Arşiv | Röportaj

“Ödül, Üniversitelilerin ve Kulüplerin Tarihçesinde Güzel Bir İz Bırakıyor”

“Ödül, Üniversitelilerin ve Kulüplerin Tarihçesinde Güzel Bir İz Bırakıyor”

Üniaktivite‘nin 4 yıldır  düzenlemiş olduğu En Aktif Kulüp Yarışması her geçen yıl adından daha çok söz ettirmekte. Geçtiğimiz öğretim yılında (2009-2010) 525 üniversite kulübünün yer aldığı yarışmada en aktif kulüpler jüri ve öğrenci oylamaları sonucunda belirlenmiş oldu. Yarışmada kulüplerin yaptıkları etkinlik sayısının yanında bi diğer önemli kriter ise etkinliklerin niteliğiydi.

Businews’un basın sponsoru olarak destek olduğu yarışmada bu yıl ana sponsor Microsoft oldu. 19 Haziran 2010 tarihinde Microsoft Genel Merkezi’nde gerçekleşen ödül töreniyle en aktif kulüpler belirlenirken gelecek dönemin nasıl şekilleneceğini ve En Aktif Kulüp Yarışması’nı Üniaktivite Genel Koordinatörü Güray Erişkin’e sorduk.

En Aktif Kulüp Yarışması’nı geçtiğimiz yıl 4.’sünü düzenlediniz, ilk olarak böyle bir yarışma düzenleme fikri nasıl ortaya çıktı?

Bu yarışmayı düzenlemek Üniaktivite’nin kuruluşu esnasında, yani henüz üniversite yıllarımızda aklımıza gelmişti. Üniversitelerde akademik dönem boyunca bir çok kulüp aktivitesi yapılmakta. Bu aktiviteleri herkesin daha kolay takip etmesi amacıyla kurduğumuz Üniaktivite’den sonra, üniversite kulüplerini ödüllendiren ve onları yeni aktiviteler yapmaya teşvik eden herhangi bir projenin ya da yarışmanın olmadığını gördük. Yarışma fikri bunun üzerine ortaya çıktı. En Aktif Kulüp Yarışması, 2006 yılından beri her sene düzenleniyor, bu sene de 5.sini düzenleyeceğiz.

En Aktif Kulüp Yarışması’nı düzenleme fikri ilk kez oluştuğundaki amacınız ile yarışmanın bugün geldiği nokta ne ölçüde paralellik gösteriyor? Yarışmada ileriki yıllarda bizi ne gibi sürprizler bekleyebilir?

Amacımızda herhangi bir değişiklik olmadı fakat kulüplerin ve onlarla buluşmak isteyen markaların yarışmaya gösterdiği talep ve ilgi, her yıl bir öncekinden çok daha yüksek noktalara ulaştı. Yarışmanın en temel amacı kulüpler arasındaki iletişimi güçlendirerek ve kendi aralarında bir rekabet yaratarak daha kaliteli işler çıkarmalarını sağlamak. Böylece hem birbirlerinin yaptığı işleri daha yakından takip ediyorlar, hem de daha nitelikli projelere imza atıyorlar. En başarılıları ödüllendirmek de Üniaktivite’ye düşüyor.

Bu sene özellikle ödül törenindeki ünlü konuklarımız ve kulüp üyelerinin kaynaşmasını sağlayıcı atölye çalışmalarımız herkes için güzel bir sürpriz oldu. Yarışmayı kulüpler adına daha da çekici hale getirmek ve onların ihtiyaçlarını doğru analiz edebilmek adına her yıl yeni sürprizler eklemeye devam edeceğiz ve bunun için yoğun bir şekilde çalışıyoruz.

Kulüplerin yarışmaya oldukça ilgili olduğunu görüyoruz. Kulüpler bu yarışmada dereceye girerek, başarılarını ispat etmiş olmanın yanında başka nasıl bir fayda sağlayabilir?

Yarışmada dereceye giren kulüplerin, bu başarılarını bir sonraki eğitim döneminde sıkça dile getirdiklerini gözlemledik. Üniversitelerin açılmasıyla birlikte kulübün üye çekim sürecinde çok daha fazla üye çekebiliyorlar, sunumlarında bu başarılarına vurgu yaparak sponsor görüşmelerinde avantaj sağlayabiliyorlar. Aynı zamanda o dönemdeki kulüp başkanının ve yönetim kurulu üyelerinin kariyerlerinde bir dönüm noktası olarak CV’lerine ekleyebilecekleri bir başarı olarak da değerlendirilebiliyor. Dolayısıyla gelen ödül, üniversitelilerin yaşamında ve kulüplerin tarihçesinde güzel bir iz bırakıyor.

Bu yılki ödül töreninde önemli ve ünlü konukları ağırladınız. Birçok kulübün yer almak isteyeceği ödül töreninde önümüzdeki yıl formatta düşündüğünüz yenilikler var mı?

Bu seneki ödül töreni bir öncekine göre çok daha başarılı idi. Hedefimiz –ki bu genelde değişmeyen hedef oluyor- her sene daha büyük bir salonda, finalist kulüplerden daha fazla üyenin katılabileceği şekilde bir tören planlaması yapmak ve ödül törenini kulüpler için bir şenlik havasında geçirmek. Bu sene de üniversiteliler tarafından sevilen bir çok ünlüyü jüri üyesi olarak yarışmada göreceğiz.

Yarışmaya bu yıl Microsoft ana sponsor olmuştu. Microsoft’un Üniaktivite ve yarışmaya ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz.

Microsoft’tan gerçekten her anlamda destek gördük. Özellikle ödül töreni için genel merkezlerindeki salonlarını onca güvenlik prosedürüne rağmen bizlere açmaları, dönem boyunca sürekli takipleri ve ilgileri bizim için çok önemliydi. Umarım önümüzdeki dönemlerde de bizleri desteklemeyi sürdürürler.

Üniaktivite olarak önümüzdeki günlerde başka ne gibi projeler görebiliriz? Kulüplerle ilgili yeni projeler gündemde mi?

Gençlerin ve üniversite kulüplerinin odağında olduğu bir takım özel projeler üzerinde çalışıyoruz tabiki. Bu sene özellikle üniversite kulüplerinin kurumsallaşma yönünde sağlam adımlar atmasını sağlayıcı projeler bizim için öncelikli. Bunu da “En Aktif Kulüp Yarışması” iletişimi dahilinde kendileri ile paylaşacağız.

Teşekkür ederiz.

