” Yayılarak oturmak

” Saçma sapan telefon melodisi

” Telefonda bağıra bağıra konuşmak

” Laubali konuşmak, aşırı samimiyet göstermek

” İş yerinde isim yerine abi, bacı, yenge türü sözcüklerle hitap etmek

” Çay ve kahveyi höpürdeterek içmek

” Mahalle ağzı ile konuşmak

” Üstü başı sigara kokmak

” Çok düşük bel

” İç çamaşırın görünmesi

” Açık ayakkabı

Not: Yukarıdaki VKV endeksini genişletmek mümkündür. Çünkü kırolukta sınır yoktur.

Sonuç

Yukarıda “Vay Kıro vay” endeksinde sıralanan maddelerden bazıları belki onlara doğrudan söyleyemeyeceğim  türden şeylerdi. Bunları ben söylesem belki “Ne tutucu adam” diyenler çıkabilirdi. Ama yukarıdakileri kendileri buldu. Demek aklın yolu tekti; mutlu oldum gençlerin böyle düşünmesine. İş yaşamının fırtınalı denizine yelken açan bu gençlere  hayırlı yolculuklar ve  başarılar diledim.

Dr. Uğur TANDOĞAN / Dünya gazetesi

Kategori İŞ'in Püf Noktası0 Yorum

Kişisel Gelişim Canavarı Olmayın

Kişisel Gelişim Canavarı Olmayın

Kariyer yolunda başarılı olmak için üniversite öğrencileri ne yapacaklarını  şaşırdılar. Bu şaşkınlık giderek kendini baskıya bırakır.

Körü körüne hareket eden, “kendimi geliştirmeliyim amanın!” nidalarıyla ortalıkta başı boş bir şekilde aranan, ne amaçla hareket ettiğini bilmeyen çoğunluğun ardından hareket eden, ilgili ama bilgisiz topluluğadır bu sözler. Var mı böyleleri yakınınızda?

Sosyalleşmek adı altında bulunmamanız gereken toplantılarda bulundunuz, asla o işin adamı olmadığınız kulüplerde yer aldınız, ne yapacağınızı bilmediğinizden savrulup durdunuz, döndünüz dolaştınız ve onlar yapıyorsa vardır bir nedeni mantığıyla sıradan işlerin insanı olmaya başladınız. Zaman kaybettiniz, isteklerinizi ertelediniz ve belki de bir diğer tarafta sizin için çok daha değerli olabilecek biriyle tanışma fırsatını kaçırdınız. Olmanız gereken yeri değil, modayı takip ettiniz. Oysa bu size hiç yakışmadı!

Farkına varmıştınız oysa, kendinizi geliştirmek istiyordunuz ama izleyeceğiniz yolu somut bir şekilde göremiyordunuz. Nereden başlamanız gerektiğini bilmemek her zaman en büyük bahaneniz oldu. Düşünmeyi ertelediniz, isteklerinizin üzerine gidemediniz. Sıradan oldunuz, plan kurarken hep “vizelerden sonra/önce” dediniz, risk alamadınız.

Üniversitelerde düzenlenen “ismiyle albenili” etkinliklerde önceliğiniz hep sertifika verip vermemesi oldu. Hatta bu sertifikaların katılım belgesinden öte ileri gidemeyeceğini bilmediğiniz de aşikar. Ama inat ettiniz, her etkinliğe gitmeniz gerekiyordu ve ne de olsa kişisel gelişim ve farkındalık böyle yaratılıyordu değil mi?

Birileri size öğretti ki “network” oluşturmak, insan ilişkilerindeki başarınız ve oluşturacağınız dostluklar, iş dünyasında kurduğunuz bağlantılar çok daha önemli. Tüm bunları yapabilmek için içinizdeki girişimci, girişken ruhu uyandırmak yerine yapmacık sevimliliğe başvurduğunuzu görürseniz tekrar başa dönmeniz gerektiğini unutmayın. Kendinize!

Gittiğiniz seminerlerde, katıldığınız konferanslarda hatta yurtdışından sonra ülkemizde de sıkça görülmeye başlanan “kahveci buluşmaları” nda (henüz çay bahçelerinde yapılmamaktadır)  dinlediğiniz hayat hikayelerinde karşınıza hep “başarılı” olmuş insanlar çıktı. Genç girişimciler, muazzam virajlardan sonra çıkılan düzlükler, çok yönlülüğün faydalarını görmüş ve projelerini hayata geçirmeye başlayan, melek yatırımcısıyla gelecek vaad eden gençler… Sosyal medyada hatırı sayılı derecede etkin bu gibi örnekler sizi büyülü, pembe bir dünyaya sürükleyebilir. Gözünüzdeki “dahi” profillerle sizden hep örnek almanızı, bir şeyler kapmanızı ve ilham perisinin üzerinize konmasını beklediler. Ama olmadı, ama olabilir.

