Arşiv | İŞ’in Püf Noktası

Nokia’nın Hatasını Açıkladı

İstanbul’da konferans veren pazarlama gurusu Seth Godin, “Televizyon reklamcılığı yaratmadı, reklamcılık televizyonu yarattı” dedi. Nokia’nın hatasını açıklayan Godin, Apple’ın kendi kabilesini yarattığını belirtti.

Ünlü pazarlama gurusu Seth Godin, İstanbul’da düzenlenen bir konferasta konuşma yaptı.

Godin’in konuşmasından satır başları şöyle: “Sosyal medya Arap Baharı’na neden olmadı. Ancak etkisini katlanarak artırdı.

Pazarı değiştirmek önemli değil; önemli olan pazarın değiştiğini bilmek ve buna göre davranmak.

İnsanların hayatlarına dokunursanız size sadık kalırlar.

Nokia’nın yaptığı hata, insanların telefon hakkında konuşacaklarını hesaplayamamış olması.

Apple ise kendi kabilesini yarattı.

Televizyon reklamcılığı yaratmadı, reklamcılık televizyonu yarattı.

Pazarlamacılar olarak artık başarısızlıklarımızla gurur duymalıyız.

Artık kas gücü devri bitti, yürek gücü devri başladı.

Başkalarının yaptıklarını yapıp sürüye katılmayın, devir değişti. Mikrofonu alıp siz de bir şeyler söyleyin.

Kafanızın gerisinde durmadan başarısızlıktan bahseden sesi kapatın.”

 

Kaynak: Milliyet

Kategori İŞ'in Püf Noktası, Uzman Görüşü0 Yorum

Boyner: Yüzyılın Tek Gerçeği Değişim

Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Hanzade Doğan Boyner, artık şirketlerin girişimci olmak zorunda olduklarını belirterek, “Girişimcilik bir kafa yapısı, ruh, karakter, kültür, büyük düşünebilme ve hayallere sınır koymamak, risk alabilmek ve işine tutkuyla bağlı olmak. Bu kavramlar yeni yüzyıldaki şirketlerin bulundurması gereken kavramlar” dedi.Genç Yönetici ve İşadamları Derneği’nin (GYİAD) “Genç Patronlar ile Sohbetler” söyleşisine katılan Boyner, artık teknoloji devriminin iliklere kadar hissedildiğini belirterek bunu hissetmeyenlerin de kısa sürede hissedeceğini söyledi.

Apple’ın dünyanın en büyük şirketi olduğunu, ancak dünyanın en büyük şirketi olma unvanının 1980′den beri 5 kez el değiştirdiğini dile getiren Boyner, şöyle devam etti:

“Yani ister ‘teknoloji devrimi’ deyin, ister ‘dijital çağ’ deyin, bizim yüzyılımızın değişmeyen tek gerçeği değişim. Değişim baş döndürücü derecede hızlı. 30 yıl çok kısa bir süre. 30 yılda dünyanın en büyük şirketi 5 kere değişti. Bunların dışında devler ligine çıkıp sonra kaybolan bir sürü şirket var. Çünkü bu yüzyılın değişmeyen gerçeği baş döndürücü hızda bir değişim ve değişimin altında yatan yıkıcı teknolojiler. Farkında olmadan yeni modeller, yeni teknolojiler gelip bizim dev zannettiklerimizi yok edebiliyor. Bizler kapitalizmin sorgulandığı, 50 yıllık dikta rejimlerinin yıkıldığı, yıkılmaz zannedilenlerin var olma savaşı vermeye başladığı bir devirde yaşıyoruz. 845 milyon facebook kullanıcısı var. 1 milyar PC var. İnternet reklam gelirleri birçok ülkede gazete reklam gelirlerini geçti, Türkiye’de 3. büyük mecra oldu. ABD’de e-ticaret toplam perakendenin yüzde 11′ine ulaştı.”

İnternet ve teknolojinin hep sanal bir şey olarak algılandığını kaydeden Boyner, ancak bu iki kavramın müzik, film, kitap, gazete, sağlık, televizyon, perakende, ulaşım gibi birçok reel sektörü değiştirdiğini ifade etti.

“ARTIK SINIRLAR KALIN DEĞİL İNCE, NET DEĞİL BULANIK”

Hangi sektörde faaliyet gösterilirse gösterilsin çağın tek gerçeği olan değişim ve teknolojiden etkilenmemenin mümkün olmadığını ifade eden Boyner, şunları söyledi:

“Google bir iletişim şirketi fakat araba sektörüne yatırım yapıyor, Microsoft bir yazılım şirketi ama cihaz üreticisi olmak istiyor. Artık sınırlar kalın değil ince, net değil bulanık, iş modelleri kalıcı değil değişken. Bizim neslimizin önündeki en büyük iddia bu değişime nasıl ayak uyduracağımız. Benim için olmazsa olmaz kavram yaratıcılık, kalıpların dışına çıkabilmek, tetikte olmak, esnek olmak ve girişimci ruh.