Erman Akdeniz / Businews

Kategori Haberler, Röportaj0 Yorum

YKBA 60 Öğrenciye Temel Bankacılık Eğitimi Verdi

YKBA 60 Öğrenciye Temel Bankacılık Eğitimi Verdi

Businews, “İş Dünyasına Hazırlayan Gazete” mottosuyla yola çıktığında aşağıda okuyacağınız haberleri yapmayı arzuluyorduk.

Yapı Kredi Bankacılık Akademisi, sektörün en iyi bankacılarını yetiştiren lider gelişim merkezi olma  vizyonuyla kuruldu. Çalışanlarına sunduğu eğitimlerin yanı sıra müşterilerine ve üniversite öğrencilerine de eğitimler veriyor.

YKBA üniversite öğrencilerine yönelik ilk projesini 2009’da gerçekleştirdi.  Üniversite öğrencilerini “iş hayatına hazırlayan” sertifika programıyla üniversitelilere evsahipliği yaptı ve Kocaeli Üniversitesi İktisadi ve İdari ve Bilimler Fakültesi’nden 60 öğrenciyi 19 Şubat – 12 Mart 2010 tarihleri arasında Akademi’de konuk etti.

Biz de konunun detaylarını, hem bu eğitimi planlayan ve yürüten ekip adına Bensu Titiz’e hem de eğitime katılan, hatta Yapı ve Kredi Bankası’nda staja başlayan öğrencilere sorduk.

Businews: Sertifika programı nasıl ortaya çıktı? İçeriğini oluştururken neleri amaçlıyordunuz? Sertifika katılımcılara hangi yetkinlikleri kazandırıyor?

Bensu Titiz: Bu programı oluştururken, hedefimiz, bir çok üniversite öğrencisinin Yapı Kredi Bankacılık

Akademisi aracılığıyla iş yaşamı ve bankacılık sektörü hakkında bilgi edinmesini sağlamak ve iş yaşamı -akademik dünya işbirliğine katkıda bulunmaktı.

Üniversite öğrencilerini iş yaşamı hakkında bilgilendirerek özellikle ilk çalışma yıllarında daha bilinçli ilerleme fırsatı kazandırma amacıyla geliştirilen Yapı Kredi Bankacılık Akademisi Temel Bankacılık Sertifika Programı, üniversite öğrencilerine hem bankacılık sektörünü tanıma hem de temel bankacılık konularını öğrenme olanağı veriyor.

Yapı Kredi Bankacılık Akademisi Temel Bankacılık Sertifika Programı’nın ilki 19 Şubat-12 Mart 2010 tarihinde Kocaeli Üniversitesi öğrencileri ile gerçekleştirildi. Yapı Kredi iç eğitmenleri tarafından verilen eğitimlere katılan 60 öğrenci, hem bankacılığı hem iş yaşamını yakından tanıma fırsatı buldu.

B. : 2010-2011’de de farklı üniversiteler için benzer eğitimler planlıyor musunuz? Netleşen üniversiteleri öğrenebilir miyiz?

B. T. : Önümüzdeki dönem ve sonrasında bu programı geliştirerek devam etmeyi planlıyoruz. Türkiye’nin her yerinden üniversite öğrencilerine ulaşmak, bilgi ve deneyimlerimizi onlarla paylaşmak bu programın en büyük hedefi. 2010-2011 güz döneminde Akademi’de Trakya Üniversitesi Bankacılık Bölümü ve Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğrencilerini konuk edeceğiz.

B. : Üniversitelerle iletişiminizi başka hangi etkinliklerle sağlıyorsunuz?

B. T. : Yapı Kredi Bankacılık Akademisi olarak üniversitelerle birçok konuda işbirliği yapıyoruz. Çalışanlarımız için üniversitelerle beraber sertifika programları hazırlıyor, çalışanlarımızın yüksek lisans yapmalarına destek olmak amacıyla farklı üniversitelerle işbirliği yapıyor, üniversite öğrencilerine yarı zamanlı çalışma ve staj imkanı sağlıyoruz. Kimi zaman da üniversite öğrencilerinin gelişimine katkı sağlayan ve onları iş yaşamına hazırlayan aktivitelerine ev sahipliği de yapıyoruz.

Örneğin Mayıs ayında Marmara Üniversitesi’nin bir öğrenci kulübü olan Marmara Community’nin düzenlediği Thinker & Talker 2010 etkinliği Türkiye’nin dört bir yanındaki farklı üniversitelerden gelen yaklaşık 200 öğrencinin katılımı ile Yapı Kredi Bankacılık Akademisi’nde gerçekleşti.

B. : Başta bankacılık sektörünü tercih edecek öğrenciler olmak üzere, üniversitelilere iş yaşamına hazırlanırken neler tavsiye edersiniz?

B. T. : İş yaşamına en iyi şekilde hazırlanmak için yapılabilecek en önemli şey kendinize şu soruları sormak: Ben nasıl bir kariyer istiyorum? Beni iş yaşamında ne mutlu eder? Bu sorulara verilen samimi yanıtlar doğru işi bulmalarına da yardımcı olacaktır.

Ayrıca, okul yıllarında staj, part time çalışma gibi deneyimlerle iş yaşamı hakkında bilgi sahibi olmak, ilk çalışma yıllarında daha bilinçli ilerleme fırsatı kazandırıyor kişiye.

***

Businews: “YKBA Temel Bankacılık Sertifika Programı”ndan nasıl haberdar oldunuz?

Adem Göbekli: Her gün derse girmeden önce fakültemin girişindeki panoları ilgilimi çekebilecek bir organizasyon var mı diye kontrol ederim. Temel Bankacılık Sertifika programı konusunda hazırlanmış afişi de bu şekilde fakültemizdeki panoda gördüm. Programın içeriğini okudum. İlgimi çekti. Başvurup başvurmamada tereddüt ettim. Bu programa daha çok iktisat ve işletme öğrencilerini kabul ederler diye düşündüm. Benim bölümüm Uluslararası İlişkiler. Teorik dersler olarak iktisat ve işletme bölümleri bu konuya daha yatkın olabilirdi. Ama ben de biraz şansıma ve CV’me güvenerek başvurmaya karar verdim. İyi etmişim ki programa kabul edildim ve yine staj sürecine kadar kalabilmeyi başardım.

Cansu Adıgüzel: Üniversitemizde bulunan işletme kulübümüz sayesinde haberim oldu.

Merve Er: Endüstri Mühendisliği Kulübünün düzenlediği bir eğitimde Temel Bankacılık Sertifika Programının duyurusu yapıldı. Birkaç gün sonra da okulda afişlerle duyuruldu.

