Arşiv | Röportaj

Sizin ‘Arabulucu’nuz Kim?

 

Uluslararası pek çok firma, İK yöneticilerinin arabulucu olmasını ve şirket içinde arabuluculuk yapılarak sorunların çözümlenmesini tercih ediyor. Türkiye’de de uygulanmaya başlayan arabuluculuk sistemi uzmanlara göre daha da yaygınlaşacak

Dünyada hızla gelişen bir kavram ve aynı zamanda meslek olan “arabuluculuk” Türkiye’de de özellikle son yıllarda konuşulmaya başlandı. Hem kurumlar arası hem de şirket çalışanlar arasında doğan çatışmaları aza indirmek, sorunları çözmeye çalışan arabulucuların sayısı günden günden artıyor. Bu kişilerden biri de Deniz Kite. 11 yıldır müzakereci ve arabulucu olarak şirketlerde görev alan Kite, hem ulusal hem uluslar arası firmalarda çalışmış. Türkiye’de çok sayıda projede yer alan ve bugüne kadar 400′e yakın arabulucu yetiştiren Deniz Kite aynı zamanda Amerika’da Mediators Beyond Borders arabuluculuk organizasyonunun tek Türk üyesi. Ortadoğu Arabuluculuk ve Liderlik Akademisi Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanı olan Kite ile Türkiye’deki arabuluculuk kavramını konuştuk…

Arabulucuk nasıl bir meslek?

Arabuluculuğa gönül veren için bu sorunun cevabı “yaşam biçimidir”, ki öyleyse eğer, çözüm odaklı, kendisiyle barışık, dönüştürücü bir kişilikten bahsederiz. Arabulucu için kendisini ve içinde yaşadığı toplumu dönüştürmek son derece “normal” bir yaşam şeklidir aslında. Arabuluculuk uyuşmazlık yaşayan kişilerin gelecek ilişkilerine huzur ve kendilerine ise etkin iletişim becerileri getirir. Bir şirket açısından, arabuluculuk yapabilen yöneticiler, farklı talepleri, karakterleri ve davranışları yönetebilecekleri için pozitif bir örnek oluşturur. Çatışma durumlarında, erken müdahale edebilir, kendi ekiplerinde ortaya çıkan anlaşmazlıkları daha ileriye gitmeden önleyebilir, bunları kapsamlı bir şekilde ele alıp ortadan kaldırabilir ve bozulan ilişkileri düzeltebilirler.

İşyerindeki uyuşmazlıklarda en fazla hangi konularda sorun yaşanıyor?

Genel bir başlık altında “kişiler arası uyuşmazlık” olarak ifade edilebilir. Bu başlığın altına yanlış anlamalar, çatışan hedefler, nasıl ilerleneceği hakkında anlaşmazlıklar, karakter çatışmaları, farklı değerler, güçlü duyguların karışımı, alternatifler arasından seçme zorunluluğu, içsel çalkantı veya kısıtlı kaynaklar girer.

Kişilerarası uyuşmazlık söz konusuyken, uyuşmazlık sebepleri neler?

Kültürel beklentiler, çıkarlar, inançlar ve tercihler, öz saygı sorunları, strese dayanma becerisi, farklı beklentiler, iletişim veya takdir eksikliği, etkin olmayan yönetim, hissedilen haksızlık, dedikodular, kurallar ve küçük şeylerle uğraşma ve işbirliği eksikliği.

Peki sorunların çözümü için neler önerilebilir?

Arabuluculuk yöntemiyle, uyuşmazlık yaşayan kişileri veya grupları bir araya getirerek, gizli yürütülecek oturumlarla ve sorunların taraflarca bulunacak çözümlerle ortadan kaldırılması amaçlanır. Bu durumda iki seçenek olabilir; birincisi uyuşmazlık yaşanınca dışarıdan gelecek bir profesyonele başvurmak veya İK yöneticilerinin bu yönde gelişmesine olanak vererek, sorunların içsel ve hızlı şekilde çözümlenmesini sağlamak.

 

Türkiye’de bu yöntemler uygulanıyor mu?

Ben ender olarak çatışma koçluğu yaptım. Genelde de üst düzey yöneticilerle çalıştım. Çatışma yönetimi konusunda yöneticilere çok sayıda eğitimler verdim. Arabuluculuğa gelince, hem işyerlerinde yukarıda sayılan sebeplerden bir veya birkaçı oluşmuşsa arabuluculuk yaptım ya da yöneticiler için arabuluculuk eğitimleri verdim. Geçtiğimiz ay Coca-Cola’nın uluslararası İK yöneticileri için İstanbul’da arabuluculuğa giriş eğitimi verdim ve öyle görünüyor ki Coca Cola, bu eğitimlere ve yaklaşıma devam edecek. Aslına bakarsanız, uluslararası pek çok firma, İK yöneticilerinin arabulucu olmasını ve şirket içinde arabuluculuk yapılarak sorunların çözümlenmesini tercih ediyor… Mesela yabancı ortaklıklarda veya yurt dışı projelerde kültürel farklılıklar mutlaka sorunlara sebep olur. Bu tür durumlarda kısa sürede devreye girebilecek bir arabuluculuk sistemi şirketi çok verimli kılar.

Peki, İK yöneticileri bu konuda eğitim almak isterse, ne yapmalılar?

Birincisi bizim dernek olarak verdiğimiz arabuluculuk eğitimleri var. Ayrıca şubat 2012′de başlayacak olan ve Kadir Has Üniversitesi ile birlikte düzenlediğimiz Barış Arabuluculuğu ve Liderlik konusunda bir sertifika programı var.

Şirketlerde uyuşmazlık sebepleri

Kaynaklar veya zaman üzerinden rekabet etme, kaynaklardan veya bilgiden dışlanma duyguları, kararların iptal edilmesi, görev veya sorumluluk sınırlarının aşıldığı hissiyatı, bir grubun veya kişinin orantısız bir şekilde etkili olması, belirsiz görev ve sorumluluklar, karakter çatışmaları, görevleri yerine getirme tarzlarının farklılığı, bakış açılarında ve çalışma tarzlarında temel ve özden gelen farklılıklar, etkisiz veya kışkırtıcı iletişim, çelişkili ödül sistemleri, bireylerin işbirliğinin faydalarını görememeleri, gareze dönüşen ifade edilmemiş duygular en çok konuşulan sebepler arasında. Ayrıca bazı bölümlerin değişim istemesi, diğerlerinin direnmesi, liderlik tarzları ve yönetim tavrı, birlikte çalışan gruplar arasında süregelen anlaşmaların eksikliği, gerçek veya şüphe edilen gizli gündemler, kaybedilen mevkii yeniden ele geçirme kavgası, algıda farklılıklar, hisler ve çalışma stilleri, haksızlık hisleri ve savunmaya çekilmek de uyuşmazlık sebepleri arasında.  