Artık şirketler girişimci olmak zorunda. Girişimcilik genelde kendi işini kuran bireyler için kullanılır ancak ben bunun biraz geride kaldığını düşünüyorum. Girişimcilik bir kafa yapısı, ruh, karakter, kültür, büyük düşünebilme ve hayallere sınır koymamak, risk alabilmek ve işine tutkuyla bağlı olmak. Bu kavramlar yeni yüzyıldaki şirketlerin bulundurması gereken kavramlar. Eğer yönetici olduğumuz şirkette bu girişimciliği yakalayabilirsek teknoloji devriminden doğan büyük fırsatları sürdürülebilir büyümeye çeviririz, aksi takdirde dalgalarda yok oluruz.”

 

Kaynak: Hürriyet

Kategori İŞ'in Püf Noktası, Uzman Görüşü0 Yorum

Kariyer Koçluğu

Kariyer koçluğu doğru meslek seçimi, iş kurma ve terfi etme alanlarında yapılan bir çalışmadır. Öncelikle kişinin doğal yetenekleri, değerleri, zevkleri ve bilgisi doğrultusunda kendisine en uygun, mutlu ve başarılı olacağı işi bulmasını sağlar. Ömrümüzün üçte birini çalışarak geçireceğimizi düşünürsek, çalışmanın bir yük, bir mecburiyet olmaktan çıkarılıp; zevk ve tatmine dönüştürülmesi çok büyük bir anlam taşır.

Doğru seçimi zaten yapmış kişiler içinse kariyerini bir üst seviyeye taşıması, işini geliştirmesi, daha fazla para kazanması veya terfi etmesi için hedef odaklı ve planlı eylem çalışmaları yapılır.

Kariyer koçluğu lise öğrencilerinden başlayıp her yaş grubu için yapılabilecek bir çalışmadır. Emekli olmuş ama hala kendini mutlu edecek işi bulamamış ya da gerçekleştirememiş kişiler için bile kariyer koçluğu olumlu sonuçlar verir.

Kariyer Koçluğu Neler Sağlar?

Doğru meslek, doğru pozisyonun belirlenmesi

Daha fazla kazanç sağlanması

Sınırlarınızın ve olumsuzluklarınızın keşfi ve ortadan kaldırılması

Fırsatların farkına varılması, yaratıcılığın geliştirilmesi

Yeni hedef ve stratejilerin belirlenmesi

Yaşam dengesinin kurulması

İletişim becerilerinin artması

Hayatınızdaki enerji kaçaklarının farkına varılması

Zaman yönetiminin sağlanması

Koçluk Süreci:

Kariyer koçluğunu daha iyi anlamak ve tanışmak için ücretsiz bir ön görüşme

Karar verdikten sonra ilk seans 2 saat, daha sonrakiler haftada 1-1.5 saat olmak üzere başlayabilirsiniz.

İlk program 4 haftalıktır. Daha sonra koç ve koçluk alan kişinin ortak kararıyla devam süreci belirlenir.

Koçluk alan kişi muhakkak her seansta bir fayda sağlar ancak hedef söz konusu olduğunda minimum 12 seanslık bir çalışma yapılması uygundur.

 

www.arzubiyiklioglu.com

 

Kategori İŞ'in Püf Noktası, Uzman Görüşü0 Yorum

Bazı Liderlerin Misyonları İşleridir

Bazılarına göre başarı sadece kendilerinin kazanması demektir. Onların kazanması için birilerinin kaybetmesi gerekir. Bu anlayış herkese yetecek kadar aş olmadığı kıtlık zamanlarından kalmıştır. Bize atalarımızdan mirastır.

Bazıları ise daha bol gönüllüdür. Başarı, sadece kendilerinin değil kendileriyle birlikte içinde yaşadığı topluluğun (toplum) da kazanmasıdır.

Kendi çıkarıyla birlikte “diğerinin çıkarını” da düşünen anlayış kuşkusuz daha “aydınlanmış” bir başarı anlayışıdır. 

Yankelovich bunun adına “Aydınlanmış Kişisel Çıkar” ismini veriyor. (Başka bir dünya mümkün.) Micheal Porter ve Mark R. KramerPaylaşılan değer” (shared value) kavramıyla, tam da bu anlayışa işaret ediyorlar. Üstelik Porter ve  Kramer yeni dönemde başarılı olmak için şirketlerin “paylaşılan değer yaratmak” zorunda olduklarını söylüyorlar.