B: Eğitim süresince kendinizi nasıl hissettiniz? Kazanımlarınız neler oldu?

A. G. : Aslında eğitime başlamadan önce eğitim alacağım yerin okul benzeri bir yer olacağını düşündüm. Alışıktım kocaman amfilerde, dersliklerde eğitim almaya, saatlerce hocalarımızı dinlemeye. Ama akademide eğitim aldığımız ortam çok farklıydı. Görsellerle de desteklenerek anlatılan tüm konular aklımızda kolayca yer ediniyordu. Gelen eğitmenler konularında tam anlamıyla birer üstattılar.

Öncelikle Yapı Kredi’yi tanıma imkanı buldum. Sayısal veriler doğrultusunda büyük bir kuruluş olduğunun farkına vardım. Kriz öncesi ve sonrası bankacılık sistemi, sigortacılık, bireysel emeklilik gibi

konular hakkında bilgi edindim. En çok zevk aldığım eğitimimiz temel iletişim becerileri eğitimiydi..Sosyal hayatımda yanlış yaptığım veya bilmediğim o kadar çok şey vardı ki. En çok burada konuştum, fikrimi söyledim, sorular sordum. Gerçekten çok iyi bir eğitim olmuştu. Hocamızın tavsiyelerinin katkısı büyük oldu. Yakın çevreme dahi davranışlarımı, tepkilerimi bu tavsiyeler doğrultusunda sergiliyorum. Davranışlarımla çevremde daha etkin olabiliyorum.

Ders aralarında çayımız, kahvemiz, kurabiyelerimiz, pastalarımız kapının önünde hazır oluyordu. Hocalarımızla birebir sohbet ediyorduk. Kütüphane kısmında süreli yayınlardan ve kitaplardan yararlanıyorduk. İnternete girebiliyorduk. Keşke eğitim biraz daha devam etseydi…

C. A. : Eğitim boyunca kendimi büyük bir ailenin parçası gibi hissettim. Bankacılık sektörünü tanıma ve temel bankacılık konularını öğrenme fırsatım oldu. Böylesi büyük ve kurumsal bir şirketin eğitimcilerinden ders almak bundan sonraki hayatıma yön vermemde etkili olacak gibi gözüküyor. Bu program sayesinde bankada çalışmaya olan ilgim arttı. Tüm eğitmenlerimize tekrar teşekkür ediyorum.

M. E. : Eğitim süresi benim için çok önemliydi. Daha önce de staj ve iş deneyimlerim olmuştu ancak ilk kez böyle kurumsal bir yerde eğitime seçilmiştim. Eğitim içerik olarak çok güzeldi, sadece bankacılık ve mali konularda değil iletişim becerileri hakkında da çok faydalı eğitimler aldık.

B. : Program sonunda Yapı Kredi’de 3 haftalık staj imkanı elde eden 5 kişiden birisiniz. Hangi departmanlardasınız? Üstlendiğiniz görevler nelerdir?

A. G.: Şu an Dış İşlemler Merkezi’nde staj yapıyorum. Gerçekten bankanın en yoğun bölümü bence. İthalat-İhracat akreditif işlemleri burada gerçekleşiyor. Ben ithalat akreditif kısmındayım. Çalışanlardan epeyce öğrendiğim işlem oldu. Akreditif açılışı, ödemeleri gibi. Yurtdışı firmalardan ve bankalardan gelen mesajları inceliyorum.

C. A. : Faktöring departmanında staj yapıyorum. Yanında staj yaptığım kişiler gerçekten çok iyiler. Hiç sıkılmadan yaptıkları tüm işleri anlatıp öğrettiler. Faktöringin ihracat kısmında bulunduğumdan daha çok ödeme ve tahsilat eğitimi verdiler. Açıkçası bu alanda çok iyi bir zemin hazırladılar bana. Faktöringde bulunan tüm çalışanlara çok teşekkür ediyorum.

M. E. : Stajımı Kalite Yönetimi’nde yapıyorum. Stajım boyunca Özel Bankacılık ve Kurumsal Bankacılık Müşteri anketlerinin analizi ve raporlanması ile İç Müşteri anketlerinin hazırlanması aşamalarında görev aldım.

B.: İşveren olarak Yapı Kredi’yi nasıl tanımlarsınız?

A. G.: Gördüğüm kadarıyla Yapı Kredi bankacılık ve finans sektöründe lider bir banka. Çalışanının değerini çok iyi biliyor bu yüzden çalışma şartları mükemmel. Modernleşen, gelişen Türkiye’nin en modern bankası. Ayrıca başarılı bir eğitim kurumu.

C. A. : Kurumsal, çalışanına değer veren, eğitimlerle onları donanım sahibi yapan, her türlü imkandan yararlanmalarını sağlayan büyük bir kuruluş.

M. E. : Çalışma şartları olarak beklediğimin üstünde olduğunu gördüm. Ancak işe alım sürecince belirli üniversitelere ağırlık verildiği düşüncesindeyim. Bana göre değerlendirme sürecinde yalnızca üniversitelere değil kişisel yeteneklere de daha fazla önem verilmeli.

Teşekkür ederiz.

Simge Sezer / Businews

Kategori Haberler, Röportaj0 Yorum

“Social Media Day’10″ 30 Haziran’da Kutlandı

“Social Media Day’10″ 30 Haziran’da Kutlandı

Mashable‘ın dünya genelinde 30 Haziran’ı Sosyal Medya Günü olarak kutlama çalışmalarının yankıları Türkiye’de marketoloji.com ile duyuldu. Türkiye’de Marketoloji.com önderliğinde gerçekleşen etkinliğin oluşum sürecini ve marketoloji.com‘u sitenin yazarlarından Helin Özüpekçe’ye sorduk.

1-Marketeloji.com olarak Mashable ile 30 Haziran’da “Social Media Day ’10” adlı etkinlik gerçekleştirdiniz.  Öncelikle bize bu etkinlik fikrinin nasıl ortaya çıktığını anlatır mısın?

Sosyal medya konusunda yazılarıyla gündemi takip ettiğimiz Mashable.com’un yazarı Vadim Lavrusik’in önerisi, hayatımızı bu kadar değiştiren sosyal medyayı kutlamaktı. Bunu tüm dünyada aynı gün yapmayı öneriyordu. Sosyal medyaya ilgili bir ekip olduğumuz için, bu organizasyonun Türkiye ayağını bizim yapmamız konusunda öneride bulundum ve hemen büyük bir heyecan ile karşılandı, desteklendi. Bunun üzerine iletişime geçtik ve Vadim Lavrusik’ten de gayet olumlu bir tepki alınca, mekan araştırmalarına başladık.