Sabah

Eylem Aktay

Kategori Röportaj0 Yorum

Ar-Ge’ye Asılacak, 15 Milyon Dolara Daha Çok Mühendise Fırsat Verecek

 

Ar-Ge’ye asılacak, 15 milyon dolara daha çok mühendise fırsat verecekHanife BAŞ12 Aralık 2011 ÇİN dışındaki ikinci büyük Ar-Ge merkezlerinin Türkiye’de olduğunu belirten Huawei Global İletişim Başkanı Ross Gan, “İstanbul’daki Ar-Ge merkezimizi genişletmek için 15 milyon dolar daha yatırım yapacağız. İstihdam edilen mühendis sayısını artıracağız” dedi.ÇİN merkezli teknoloji şirketi Huawei, Türkiye’deki araştırma geliştirme (Ar-Ge) merkezini genişletme kararı aldı. Huawei Global İletişim Başkanı Ross Gan, dünyada Çin dışındaki en büyük araştırma geliştirme merkezlerinin Türkiye’de olduğunu belirterek, “İstanbul’daki Ar-Ge merkezimizi genişletmek için 15 milyon dolar daha yatırım yapacağız” dedi. Huawei daha önce Türkiye’deki Ar-Ge merkezi için 2009-2011 yılları arasında 50 milyon dolarlık yatırım yapılacağını açıklamıştı.

Ar-Ge’yi büyütecek

Türkiye’nin kendileri için bölgede merkez olduğunu dile getiren Gan, Ar-Ge merkezlerinin sadece Türkiye’ye değil Orta Asya ve Kafkasya’ya da hizmet verdiğini belirtti. Gan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de 350 mühendisin çalıştığı merkez, küresel alanda kullanılan uygulamalar da geliştiriyor. Dünyadaki bütün Ar-Ge merkezlerimiz iletişim halinde. Buradaki merkezimiz yazılım odaklı çalışıyor. 2002’de Türkiye’de faaliyetlerimize başladık. Ar-Ge merkezimizi de 2010 yılında açtık. Bu merkezi daha da büyüteceğiz. Daha fazla mühendis istihdam edeceğiz.”

Eğitim merkezi de açtı

Ross Gan, 2008 yılında İstanbul’da İTÜ’yle işbirliği halinde eğitim merkezi de açtıklarına işaret ederek, şöyle konuştu: “Bu eğitim laboratuvarı için de 20 milyon dolarlık yatırım yapıldı. Burada 3G ve transmisyon ekipmanları üzerine çalışılıyor. Bu laboratuvar da bize küçük gelmeye başladı. İstanbul Ümraniye’deki merkezimizin bir katını eğitim merkezi olarak konumladık. Dünyadaki 36 eğitim merkezimizden biri Türkiye’de.”

850 kişiye istihdam

Türkiye’de çok hızlı büyüme içinde olduklarını da vurgulayan Ross Gan, şunları anlattı: “2002’de kurulduğumuzda birkaç kişiydik. Sekiz yılda çalışan sayısını 100 kat büyüttük. Şu anda 850 kişi istihdam ediyoruz. Biz yerel eleman kullanıyoruz. Projelerimizde hep Türk mühendisler çalışıyor. Büyük ortaklıklar oluşturduk yüzden fazla iş ortağımız var. Yerelleştirmeye de önem veriyoruz. Pek çok pozisyondaki yöneticimiz Türk.”

10 yılda 100 milyar dolara ulaşmak istiyor

 HUAWEI’nin global operasyonları hakkında bilgi veren Ross Gan, şunları söyledi:

* Önceden kurumlara hizmet verirken şimdi son kullanıcıya da hizmet veriyoruz. Bu alanda da iddialıyız.

* 53 binden fazla Ar-Ge çalışanımız ve 20 global Ar-Ge merkezimiz var. İnovasyon en önemli önceliğimiz.

 

* Bütün gelirlerimizin yüzde 10’unu da Ar-Ge’ye ayırıyoruz. Yılda Ar-Ge’ye 2.5 milyar dolar harcıyoruz.

* Bu yılın ilk yarısındaki gelirimiz 15 milyar dolar. Bunun çoğu Çin dışından geldi. Gelecek on yılda 100 milyar dolarlık gelir hedefliyoruz.

* Dünyadaki 50 operatörün 45’iyle çalışıyoruz. Altyapı, kurumsal ve cihaz tarafında gelecek için önemli potansiyel var.

Ideos’la yok sattık MediaPad’i getireceğiz

HUAWEI Cihaz Bölümü Pazarlama Müdürü Ada Xu, cep telefonunda 2015 yılında dünyada ilk üçte yer almak istediklerini söyledi. Xu, 100-500 dolara kadar fiyat aralığında akıllı telefonlarda iddialı olacaklarını belirterek, şunları anlattı: “Türkiye’ye Ideos ve Ideos x5’i getirdik, satışları hemen tükendi. Tablet bilgisayarımız MediaPad’i lanse ettik. Türkiye’de 2012’de pazara sunacağız. Yeni cep telefonu modellerimiz Vision ve Honor’u da 2012’de Türkiye’ye getireceğiz. Sekiz bin uygulamanın yer aldığı mağazamız HiSpace’i de lanse edeceğiz. Android işletim sistemli cep telefonları üretiyoruz ama gelecek yıldan itibaren Windows Phone’lu telefonlarımız da olacak.”

Fatih projesine talip olacağız

HUAWEI Kurumsal Çözümler Kurumsal Pazarlama Başkanı David He, bulut bilişimin teknoloji sektöründe yeni bir devrim olduğunun altını çizerek, şöyle konuştu: “Huawei, kurumsal çözümler pazarına girdi. Hedefimiz bu alanda 2015 yılına kadar 15 milyar dolarlık ciroya ulaşmak. Türkiye, kurumsal segmentte de önemli pazarımız. Bu ülkede liderlik hedefimiz var. Eğitim ve sağlık alanında önemli çözümlerimiz var. Farklı bir ekosistem kuracağız. Ulaştırma, finans ve eğitim projelerini hedefliyoruz. Eğitimde Fatih Projesi’ne de talibiz. Türkiye’de bir bankayla da işbirliği yapıyoruz.”