Zamanın ruhu, liderliğe yeni bir bakış açısıyla bakmamızı zorunlu kılıyor. İçinde yaşadığımız sanayi sonrası dönemin liderlik anlayışı kesinlikle “aydınlanmış bir liderlik anlayışı” olmak zorunda. 

Yeni dönemde liderlik insanları yönetmekten bir hedefin peşinde koşmaktan daha fazlasını gerektiriyor. Bugünün başarı anlayışı liderin, herkes için anlamlı bir hayatı gerçekleştirmesi anlamına geliyor. 

Bu sebeple günümüz liderleri çevrelerindeki insanların potansiyellerini gerçekleştirmelerine yardım etme, onların içindeki “iyiyi” ortaya çıkarma misyonunu da üstenmek zorundalar. 

Liderler resmin bütününü görebilme, hedef saptayabilme, insanları iletişim güçleriyle etkileyebilme, adaletli davranabilme, zorluklarla baş edebilme güçleriyle diğer insanlara göre daha niteliklidirler. Bu yetenekleriyle daha saygın, daha popüler olurlar; maddi ve manevi güce kavuşurlar. 

Barack Obama‘nın yemin törenini yöneten vaiz Rick WarrenBir liderin kendisine sorması gereken en önemli sorunun nelere sahip olduğu değil, sahip olduklarıyla neler yaptığıdır.” demişti.

Ben misyon odaklı liderliğin bu soruda gizli olduğuna inanıyorum.

Peter Drucker’a göre liderlik ne ayrıcalıklar ne unvanlar ne güç ne de parayla ilgilidir. Liderliğin ilgili olduğu tek şey vardır, o da ”sorumluluktur.”

Drucker’ın işaret ettiği sorumluluk da, aynen vaiz Warren’in işaret etiği gibi misyon odaklı liderlikle ilgilidir. 

Gerçek liderlik, bir insanın profesyonel hayatında elde edeceği cilalı bir kariyer değil insan hayatının bütünü yönlendiren bir misyondur. Bu misyon hem kendimizi hem ait olduğumuz topluluğu (ve toplumu) daha ileriye götürme sorumluluğudur. Görevlerini ve sorumluluklarını böyle gören liderler, karakterleri ve eylemleriyle ilham verirler.   

Gerçek bir lider üstlendiği sorumluluğun bilinciyle hedefe ulaşmak için misyonuna tutkuyla sarılır. Etrafındakilere ilham vermesi sahip olduğu bu tutkuda gizlidir. Kendisinin ve çevresindekilerin daha iyiyi hak ettiğini ve bu hedefe ulaşmanın mümkün olduğunu gördüğü için heyecanlanır. Gelecek onun gözünde berraktır. Oraya varabilmek için herkesin göreve (misyona) sarılması ve yolculuğun kat edilmesi gerekir. İşini adeta kutsal bir misyon olarak görmek onu alçakgönüllülüğe, statükoları sorgulamaya,  başkalarının gitmediği yollardan gitmeye sevk eder. Sahip olduğu iyimserlik, hedefi kimsenin görmediği kadar berrak görmesinden ve bu hedefe varılabileceğine olan güçlü inancındandır. 

Kimi zaman bu tutkuları onları hırçınlaştırır. Kaynakların verimli kullanılmaması ya da zamanın boşa harcanması onları çileden çıkarabilir. Bu nedenle sert ve kırıcı olabilirler; ama hedeflerine kararlı bir tutkuyla bağlanmaları herkes için de bir şevk kaynağıdır. Bu liderler, kendilerine has kişilikleriyle en kritik durumlarda bile fark yaratabilirler.   

Siz etrafınızdaki liderleri değerlendirirken onların ne kadar havalı, ne kadar “cool” olduklarına bakmayın. Karizma denilen şey insanın afrasından tafrasından çok yarattığı etkidedir. Bu etki yüzeysel bir etki değil, işlerin ve sonuçların herkesin lehine gelişmesiyle ortaya çıkan farkın yarattığı etkidir.

Gandhi’ye herkes “baba” anlamına gelen “Bapu” diyordu. Hâlbuki o, bir çift takunya, bir peştamal ve gözlüklerinden başka hiçbir şeye sahip değildi. Serveti ya da hiddeti değil, misyonunun gücü, bu ufak tefek adamın bir dünya lideri olmasını sağladı. Misyonuna olan inancı, bu sakin ve mütevazı adamı yeryüzünün en zengin insanlardan daha güçlü kıldı.

Bütün dünya Gandhi’yi “Mahatma” ismiyle bilir. Mahatma  “Yüce Ruh” anlamına gelir. Gandhi haksızlıklarla mücadele etmek için şiddet içermeyen bir direnme yolunu seçmiş, hayatını uzlaşma ve barışa adamıştır.

