Arşiv | I-K

Nasıl olduğunu bilmek çalışanı motive ediyor

İş yaşamında dürüst geribildirimler olmadan çalışanlar kendilerini yeterince geliştiremiyor

İngilicesi ‘feedback’ olan geribildirim, son yıllarda oldukça sık karşımıza çıkmaya başladı. Geribildirim kısaca, iletişimde verilen mesajın, mesajı alan kişi tarafından algılanmasından sonra ortaya çıkan olumlu ya da olumsuz tepkidir.

Kişisel Gelişim Uzmanı Mary Ellen Slayter, geribildirimin yararlı olmanın ötesinde gerekli olduğunu belirterek, yöneticiler için geribildirimin önemini şöyle anlatıyor:

“Doğru yolda olup olmadığınızdan emin değilseniz, motive olmak zordur, motivasyonu korumak ise imkansızdır. Dolayısıyla, sürekli geribildirim vermek, hemen her liderin ya da yöneticinin en önemli sorumluluklarından biridir.”

Hayal kırıklığı
Sorun şudur: hiç şüphesiz sizin de farkında olduğunuz gibi, yöneticilerin verdikleri geribildirimin çoğu o kadar da motive edici değildir. Niyetiniz çok iyi bile olsa, geribildirim kolayca geri tepebilir ve çoğumuz bunun nedenini anlamakta güçlük çekeriz.
Şunu öğrenmek sizi şaşırtabilir; motivasyon konusunda yapılan bilimsel çalışmalar, neden bazı geribildirim tiplerinin işe yararken diğerlerinin yaramadığına ilişkin net ve ilkeli gerekçeler üretmiştir. Bu, gizemli ya da tesadüfi bir durum değildir. Geçmişte konuyu yanlış anladıysanız bundan böyle aşağıdaki birkaç basit kuralı uygulayarak geribildirim vermek suretiyle çok daha sağlıklı bir iş yapabilirsiniz:

Kural 1: İşler ters gittiğinde, bu gerçeği göz ardı etmeyin. Birine her şeyi berbat ettiğini söylemek kolay değildir; çünkü, bunun o kişiyi endişelendireceğini, hayal kırıklığına uğratacağını ya da utandıracağını bilirsiniz. Ama, gerçeği örtbas etmek pahasına çalışanınızın duygularını incitmemek gibi bir hata yapmayın. Çünkü, dürüst geribildirim olmadan, çalışanınız kendini muhtemelen geliştiremez. Ve sırf ona karşı “sert” olmamak için, asla ters giden bir işten dolayı (suçlanması gereken kişinin o olduğunu varsayarak) çalışanınızın sorumluluk duygusunu elinden almayın. Çalışanı kendi hatasından kaynaklanan bu zor durumdan kurtarmak, onun yaptığı iş üzerindeki kişisel kontrolünü kaybetmesine yol açar. Hiçbir şey kişinin kendini aciz hissetmesinden daha çok şevk kıramaz.

Yardımcı olun
Kural 2:
İşler ters gittiğinde, çalışanın kendinden şüphe etmesine izin vermeyin. Geçmişte yaptığı hatalar ne olursa olsun, başarının ulaşılabilir olduğuna inanmaya ihtiyacı vardır. Bunu yapmak için:
Açık ve net olun. İyileştirilmesi gereken nedir ve iyileştirmek için tam olarak ne yapılabilir? Yönetici iseniz, çalışanınızın bir işi nasıl doğru yapacağı konusunda yardımcı olmak, neyi yanlış yaptığını bilmesini sağlamak kadar önemlidir.
Değiştirebileceği eylemleri vurgulayın. Performansını değerlendirirken, kontrolü altında tuttuğu yönlerden bahsedin. Bunlar, bir proje için harcadığı zaman ve emek ya da kullandığı stratejik yaklaşım olabilir.

Sonuç vermezse
Sonuç vermediğinde, gösterilen çabayı övmekten kaçının. Çoğu yönetici, “Satış hedefine ulaşamadın, ama çok çalıştın ve elinden geleni yaptın” gibi sözlerle çalışanlarını teselli etmeye çalışır. Neden herkes bunun rahatlatıcı olduğunu düşünür? Kayıtlar için belirtelim; rahatlatıcı değildir.
Çalışmalar, başarısızlığın ardından “çabaları” için takdir edilen insanların kendilerini aptal hissettiklerini ve hedeflerine asla ulaşamayacakları hissiyle baş başa kaldıklarını gösteriyor. Bu tür durumlarda en iyisi, salt bilgilendirici geribildirim vermektir; sorun, gösterilen çabada değilse, neyin soruna yol açtığı tespit edilmeli ve çalışanla paylaşılmalıdır.