On bin mühendis bulut bilişimde çalışıyor

HUAWEI Çekirdek Ağ Pazarlama Direktörü Ronald Raffensperger ise, bulut bilişimde iddialı olacaklarını belirterek, şöyle konuştu: “Bilgi artık sanallaşmış durumda. Bulutun donanım ve yazılım tarafında da olacağız. Gerekli yerde danışmanlık hizmeti de vereceğiz. Bulut bilişimde standartlaşma için işbirliği yapıyoruz. Farklı alanlarda farklı şekillerde kullanılan senaryo ve uygulamalar var. Biz ilk kendi merkezimize bunu uyguladık. On bin mühendis bilgisayar kullanmıyor. Bilgileri bulutta depoluyor. Bu bize daha az enerji kullanımı olarak yarar sağlıyor. Bilgisayar alma zorunluluğu da olmuyor. Tek monitörle ve ona bağlanan bir kutuyla çalışıyor. Bulut bilişim bizim için yeni strateji. Operatörlere bu alanda hizmet vereceğiz.”

Hürriyet

Kategori Röportaj0 Yorum

Kadın CEO’lar Gelecekten Umutlu

 

”Kadın Liderler: Gelecek Gündemde” temasıyla düzenlenen CEO Club toplantısında konuşan kadın CEO’lar ekonominin geleceğinden umutlular.

Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer, Türkiye’de bazı bankaların çeşitli nedenlerle Türkiye’den çıkma kararı alabileceklerini, ancak Türkiye ekonomisinin büyüme vaad etmesi dolayısıyla bunu fırsat bilip Türkiye’ye girememiş ve girmek için fırsat kollayan yabancılar da olabileceğini kaydetti.

Dinçer, Capital ve Ekonomist dergileri öncülüğünde, Vodafone Türkiye ana sponsorluğunda ve Beymen işbirliğinde ”Kadın Liderler: Gelecek Gündemde” temasıyla düzenlenen CEO Club toplantısında soruları yanıtlarken, Türkiye’nin yüzde 4 büyümesi olasılığının bir vites küçültme gibi görünse de içinde bulunulan ortamda çok başarılı olduğunu söyledi.

Banka olarak Türkiye’nin bundan sonra kazanacağı hamleyi desteklemek istediklerini vurgulayan Dinçer, önümüzdeki dönemde fonları ağırlıklı olarak KOBİ’lere vermeleri gerektiği görüşünde olduklarını söyledi.

Dinçer, ”Nüfus genç. İstihdam yaratmamız, akıllı yatırım, sürdürülebilir ekonomi sağlamamız lazım. Bankaların elindeki gücü kısa vadeli tüketim yerine uzun vadeli yatırım imkanlarına verebilirsek, Türkiye’nin kalıcı büyümesine büyük katkısı olacağını düşünüyoruz. 2012′de en önemli segmentimiz KOBİ’dir” diyerek, KOBİ’lerin banka kredilerinin yanı sıra halka açılarak sermaye piyasası araçlarından da yararlanmasının önemine işaret etti.

Dünyadaki enflasyon-deflasyon sıkıntılarına yönelik bir soru üzerine Dinçer, ”Bizim enflasyonu kontrol altında tutup akıllı büyümeye bakmamız gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Dinçer, gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Türkiye’de banka satın alması düşünüp düşünmediklerine yönelik bir soru üzerine, Türkiye’de bazı bankaların, kurumların çeşitli nedenlerle Türkiye’den çıkma kararı alabileceklerini ancak Türkiye ekonomisinin büyüme vadetmesi dolayısıyla özellikle bankacılık sektöründen çıkan yabancılar olabileceği gibi bunu fırsat bilip Türkiye’ye girememiş ve girmek için fırsat arayan yabancılar olabileceğini söyledi.

-”Muhakkak alacağız demek yanlıştır”-

Sadece Türkiye’de yerleşmiş bankalara bakmamak gerektiğini dile getiren Dinçer, piyasada olmayan bankaların da Türkiye ekonomisinden pay almak isteyebileceklerini kaydetti.

Dinçer, ”Akbank bunların arasında yer alacak mı?” sorusu üzerine, şöyle dedi: ”Akbank yer alacaktır demek, böyle kesin söylemek yanlış olur diye düşünüyorum. Akbank’ın Türkiye’de 15 bin çalışanıyla 930 şubesiyle Türkiye’de çok yaygın teşkilatı var. İleride bir banka satın almak için baktığımız zaman, o hangi bankaysa bize ne getirir, ne gibi bir değer artışı yaratır, ne gibi bir ekonomik değeri olur, ona göre bakılır.

Muhakkak biz alacağız, muhakkak biz bu konuda aktif olacağız demenin yararı olmaz. Ekonomik sürdürülebilirlik çok önemli bir sorumluluktur. Dolayısıyla şu anda bir şey demek için çok erken.

 

Akbank sektördeki büyük bir oyuncu olduğu için sektörle ilgili her türlü gelişmeyi, her türlü doğabilecek imkanı değerlendirecektir ama değerlendirirken bu imkanın bize sürdürülebilir nasıl katkısı olur, ülkemiz için ekonomimiz için, çalışanlarımız için, müşterilerimiz için ne kadar sürdürülebilir ona bakarak ancak karar verilir. Dolayısıyla muhakkak aktif olacağız muhakkak alacağız demek yanlıştır.

Ekonomik değer var mıdır, katma değeri var mıdır, istihdam konularına ehemmiyet vermek lazım. Bu çerçeve içinde biz de, bütün bankalar da değerlendirirler diye düşünüyorum.”

-”2012′de en hızlı büyümeyi planladığımız segment KOBİ bankacılığı”

ING Bank Genel Müdürü Pınar Abay da, Türkiye’nin tasarruf açığını kapatması gerektiğine değinerek, 2012′nin ihtiyati tedbirli büyümede geçen bir yıl olması gerektiğini söyledi.