Bu inançlarıyla Gandhi sadece İngiltere gibi güçlü bir ülkeyle değil, kendi toplumu içindeki binlerce yıllık kemikleşmiş geleneklerle karşı da mücadele vermiştir. Sadece hısımları değil, dünyanın en güçlü liderleri Gandhi’nin bu misyoner liderlik ruhunun önünde eğilmiştir.

Bazı liderler için yaptıkları iş, bir dava yani bir misyon gibidir. Onlar var olanla tatmin olmayan, hem kendileri hem içinde yaşadıkları toplum için daha iyisini isteyen insanlardır. Herkesten daha çok çalışmaları, daha iyi olana kavuşmanın tek yolunun işi ciddiye almak ve işe yoğunlaşmaktan geçtiğine inançlarındandır. 

Ben bugün vardığımız bilgi düzeyine rağmen şirketlerde yaşanan sorunların çoğunu “yönetimin aşırı, liderliğin ise az” olmasına bağlıyorum. Etkili liderlikle ilgili çok şey biliyoruz; tarihten edebiyata, sinemadan siyasete birçok alanda liderlik öğretileri açık bir şekilde karşımızda duruyor. Ancak kurumsal hayatta hala bir misyon üstelenen liderleri görmekte zorlanıyoruz. Bu tür liderler yok denecek kadar az. 

Halbuki herkes için değer üreten bir sistem kurabilmenin en sağlam yolu, liderin işini bir misyon olarak ele almasıdır. 

Ben misyonlarına içtenlikle bağlı liderlerin sadece kendi kuruluşlarını değil, dünyayı da  değiştirebilme güçlerine sahip olduklarını düşünüyorum.

 

www.temelaksoy.com

 

Kategori İŞ'in Püf Noktası, Uzman Görüşü0 Yorum

Parası Olmayan Girişimcilere Destek Olacak

Herkes kendi işini kurmak ister… Türkiye iş fikri olup da buna kaynak bulamayan girişimcilerle dolu.

Birçok iş fikri yeterli sermaye bulunamadığı için proje aşamasından öteye geçemiyor. Bu soruna çare olabilecek ve girişimcilere sermaye desteği sağlayabilecek projelerin sayısı ise her geçen gün artıyor. KOSGEB ve kalkınma ajansları girişimcilere sermaye desteği sağlayan en önemli kurumların başını çekiyor. Son günlerde bu desteklere bir yenisi daha eklendi;Türkiye Melek Yatırımcılar Derneği…

Barrack Obama tarafından ABD’de gerçekleştirilen ve tüm dünyada sadece 265 girişimcinin davet edildiği Girişimciler Zirvesi’ne çağırılan Türk girişimcileren birisi olan Türkiye Melek Yatırımcılar Derneği Başkanı Baybars Altuntaş bu zirvede Obama’nın birebir görüştüğü tek girişimci olmuş. 2 hafta önceTürkiye Melek Yatırımcılar Derneği Başkanı seçilen Altuntaş’ın kariyeri ise birçok girişimciye örnek olacak türden…

Baybars Altuntaş ile girişimciliği, kendi hikayesini ve Melek Yatırımcılar Derneği’nin iş fikri olup da parası olmayanlara nasıl destek olacağını konuştuk…

- Dünyanın en önemli girişimcileri arasında yer adığınız kariyeriniz nasıl başladı?

Boğaziçi Üniversitesi’nde İngilizce Öğretmenliği bölümünde okurken, franchise ile ilgili okuduğum bir makale ile başladı benim hikayem. O zamanlar her İngilizce Öğretmenliği öğrencisi gibi tercümanlık yaparak, seyahat acentelerinde çalışarak harçlığımı çıkarıyordum.

- Okuduğunuz makalede sizi etkileyen ve harekete geçiren ne oldu?

Haber, Avrupa’da giderek yaygınlaşan franchise modeli ile ilgiliydi. Konu çok ilgimi çekti ve yazıda görüşlerini belirten Avrupa Franchise Birliği Başkanı’nın telefonunu ve faks numarasını buldum. 25 kuruşa çektiğim bir faks ile kendisini franchise modeli ile ilgili bir seminer düzenlemesi için Türkiye’ye davet ettim. Davetimi kabul etti konferansı gerçekleştirdik. Sonra o beni Almanya’ya davet etti derken ben kendimi Ulusal Franchise Derneği’ni kurarken buldum

Tabii o zamanlar (90′ların başı) Türkiye’de franchise diye bir terim ve iş modeli henüz hayatımıza girmemişti. Mc Donald’s Türkiye’ye yeni geldiği ve önünde metrelerce kuyrukların oluştuğu zamanlardan bahsediyorum. Yazıyı okuduktan sonra kendi kendime şöyle düşündüm;