Yeteneği övmekten kaçının
İşler yolunda gittiğinde, yeteneği övmekten kaçının. Biliyorum, hepimiz ne kadar akıllı ve yetenekli olduğumuzu duymaktan hoşlanıyoruz ve doğal olarak, çalışanlarımızın da bunu duymak isteyeceklerini varsayıyoruz. Elbette isterler. Ama, motivasyonlarını korumak için duymaları gereken bu değildir. Çalışmalar, yüksek kabiliyetimizden dolayı övgü aldığımızda bir zorlukla karşılaşmamız durumunda kendimizden şüphe etmeye daha müsait olduğumuzu gösteriyor. Başarılı olmak “doğal” olmak anlamına geliyorsa, zorlandığınız noktada söz konusu işi yapacak yetide olmadığınız sonucuna varmak çok kolaydır. Bunun yerine, çalışanınızın performansına ilişkin, kontrolü altındaki yönleri övün. Yaratıcı yaklaşımından, dikkatli planlamasından, kararlılığından ve çabasından, işbirlikçi tavrından söz açın.

Yeni Asır Gazetesi

Kategori İnsan Kaynakları0 Yorum

El yazınız profesyonelliğinizi ele veriyor

El yazınız sağa eğildikçe kararlarınızda duygusallık öne çıkıyor. L, t ve h harfleri, iş hayatınızdaki hırs ve iktidar sırlarınızı ortaya döküyor. El yazısı bilimi şimdi de iş dünyasının hizmetinde…

Üç bin yıl önce Çinliler tarafından geliştirilen ve birçok kültür ve uygarlık tarafından büyük itibar gören el yazısı bilimi (grafoloji), bugün iş dünyasının hizmetinde. İş dünyasının bu yönteme en çok başvurduğu alan ise işe alımlar. El yazısı, kişinin karakterini, davranışlarını, eğilimlerini tahmin etmekte ve kişilik analizinde en etkili ve güvenilir yöntemlerden biri olarak addediliyor. Bu yöntem eleman seçme ve yerleştirme süreçleri, mülakatlar, ekip kurma çalışmaları ve kariyer planlaması gibi geniş bir alanda sık kullanılan bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.

Sodexho gibi çokuluslu şirketlerden bazıları dünyanın her yerindeki ofislerinde işe alım süreçlerine el yazısından kişilik tahlil etme yöntemini dahil ediyor. El yazısının kişinin sosyo-ekonomik kökenini, yaşama biçimini, hayattaki duruşunu ve eğitimini yansıttığı Fransa gibi ülkelerde şirketler yüzde 80 oranında iş görüşmelerinde el yazısıdan kişilik tahlili yapıyor.

İngiliz Grafoloji Enstitüsü Başkanı Elaine Quigley, tüm dünyada tanınmış grafologların başında geliyor. Quigley’e göre el yazısı bir nevi ‘zihin yazısı’ demek. Bu konuda grafolojinin kullandığı evrensel bir metodoloji de var. Yani el yazısıyla kişinin karakterini okurken kullanılan göstergeler, ulustan ulusa, kişiden kişiye değişmiyor. Uzman bir grafolog, kişi hangi ulustan gelirse gelsin hangi lisanda yazarsa yazsın, o kişinin düşüncelerinin el yazısıyla kağıt üzerine yansıyan izdüşümlerini okuyabiliyor.

Grafolojide en az 300 farklı el yazısı örneğinden yola çıkılarak inceleme yapılıyor. Fakat yine de değişmeyen ve temel olarak nitelendirilen belli bazı göstergeler var. İşte bunlardan bazıları:

Eğim:
+ El yazısının sağa doğru eğimi, kişinin iletişim yeteneğinin göstergesi olarak yorumlanıyor. Örneğin kişi daha arkadaş canlısı, yönlendirici, sorumluluk sahibi, girişken olma eğilimi taşıyordur. Aynı zamanda satış yapmaya, kontrolü elinde tutmaya, sevilmeye, destekçi olmaya kadar uzayan birçok olasılığı barındırır.
+ Yazı sağa doğru eğildikçe kişinin kararlarında duygularının etkisinde kalma özelliği artar.
+ El yazısının genellikle dik oluşu kişilik bağımsızlığına işarettir.
+ Sola doğru eğilen el yazısı, duygusal olarak ihtiyatlılığı temsil eder. Bu el yazısının sahibi, öncelikle her detayı doğrulama ihtiyacı duyar. Başkalarının onu herhangi bir söz vermeye zorlamasından hoşlanmaz.