Abay, ING Grubu içinde Türkiye’nin büyüme belirlenen ülkelerden biri olduğunu kaydederek, ”Türkiye büyüme planında değişiklik yapmıyor. Sermaye yatırım desteği ilk planlandığı şekilde devam ediyor olacak” diye konuştu.

Abay, soruları yanıtlarken, önümüzdeki dönemin KOBİ’lerin avantajına olacağını belirterek, ellerindeki kaynakların nereye yönlendirildiğinde karlı olacağına ve ülke ekonomisine katkı sağlayacağına baktıklarında KOBİ’lerin ön plana çıktığını söyledi.

Birçok bankanın KOBİ’lere destek olmaya devam edeceğini ifade eden Abay, ”Önümüzdeki yıl büyüme planları içinde en hızlı büyümeyi planladığımız müşteri segmentimiz KOBİ bankacılığı” dedi.

-”Bu sektörü ekonomik kaldıraç olarak kullanacaksak, vergi konusunda aksiyon planı hayata geçirilmeli”-

Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkanı Serpil Timuray da, bazı gelişmekte olan ülkelerin iletişim sektörünü lokomotif bir sektör olarak konumlandırdığını ve engelleri kaldırma yönünde önemli politikalar yürüttüğünü anımsattı.

Türkiye’nin mevcut konjonktür içinde parlayan yıldız konumunu sürdürebileceğine inancını dile getiren Timuray, ”Potansiyeli değerlendirmek için tam zamanı olduğunu düşünüyorum” dedi.

Sektördeki vergi sorununa da değinen Timuray, ”Sektörümüzde özellikle vergiler konusunda çok somut bazı aksiyonlar alınması gerektiğini düşünüyoruz. Sektörümüzün vergi yükü dünyada rekor kırıyor. Eğer biz bu sektörü ekonomik anlamda kaldıraç olarak kullanacaksak, vergi konusunda bir aksiyon planını hayata geçirmemiz gerekiyor” diye konuştu.

Timuray, yakın bir gelecekte akıllı telefonların bilgisayar sayısını geçeceğine işaret ederek, bu mobilizasyonlarla birlikte bütün iş modellerinin yeniden tanımlandığını söyledi.

Yazının devamı için tıklayınız.

 

Kategori Röportaj0 Yorum

Hem Bankacıyım Hem De Anne

 

Akbank’ın Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer, anne ve başarılı olmanın sırlarını anlattı.

Hem 7/24 Bankacıyım hem de 7/24 anne

Suzan Sabancı Dinçer, Türkiye’nin en büyük özel bankalarından Akbank’ın Yönetim Kurulu Başkanı. Röportaja giderken sohbet ettiğim taksi şoförüne göre, Sabancı ailesinin en güzeli. Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer ile erkek egemen finans dünyasında kadın yönetici olmayı ve işten arta kalan zamanlarını konuştuk.

-Kriz neden Türk bankalarını etkilemedi?

Ekonomik kriz sonrasında dünyada büyük bir çalkantı yaşanıyor. Türkiye’nin konumuysa çok güçlü. Bunun nedeni şu: 2001′de kendi finansal krizimizi yaşadık. Bu çok ağır bir krizdi ancak şansımıza, dünyanın geri kalanı iyi durumdaydı. Piyasalarda para ve likidite vardı. Kendi reformlarımızı yapıp güçlendik. Bugün Türk bankaları güçlü durumda. Kaliteli aktif yapıları, güçlü sermaye yapıları, fazla borçlu olmamaları ve geleneksel bankacılık yapmaları Türk bankalarını krizden korudu. Ancak tabii ki bundan sonraki dönemde “Durumumuz iyi” diyerek rehavete girmemeli ve bu durumu fırsata çevirmeliyiz. Önümüzdeki yıllar Türkiye için çok büyük potansiyel vaat ediyor.

-Vicdanlı bir kapitalizm mümkün mü gerçekten?

Ekonomik değer yaratmak için ‘sürdürülebilirlik’ önemli. ABD’de şirketlerin hisse senetleri elde ortalama yedi ay tutuluyormuş. Bu çok kısa bir vadeli bir bakış açısı. Kısa vadede çok kazanabilirsiniz ama bu kârlar ne kadar sürdürülebilir? Gelecekten çalıyor olmayasınız? Sürdürülebilir ekonomik  yapı için sürdürülebilir politikalar, şirket vizyonu ve yönetim inisiyatifleri söz konusu olmalı.

-Çocukluk hayaliniz otelcilikmiş, neden?

Otelcilik sektöründe insanlarla devamlı iletişimde bulunulması; adeta büyük bir ev sahibi gibi her zaman birilerinin ağırlanması beni hep cezbetti. Yeni insanlar tanımak, ev sahipliği yapmak çok cazip. Hayalim kocaman bir lobiye sahip bir oteli, güzel leziz yemekler sunarak işletmekti. Yemeğe, sofraya, misafir ağırlamaya çok özen gösterir, önemserim. Sanırım aileden geçen bir özellik.

-Finans sıkıcı bir alan değil mi? Erkek egemen bankacılıkta kadın lider olmak zor değil mi?

Bankacılık heyecanlı ve iş tatmini kuvvetli bir alan. Kariyerime başlarken, babamın iş keyfi, tatmini, arkadaşlarımın o dönem bankacılığı seçmesi ve sektörün cazibesi beni çok çekti. Bir bankacı her zaman hemen her sektöre hâkim olmalı. Sürekli öğrenmeye hazır olmalı. Bu da sektörü dinamik ve çekici küıyor. İş hayatında kadın-erkek ayrımı yapılmamalı. Önemli olan kişinin işini iyi yapması. Akbank’ta çalışanların yüzde 55′i kadın. Orta ve üst kademede ise bu oran yüzde 35. Aslında finans kadınlann tercih ettiği bir alan.

-Aynı zamanda iki çocuk annesisiniz. Büyük bir bankayı yönetirken annelik nasıl gidiyor?

Annelik en büyük mesaim. 24 saat anneyim. Çocuklarım 15 ve 13 yaşında. Onlarla geçirilecek kaliteli, nitelikli zamana çok önem veriyorum. Çocuğun yanmda TV izlemek, kitap okumak değil, gerçekten onunla iletişim kurduğun, birlikte olduğun zaman önemli. Topluma, ülkeye yararlı, başardı çocuk yetiştirmek insanın en önemli görevlerinden biri. Ancak işim de 24 saatlik mesai istiyor. 15 bin çalışana, 6 milyon müşteriye sahip biı bankanın başındayken, “Sabah 09.00′da başladım, akşam da 18.00′de bitiriyorum” diyemezsiniz. 7/24 hem anneyim hem bankacıyım.