Her yerde başarılı olmuş insanlar görür ve okuruz. Bir anda etrafınızda sizden başka herkesin bir şeyleri başardığını hissetmeye başlarsınız. Çünkü ortam bunu hissettirmek için öyle uygundur ki. Karşınıza hep uç örnekler ve mutlaka bir başarının arkasındaki sihirli gücü gözünüzde büyüterek anlatırlar. Oysa bir başarısızlıktan çıkarabileceğiniz bir dersten kimse söz etmez. Satılacak olan başarıdır. Konu şuraya gelir; bu insanlar yapabiliyorsa siz de yapabilirsiniz. Tabii size koçluk edecek birini bulursanız! O da biziz.

Etrafıma bakıyorum da herkes bilinçli. Ne güzel! Bilinçlendikleri konu şu ki artık herkes sıradan bir mezuniyet belgesiyle ekmek koparamayacağının farkında. Demek istediğim şu ki insanlar kendilerine yeni nitelikler eklemenin peşindeler. Amaç ise sepetteki en çekici yumurta olabilmek. Farklılaşabilmek yani..

Farklılaşmalı mıyız?

Evet farklılaşmalıyız. Çünkü karanlıkta belli olmanız için farklı olmalısınız. Kalabalık bence bir karanlıktır. Kalabalığın gölgesinde kalmak istemiyorsanız kendi ışığınızı yakabilmelisiniz. Bunu da üniversite yıllarından itibaren alevlendireceğiniz ateşle başlatırsınız işte..

Buraya kadar her şey güzel gözüküyor.

Kendimizi geliştirmeliyiz. Ama nasıl?

Bu soruya verilecek cevabın en güzeli şudur: Önce kendinizi tanıyın. Bu öneriyi veren “büyükler” imden kaçı kendini tanıyabiliyor? Onlar da iddia etmezler zaten. Kimse kendini dört dörtlük tanıyamaz. Burada bu şatafatlı cümleyi şöyle anlaşılır hale getirebiliriz: İsteklerinizi sesli olarak dile getirin. Bazı sorulara vereceğiniz net cevaplar olmalıdır.

Mezun olduktan sonra nasıl bir iş yaşamı istiyorsun? Bu soruya verebileceğiniz bir cevap varsa kendini tanımaktır işte. Hedef ve idealinizi sağlıklı belirlediğinizde kişisel gelişim canavarı olmaktan kurtulursunuz.

Kişisel gelişim canavarı olmayın

Kişisel gelişlim canavarı aşırı yüklenilmiş kariyer canavarı öğrencidir. Fazla bilinçle tek bir noktaya odaklanmıştır. Oysa gelişim her yerdendir. Öğrendiğiniz yeni bir oyun veya yeni edindiğiniz bir hobi. Bunlar kariyeriniz için önemsiz mi sanıyorsunuz yoksa? Yoksa okulunuzdaki kulüplerin verdiği uyduruk sertifikaların daha mı çok işinize yarayacağını düşünüyorsunuz. Her duyduğunuz seminere içeriğine bakmadan kayıt mı yaptırıyorsunuz yoksa? Sertifika vermiyorsa o etkinlik sizin için “tu kaka” mı oluyor?

Eğer çok istediğiniz bir şey için okul kıramayanlardansanız, siz “belgecisiniz”. Mezuniyet diplomasında yazan ortalama için “belgeci”; dinlemediğiniz, kimin katıldığından haberdar olmadığınız etkinliğin sertifikası için “belgeci”siniz.

Bir yazı sonuna kadar okunmazsa yanlış mesajı alıp uzaklaşabilme ihtimali hayli fazladır. Bunun gibi aldığınız bir öğüdü de tam anlamıyla sindirebilmiş olmak gerekir. O halde okumaya devam..