Büyüklük:
+ Büyük el yazısıyla yazan kişiler daha çok dışadönük, dost tavırlı kimselerdir. El yazısının sahibi kişi yabancılara karşı daha mesafeli olmayı tercih etse de kendine güvenle hareket eder.
+ Küçük el yazısı mantığı temsil etmenin yanı sıra zıt düşülen kişilere karşı acımasız olmayı da ifade eder. Akademik ve zihinsel uğraşılardan hoşlanan kişilerde bu tip el yazısı görülür.
+ Eğer yazı hem küçük hem de zarif ise kişinin kendi dalga boyuna uygun olmayan kişilerle de iyi bir iletişim kurması olası değildir. Bu kişiler, sosyal olarak kabul görmüş kuralları yıkmak konusunda zorlanırlar.
Baskı:
+ Koyu harflerle yazan kişiler verdikleri sözü yerine getirmek konusunda çok titizdirler. Ve etraflarındaki birçok olan biteni ciddiye alırlar.
+ Çok koyu harfler ise kişinin gerginliğinin, eleştiriye karşı sinirlerine fazla hakim olamayışın ve küçük imalardan bile alınganlık gestermenin ifadesi olarak yorumlanıyor. Bu kişiler önce tepki gösterir sonra soru sorarlar. Ve duygusal davranışlarını devam ettirirler.
+ Çok silik ve ince yazılar ise ortama ve insanlara olan hassasiyeti temsil ediyor. Ama yazı aynı zamanda kaba saba ve şekilsiz ise kişi duygusal derinliği bile devam ettiremiyordur ve sönük bir yaşam tarzı sürdürüyordur.
L, t ve h harflerindeki sırlar:
+ Bu harflerin üst kısımlarının uzun olması hedef ve hırsın mevcudiyetini gösterir. Ancak üst tarafı fazla uzun l, t ve h’ler, kişinin başarması gerektiğini düşündüğü meselede gerçekdışı beklentiler içinde olabileceği anlamına gelir.
+ Bu harflerin üst tarafının oranlı bir şekilde kuyruklu olması kişinin herşey üzerine etraflı bir şekilde düşündüğünü ve hayalgücünü makul bir şekilde kullandığını gösterir.
+ Kıvrımın enli olması, yeni fikirler üretme ve bunların üzerine uzun uzadıya düşünme eğilimini ortaya koyar.
+ Üst kıvrımın tekrar harfe geri dönmesi, yazı sahibinin hayalgücünü kullanmaktan kaçındığını ve elindeki işi bitirebilmek minimum gerekliliklerle kendini sınırladığını gösterir.
G, y, p harflerindeki sırlar:
+ Kuyruğun dik olması, sabırsızlık alametidir.
+ Kuyruğun basık bir şekilde yuvarlanması, saldırganlık ve yüzleşmekten uzak durma isteğini ortaya koyar.
+ Kuyruğun bastırılarak yazılmış tam bir kanca halini alması, enerji, para kazanma isteği ve tenselliğin göstergesidir.
+ Kuyruğun bastırmadan tam bir kanca şeklini alması güvenlik ihtiyacını gösterir.
+ Kelimeler arasındaki mesafe
+ Kelimeler arasındaki mesafenin fazla olması, “bana nefes alacak alan bırak” mesajını içerir.
+ Kelimeler arasındaki mesafenin daha az olması ise başkalarıyla birlikte olma isteğini ortaya koyar, ama böyle yazan insanlar zaman zaman gereksiz bir kalabalığa neden olabilirler ve dayatmacı bir kişilik sergileyebilirler.

Satırlar arasındaki mesafe:
+ Satırların arasının açık olması, olaylara sakin ve geniş perspektiften bakma eğilimini ortaya koyar.
+ Satır aralarının dar olması, yazarın hareketi sevdiğini ve eylemin içinde olmaktan hoşlandığını gösterir.
+ Satır araları dar olup, harfler arasındaki bağlantı çok sıkı değilse, söz konusu el yazısının sahibi baskı altında sükunetini koruma disiplinine sahiptir.

Sayfa kenarındaki boşluk:
+ Sayfanın sol tarafındaki boşluk, kişinin köklerini ve ailesini gösterir.
+ Sağ taraftaki boşluk, diğer insanları ve geleceği temsil eder.
+ Tepedeki boşluk hedef ve hırslardır.
+ Sayfanın dibindeki boşluk, enerji, içgüdü ve pratiklik anlamına gelir.
+ Sayfanın sol tarafındaki geniş bir boşluk bırakılması, hareketliliği sürdürme isteğini ortaya koyar.
+ Soldaki mesafenin az olması ise temkinlilik ve hazır olmadığı takdirde bir şeyleri yapmaya zorlanmaktan kaçınma isteğini belirtir.
+ Sağ taraftaki boşluğun az olması, sabırsızlık göstergesidir ve bir an once işe başlayıp işi bitirme eğilimini yansıtır.
Sağda geniş bir boşluk bırakılması ise bilinmeze karşı korkunun mevcudiyetini ortaya koyar.