-Sabancı soyadına sahip olmasaydınız ne yapardınız?

Yine bankacı veya turizmci olurdum.

KARİYER

Akbank‘a 1989 da katıldım .

  •  Misafir ağırlamayı sevdiğim için çocukken kocaman bir otelim olduğunu hayal ederdim.
  •  İngiltere’de Barclays Bank yurtdışı ilişkileri bölümünde stai yaptım. İlk işimdi.
  • Aksigorta, Kordsa ve o zamanki Lassa’da staj yaptım. Bankacılığı seçtim. BNP-AK Bankası’nda iki yıl çalıştım. 1989′da Akbank a katıldım.
  •  ilkokul birinci sınıfı Adana Koleji nde, sonraki sınıflan ve ortaokulu İstanbul da Şişli Terakki’de okudum. Liseyi İngiltere’de Heathfield Kızlar Yatılı Okulu’nda bitirdim. Üniversiteyi Richmond’da, yüksek lisansımı Boston Üniversitesi’nde yaptım.

GÜNE BAŞLARKEN

Sekiz saat uyku başarı getirir.  

06.15′te kalkarım. Sabah sporu yaptığım için kendimi zinde ve mutlu hissederim. . Spordan sonra giyinir, ailece kahvaltı yaparız. Çocuklar okula gider, ben de işe giderim. Evden 08.10′da çıkarım ve en geç 09.00′da işteyim. . Yolda gazetelerimi okurum. Spor yaparken de TV’de haberleri izlerim. . Erken yatar erken kalkarım. Sekiz saatlik uyku benim için önemli bir başarı faktörü. . Geç yatarsam ertesi günümden ve randımanımdan çaldığımı düşünüyorum.

TOPLANTI

Verimlilikte sıkıyım.

  • Haftada iki önemli rutin toplantım var. Bunun dışında dönemsel ve işin gerektirdiği muhtelif toplantılar oluyor. Haftada 8-10 toplantıya giriyorum.
  • Verimli geçmesi için toplantı bir saat sürmeli ve sonuç odaklı olmalı.
  • Zaman ve verimlilik konusunda çok sıkıyım.
  • Uzun süren vizyon ve strateji toplantıları için hafta sonu veya akşamüstünü tercih ederim.
  • Normal rutin toplantıların kısa ve verimli geçmesi için toplantıların amacı, gündemi önceden belirlenir, katılımcılara verilir. Böylece kısa zamanda, hedefe odaklı toplantı yaparız.

TATİL

Ailece Güney İtalya’ya gideriz .

  • İş tempom çok yoğun olduğu için tatillerde ailece vakit geçirmeyi tercih ediyorum.
  • Çocuklarımın okul durumuna göre tatil yaparız.
  • Londra’da tatil severim. .
  • Güney İtalya ve Güney Fransa sevdiğimiz ve sık sık gittiğimiz yerler.
  • Türkiye’nin güneyinde tekne seyahatlerini ailece çok severiz.

HOBİ

Londra’da müzikal peşindeyim .

  • Klasik film seyretmeyi ve Londra’da müzikallere gitmeyi severim.
  • Hem müzikal hem de klasik film koleksiyonum var. .
  •  Seyahat etmek, farklı kültürleri görmek her zaman çok cezbedici.
  • Sağlık merkezleri beni çok rahatlatır.
  • Kumda yürümek çok hoşuma gider. Bu yüzden Maldivler’e hayran kalmıştım

BESLENME

 İyi paella yaparım.

  • Diyetim ızgara balık, et ve  tavuk, yanında sebze ve meyveden oluşur.
  • Yağlı yemeklere, hamur  işlerine, tatlılara dokunmak istemem.
  • Sabahları yağsız yoğurt, meyve ve mısır gevreği yerim.
  • Öğle ve akşamları ızgara balık, sebze, meyve.
  • Sağlıklı beslenme konusunda Dr. Osman Müftüoğlu’nu çok yakından takip eder ve öğütlerini dinlerim.
  • Japon ve Toscana yemeklerini çok severim.
  •  Yemek pişirmeyi çok severim.  İspanyolların paella’sı iyi yaptığım bir yemek.

OTOMOBİL

Bentleyim var

  • Otomobillere pek düşkünlüğüm yok.
  • Bentley marka otomobilim var.
  • Ailece Toyota Jeep kullanıyoruz.
  • Şoförüm var.
  •  Bu vesileyle İstanbul trafiğinde vaktim boşa geçmez, yolda raporlarımı ve gazetelerimi okurum. .

RESTAURANT

Yeni yerler denemeyi severim .

  •  İtalyan ve füzyon mutfağında uzman lokantaları severim.
  • Benim için hijyen, servis kalitesi ve atmosfer çok önemli.
  • Yeni yerleri denemeyi de severim.
  • İstanbul’da Kıyı, Papermoon ve Zuma favori lokantalarım.
  • Londra’daki Harry’s Bar çok sevdiğim mekânlardan biri.

Kaynak: Hürriyet

 

 

Kategori Röportaj0 Yorum

Farklı Kültürleri Buluşturan Staj

1948 yılından beri dünyanın en büyük öğrenci organizasyonu olarak faaliyet gösteren AIESEC, gençler için uluslararası platformda staj yapma imkanı sunuyor. Gençler, liderlik vasıflarını geliştirirken ayni zamanda kültür alişverişinde bulunuyor. Programa katılanlar arasından şimdilerde Hindistan’da çalişan Erinç Çetin ile staj tecrübesi üzerine bir söyleşi yaptık.

 

   Staj programina katılma fikri nasıl doğdu?

Yaklaşık bir yıl önce uluslararası başarılarına güvenerek AIESEC’e başvurdum. AIESEC ofisinde birçok ülkeden gelen stajyerler ile kültür alışverişinde bulundum. Eşleşme sürecimde bu uluslararası platform; bana yardımcı olarak Hindistan’a gelmemi sağladı.

 

  Bu süre içinde Hindistan’da neler yaşadın?