1.1-Etkinlik nasıl geçti? Katılımcı ilgisi nasıldı?

Sosyal Medya Günü’nün tarihi Mashable tarafından belirlenmiş olduğu için 30 Haziran oldu fakat aynı gün pazarlama ve reklam dünyası açısından en önemli organizasyonlardan Kristal Elma ödül töreni olduğunun da farkındaydık. Buna rağmen konuyla ilgilenen kişiler ile bir araya geldik ve oldukça keyifli vakit geçirdik.

1.2-Bir sonraki ne zaman yapılacak?

Bir sonraki gelenekselleşmesi açısından seneye gerçekleştirilecek fakat, belki başka güzel fikirler ile tekrar ortaya çıkabiliriz. Bu tarz organizasyonlara ihtiyaç olduğuna inanıyoruz.

1.3-Kimler katılabilir? Bir kısıt var mı? Başvuru gerekli mi?

Hedeflenen pazarlama, reklam, halkla ilişkiler konularında çalışan ve sosyal medya konusuna ilgi duyan kişiler ile bir araya gelmekti. Bu sayede hem iletişimi baştan yazmakta olan sosyal medyayı kutlamaktı hem de tanışıp, paylaşıp, eğlenmek.

1.4-Bu etkinlikle hedeflenen nedir?

Aslında pazarlama alanında trendleri takip eden herkes sosyal medyanın her geçen gün artan değerinin farkında. İlgili olmaktan kastımız, bu değeri görüp, burada neler oluyor takip etmeye çalışan, bunu bizim gibi heyecan verici birşey olarak gören kişileri bir araya getirmekti.

1.5-Sosyal medya ve pazarlama birlikte nasıl bir anlam doğuruyor?

Pazarlama sürekli olarak kendi kurallarını yakıp tekrar küllerinden bambaşka kurallar ile çıkıyor. İnternet nedeniyle de bu değişim arttı ve sonunda iletişim, etkileşim şeklimiz eskiye göre çok daha kolay hale gelirken, markalar için ise ilgi çekmek bir o kadar zorlaştı. Konumlandırma artık çok daha hassas bir konu, markanızı ilgi odağı tutmak ise çok daha zor. Pazarlama için sosyal medya artık bir vazgeçilmez ve kesinlikle çok değerli bir iletişim yolu, ama doğru değerlendirmesi de bir o kadar zorlaşacak.

2-Marketoloji.com nasıl oluştu, proje fikri neydi?

Marketoloji.com, pazarlama hakkında düşüncelerini paylaşmak isteyen, güncel ve kaliteli içerik oluşturmak isteyen bir grup pazarlama meraklısının; Mert Canlı, Berna Akın ve Hüseyin Savaş’ın başlattığı bir proje. Pazarlama alanında güncel haberleri takip edebileceğiniz, aynı zamanda farklı konular hakkında ayrıntılı bilgiler sunmayı amaçlayan, bir bilgi birikimi.

2.1-Sen bu oluşuma nasıl dahil oldun?

Projeyi başlatan Mert, Berna ve Hüseyin, gruba yeni yazarlar dahil etmek istediklerinde, üçünün de mezunu oldukları İTÜ İşletme Mühendisliği’nin mail gruplarına bu konu ile ilgili ilan göndermişlerdi. Ben de gördüğüm gibi iletişime geçtim.

2.2-Marketoloji.com’da yazar olarak yer alma nedenin nedir? Sana katkıları neler?

Marketoloji daha ilk zamandan beni heyecanlandıran bir oluşum oldu. Başvururken zamanla çok güzel bir gelişim geçireceğine inandığım ve bu gelişime gerçek bir katkı sağlayabileceğime inanmıştım. Mert ile konuştuğumuzda da ayrıntıları konuştukça benzer düşüncelere sahip olduğumuzu anladığımızda ekibe dahil oldum. Bana katkısı başta düşünmeme, araştırmama sebep olması. Yazı yazarken sağlam temellere oturtmaya çalışıyoruz, bahsedeceğimiz şeyi önce araştırıyoruz. Bunun dışında da ekip ile çok güzel bir arkadaşlık oluşturduk, sadece internette yazılar yazan bir ekip yerine, beraber vakit geçiren arkadaşlar olduk ki, herbiri birbirinden değerli kişiler, bunun katkısı zaten apayrı bir değer katıyor.

Teşekkür ederiz.

Erman Akdeniz / Businews

Kategori Röportaj0 Yorum

ING Practica Yaratıcılık Atölyesi

ING Practica Yaratıcılık Atölyesi

ING Bank Kurumsal Gelişim Direktörü Yaprak Eldem, ING Practica Yaratıcılık Atölyesi’ni ve Practica 2010′u anlatıyor.

1.ING Practica Yaratıcılık Atölyesi başlıklı bir yarışma fikri nasıl ortaya çıktı? Yarışmayla neler hedefliyorsunuz?

“ING Bank Kariyer Akademisi” kapsamında gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz birçok eğitim projesinin yanı sıra, genç yetenekleri markalaşma çerçevesinde düşündürmek amacıyla “ING Practica Yaratıcılık Atölyesi” başlıklı bir yarışma düzenlemeye karar verdik.

Yarışma, ING Bank’ın global vizyonu doğrultusunda, müşteri memnuniyetini ön plana çıkartacak bir anlayışla, kullanımı kolay, dinamik ve müşteri odaklı ürünleri sunma hedefine uygun olarak tasarlandı.

ING Bank genç yetenekler havuzuna yeni ve başarılı gençlerin dahil olmasını sağlamayı amaçladığımız bu projede, ING Bank’ın bireysel bankacılık alanındaki öncü rolüne layık yaratıcı projeler ortaya koyan üniversite öğrencilerine bankamızda staj imkanı tanıyoruz.

2.“ING Practica Yaratıcılık Atölyesi”nin kapsamından bahseder misiniz? Kimler faydalanabiliyor?

Yarışma tüm üniversite öğrencilerine açık.

Bu sene ise okul elemelerine Anadolu Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, ODTÜ, Uludağ Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi, 9 Eylül Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi, Çanakkale Üniversitesi katıldı.

3.Practica 2010’un kapsamından bahseder misiniz? Kimler faydalanabiliyor?