Kaynak:  http://www.isteinsan.com.tr

Kategori İŞ'in Püf Noktası, Kariyer0 Yorum

Mülakatta Zayıf Yönleriniz Hakkında Neler Söylemelisiniz?

Mülakatlarda en çok korkulan, nefret edilen ve en sık karşılaştığımız sorulardan biri “ Sizce en zayıf yönünüz hangisidir?” sorusudur. Hepimiz hatalar yaparız ama bunlardan bahsetmek isteyeceğimiz en son yer bir iş mülakatıdır.

Eğer aşağıda yazacağım 3 adımı uygularsanız bir dahaki iş mülakatına tamamen hazırlıklı olacaksınız:

1. Bir Cevap Hazırlayın: Evet bir cevaba ihtiyacınız var. Kısa, dürüst, sıradan olsun ve bir kusur gibi olmasın. Eğer mümkünse sizin kontrolünüz dışında gerçekleşen bir şey olsun. Örneğin, “benim en zayıf yönüm tüm profesyonel iş ağımın İstanbul’da olması ama İzmir’e taşınmayı düşünmemdir.”

2. Veri Toplayın : Cevabınızın makul olup olmadığından emin olmak için birkaç arkadaşınızda ve meslektaşınızda test edin.

3. Soruya  Karşılık Siz de Bir Soru Sorun: Görüşmeyi sizin de bir soru sorarak bitirmeniz mülakatta ilgiyi üzerinizden dağıtmanızı sağlayacaktır.

Harvard Business Review

http://web.hbr.org/email/archive/managementtip.php?date=031711

Priscilla Claman

Kategori Kariyer0 Yorum

Üniversite Öğrencisi ve Yeni Mezunlara Yurtdışında Staj Fırsatı

 110 ülkede 50.000 üyesi ile 1948 yılından beri faaliyet gösteren AIESEC, gençlere uluslararası bir bakış açısı ve farklı tecrübeler kazandırmak amacıyla farklı ülkelerde iş tecrübesi kazanma imkanı veriyor.

 Üniversitelerde okuyan, yüksek lisans öğrenimi gören veya yeni mezun olan bireyler için kariyer gelişimleri doğrultusunda fırsatlar sunan AIESEC’in uluslararası staj programına katılan gençler; nitelikleri doğrultusunda liderlik potansiyellerini ve organizasyon yetkinliklerini geliştirebiliyor, uluslararası çalışma deneyimi elde edebiliyorlar.

 Gençler AIESEC aracılığıyla; pazarlama, bilişim sistemleri, insan kaynakları, mühendislik gibi alanlarda 6 hafta ile 1,5 yıl arasında değişen sürelerle, 110 AIESEC ülkesinden birinde, tam zamanlı ve maaşlı staj yapabiliyorlar. Dilerlerse her yıl uluslararası arenada düzenlenen 470’den fazla uluslararası kongreye katılabiliyorlar. Böylece AIESEC’in 110 ülkede ve iş dünyasında sahip olduğu ağa dahil olarak, farklı ülkelerden insan tanıma ve profesyonel tecrübe ayrıcalığına sahip oluyorlar.

 

Politika dışı olan ve kar için çalışmayan; gerçekleştirdiği faaliyetlerle geleceğin liderleri için öncü bir uluslararası organizasyon olan AIESEC, bireylerin gelişiminden yola çıkarak, uluslararası işbirliği ve anlayışı güçlendirip, ülke ve toplumların gelişimine ve barışa katkıda bulunmayı amaçlıyor. AIESEC üyesi gençler proje takımlarını ve organizasyonları yönetip, şube yönetim kurulunda yer alarak; takım yönetimi, bütçe yönetimi, planlama yapma-uygulama, stratejik düşünme ve karar verme, organizasyon becerisi edinme konularında pratik tecrübeler kazanıyorlar.

 Girişimcilik, finans, kurumsal sosyal sorumluluk, eğitim gibi önemli konularda proje yaratma, geliştirme ve yönetme çalışmaları gerçekleştirmek ve uluslararası staj fırsatlarından yararlanmak için gençler; www.aiesec.org.tr internet adresinden online üyelik başvurusu yapabiliyorlar.

Yurtdışında Staj için ise Son Başvuru Tarihi: 19 Mart 2011. 110 farklı ülkeden birinde staj yapmak isteyenlerin, 19 Mart 2011 tarihe kadar üniversitelerdeki AIESEC tanıtım masalarından ya da AIESEC ofislerinden başvuru yapmaları gerekiyor.