Hindistan’a gelirken bir yandan kültür şokunu nasıl atlatırım, ne yer ne içerim derken öte yandan da stajımın ne olacağı konusunda merak içindeydim. Stajımın başladığı ilk aylarda bu çok kültürlü ülkeye nasıl alışacağımı düşünmeden edemiyordum. Burada AIESEC faktörü devreye girerek kısa sürede bu durumu atlatmamı sağladı. Şu anda yaklaşık 1 yıldır Hindistan’da Window-Marker’da çalışıyorum.

  Gelecek hedeflerin neler?

Burada kurduğum farklı kültürlerdeki arkadaşlıklarımdan sonra daha fazlasını tanımak için Baroda’dan Mumbai’ye geçerek yaşamımın bundan sonraki evresinde AIESEC ile birlikte daha mutlu olacağıma emin olarak, daha iyi bir yaşantıya hazırlanacağım.

Kategori Röportaj0 Yorum

‘Onlar Pas Geçti Ben Faks Geçtim’

Herkes kendi işini kurmak ister… Türkiye iş fikri olup da buna kaynak bulamayan girişimcilerle dolu.

 

 

Birçok iş fikri yeterli sermaye bulunamadığı için proje aşamasından öteye geçemiyor. Bu soruna çare olabilecek ve girişimcilere sermaye desteği sağlayabilecek projelerin sayısı ise her geçen gün artıyor. KOSGEB ve kalkınma ajansları girişimcilere sermaye desteği sağlayan en önemli kurumların başını çekiyor. Son günlerde bu desteklere bir yenisi daha eklendi;Türkiye Melek Yatırımcılar Derneği…

 

Barrack Obama tarafından ABD’de gerçekleştirilen ve tüm dünyada sadece 265 girişimcinin davet edildiği Girişimciler Zirvesi’ne çağırılan Türk girişimcileren birisi olan Türkiye Melek Yatırımcılar Derneği Başkanı Baybars Altuntaş bu zirvede Obama’nın birebir görüştüğü tek girişimci olmuş. 2 hafta önceTürkiye Melek Yatırımcılar Derneği Başkanı seçilen Altuntaş’ın kariyeri ise birçok girişimciye örnek olacak türden…

 

Baybars Altuntaş ile girişimciliği, kendi hikayesini ve Melek Yatırımcılar Derneği’nin iş fikri olup da parası olmayanlara nasıl destek olacağını konuştuk…

 

- Dünyanın en önemli girişimcileri arasında yer adığınız kariyeriniz nasıl başladı?

 

Boğaziçi Üniversitesi’nde İngilizce Öğretmenliği bölümünde okurken, franchise ile ilgili okuduğum bir makale ile başladı benim hikayem. O zamanlar her İngilizce Öğretmenliği öğrencisi gibi tercümanlık yaparak, seyahat acentelerinde çalışarak harçlığımı çıkarıyordum.

 

- Okuduğunuz makalede sizi etkileyen ve harekete geçiren ne oldu?

 

Haber, Avrupa’da giderek yaygınlaşan franchise modeli ile ilgiliydi. Konu çok ilgimi çekti ve yazıda görüşlerini belirten Avrupa Franchise Birliği Başkanı’nın telefonunu ve faks numarasını buldum. 25 kuruşa çektiğim bir faks ile kendisini franchise modeli ile ilgili bir seminer düzenlemesi için Türkiye’ye davet ettim. Davetimi kabul etti konferansı gerçekleştirdik. Sonra o beni Almanya’ya davet etti derken ben kendimi Ulusal Franchise Derneği’ni kurarken buldum

 

Tabii o zamanlar (90′ların başı) Türkiye’de franchise diye bir terim ve iş modeli henüz hayatımıza girmemişti. Mc Donald’s Türkiye’ye yeni geldiği ve önünde metrelerce kuyrukların oluştuğu zamanlardan bahsediyorum. Yazıyı okuduktan sonra kendi kendime şöyle düşündüm;

 

‘BAŞKA ŞUBEMİZ YOKTUR’ YAZISINDAN GURUR DUYARDIK

 

“ABD’den hamburgerci, kilometrelerce öteden gelmiş İstanbul’da şube açmış ve önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Bizim Bursa’daki kebapçı İstanbul’a gelemiyor, gelmek istemiyor. Amerikalı Mc Donald’s’ın sahibi ‘dünyada 5 bin tane şubem var ‘diye gurur duyuyor, bizim lahmacuncumuz kebapçımız, bozacımız da kasasının arkasına yazdığı ‘başka şubemiz yoktur’ diye gurur duyuyor.Birbirinden olabilediğince farklı bu iki anlayış beni çok düşündürdü.“

 

- O düşüncedeki temel yanlışlık neydi sizce?

 

90’larda girişimciler, bir ürün icat ettiklerinde bunun sırrını kimseye anlatmaz ve o işi çocuklarına bırakmak isterlerdi. Oysaki hiçbirisi çocuklarım bu işi yapabilecek mi, yapmak ister mi?’ diye hiç düşünmezlerdi. Üstelik işini çocuklarına bırakmak isteyen girişimcilerin çoğunun henüz çocuğu yoktu. Hatta bu görüşe sahip ve evli olmayanlar bile vardı.

 

Siz bu mantıkla hareket ederseniz yaptığınız işin taklitleri, benzerleri ürer. Ondan sonra taklitlerle uğraşmak için hukuki işlemlere para harcarsınız. Hem de taklitlerin sayısı arttığı için onlar gerçek gibi durur ben tek başıma sahte bile kalırım.

 

- Bu mantık artık değişmiştir herhalde?

 

Tabii ki. Artık girişimcilerimiz çok değişti. 90’lı yıllardaki mantıktan kurtulmaya başladık.

 

- Türkiye Franchise Derneği’ni nasıl kurdunuz?

 

Haberden etkilenerek 25 kuruşa çektiğim faksın ardından Alman Franchise Birliği Derneği Başkanı cevap vererek Türkiye’ye geldi ve ‘Batıdan Doğuya Marka Transferi’ başlıklı bir seminer gerçekleştirdik

 

O toplantıda sadece tercümanlık yapıyorken gazete ve dergilerde organizatör olarak adım çıkmış; “Baybars Altuntaş’ın önderliğinde Doğudan Batıya Marka Transferi…”

 

DERSTEN SONRA GENEL SEKRETERLİK

 

- Ama sadece tercümandınız…

 

O makaleyi okumadan önce ‘Franchise’ ile ilgili hiçbir bilgim yoktu. Alman Franchise Birliği Başkanı’nın davetimi kabul etmesinden sonra konuyla yakından ilgilenmeye başladım. Sonrasında Başkan beni Almanya’ya davet etti.