Practica 2010’un startını Şubat ayı içinde gerçekleştirdiğimiz lansmanla birlikte verdik. Mart ayı içerisinde ise gerçekleşen internet bazlı vaka çalışmasıyla ön elemeleri tamamladık. Elemeyi geçen üniversitelerde ise “Practica Okul Elemeleri” devam ediyor.

Okul elemelerinde katılımcılar, beşer kişilik ekipler halinde yarışarak zorlu iş dünyası ve bankacılık hayatını tanıyacak ve yapılan aktivitelerde diğer ekiplerden daha çok puan toplamaya çalışacaklar.

Her okulda birinci olan ekiplerle yolculuk, “Practica Final Kampı”nda sona erecek. 2 gün sürecek olan bu kampta katılımcılar, hem ING Bank yöneticileriyle tanışma fırsatı bulacak, hem de yapacakları atölye çalışmaları ile kendilerini ve ekiplerini geliştirerek diğer okul finalistleriyle yarışacaklar. Kamp sonunda yapılacak değerlendirme sonunda ise Practica 2010′un kazanan ekibi belli olacak.

4. Katılımcı gençler ne gibi fırsatlar kazanacaklar?

Practica Yaratıcılık Atölyesi,  aslında gençlerin birbirleriyle bakış açılarını paylaşmalarına olanak sağlayan bir çeşit genç yetenek platformu. Bu platform sayesinde üniversiteli gençler, hem kendilerini ifade edebilme hem de yaratıcılıklarını ortaya koyarak kendilerini geliştirme şansını yakalıyorlar.

İş hayatına atılmadan önce, eğlenceli bir turnuva sayesinde çalışma hayatının zorluklarını ve bankacılık sektörünü tanıma fırsatına sahip oluyorlar. Kamp sonunda kazanan ekip ayrıca ING Bank’ta 2 ay sürecek özel bir staj programına dahil olacak ve 2 günlük bir Amsterdam gezisi kazanacak.

Pınar Nogay / Habertürk

Kategori Röportaj0 Yorum

“Sektörün neresinde bulunmak istediklerine karar vermeliler”

“Sektörün neresinde bulunmak istediklerine karar vermeliler”

Sanem Aytekin, Yapı Kredi Bankacılık Akademisi’nde Liderlik ve Yetenek Gelişimi Yöneticisi. Kendisiyle İtalya’daki yeni görevi ve bankacılık sektörü ile ilgili bir söyleşi yaptık.

Sanem Hanım, bize Ankara’da başlayan İstanbul’a uzanan eğitiminiz ve kariyerinizden bahseder misiniz?

1980 yılında Ankara’da doğdum. Ankara Yükseliş Kolejinde ilk, orta ve lise eğitimimi tamamladıktan sonra Bilkent Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okudum. Mezun olduktan sonra İstanbul’a taşınıp İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde MBA programıma ve eş zamanlı olarak çalışma hayatıma da 15 Nisan 2003’de Yapı Kredi Bankası’nda Stajyer Eğitim Uzmanı olarak başladım. Daha sonrasında yine Yapı Kredi’de sırasıyla Eğitim Uzmanlığı, Eğitim Danışmanlığı görevlerinde bulundum. 2008 yılında Eğitim ve Gelişim bölümünden ayrılıp İnsan Kaynakları Yönetiminde çeşitli fonksiyonlarda görevime devam ettim. Son olarak Yapı Kredi Bankacilik Akademisi’nde Liderlik ve Yetenek Gelişimi Yöneticisi olarak görev yapmaktayım.

Sizin yakın zamanda İtalya’ya gideceğinizi biliyoruz. Bize bu süreci anlatır mısınız? Kariyerinizde yurtdışı planınız var mıydı?

2006 yılında Yapı Kredi, Koçbank ve UniCredit ile birleşince tüm çalışanlar için farklı bir dönem başlamış oldu. Birleşme sonrasında UniCredit Group tarafından başlatılan bir program olduğu duyuruldu. UniCredit Group bünyesinde çalışan yetenekli çalışanlarını keşfetmek için kişilerin kendi kendine başvurabileceği ve çeşitli değerlendirme aşamalarından sonra başarılı olursa katılabilecekleri UniQuest isimli bir program başlatıyordu. Bu program kişilerin kendi alanından tamamen farklı bir alanda UniCredit bünyesinde farklı ülkelerden gelen kişilerle bir proje ekibi oluşturup bir proje geliştirmesi ve bu süreç sırasında kendisini fark etmesini ve geliştirmesini amaçlıyor. Bu programa başvurup kabul edildikten sonra benim hem kariyerime hem de kendi gelişimime bakışım oldukça değişti.

Örneğin, benim dahil olduğum projenin amacı UniCredit Group bünyesindeki Avusturya’daki bir banka icin müşteri memnuniyeti ve şikayet yönetimi araçlarını geliştirmekti. Hem çok zorlu bir süreçti hem de oldukça eğitici ve öğreticiydi. Çünkü bir yandan Türkiye’deki işimle ilgili tüm sorumluluklar devam ederken bir yandan hiç bilmediğim bir ülke ve banka için yine hiç tanımadığım hatta aynı dili bile konuşmadığım insanlarla çalışmaktaydım. Bu süreçte geliştirdiğimiz proje ile ilgili tabi ki pek çok şey öğrendik ama bunun yanı sıra farklı ülkelerden gelen insanlarla ortak bir dil oluşturmayı, aynı yerde yaşamasanız bile beraber proje geliştirmeyi, farklılıkları avantaja çevirmeyi, zaman yönetimini, kendini yönetmeyi ve kendinin farkında olmayı öğrendik. Siz de bilirsiniz şirketler bu gibi pek çok konuda eğitimler veriyor ama yaşayarak öğrendiğiniz zaman etkisi gerçekten çok farklı oluyor ve kalıcı oluyor.