 

 

Kategori Kariyer0 Yorum

İLAÇ ŞİRKETLERİ İÇİN REKLAMIN ‘‘PROSPEKTÜS’’ Ü

HAZIRLAYAN: DİLEK ERBAŞ (Bilgi Üniversitesi, MBA Haziran 2010 mezunu)

İLAÇ ŞİRKETLERİ İÇİN REKLAMIN  ‘‘PROSPEKTÜS’’ Ü

Bu makaleyi yazmamdaki amaç, ülkemizde hastaların ilaçlarını bilinçli kullanmalarının önemine dikkat çekmektir. İlaç sektöründe tüketiciye yani kullanıcıya yönelik uygulanan pazarlama stratejileri diğer sektörlerden farklıdır. İnsan sağlığı ile ilgili olduğundan yanlış kullanımı önlemek amacı ile özellikle kullanıcıya ürün reklamı yasağı uygulanmaktadır. Son zamanlarda özellikle Avrupa Birliği (AB) uyumu çerçevesinde yeni düzenlemeler getirilmekte ve reçetesiz ilaçların reklamının yapılabilirliğine yönelik çalışmalar düzenlenmektedir. Toplumun büyük bir çoğunluğu prospektüsü anlamamaktadır. Tüketiciyle alakalı tüm sektörlerde kullanıcının kullandığı ürün ile ilgili bilgilendirildiği düşünülürse,  sağlık sektöründe de ilaç bir tüketim ürünü olduğundan,  halkın kullandığı ilaçla ilgili bilgilendirilmesi gereklidir ve ihmal edilmemelidir.

İlaç sektörü dışındaki sektörlerde ( tekstil, beyaz eşya, dermokozmetik v.s. ) genellikle tüketiciyle iletişim reklamlar yoluyla kurulmakta, birçok işletme stratejisi, rekabet stratejisi ve ürün yaşam döngüsü aşamalarında pazarlama stratejileri uygulanmaktadır. İlaç sektöründe ise durum farklıdır. Hedef doğrudan değil, dolaylı yönden tüketici yani hastadır. İlk basamakta eczacı ve doktorlar söz konusudur. Ancak bu durum hasta açısından faydalıdır. Çünkü hasta hastalığını bilmeden ya da bilerek hangi ürünün kendisi için uygun olacağını bilemez. Doktoruna ya da eczacısına danışmalı ve onların uygun gördükleri doğrultuda tedavisini uygulamalıdır. Ancak doktorun veya eczacının önerisi doğrultusunda tedavisi devam ederken kullandığı ilacın ne işe yaradığını bilmek hakkıdır. Diğer sektörlerde bu aşamada tüketicinin kullanımına yönelik kullanım kitapçıkları veya etiketi, kullanıcının anlayacağı dilde düzenlenerek kullanıcıya yardımcı olmaktadır. Fakat prospektüs bilgisini tıp, eczacılık ya da ilgili branşlarda eğitim görmeyen bireylerin anlaması çok güçtür. Doktor için gereklidir ancak hasta için anlaşılmaz. Hastaya yardımcı olmak amacı ile kullanım klavuzu ya da talimatı faydalı olacaktır. Örneğin; 

- Hemoraji yerine kanama,
- Vertigo yerine baş dönmesi,
- Gastroentestinal şikâyetler yerine mide ile ilgili şikayetler, bulantı, kusma,
- Disfori yerine çevreyle ilginin bozulduğu, kötümser olma durumu,
- Dispepsi yerine  karındaki devamlı ağrı,
- Hipertansiyon yerine yüksek tansiyon,
- İrritasyon yerine  tahriş   yazılması prospektüsün  kullanım esnasında  hastaya yardımcı olmasını sağlar.

Ülkemizde 1928 yılından beri yürürlükte olan anayasanın İspençiyari ve Tıbbi Müstehzarlar (ilaç)  Kanunu’nun 13.maddesi uyarınca reçeteli ve reçetesiz ilaçların sağlık mesleği mensuplarına yani doktor ve eczacı dışındaki bireylere tanıtımı yasaktır. AB ye uyum çerçevesinde yeni düzenlemelerle sadece reçetesiz ilaçlarda tanıtım yasağının kaldırılmasına yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Reçeteli ürünlerde halka tanıtım yasağının olması etiktir. Ancak kullandığı ürünün ne işe yaradığını ve olası olumlu ve olumsuz ne gibi etkilerle karşılaşacağını anlamanın tüketiciye yarar sağlayacağı mutlaktır.