 

Almanya dönüşü konuya olan ilgiyi gördükten sonra Türkiye’nin ilk franchise derneği olan Ulusal Franchise Derneği’ni (UFRAD) kurdum. Derneğin kurulacağını duyan önemli işadamları derneğe kurucu üye olmak için başvurdular. Gördüğüm destek ve konuya olan ilginin sayesinde derneği çok hızlı bir şekilde kuruldu ve ben de o derneğin genel sekreteri oldum. Ama gelişmeler öyle hızlıydı ki, okuldaki derslerden sonra derneğe gelip genel sekreterlik görevimi icra ediyordum.

 

PARA DEĞİL İNSAN BİRİKTİRDİM

 

– Bu dönemlerin size nasıl bir katkısı oldu?

 

3 ay içerisinde hayatımın yönünü değiştiren bu olaylarda maddi olarak hiç bir kazancım olmadı. Ama benim o zamanlar yaptığım sosyal girişimcilikti. Benim genç girişimcilere en büyük tavsiyem önerim insan koleksiyoncusu olmalarıdır. Pul, kitap, çiçek, para biriktirenler var ama ben kariyerimin başından beri insan biriktiriyorum.

 

- İlk para kazandığınız işinizi nasıl kurdunuz?

 

Derneği kurduktan sonra çevremdeki insanların sayısı giderek artmayı başladı. 400 dolarlık birikimim vardı ve yurtta kalıyordum. O parayla Boğaziçi Üniversitesi’nin binalarını döner sermayeden kiralayarak Boğaziçi Üniversitesi sertifikalı İngilizce kursları açtım. Aynı zamanda da Türk Hava Yolları dışında hostes yetiştiren ilk ve ozamanlar tek eğitim kurumunu da ben açtım. Bütün bu işlere girişimcilik ruhum, çevremde biriktirdiğim insanlar ve kendime olan güvenimle girdim.

 

- Başarısız olmaktan korkmadınız mı hiç?

 

Sonuçta çok büyük param yoktu olan paramı da gözden çıkarabilirdim. Yurtta kalıyordum ve 559C’ye biletle binerek derse gidiyordum. Başarısız olsaydım yine bu şekilde devam edecektim. Cesaretim ve doğru iş fikri ile başarılı oldum ve birkaç sene sonra kendi aracımla okula gitmeye başladım. Yani girişimcilere bir diğer tavsiyem ise girişimci olmak için kesinlikle paraya ihtiyaçları olmadığıdır. Başarılı olmak için iyi bir fikriniz ve o fikri paylaşabileceğiniz insanların olması yeterli.

 

GİRİŞİMCİLERE TAVSİYELER:

 

* Harekete geçmekten çekinmeyin

* Takipçi olun

*Başarısız olmaktan korkmayın

*İnsan kazanın. İnsan kazanırsanız para da kazanırsınız.

* İyi bir girişimcinin paraya ihtiyacı yoktur

* Girişimcilerin bilmesi gereken 3 rakam: 7, 24, 365

İNSAN KAZANIRSAN DAHA KOLAY PARA KAZANIRSIN

 

- Para kazanmanın yolu sizce insan tanımaktan mı geçiyor?

 

İnsan kazanmak benim kariyerimde ve hayatımda hep önceliğim oldu. Çünkü doğru insanları tanımak parayla olan bir şey değil. Parayla ancak ve ancak para kazanabilirsin, insan kazanamazsın. Ama insan kazanırsan, para kazanabilirsin, hayallerini gerçekleştirebilirsin. En iyi ressam da müzisyen de iş adamı da olmak isteseniz insanlar tanıyarak başarıya çok daha kolay ulaşabilirsiniz..

 

PARA OLMADAN GİRİŞİMCİLİK OLMAZ DİYE YANLIŞ BİR GÖRÜŞ VAR

 

Girişimcilikte para olmazsa olmaz diye yanlış bir olgu insanların beynine kazınmış. Benim annem ilkokul öğretmeni, babam emekli askerdi. Onlardan beş kuruş destek almadan 25 kuruşa faks çekerek başladım her şeye ve 400 dolara şu an sahip olduğum şirketi kurdum. Türkiye benim gibi birçok örnekle dolu. İyi bir girişimci olmanın parayla hiçbir alakası yok.

 

- Genç girişimcilere tavsiyeleriniz neler?

 

Ne olursa olsun doğru olduğuna inandıkları iş fikirleri varsa imkanlarını sonuna kadar zorlasınlar. Bütün fırsatları değerlendirsinler. Sonuçta fikir iyi olduğunda topu koşturacak adam da doğruysa o işin tutmaması diye bir şey olamaz.

 

ONLAR PAS GEÇTİ BEN FAKS GEÇTİM

 

Kendimi çok önemli bir örnek olarak görüyorum. Benim okuduğum ve sonrasında Almanya’ya faks çektiğim dergiyi yaklaşık 20 bin kişi okumuştur. Belki de 19 bin 999 kişi o haberi pas geçti. Ben faks geçtim.

Faksı geçtikten sonra, işi takip ettim. Bana hiç kimse ‘sende para var mı, sen kimlerdensin, sen ne cüretle Almanya Franchise Birliği Başkanı’na faks geçersin’ demedi. Baktılar ki fikir doğru topu koşturan adam da doğru, istekli de. Bu yüzden top sürerken kimse bir şey diyemedi.

 

BEN O LAFLARI ÇOK DUYDUM

 

-Türk girişimciler de kendine güven eksikliği var mı? Özellikle genç girişimciler başarısız olmaktan çekinebiliyor. Ne diyorsunuz?

 

Tam aksine öğrenci veya genç girişimciler daha çok destek görüyor. Kesinlikle gemç girişimci olmak bir avantaj olarak algılanıyor. Ben kendi kariyerim boyunca öğrenciyim dedikçe puan topladım. Anneler, babalar dayılar, kardeşler, ‘Sana mı kaldı o iş, sana bırakırlar mı’ bu lafları çok duydum. Ama bana kaldı. Ben gittim ve aldım daha doğrusu.