‘BAŞKA ŞUBEMİZ YOKTUR’ YAZISINDAN GURUR DUYARDIK

“ABD’den hamburgerci, kilometrelerce öteden gelmiş İstanbul’da şube açmış ve önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Bizim Bursa’daki kebapçı İstanbul’a gelemiyor, gelmek istemiyor. Amerikalı Mc Donald’s’ın sahibi ‘dünyada 5 bin tane şubem var ‘diye gurur duyuyor, bizim lahmacuncumuz kebapçımız, bozacımız da kasasının arkasına yazdığı ‘başka şubemiz yoktur’ diye gurur duyuyor.Birbirinden olabilediğince farklı bu iki anlayış beni çok düşündürdü.“

- O düşüncedeki temel yanlışlık neydi sizce?

90’larda girişimciler, bir ürün icat ettiklerinde bunun sırrını kimseye anlatmaz ve o işi çocuklarına bırakmak isterlerdi. Oysaki hiçbirisi çocuklarım bu işi yapabilecek mi, yapmak ister mi?’ diye hiç düşünmezlerdi. Üstelik işini çocuklarına bırakmak isteyen girişimcilerin çoğunun henüz çocuğu yoktu. Hatta bu görüşe sahip ve evli olmayanlar bile vardı.

Siz bu mantıkla hareket ederseniz yaptığınız işin taklitleri, benzerleri ürer. Ondan sonra taklitlerle uğraşmak için hukuki işlemlere para harcarsınız. Hem de taklitlerin sayısı arttığı için onlar gerçek gibi durur ben tek başıma sahte bile kalırım.

- Bu mantık artık değişmiştir herhalde?

Tabii ki. Artık girişimcilerimiz çok değişti. 90’lı yıllardaki mantıktan kurtulmaya başladık.

- Türkiye Franchise Derneği’ni nasıl kurdunuz?

Haberden etkilenerek 25 kuruşa çektiğim faksın ardından Alman Franchise Birliği Derneği Başkanı cevap vererek Türkiye’ye geldi ve ‘Batıdan Doğuya Marka Transferi’ başlıklı bir seminer gerçekleştirdik

O toplantıda sadece tercümanlık yapıyorken gazete ve dergilerde organizatör olarak adım çıkmış; “Baybars Altuntaş’ın önderliğinde Doğudan Batıya Marka Transferi…”

DERSTEN SONRA GENEL SEKRETERLİK

- Ama sadece tercümandınız…

O makaleyi okumadan önce ‘Franchise’ ile ilgili hiçbir bilgim yoktu. Alman Franchise Birliği Başkanı’nın davetimi kabul etmesinden sonra konuyla yakından ilgilenmeye başladım. Sonrasında Başkan beni Almanya’ya davet etti.

Almanya dönüşü konuya olan ilgiyi gördükten sonra Türkiye’nin ilk franchise derneği olan Ulusal Franchise Derneği’ni (UFRAD) kurdum. Derneğin kurulacağını duyan önemli işadamları derneğe kurucu üye olmak için başvurdular. Gördüğüm destek ve konuya olan ilginin sayesinde derneği çok hızlı bir şekilde kuruldu ve ben de o derneğin genel sekreteri oldum. Ama gelişmeler öyle hızlıydı ki, okuldaki derslerden sonra derneğe gelip genel sekreterlik görevimi icra ediyordum.

PARA DEĞİL İNSAN BİRİKTİRDİM

- Bu dönemlerin size nasıl bir katkısı oldu?

3 ay içerisinde hayatımın yönünü değiştiren bu olaylarda maddi olarak hiç bir kazancım olmadı. Ama benim o zamanlar yaptığım sosyal girişimcilikti. Benim genç girişimcilere en büyük tavsiyem önerim insan koleksiyoncusu olmalarıdır. Pul, kitap, çiçek, para biriktirenler var ama ben kariyerimin başından beri insan biriktiriyorum.

- İlk para kazandığınız işinizi nasıl kurdunuz?

Derneği kurduktan sonra çevremdeki insanların sayısı giderek artmayı başladı. 400 dolarlık birikimim vardı ve yurtta kalıyordum. O parayla Boğaziçi Üniversitesi’nin binalarını döner sermayeden kiralayarak Boğaziçi Üniversitesi sertifikalı İngilizce kursları açtım. Aynı zamanda da Türk Hava Yolları dışında hostes yetiştiren ilk ve ozamanlar tek eğitim kurumunu da ben açtım. Bütün bu işlere girişimcilik ruhum, çevremde biriktirdiğim insanlar ve kendime olan güvenimle girdim.

- Başarısız olmaktan korkmadınız mı hiç?