Günümüzde firmalar hastalara yönelik çalışmalar ile belli merkezlerde,  halka ücretsiz testler yaparak, televizyon reklamları vererek hastalıklarının farkına varmalarını sağlayabilmektedir. Bu çalışmalarda ilaç ismi kullanılmaz sadece firma ismi verilir. Bu çalışmalar konumlandırmayı sağlarken, pazarın genişlemesini, halkın firmayı tanımasını, imajının ve güvenilirliğinin artmasını sağlar.  Hasta reçeteli ya da reçetesiz ürünlerde bu firmanın ismini gördüğünde iyi tedavi aldığını düşünür. Firmaya bağlılık oluşur. Beklenen ve algılanan performans artar.

Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü’nün AB uyum sürecinde 2005 yılında başlattığı yeni uygulama ile hastalara yönelik hazırlanan “Kullanma Talimatı”nda kısa, yalın, anlaşılabilir ifadeler yer alacağı,  prospektüslerden daha büyük boyutta hazırlanacağı belirtilmiştir.
“Kullanma Talimatı”nda başlıklar halinde şu bilgilerin yer alması kararlaştırılmıştır;
- Kullanılan ilaç nedir ve ne için kullanılır
- Kullanmadan önce dikkat edilmesi gerekenler
- Nasıl kullanılır
- Olası yan etkiler nelerdir
- İlacın saklanma koşulları

2005 yılında çıkarılan bu yönetmeliğe göre kullanma talimatının ilk olarak 2006 itibari ile yeni çıkan ilaçlarda uygulamaya konulması ve 2006 sonuna kadar tüm ilaçlar için hazırlanmış olması kararlaştırılsa da henüz tüm ilaçlarda bu uygulamaya geçilemedi. 2006 yılından itibaren ruhsat alan ve ruhsatı yenilenen ilaçların kullanım talimatı T.C.  Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü resmi internet sitesinde kullanım talimatı başlığı altında yer almaktadır (www.iegm.gov.tr ).

Yurt dışındaki duruma bakacak olursak;
· AB ülkelerinde doğrudan tüketiciye tanıtım:
‘‘ 6 Kasım 2001 tarihli 2001/83/EC sayılı direktifin 88. maddesinin ilk  paragrafında reçeteli ilaçların tüketiciye tanıtımının yapılamayacağı belirtilmiştir.  Aynı maddenin ikinci paragrafında, hekim müdahalesi gerekmeksizin kullanılabilen ilaçların tüketicilere  doğrudan  tanıtımının ise yapılabilecegi  belirtilmektedir.’’ (İstanbul Ekonomi, alıntı 2010).

· ABD de Doğrudan tüketiciye tanıtım:
‘‘1997 senesinden itibaren reçeteli ilaçlar da dahil olmak üzere tüm ilaçların doğrudan  tüketiciye tanıtımına izin verilmektedir. Reçeteli ilaçların reklamları FDA tarafından denetlenmektedir ve bu tür ilaçların reklamlarıyla ilgili oldukça sınırlayıcı düzenlemeler bulunmaktadır. Reçetesiz ilaçların reklamları ise diger tüketim malları ile beraber Federal Ticaret Komisyonunca denetlenmektedir.’’ (İstanbul Ekonomi, alıntı 2010).

Hastalarla iletişim ve ilaç kullanımları ile ilgili doktorlarla yapılan görüşmelerde hastaların büyük çoğunluğunun prospektüs dilinin ağır olmasından dolayı ne kullandığını bilemedikleri, yarım saat zaman ayırdıkları hastanın bile ertesi gün kendilerine tekrar gelip ilaçla ilgili soru sorma ihtiyacı duyduğu belirtilmiştir. Doktorlara ulaşamayan hastaların eczanede  kalfalar tarafından bilgilendirildiklerini veya ilacın yan etkisi olmadığı halde yan etkisi olduğunu düşündüğü nedenlerden dolayı ilacı bıraktıklarına değinilmiştir. Ayda ortalama 1500 hasta bakan bir doktora göre ilacı bilinçsizlikten dolayı bırakan hasta yüzdesi en az  % 5 civarındadır. Hastaların ilaçlarını bırakması da yetersiz tedavi almalarına neden olmaktadır.