Bu süreçte öğrendiğim birçok seyden sonra yurtdışında çalışmak ve yaşamak o kadar korkutucu gelmedi. Zaten UniQuest programı katılımcılarının UniCredit Group bünyesinde bir çeşit görünülürlüğü oluyor. Grubun yetenek hattında yer alıyor olmak, size bazı fırsatların açılmasını sağlıyor. Dediğim gibi daha önce yurtdışına gidip çalışmak istemezken- biliyorsunuz hepimiz için konfor alanımızın dışına çıkmak oldukça zordur- UniQuest programı süresince yaşadığım deneyimlerden sonra bunu yapabileceğime karar verdim. Ama tabi ki karşıma çıkan her fırsata sırf yurtdışına çıkmak amacı ile yaklaşmadım. Çünkü yurtdışında yaşamak çok heyecanlandırıcı gelse de çok zorlu bir süreç. Türkiye’deki tüm kariyerinize hatta hayatınıza bir süre ara verip hiç bilmediğiniz bir ortama gidiyorsunuz, bir anlamda pek çok şeye baştan başlıyorsunuz. Bu nedenle sonunda varmak istediğim yer ve kariyer hedeflerimi göz önüne alarak karşıma çıkan fırsatları değerlendirdim. Karşıma çıkan başka birkaç fırsattan sonra UniCredit Group’un Milano’daki merkezinde Liderlik Yönetimi ve Gelişimi takımından aldığım teklif ve yaptığım mülakat sonrasında bu işin kariyerim ve kişisel gelişimim açısından oldukça önemli bir etkisi olacağına karar verip kabul ettim.

Bilkent Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler bölümü mezunusunuz? Üniversite hayatınızda da birçok projede etkin olarak görev almışsınız. Kısaca paylaşır mısınız?

Üniversite hayatım sırasında tabi ki ben de her öğrenci gibi akademisyenlerimiz tarafından verilen proje ödevlerinde yer aldım.  O dönem geliştirdiğimiz projelerin birçoğu aldığımız derslerle ilgiliydi. Bu ödev projelerimiz dışında MUN (Model of United Nations) ve Euroforum (Model of European Union Conference) gibi Avrupa ve dünya çapında tüm organizasyonu öğrenciler tarafından yürütülen ve birçok farklı ülkeden öğrencinin katıldığı projelerde yer aldım. MUN- Birleşmiş Milletler’in, Euroforum da Avrupa Birligi Konferansının birer simülasyonu tıpkı GMC (Global Management Challenge) gibi. Bu organizasyonlara gelen öğrenciler birer role atanıyor ve bu rolün tüm gerekliliklerini yerine getirerek bu organizasyonların gerçek gündemlerindeki konuları tartışıyor. Sonrasında çıkan karar metinleri ilgili organizasyonlara iletiliyor ve onların dikkatine sunuluyor. Örneğin ben katıldığım Euroforum simulasyonlarının birinde Yunanistan Başbakanı rolüne atanmış ve buna göre davranmak durumunda kalmıştım. Euroforum organizasyonuna yapılmaya başlandığı ilk yıldan itibaren üniversiteden mezun olana kadar dahil oldum. MUN için ise üniversite içinde bir ekip oluştururarak diğer öğrencileri bilgilendirmeyi hedeflemiştik.

Bunun dışında tabi ki başka sosyal faaliyetlerde de yer aldım: Örneğin Bilkent Üniversitesi’nde her sene yapılan Öğrenci Başkanlığı seçimleri hepimizin bildiği anlamda bir seçim sürecidir. Partiler vardır, adaylar vardır, konuşmalar yapılır. Bu süreçlerde de aktif olarak yer aldım.

Üniversite süresince sosyal veya okuduğunuz bölüm ile ilgili projelere dahil olmak kişiye farklı bölümlerde okuyan arkadaşlarla tanışma imkanı sağlıyor. Böylece herkes birbirinden çok farklı şeyler öğrenebiliyor. Tabi ki öğrenci iken hiç birimiz konuya bu şekilde yaklaşmıyoruz. Önemli olan derslerden başarı ile geçmek ve kalan tüm zamanı eğlenerek geçirmek oluyor. Ama sonuçta yaparken eğlenebileceğimiz ve aynı zamanda pek çok farklı yetkinliği geliştirebileceğimiz proje ve organizasyonları üniversitelerimiz de bulmak artık mümkün.

Sizi mezuniyetten sonra bankaya ve insan kaynakları alanına çeken sebepler nelerdi?

Açıkcası ben hep bir bankada çalışmak istedim. Bankacılık ve Finans sektörü bir şekilde vaad ettiği güvenceler ve hayatımızın en önemli yerinde olması nedeni ile hep çok çekici geldi. Ama aynı zamanda sayılar ve tablolar hep çok karmaşık ve sıkıcı geliyordu. Bu nedenle Bankacılık ve Finans sektörünün hızla değişen, yenilikçi yapısını ve İnsan Kaynaklarının insanlarla iç içe olan, yine yeniliklere açık ve tabi ki diğer fonksiyonlara göre sayılardan biraz daha uzak olan yapısını düşününce kariyerim bir banka da eğitim bölümünde başlamış oldu.

Türkiye’nin En Gözde Şirketleri araştırmamıza katılan 13bin 852 kişinin en çok çalışmak istediği sektör bankacılık ve finans sektörü çıktı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence bu çok beklenmedik bir durum değil. Özellikle Türkiye’de finans kuruluşlarının büyüklüğü ve gücü ortada; burada sadece bankaları düşünmemek lazım başka birçok finans kuruluşu da var ( örn. sigorta şirketleri, aracı kurumlar) hatta bu kuruluşların denetimini yapan ve yine finans dünyasının içinde olan denetçi şirketler. Bu kurumların birçoğu çok köklü kurumlar ve kuruldukları günden bugüne yaşanan birçok olumsuz ekonomik gelişmeye rağmen ayakta kalmayı başarmış. Bu açıdan bakınca bu kurumlar tabi ki iş hayatına yeni başlayacak herkes için bir güven uyandırıyor ve özellikle kurumsal şirketler olmalarından dolayı çalışanlarına sundukları pek çok avantaj var, bu avantajlar da oldukça çekici olabiliyor.

Ayrıca bankacılık ve finans sektörü çok hızla değişen ve gelişen bir dünya. Kişi güncel gelişmeleri mutlaka yakından takip ediyor olmalı. Bu da kişiye güncel kalma şansı sağlıyor. Bankacılık ve finans sektöründe benim gibi insan kaynaklarında çalışsanız bile sektörde olup biten gelişmelerden haberdar olmanız gerekiyor ki bankanızın stratejilerini anlayıp yapmakta olduğunuz işe ona göre yön verebilesiniz.  Kısaca dünya da olup biten herşeye en yakında duran ve bunlara kayıtsız kalamayan, yeniliklere ve değişime açık bir sektörde çalışmak gerçekten heyecan verici.

Özellikle Yapı Kredi Bankası ve bankacılığa ilgi duyan üniversite öğrencilere neler tavsiye edersiniz?