Sonuçta çok büyük param yoktu olan paramı da gözden çıkarabilirdim. Yurtta kalıyordum ve 559C’ye biletle binerek derse gidiyordum. Başarısız olsaydım yine bu şekilde devam edecektim. Cesaretim ve doğru iş fikri ile başarılı oldum ve birkaç sene sonra kendi aracımla okula gitmeye başladım. Yani girişimcilere en b,ir diğer tavsiyem ise girişimci olmak için kesinlikle paraya ihtiyaçları olmadığıdır. Başarılı olmak için iyi bir fikriniz ve o fikri paylaşabileceğiniz insanların olması yeterli.

GİRİŞİMCİLERE TAVSİYELER:

* Harekete geçmekten çekinmeyin

* Takipçi olun

*Başarısız olmaktan korkmayın

*İnsan kazanın. İnsan kazanırsanız para da kazanırsınız.

* İyi bir girişimcinin paraya ihtiyacı yoktur

* Girişimcilerin bilmesi gereken 3 rakam: 7, 24, 365

 

İNSAN KAZANIRSAN DAHA KOLAY PARA KAZANIRSIN

- Para kazanmanın yolu sizce insan tanımaktan mı geçiyor?

İnsan kazanmak benim kariyerimde ve hayatımda hep önceliğim oldu. Çünkü doğru insanları tanımak parayla olan bir şey değil. Parayla ancak ve ancak para kazanabilirsin, insan kazanamazsın. Ama insan kazanırsan, para kazanabilirsin, hayallerini gerçekleştirebilirsin. En iyi ressam da müzisyen de iş adamı da olmak isteseniz insanlar tanıyarak başarıya çok daha kolay ulaşabilirsiniz..

PARA OLMADAN GİRİŞİMCİLİK OLMAZ DİYE YANLIŞ BİR GÖRÜŞ VAR

Girişimcilikte para olmazsa olmaz diye yanlış bir olgu insanların beynine kazınmış. Benim annem ilkokul öğretmeni, babam emekli askerdi. Onlardan beş kuruş destek almadan 25 kuruşa faks çekerek başladım her şeye ve 400 dolara şu an sahip olduğum şirketi kurdum. Türkiye benim gibi birçok örnekle dolu. İyi bir girişimci olmanın parayla hiçbir alakası yok.

- Genç girişimcilere tavsiyeleriniz neler?

Ne olursa olsun doğru olduğuna inandıkları iş fikirleri varsa imkanlarını sonuna kadar zorlasınlar. Bütün fırsatları değerlendirsinler. Sonuçta fikir iyi olduğunda topu koşturacak adam da doğruysa o işin tutmaması diye bir şey olamaz.

ONLAR PAS GEÇTİ BEN FAKS GEÇTİM

Kendimi çok önemli bir örnek olarak görüyorum. Benim okuduğum ve sonrasında Almanya’ya faks çektiğim dergiyi yaklaşık 20 bin kişi okumuştur. Belki de 19 bin 999 kişi o haberi pas geçti. Ben faks geçtim.

Faksı geçtikten sonra, işi takip ettim. Bana hiç kimse ‘sende para var mı, sen kimlerdensin, sen ne cüretle Almanya Franchise Birliği Başkanı’na faks geçersin’ demedi. Baktılar ki fikir doğru topu koşturan adam da doğru, istekli de. Bu yüzden top sürerken kimse bir şey diyemedi.

BEN O LAFLARI ÇOK DUYDUM

-Türk girişimciler de kendine güven eksikliği var mı? Özellikle genç girişimciler başarısız olmaktan çekinebiliyor. Ne diyorsunuz?

Tam aksine öğrenci veya genç girişimciler daha çok destek görüyor. Kesinlikle gemç girişimci olmak bir avantaj olarak algılanıyor. Ben kendi kariyerim boyunca öğrenciyim dedikçe puan topladım. Anneler, babalar dayılar, kardeşler, ‘Sana mı kaldı o iş, sana bırakırlar mı’ bu lafları çok duydum. Ama bana kaldı. Ben gittim ve aldım daha doğrusu.

MELEK YATIRIMCILAR DERNEĞİNİ İLE İŞ FİKİRLERİNE DESTEK OLACAK

-Bundan sonra melek yatırımcılık modeli ile iş fikirleri olan girişimcilere destek olmayı düşünüyorsunuz. Peki Melek Yatırımcılar Derneği girişimcilere nasıl destek olacak?

Melek yatırımcılar Derneği fikri olan fakat parası olmayan girişimcilere ulaşmak için kuruldu. Franchising modelinin 20 yıldır nasıl geliştiğini ben biliyorum. Artık franchise açılacak nokta kalmadı. Dünyadan gelmesi gereken birçok marka Türkiye’ye geldi. Bu noktada artık yeni iş modellerinin geliştirilmesi gerekiyor. Bu da ortaklık kültürü olmalı.