Kendinizi tanımıyorsanız şartlanmış olduğunuz doğrular yüzünden savrulursunuz. Bakmadan görmeden ve en önemlisi düşünmeden karşınıza çıkan her fırsatı değerlendirmek için çabalarsınız, önceliklerinizin farkına varmadan. Şunu bilin ki katıldığınız konferanslar, seminerler ve sonucunda aldığınız sertifikalara çok güvenmeyin. Mesleğinizle alakalı ve hedeflerinizle örtüşen etkinlikleri iyi ayırt edin. Duyduğunuz her vaka yarışmasına ve son günlerin trend inovasyon yarışmalarına atlamayın! Kariyeriniz homojen işlesin. İleride kullanmayacağınız bir yetkinliği kazanmak için zamanınızı boşa harcamayın. Özellikle bir başka faydalı etkinlikten fedakarlık ediyorsanız.

Şartlanmış olarak herkes cv de “şu yarışmaya katıldım”, “şu oturumdan da bir sertifikam oldu” diyebilmek için bilinçsizce bir gelişimin içinde. İşinize yarayacak etkinlikleri kaçırmayın fakat herkesin gittiği yolun her zaman doğru olmadığının farkına varın. En azından bir kere sorgulamaktan kaçınmayın derim. Her şeye atlamamalı insan(:

Etrafınızdaki tüm bu gelişmeler üzerinizde baskı oluşturacaktır. Fazla iyi örnekler umudunuzu ve deneme arzunuzu kırabilir. Hayatta hiçbir şey bir anda oluşmamıştır. Siz de bunu bilerek asla umudunuzu yitirmeyin. Karşınıza bir anda çıkan tüm başarılı insan profilleriyle paniğe kapılıp girmemeniz gereken yollara savrulabilirsiniz.  Herkes kendi yolunu kendi kısmetiyle ve kendi alacağı kararla belirler. Başarılı insanları dinlerken başarılarından çok, karşılaştıkları zorluklara odaklanın. Bu size her zaman daha fazla fayda sağlayacaktır.

Artık dil bilmek, çok staj/iş tecrübesine sahip olmak demode oldu. Hala geçerliliklerini sürdürüyorlar fakat yeni kişisel gelişim oyunumuz “yarışmalar”.

Yarışın elbette. Konusunu ve size katacak potansiyeli bilerek. Yarışmak için değil, katılım belgesi almak için de değil, o konuda gerçekten kendinizi yetiştirmek için yarışın.

Seçici olun ki ruhu besleyen müziğe, sağlığı besleyen spora da zaman kalsın..

Erman Akdeniz

Kategori Haberler, İŞ'in Püf Noktası1 Yorum

Kendine Adanmanın Gücü; Yoksa Lisede Takılı mı Kaldık?

Kendine Adanmanın Gücü; Yoksa Lisede Takılı mı Kaldık?

Bana seminer için geldikleri söylenmişti, ama sanırım aslında Maury Rubin’in muhteşem bir yemek vereceğini duydukları için gelmişlerdi.

Her neyse, pazarlama sektöründe iş bulma konusunda benden tavsiye istediler. Küçük bir şirkete başvurun, CEO için çalışın, sadece bir kenardan fikir vereceğini değil, hata yapabileceğiniz ve bir şeyler yapabileceğiniz bir iş bulun gibi fikirlerimi onlarla paylaştığımda, bir hanımefendi benimle aynı fikirde olduğunu belirtti, fakat sonra, “Ama bu şirketler kariyer günlerine katılıp, kampüste iş görüşmesi yapmazlar” diyerek düşüncesini açıkladı.

“Bu şirketler kampüste iş görüşmesi yapmazlar.” Hmmm! Bir MBA sahibi olmak için önce nakit olarak 100.000 dolar ödemişti ve sonra bir 150.000 dolar daha harcamıştı, ama..…

İkincisi ise bugün Yale’de gerçekleşti. Muhteşem kampüsleri boyunca arabamla ilerlerken Asyalı Öğrenciler Merkezi’nin önünden geçtim. Burası bana, kataloğa bakarak ne istersem öğrenebileceğimi düşündüğüm üniversite öğrencisi olduğum, (tabi ki çok daha küçük bir okulda) günleri hatırlattı. Sadece ders almakla kalmayabilir, aynı zamanda bir işe başlayabilir, bir protesto hareketi organize edebilir, kampüs dışında bir tavan arasında yaşayabilir, ne istersem yapabilirdim. “İstediğini seçebilme imkanı” olağanüstü bir fırsattı.