Bunun yanısıra özellikle kullanım talimatı uygulamasının şirketlerin satış rakamlarını etkilemesi perspektifinden bakıldığında, bu doktorun belirttiği aylık %5 rakamı 75 hastanın tedaviyi bırakması yani, hastaların en az bir ilaç kullandığı düşünülürse, 75 ilacın çöpe atılması anlamına gelmektedir. Yükseköğretim kurulu, Devlet Planlama Teşkilatı ve Sağlık Bakanılığı tarafından hazırlanan bir raporda, Mart 2008 itibariyle ülkemizde toplam 103 bin 177 hekimin aktif olarak çalıştığı belirtilmiştir. Bu doktorların 59 bin 377 si Sağlık Bakanlığı’nda, 24 bin 492 si üniversitelerde ve 19 bin 328 i de özel kurumlarda çalışmaktadır (Çetinel, 2008).  Daha iyimser yaklaşıp bu 103 bin 177 hekimin her birinin uyumsuzluk veya bilinçlik nedeniyle ilacı bırakan hasta sayısının ayda 5 olduğunu düşünürsek ki ayda 75 diyen doktorlar da mevcut, en az 103,177 x 5= 518,885 ilaç çöpe gidiyor ya da rafta duruyor demektir. Bu durum en az aynı sayıdaki hastanın da tedavisini yarım bıraktığı anlamına gelmektedir. Yarım bırakılan tedaviler,  ilaç firmalarının satışlarını olması gereken rakamın altına düşürecektir. Bu anlamda hastayı bilgilendirici kullanım talimatı satış rakamlarını da artırabilir. Kullanıcının tecrübelerinden dolayı çevresini olumlu veya olumsuz etkilemesi de diğer kullanıcının ilaca bakış açısını değiştirebilir.  Müşteri olumlu bir tecrübesini 5 kişi ile paylaşılırken olumsuz bir tecrübesini 11 kişi ile paylaşmaktadır.

Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin yapmış olduğu, 2001 tarihinde Eskişehir’de yapılan 7. Halk Sağlığı günlerinde sunulan bir makaleye göre yaşlı hastalarda ilaç kullanma bilgi düzeyleri ve ilaç uyumu incelenmiş, yaşlıların ilaçlarını bilme durumları üzerine örgün eğitim alma ile ilaç kullanım bilgisi kâğıdını okumanın olumlu etkisinin olduğu bulunmuştur (Topbaş, 2003).

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapılan bir çalışmada  (Özkan, 2005), çalışmaya katılanların %28.6 ’sı doktorun önerdiği ilaçları kullanılması gereken süreden önce kestiğini, %34.9’u prospektüsleri okumadığını, %28.3’ü ilaçların son kullanma tarihlerine bakmadıklarını söylemişler, %44.8’i evlerinde şu an kullanmadıkları ilaç bulunduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca katılanların %46’sı doktorundan hastalıkları, %30’u tedavi süresi, %24’ü ise ilaçların yan etkileri hakkında bilgi almak istediklerini belirtmişlerdir.

İlacı bırakan hasta kitlesinin bir kısmının anlamadıkları için prospektüsü okumayıp ilacı bıraktığı düşünülürse ilaç firmalarının gereksiz yere ürün yaşam döngüsünün tüm aşamalarında satış kaybına uğradığı fikrine varılabilir. Bu kayıp özellikle firmanın karlılığa en çok ihtiyaç duyduğu, promosyon çalışmalarının daha aktif olduğu, daha fazla para harcanan piyasaya sürme ve büyüme aşamalarında olması, firmayı olumsuz yönde etkileyebilir. Hasta prospektüsü anlayabildiği zaman ise tüketici davranışları kategorisindeki
 İhtiyaç  ? Farkındalık   ?   Deneme    ?  Memnuniyet  ? Sadakat   ? Avukatlık     aşmalarında sadakat noktasına ulaşıp kullandığı ürüne sahip çıkabilir.

Sonuç olarak ilaç sektöründe kullanıcıların dilini anlamadıkları için prospektüsü okumadıkları, yanlış kullanıma maruz kaldıkları, kullandıkları ürünün ne gibi etkileri, yan etkileri, nasıl kullanıldığı, hangi durumda ne yapması gerektiği gibi konularda bilgilendirilmeye ihtiyaç duydukları mutlaktır. Bilinçsizlik nedeniyle hastanın ilacını yani tedavisini bıraktıkları gözlenirken, gereksiz yere bırakılan ilaçların israf edildiği görülmektedir. Firmalar açısından bakıldığında da özellikle ürünün yaşam döngüsünde piyasaya verme ve büyüme aşamalarında tüketicinin memnuniyeti ve biliçli olması önemlidir.

KAYNAKÇA

Çetinel, Ö. (2008). “Hekimlige Ragbet Azaliyor: Saglik Calisani Ihtiyaci Icin Rapor”, Ayvalik Saglik Grup Baskanligi Resmi Web Sitesi, www.ayvaliksgb.saglik.gov.tr/rapor.html

İstanbul Ekonomi, (t.y.). “ABD, Avrupa Birligi ve Türkiye’de Reçetesiz Ilaç Politikaları ve Pazar Yapıları”, Alıntı tarihi Mayis 2010, s.15-22. Pharmaceutical advertising 2006, Global Legal Group.
www.istanbul-ekonomi.com/tr/yayinlar/Recetesiz%20ilac%20raporu.pdf

Özkan, S. (2005). “TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni”, s.223, 2005: 4(5).