Dünya ekonomisinde sermaye birikti. O sermayeyi fikri olanlara açmalıyız. Şimdi ise artık yeni bir kulvarın açılması gerekiyor. Bir tarafta iş fikri olan fakat parası olmayan girişimciler, diğer tarafta ise parası olan ve doğru yatırımlar yapmak isteyen yatırımcılar var. Özellikle son yaşanan krizin ardından dünyada sermaye birikti. Zenginin daha zengin olduğu bir dünya ortamında bu sermayeyi fikri olan üretimi ve istihdamı artıracak iş fikirlerine yönlendirmek gerekiyor. Bunun yolu da melek yatırımcılık sistemi.

- Melek yatırımcılık sistemi dünyada hangi konumda?

Bu sistemde ABD’de desteklenen 270 bin melek yatırımcı ve 26 milyar dolar sermaye, Avrupa’da 75 bin melek yatırımcı 4 milyar dolar sermaye bulunuyor. Bugün bırakın 26 milyar doları 3 milyar doları Yunanistan’a versek krizden çıkar. Dolayısıyla bu ekonomik düzen içerisinde bu kulvarı o kadar iyi organize etmeliyiz ki. Melek yatırımcılığın üssü Türkiye olsun. Bence Türkiye’de 2 kişiden birisinde girişimcilik ruhu var.

TÜRKLER DÜNYADAKİ EN GİRİŞİMCİ İKİNCİ MİLLET

Eski Amerikan Büyükelçisi James F. Jeffrey, bir girişimcilik toplantısında, Amerika’dan sonra Türkler dünyadaki ikinci girişimci millet demişti. Türk girişimciler kendine güvendiğinde tek kelime Almanca bilmeden Almanya’ya giderek 10 milyar euroluk bir iş hacmi oluşturabiliyor.

- Melek yatırımcılıkta girişimcilere sadece sermaye desteği mi sağlanıyor?

Melek yatırımcılıkta paradan daha önemli olan bence mentörlük. Girişimciler melek yatırımcının tecrübelerinden de faydalanmalı. Sadece para vererek bir ortaklık kurulduğunda bu iş hisse senedi alımı olur. Ama melek yatırımcılıkta altın kural hem parayı vereceksin hem de bilgi birikimini paylaşacaksın. Deneyimlerinizi işin nasıl yapılacağı nasıl pazarlar keşfedileceğini bulacaksın.

- Melek yatırımcıların destekledikleri projelerde en büyük öncelikleri neler oluyor?

Bu sorunun cevabı çok basit. Melek yatırımcılar iş fikrinden ziyade topu doğru koşturacak kişiyi ararlar. Topu doğru koşturacak adamı bulduklarında hem sermayelerini hem de tecrübelerini o kişiye ve projesine aktarırlar.

- Melek yatırımcılar hangi projeleri daha çok destekliyor?

Melek yatırımcılar Avrupa’da daha çok iş fikri aşamasında olan (Seed Funding) denilen fikirlere yatırım yapıyorlar. Fakat biz daha bu noktada değiliz. Öncelikli olarak destekleyeceğimiz projeler fikir aşamasından öteye geçmiş olmalı. Mutlaka numune olacak. Örneğin bir internet sitesi projesi ise tasarımı tamamlanmış yayın hayatına başlamış olmalı. Ama zamanlar bu sistem oturdukça işler hale geldikçe bu şekilde fikirler bulmak zorlaşacak. Ondan sonra bizde sadece fikir aşamasında yatırımlara(seed funding) yöneleceğiz. Ben 5 yıl sonrasında bahsediyorum. Bu aşamalardan Avrupa’da geçmiş hatta ABD bu aşamaya 10 yıl önce ulaşmış ve aşmış.

-Destek verdiğiniz öncelikli sektörler neler?

ABD ve AB ülkelerindeki melek yatırımcılara baktığımızda mobil teknolojileri ve IT sektörünün en fazla yatırım çeken sektörler arasında yer alıyor. Türkiye’deki melek yatırımcılar da ağırlıklı olarak bu sektörlerdeki yatırımlara destek verecektir. Ama biz her projeyi ayrı ayrı değerlendirdiğimiz için iyi projelerin geldiği tüm sektörlere destek oluruz.

- Projelere vereceğiiz sermaye desteğinin bir aralığı var mı?

Melek yatırımcılık sistemiyle kurulan işlerin aldıkları melek yatırım sermayesinin dünya ortalamasının şirket başı 100 bin dolar seviyelerinde. Bizimde destek vereceğimiz projeler, genellikle 10 bin ile 500 bin dolar arası yatırımlar olacak.

-İş fikri olanlar projelerini size nasıl ulaştıracaklar?