Bankacılık sektörüne ilgi duyan tüm öğrencilere verebileceğim en büyük tavsiye bu sektörün neresinde bulunmak istediklerine öncelikle karar vermeleri gerektiği olacaktır. Çünkü hepimizin bildiği gibi bankacılık sektörü demek hizmet sektörü demek. Bu hizmet sadece banka müşterileri olarak algılanmamalı, burda hem iç hem de dış müşteriye hizmet var. Bankacılık sektöründe iki önemli takım var: şubeler ve genel müdürlük. Şubeler tüm bankaların dış müşterilere açılan yüzü olurken genel müdürlük genellikle iç müşteri dediğimiz şubelere ve çalışanlarına hizmet vermekte. Bu nedenle bu sektör içinde hangi takımda olmak istediklerini önceden bankalarda yapacakları stajlarla ya da en azından bu sektördeki çalışanlarla konuşarak belirlemelerini tavsiye ederim. Her iki takımda olmanın kendine göre avantajları ve dezavantajları var.

Ayrıca bankacılık sektörü her iş kolunu kapsamakta: sadece satış değil pazarlama, finansal analiz ve raporlama, ürün geliştirme, kalite yönetimi, kurumsal iletişim ve insan kaynakları gibi pek çok fonksiyonu da içinde barındırıyor. Bu nedenle nerde olmak istediğine karar veren öğrenci bankacılık sektörü içerisinde kendine mutlaka bir yer bulacaktır.

Ama özellikle şubelerde çalışmak isteyen tüm öğrencilere artık bir zorunluluk haline gelen SPK lisanslarını önceden almalarını tavsiye ederim. Bu onları yaşayacakları süreçte bir adım önde olmalarını sağlayacaktır.

Teşekkür ederiz.

Simge Sezer / Businews

Kategori Röportaj0 Yorum

İlaç Sektörüne Özel Koçluk Gelişiyor!

İlaç Sektörüne Özel Koçluk Gelişiyor!

Kurumların ve bireylerin gelişimlerine katkı sağlayan koçluk uygulamaları, değişime uyum sağlamaya çalışan ilaç sektörünün gündeminede daha fazla yer alıyor. 2008 yılından beri hizmet vermekte olan Avatar Coaching kurucusu Selin Sertel, sektördeki güncel uygulamalar ile ilgili sorularımızı yanıtladı.

Koçluk Nedir? Bir Sürü Koçluk Şekillerinden Bahsediliyor, Farkları Nedir ?

Koçluk, psikolojik açıdan normal bireylerin gelişimlerine ve hedeflerine daha hızlı ve etkili ulaşmalarına yardımcı olmak amacıyla verilen profesyonel bir kişisel çözüm hizmetidir. Türkiye’de de kurumsallaşarak aktif olarak faaliyet gösteren Uluslararası Koçluk Federasyonu (ICF) profesyonel koçluğu şu şekilde tanımlamaktadır; “Danışanların kişisel ve profesyonel potansiyellerini maksimize etmek amacıyla düşünce doğuran, yaratıcı yöntemlerle birlikte hareket etmektir.”

80’li yıllardan itibaren ele alınmaya başlanan koçluk kavramı ile ilgili literatür bir hayli karışık, ancak koçluğu ilk adımda hizmet ettiği gelişim amacı doğrultusunda  ”kurumsal gelişim” ve ”kişisel gelişim” olarak ikiye ayırmak mümkün. Günümüzde özellikle son dönemlerde popularitesi artan kişisel gelişim amacıyla koçluk şekli olarak yaşam koçluğu, spor koçluğu, spirituel koçluk, doğum koçluğu gibi daha pek çok alan sıralayabiliriz.

Kurumsal dünyada da koçluk kavramı ve yapılan farklı tanımlar, zihinleri karıştırabiliyor ancak yine de belirlenmiş sınırlar mevcut. Koçluğu özellikle Peter Hawkins’in (Coaching, mentoring and organizational consultancy: supervision and development, McGraw – Hill, 2006) dünyada genel kabul gören açıklaması ile tanımlayabiliyoruz;

Ekip yöneten bir yöneticinin temel rollerinden biri, ‘Yönetici olarak Koç’ luk yapmak; yani en basit tanımı ile yönetimindeki her bireyin söz konusu iş ile ilgili yetkinliklerini analiz etmek, değerlendirmek ve performansını arttırma yolunda geliştirmektir.

İç Koç’ luk ise; kurum içindeki bilgi, tecrübe ve kültürün bir nesilden diğerine aktarılması yoluyla, kendisine doğrudan bağlı olmayan çalışana güçlü bir öğrenme aracı sunmak; çalışanın / danışanın davranış, tutum ve iletişimi yönünde gelişim sağlamasına rehberlik etmek olarak tanımlayabiliriz.

Yönetici Koçluğu ise iç koçluktan farklı olarak kurum dışından alınan bir hizmettir.  Özellikle kurumu geleceğe taşıyacak başarılı yöneticiler için zorlu dönem ve süreçlerde  karar ve eylem mekanizmalarına odaklanmak; yoğun iş temposu içerisinde yönetmek durumunda oldukları çok sayıdaki ilişkilerinde kaliteyi arttırmak amacıyla yöneticiye özel hazırlanan bir değişime ve lider bakış açısını yakalamaya destek aracıdır.

Yeni dönemde ihtiyaç duyulan Yönetici Koçluğunu tanımlar mısınız?

21′inci yüzyılda profesyonel koçluğun, davranışçı psikoloji biliminin temelleri üzerinde yükselerek günümüzün iş dünyası dinamiklerine uyarlanmakta olduğunu söyleyebilirim. En basit tanımıyla Davranışçı Koçluk; görünenden düşünceye ulaşmak, içgörü ve buradan yola çıkarak farkındalık geliştirmek, ‘olasılıklar ‘ yaratmak, davranışları değiştirerek o düşünce kalıplarının dışına çıkabilmektir.

Bu yöntem, Pozitif Psikoloji Koçluğu ile desteklenir; ulaşılan düşünceler değerlendirilir ve hangisinin seçileceğine karar verilir; seçilen yolda ilerlerken bireyin bu yolda onu destekleyecek özellikleri tanımlanır, öne çıkarılır ve harekete geçirilir.

Koçluk çalışmasının odağı, bugünün hızlı dünyasında daha uyumlu ve doyumlu yaşamamız için arzuladığımız pek çok farklı gelişim hedefi olabilir; kendini ifade tarzı, stres yönetimi, iş ve özel hayatta denge, etkin liderlik, gelecek ve vizyon belirleme taktikleri, ikna kabiliyeti, bireysel ve kurumsal hedeflere ulaşırken iş ve özel hayatta mutluluk, kişisel gelişim ve değişim gibi…

İlaç sektöründe mevcut koçluk uygulamaları ne şekilde gerçekleşiyor?