 

MELEK YATIRIMCILAR DERNEĞİNİ İLE İŞ FİKİRLERİNE DESTEK OLACAK

 

-Bundan sonra melek yatırımcılık modeli ile iş fikirleri olan girişimcilere destek olmayı düşünüyorsunuz. Peki Melek Yatırımcılar Derneği girişimcilere nasıl destek olacak?

 

Melek yatırımcılar Derneği fikri olan fakat parası olmayan girişimcilere ulaşmak için kuruldu. Franchising modelinin 20 yıldır nasıl geliştiğini ben biliyorum. Artık franchise açılacak nokta kalmadı. Dünyadan gelmesi gereken birçok marka Türkiye’ye geldi. Bu noktada artık yeni iş modellerinin geliştirilmesi gerekiyor. Bu da ortaklık kültürü olmalı.

Dünya ekonomisinde sermaye birikti. O sermayeyi fikri olanlara açmalıyız. Şimdi ise artık yeni bir kulvarın açılması gerekiyor. Bir tarafta iş fikri olan fakat parası olmayan girişimciler, diğer tarafta ise parası olan ve doğru yatırımlar yapmak isteyen yatırımcılar var. Özellikle son yaşanan krizin ardından dünyada sermaye birikti. Zenginin daha zengin olduğu bir dünya ortamında bu sermayeyi fikri olan üretimi ve istihdamı artıracak iş fikirlerine yönlendirmek gerekiyor. Bunun yolu da melek yatırımcılık sistemi.

 

- Melek yatırımcılık sistemi dünyada hangi konumda?

 

Bu sistemde ABD’de desteklenen 270 bin melek yatırımcı ve 26 milyar dolar sermaye, Avrupa’da 75 bin melek yatırımcı 4 milyar dolar sermaye bulunuyor. Bugün bırakın 26 milyar doları 3 milyar doları Yunanistan’a versek krizden çıkar. Dolayısıyla bu ekonomik düzen içerisinde bu kulvarı o kadar iyi organize etmeliyiz ki. Melek yatırımcılığın üssü Türkiye olsun. Bence Türkiye’de 2 kişiden birisinde girişimcilik ruhu var.

 

TÜRKLER DÜNYADAKİ EN GİRİŞİMCİ İKİNCİ MİLLET

 

Eski Amerikan Büyükelçisi James F. Jeffrey, bir girişimcilik toplantısında, Amerika’dan sonra Türkler dünyadaki ikinci girişimci millet demişti. Türk girişimciler kendine güvendiğinde tek kelime Almanca bilmeden Almanya’ya giderek 10 milyar euroluk bir iş hacmi oluşturabiliyor.

 

- Melek yatırımcılıkta girişimcilere sadece sermaye desteği mi sağlanıyor?

 

Melek yatırımcılıkta paradan daha önemli olan bence mentörlük. Girişimciler melek yatırımcının tecrübelerinden de faydalanmalı. Sadece para vererek bir ortaklık kurulduğunda bu iş hisse senedi alımı olur. Ama melek yatırımcılıkta altın kural hem parayı vereceksin hem de bilgi birikimini paylaşacaksın. Deneyimlerinizi işin nasıl yapılacağı nasıl pazarlar keşfedileceğini bulacaksın.

 

- Melek yatırımcıların destekledikleri projelerde en büyük öncelikleri neler oluyor?

 

Bu sorunun cevabı çok basit. Melek yatırımcılar iş fikrinden ziyade topu doğru koşturacak kişiyi ararlar. Topu doğru koşturacak adamı bulduklarında hem sermayelerini hem de tecrübelerini o kişiye ve projesine aktarırlar.

 

- Melek yatırımcılar hangi projeleri daha çok destekliyor?

 

Melek yatırımcılar Avrupa’da daha çok iş fikri aşamasında olan (Seed Funding) denilen fikirlere yatırım yapıyorlar. Fakat biz daha bu noktada değiliz. Öncelikli olarak destekleyeceğimiz projeler fikir aşamasından öteye geçmiş olmalı. Mutlaka numune olacak. Örneğin bir internet sitesi projesi ise tasarımı tamamlanmış yayın hayatına başlamış olmalı. Ama zamanlar bu sistem oturdukça işler hale geldikçe bu şekilde fikirler bulmak zorlaşacak. Ondan sonra bizde sadece fikir aşamasında yatırımlara(seed funding) yöneleceğiz. Ben 5 yıl sonrasında bahsediyorum. Bu aşamalardan Avrupa’da geçmiş hatta ABD bu aşamaya 10 yıl önce ulaşmış ve aşmış.

 

-Destek verdiğiniz öncelikli sektörler neler?

 

ABD ve AB ülkelerindeki melek yatırımcılara baktığımızda mobil teknolojileri ve IT sektörünün en fazla yatırım çeken sektörler arasında yer alıyor. Türkiye’deki melek yatırımcılar da ağırlıklı olarak bu sektörlerdeki yatırımlara destek verecektir. Ama biz her projeyi ayrı ayrı değerlendirdiğimiz için iyi projelerin geldiği tüm sektörlere destek oluruz.

 

- Projelere vereceğiiz sermaye desteğinin bir aralığı var mı?

 

Melek yatırımcılık sistemiyle kurulan işlerin aldıkları melek yatırım sermayesinin dünya ortalamasının şirket başı 100 bin dolar seviyelerinde. Bizimde destek vereceğimiz projeler, genellikle 10 bin ile 500 bin dolar arası yatırımlar olacak.

 

-İş fikri olanlar projelerini size nasıl ulaştıracaklar?

 

Kurumumuzun internet sitesinde yer alan bölümde projelerini yazarak bize gönderiyorlar. Gönderilen projeler bizin derneğimizin ortak havuzuna düşüyor. Temmuz ayı başından bu yana bize ulaşan proje sayısı bini geçti. Ben ve ekibim bu başvuruları tek tek inceliyoruz. Bir sivil toplum kuruluşunun vatandaşlarla yakından ilgilenmesi gerekiyor. Bu doğrultuda bize ulaşan bütün maiilere elimizden geldiğince cevap vermeye çalışıyoruz.

 

 

Kaynak: Hürriyet/ Hüseyin Koyuncuoğlu

Kategori Röportaj0 Yorum