Kurumumuzun internet sitesinde yer alan bölümde projelerini yazarak bize gönderiyorlar. Gönderilen projeler bizin derneğimizin ortak havuzuna düşüyor. Temmuz ayı başından bu yana bize ulaşan proje sayısı bini geçti. Ben ve ekibim bu başvuruları tek tek inceliyoruz. Bir sivil toplum kuruluşunun vatandaşlarla yakından ilgilenmesi gerekiyor. Bu doğrultuda bize ulaşan bütün maiilere elimizden geldiğince cevap vermeye çalışıyoruz.

 

Kaynak: Hürriyet

Kategori İŞ'in Püf Noktası, Uzman Görüşü0 Yorum

Kadın Finansçılardan Tüyolar

Kadın finansçılar bütçeyi tutturmak ve geçimle ilgili tüyolar verdi. Kadın finansçıların tüketicilere önerileri ne?

Alışveriş yaparken sıkı pazarlık yapıp indirimleri takip ediyorlar. Zorunlu kalmadıkça taksiti tercih etmiyorlar

Türkiye ekonomisi ve piyasadaki gelişmelere ilişkin görüşlerini aldığımız ekonomistlere bu sefer aile bütçesini denkleştirmenin ipuçlarını sorduk.

Bilinçli mi, savurgan mılar? Alışveriş kriterleri nedir? Küresel belirsizliklerin hala devam ettiği bugünkü ortamda tüketicilere neler öneriyorlar?

ING Bank Baş Ekonomisti Şengül Dağdeviren, iş hayatının yoğunluğu nedeniyle alışverişe çok zaman ayıramadığından yakınıyor. Bilinçli bir tüketici olan ve indirimleri takip eden Dağdeviren, “Bilinçsiz değilim ama çok planlama da yapmam” diyor.

Tasarrufun önemine dikkat çeken Dağdeviren her ailenin bütçesine pararel tasarruf yapabileceğini düşünüyor. Çok fazla taksite girmeyi doğru bulmayan Şengül Dağdeviren, “Zorunlu kalmadıkça taksiti çok tercih etmiyorum” diyor.

SIKI PAZARLIK YAPIYOR

Ata Yatırım Baş Ekonomisti Nurhan Toğuç günümüzde tüketicinin şanslı olduğuna inanıyor. Rekabetçi bir ekonomide seçenekler çok fazla. Her tüketicinin bütçesine uygun alışveriş yapabilme seçeneğinin bulunduğuna dikkat çeken Toğuç, sıkı pazarlıkçı. Aşırı fiyat artıran esnafı mutlaka uyardığını belirten Toğuç, bir mala değerinden fazla para vermediğini belirtiyor.

Sezon sonu indirimlerini takip eden Toğuç’un tüketicilere önemli bir uyarısı var: FAİZLER YÜKSEK, TAKSİTE BULAŞMA

“Kredi oranları hala çok yüksek. Kredi kullanarak almak maliyeti artırıyor. Bunda sonraki süreçte kredi maliyetleri ilk çeyrekte özellikle artacak. O süreçte pek bir şey alınmamasını tavsiye ediyorum. Kredi faizleri bir miktar artacak.

Faiz koridorundaki hareketle kredi maliyeterinde artış görebiliriz. Bir malı birbuçuk iki katı fiyatla almanın anlamı yok. Resesyonist bir dünyadayız. Yılın son çeyreğine doğru beklemeyi tercih ediyorum. Fiyatlarda biraz daha düzelme beklemek lazım.”

NEREDE UCUZSA ORADAN ALIRIM

İş Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Çağlan Mursaloğlu da savurgan bir tüketici olmadığının altını çiziyor. Alışveriş yaparken aldığı ürünün içeriğine çok dikkat ettiğini dile getiren Mursaloğlu, Bazı ürünlerin fiyatlarını bildiğim için özellikle etiketlerine dikkat ederim. Oturduğum yerde BİM de var Carrefour da Migros da var. Üreticisini bildiğim için gidip hangi markette ucuzsa oradan alışveriş yapıyorum diyor.

Marka merakı olmadığını belirten Mursaloğlu’nun tüketicelere bir de önerisi var:

İnsan tükettiği, pişirdiği, giydiği kıyafette de yaratıcılığını kullanmalı. Yaptığınız yemeğin içine bir baharat katarak tadını değiştirebilirsiniz. Veya sade bir kıyafeti bir takı ile şık hale getirebilirsiniz. Çocuklara kıyafet alırken büyük alıyorum. İçine kıvırıyorum seneye de giyebilsinler diye. Çünkü çocuklar çok çabuk büyüyor. Çocuklarımı da yetiştirirken onları bu bilinçle yetiştiriyorum.

 

Kaynak: Milliyet

Kategori Uzman Görüşü0 Yorum