Buna rağmen sınıf arkadaşlarımın çoğu seçim yapmayı reddetti. Hatta üniversiteyi lisenin bir devamı gibi gördüler. Orta seviye, sıradan kursları aldılar. A alabilmek için gereken minimum şeyleri yaptılar, profesörlerle aralarını bozmamaya ya da bilinmeyenin belirsizliğiyle karşılamamaya çalıştılar. Aynı zamanda günde 6 saatlerini kütüphanede geçirip, sadece ders kitapları ile ilgilendiler.

Üniversitenin en iyi yanı, ne olmak istiyorsanız onu olabilmenizdir. Ancak çoğu insan yapmak istediklerini değil, yapmak zorunda olduklarını düşündükleri şeyleri yapar.

Şimdi mezun oldunuz, ama değişen hiç bir şey olmadı. İş yerinde, düşündüğünüzden çok daha fazla özgürlüğe sahipsiniz (hey! bu kitabı mesai saatleri içinde okuyorsunuz!). Ama çoğu insan ellerindeki bu özgürlükle A almaktan başka bir şey yapmaya gerek duymaz.

Hala lisede okuyan insanlarla birlikte mi çalışıyorsunuz? İş arayanlar, sadece kampüse gelen şirketlerle görüşme yapmayı mı istiyorlar? Yöneticiler, patronlarını memnun etmeyi her şeyin üzerinde mi tutuyorlar? Bu sistemde yanlış olan şeyin dünyanın geri kalan kısmı değil, lise psikolojisi olduğu çok açık.

Okulu kırın, Fransız edebiyatı hakkında bir seminere katılın. Kampüsün dışında iş görüşmelerine görüşmelere gidin. Güvenli olan risklidir.

Profil Yayıncılık – İşinizi Küçümsemeyin
Seth Godin

Kategori İŞ'in Püf Noktası0 Yorum

Sorunları Çözebilmenin Çaresi Çok Yönlü Gelişim

Sorunları Çözebilmenin Çaresi Çok Yönlü Gelişim

Kim daha çok ve kolaylıkla sorunları algılayabiliyor ve çözebiliyorsa ona sorumluluk veriyorlar. Aldığınız her sorumluluk daha büyük bir alanı kullanma şansınızı ve özgürlüğünüzü arttırıyor. Sınırları zorlamanın ve gelişmenin başka yolu yok. Gelişmek sorun çözme yeterliliğinizin artmasıdır.

Yaşamınız ve işiniz her geçen gün daha karmaşık hale geliyor. Gerçekleriniz ve problemleriniz birçok bilgi ve disiplinle etkileşim içinde. Uyaranlar hızla artıyor, bilgiye erişim çok boyutlu hale geliyor. Çok boyutlu erişim, çok boyutlu düşünemediğiniz zaman sizi ezip geçecek bir canavara dönüşebilir. Yaratıcılığınız çok yönlü, çok disiplinli bilgi ve beceri birikiminize bağlı.

Çok boyutlu iletişim teknolojilerinin eğlenceli ve görünen yanından biraz uzaklaşın, sonuçlarının nerelere varacağını görmeye çalışın. Düşünme biçiminize çok boyutluluğu kazandıramazsanız, farklı disiplinlerden beslenemezseniz, işiniz zorlaşacak. İşinizde kalmanız zorlaşacak.

İlişki ve bilgi alışveriş trafiğini algılamadan sorunlara çözüm üretme olanağı yok. Bilgiyi farklı yönlerden incelemek için sorular sormanız gerekecek. Farklı sorular sorabilen insan, sınırlılıkları, engelleri aşacak çözümleri üretebilir. Disiplinler arası köprüler kurabilmeniz için bilim ve sanatı yan yana veya sosyal bilimler ile mühendisliği birbirini anlayacak kadar öğrenmelisiniz.

Hiçbir iş yaşamdan kopuk değil, diğer işlerle bağını kurmadan, farklı disiplinlerin bakış açılarını yakalamadan geliştirilemez. Geliştiremediğiniz işiniz gelişemeyen becerinize dönüşür.

Bir şey biliyorsanız ve iyi biliyorsanız sadece o alanla sınırlı kalırsınız. Farklı şeyler biliyorsanız, sentezinden yenilikler üretir, daha üst hedeflere yürüyebilir, birbirine bağlı süreçleri anlayabilirsiniz. Farkındasınız değil mi?

Sevim Çavdarlı / Monster.com.tr

Kategori Haberler, İŞ'in Püf Noktası0 Yorum