İlaç sektörü, koçluk konusunda en çok uygulamanın yapıldığı, bu konuda yapılandırılmış sistemleri bulunan, donanımlı ve eğitimli, sürekli değişim ve gelişimin hedeflendiği bir sektör ancak tüm bu yoğun gayrete rağmen koçluk rolleri ile ilgili kavram karışıklığı ne yazık ki burada da mevcut…

İlaç sektöründeki mevcut koçluk uygulamalarını, Peter Hawkins’ in tanımından yola çıkarak değerlendirmek istiyorum. Yetkinliğe ve performansa vurgu yapan  ‘Yönetici olarak Koç’luk becerisi,  özellikle ekip yöneticilerinin rol tanımlarının içinde var olan yönetimsel bir sorumluluk… Ancak, ilaç sektöründe koçluk felsefesinin özü kavranmadan yapılandırılan koçluk sistemlerinin, yanlış algılanan uygulamalara dönüşme tehlikesi çok yüksektir. Yönetici olarak koçluğun sadece operasyonel olarak uygulanması, bir gelişim aracı olarak görülmesinden çok performans değerlendirme sisteminin bir aracı olarak algılanıyor. Doğru yapılandırılmış bir sistemde koçluk, ekip üyesine değer katan bir yöntem iken; yanlış yapılandırılmış ve bundan dolayı yanlış / eksik uygulanan bir sistemde koçluk, hem yöneticilere hem de ekip üyelerine bir külfet, zaten çok olan iş yükünün üzerine fazladan bir görev gibi gelebiliyor… Daha tehlikelisi de ekip üyeleri tarafından bir ‘işten çıkarma prosedürü ‘ olarak görülme riski… Koçluk sistemini büyük titizlikle yapılandıran merkez, aynı özeni uygulama ve takip sürecinde göstermemekte ve genelde ‘büyük değişim rüzgarlarının‘ önemli bir parçası olarak sunulan koçluk sistemi, sadece merkez yönetimin raflarını dolduran koçluk formlarının üst üste yığılmasıyla sonlanmakta…

İç Koç olarak tanımlanan koçluk şekli, ilaç dışındaki sektörlerde ağırlıklı olarak Mentorluk Sistemleri / Projeleri olarak uygulanıyor. İlaç sektöründe mentorluk henüz yaygın değil ancak çok eskilere dayanan geleneksel bir yaklaşımla satış ekiplerinde kıdemli tıbbi satış temsilcilerinin yeni işe giren temsilcilerle olan ilişkilerinde gözlemlenebiliyor ya da bazı kurumların işe alım prosedürleri içinde oryantasyon adı altında bölgelerde uygulanıyor.

Yönetici Koçluğu ise, ilaç sektöründe henüz yeni bir kavram olmasına rağmen rağbet görmeye başlayan bir yöntem… İlaç sektöründe, ‘merkezdeki ekip lideri’nin veya üst yönetimin o noktaya geldikten sonra artık daha fazla gelişmesine gerek olmadığı gibi itiraf edilmeyen hatta farkedilmeyen içsel bir inanç hakim… Ve tam da bu nedenle, üst kademelerdeki yöneticiler hızın ve rekabetin içinde daha da zorlanıyorlar. Çünkü günümüzde, bir yandan sürekli değişen ulusal sağlık politikaları diğer yandan global ekonomik  çalkantılardan etkilenerek ilaç firmalarının yapılarının sürekli değişmesi – birleşmeler, reorganizasyonlar, küçülmeler -, ayrıca ekipleri oluşturan yeni jenerasyonun farklı beklentileri, hedef kitlenin bilgiye erişimde kolaylığı gibi sayılabilecek birçok faktör, ilaç sektöründeki her yönetici için yükseklerdeki rüzgarı daha sert estiriyor.

İlaç sektörüne özel bir koçluk uygulaması var mı ?

Bölge müdürlerinin yaptığı ‘coaching’ standartlarının bir hayli sektöre özel özel olduğunu söyleyebilirim ; ortalama bir ‘coaching’ süresi; yeterli gözlem yapmak için kaç farklı müşteri grubunu ziyareti yapmak gerekliliği; ‘coaching’ sırasında ziyaret edilmesi gereken dr sayısı; günün başındaki görüşme – hedef belirleme; günün sonundaki görüşme – geri bilgi aktarımı vb. gibi sektöre özel kavramlar kullanılıyor ve  daha çok operasyonel. Merkezlerde ise “bölge müdürünün zamanının ne kadarı ‘coaching’ ile ne kadarı ikili ziyaretle geçmeli?” dünya meselesi ağırlığında tartışılan gündemler…

Bunun yanında ilaç sektörüne özel bir uygulama mevcut;  ‘yönetim ekibi grup koçluğu’. Robert Brinkerhoff (The Success Case Method, High Impact Learning, Partnerships for training transfer)  modeli de bu uygulamayı tamamlayıcı bir sonuç sunuyor ve eğitim ağırlıklı Yönetim Becerileri Gelişim bütçesinin en etkili dağılım formülünü veriyor; eğitimin öncesinde yaratılacak olan dikkat ve istekliliğe, farkındalığının oluşmasını sağlayacak kurum içi iletişimin sağlanmasına bütçenin %20’sinin, birbirini tamamlayan eğitimler ve bu  süreç sırasında öğrenmeyi ve davranış değişikliğini destekleyici araçlar için bütçenin %50’sinin, eğitimin sonrasında da hedeflenen gelişimin takibi ve desteklenmesi için bütçenin geri kalan %30’unun ayrılması.

İlaç sektöründeki gibi yüksek sayılarda satış kadrosuna sahip olan kurumlar, özellikle satış müdürü ve bölge müdürü pozisyonları düzeyinde bireysel koçluklar ile desteklenen grup koçluğu projeleri şeklinde yöntemler uygulamaya başladı. İşte özellikle bu noktada, koçun sektör deneyimi önem kazanıyor. Çeşitli envanterler ile başlayan ve takip, süpervizyon, sürekli geribildirim adımlarını kapsayan uzun süreli gelişim projeleri olan grup koçlukları, ilaç sektörünün yapısına ve hızına uygun ‘saha görevleri‘ ile desteklenerek iş içeriğinde gelişimi sağlıyor.

Selin Sertel / Avatar Eğitim Danışmanlık ve Koçluk

Kategori Röportaj1 Yorum