Topbaş, M. (2003). Ege Tıp Dergisi, 42(2):85.

www.iegm.gov.tr ( T.C.  Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü)

Kategori Haberler, İlaç0 Yorum

İnsan Yönetimindeki Yenilikçi Uygulamaları için Pfizer’e 3 Ödül!

Pfizer, PERYÖN (Türkiye Personel Yönetimi Derneği) tarafından bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilen “İnsan Yönetimi Ödülleri”nde, 150’yi aşkın şirket arasından sıyrılarak 3 kategoride Türkiye’nin en başarılı ilk üç şirketinden biri oldu.

PERYÖN tarafından insan yönetimi alanında iyi uygulamalara dönük farkındalığı artırmak ve şirketleri iyi uygulamalara özendirmek amacıyla gerçekleştirilen “İnsan Yönetimi Ödülleri”, düzenlenen törenle sahiplerini buldu. “İşe Alım”, “Performans Yönetimi”, “Eğitim ve Gelişim Yönetimi”, “Yetenek Yönetimi”, “Fark Yaratan Uygulamalar/Projeler” olmak üzere 5 kategoride düzenlenen “İnsan Yönetimi Ödülleri”nde Pfizer Türkiye, 150’yi aşkın şirket arasından sıyrılarak 3 kategoride Türkiye’nin en başarılı ilk üç şirketinden birisi seçildi.Pfizer, “Yetenek Planlaması” sistemi ile “Yetenek Yönetimi”, “E-Kariyer” projesi ile “Fark Yaratan Uygulamalar/Projeler”, “Öğrenen Kültür” yaklaşımıyla ise “Eğitim ve Gelişim Yönetimi” kategorisinde ilk 3 şirket arasında yer aldı. Pfizer’in, çalışanını hem bulunduğu pozisyonda geliştirmeye hem de gelecekteki olası pozisyonlara hazırlamaya odaklanan yaklaşımı “Yetenek Planlaması” kategorisinde en iyi 3 uygulamadan biri olarak değerlendirildi. Bu yaklaşımın bir parçası olarak her Pfizer çalışanının kariyer adımları, doğrudan bağlı olduğu yöneticisine ek olarak diğer ilgili yöneticilerin dahil olduğu değerlendirme süreçleriyle planlanıyor. “Fark Yaratan Uygulamalar/Projeler” kategorisinde Pfizer’e başarıyı getiren Türkiye’nin ilk e-kariyer etkinliği ‘Pfizer’de Gelecek Var’, Mayıs-Haziran aylarında 6 binin üzerinde genci sanal bir kampüste buluşturmuş ve sunduğu eğitim, oyun, paylaşım platformlarıyla katılımcıların kariyer yollarını çizmelerine yardımcı olmuştu.Pfizer’in “Öğrenen Kültür” yaklaşımı ise “Eğitim ve Gelişim Yönetimi” kategorisinde en başarılı 3 şirketten biri oldu.

Kişiyi öğrenmenin merkezine yerleştiren bu kültür çerçevesinde Pfizer, her bir çalışanın “sürekli öğrenme ve kendini geliştirme” isteğine ve olanaklarına sahip olmasını ana hedef olarak benimsiyor ve tüm eğitim-gelişim programlarını bu doğrultuda şekillendiriyor. Türkiye ve Caucar Bölgesi İnsan Kaynakları Direktörü Hande Eskinazi, PERYÖN İnsan Yönetimi Ödülleri’nde Pfizer’in gösterdiği başarıyla iilgili şunları söyledi; “Pfizer Türkiye olarak insan kaynakları çalışmalarımızın ülkemizde bu alanın en saygın kurumları tarafından takdir görüyor olmasından dolayı çok mutlu ve gururluyuz. Özverili ve odaklı çalışmaları sonucunda bu başarılı uygulamaları ortaya çıkaran İnsan Kaynakları Departmanımızdaki arkadaşlarımıza ve bu girişimleri destekleyen, benimseyen, yaşatan tüm Pfizer Türkiye çalışanlarına teşekkür ediyoruz.” Pfizer Türkiye bu ödülün yanı sıra bu yıl, Türkiye’nin saygın iş ve ekonomi dergisi Capital tarafından sekizinci kez ‘Türkiye’nin En Beğenilen İlaç Şirketi’ seçilmiş, online iş arama portalı kariyer.net’in “İnsana Saygı” ödülü ile uluslararası employer brand consultant Realta Danışmanlık’ın 18 bin üniversite öğrencisi arasında yaptığı araştırmada en gözde ilaç şirketi ödülünü almıştı.

www.pfizer.com.tr

 

Kategori Haberler, İlaç0 Yorum