Etiket arşivi | "AB"

Türkiye otomobil satışında Avrupa lideri


Avrupa otomobil pazarı Ekim ayında yüzde 16,1 oranında daralırken, Türkiye otomobil pazarı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 246,1 oranında büyüdü. Böylece Türkiye geçen ay otomobil satışlarını en çok artıran Avrupa ülkesi oldu.

Avrupa Otomotiv Üreticileri Derneği (ACEA) verilerine göre AB (27) ve EFTA ülkelerinde ekim ayında otomobil pazarı geçen yılın aynı ayına göre 16,1 daralarak 1 milyon 61 bin 977 adede geriledi.
Ekim ayında en sert düşüş yüzde 37,6 ile İspanya’da gerçekleşirken, bu ülkeyi yüzde 33,4 ile Yunanistan, yüzde 28,8 ile İtalya izledi.

Geçen ay satışlarını en çok artıran pazar ise yüzde 246,1 ile Türkiye olurken, Türkiye’yi yüzde 121,2 ile Estonya, yüzde 114,6 ile İrlanda takip etti. Türkiye’de geçen ay 47 bin 859 adet otomobil satılırken, 2010 yılı ekim ayı otomobil satışları ile Türkiye, Avrupa otomobil satışlarında 6. sırada yer aldı.

10 AYDA YÜZDE 22 BÜYÜDÜ
Bu yıl Ocak-Ekim dönemi toplam Avrupa otomobil satışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5 azalışla 11 milyon 628 bin 571 adet olarak gerçekleşti.
10 aylık kümülatif otomobil pazarı geçen yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında en belirgin düşüş yüzde 35,6 ile Bulgaristan’da gerçekleşirken, bu ülkeyi yüzde 32 ile Yunanistan ve yüzde 28,9 ile Macaristan izledi.

Bu yılın 10 aylık bölümünde en yüksek artış sırasıyla; yüzde 53,2 ile İrlanda, yüzde 44,3 ile İzlanda ve yüzde 38 ile Portekiz’de gerçekleşti. Türkiye’de ise aynı dönemde otomobil satışları yüzde 22,18 artarak 360 bin 262 adede ulaştı. 2010 yılı Ocak-Ekim dönemi otomobil satışları ile Türkiye, Avrupa otomobil satışları sıralamasında 8. sırada yer aldı. (AA)

Radikal Gazetesi

Kategori Haberler, OtomotivYorum (0)

Euro’ya Ömür Biçilirken…


Hızlı değer kaybı üzerine kimi çevrelerce euroya ömür biçilmeye başlandı. Bize göre euronun değer kaybı devam edecektir. Avrupanın ekonomik sorunları  politik birliğinin de  olmaması nedeniyle uzun süreli olarak ortada duracaktır. Ama euro’ya geçerken gemiler yakıldığı için euronun öldürülmesi  sonucunu doğuracak beklentiler bizce gerçekçi değildir. Euroya ömür biçilmek yerine düşük değer biçilmesi daha gerçekçi bir yaklaşımdır.

Yıl başından bu yana yüzde 22 değer keybeden euro için ömür biçenler bir yanda. “Avrupalılar sorunlarınızı anlıyoruz, ama euro’nun daha fazla dayak yemesini istemiyorsanız susup oturun” diyenler bir yanda. Euro merkezli toz duman içersinde bir hava söz konusu.

Şimdi yapabileceğimiz bazı saptamalar var:

-Bunlardan birincisi euro’nun parlak döneminin “Doların yerini alacağı, en güçlü para olacağı” söyleminin artık son bulduğunun kesinlik kazanmış olması.

-İkincisi  kimilerinin euronun öleceği tahminini yapmalarına, ömür biçmelerine karşın, ölmesini beklemenin değil değer kaybıyla, düşük değerle yoluna devam edeceğini beklemenin daha doğru olduğu. Çünkü, Avrupalılar eroya geçme kararı alırken, ortak para birimini gündeme getirirken çoğu ülke, “gemileri yakarak” bu yola girdiler. Geri dönüşü imkansız kıldılar…

-Euro’nun başlangıç noktasını unutmayanlar, önümüzdeki dönemde kısa vadede olmasa da uzun vadede “1 euro eşittir bir dolar” söyleminin artık imkansız olmadığı düşüncesindeler.

-Euronun bu duruma düşmesinin nedenlerini arayanlar iki konu üzerinde duruyorlar. Bunlardan birisi Avrupa’nın mali birlik kurarken, politik birliği kurmada başarı gösteremediğini söylüyorlar. Politik birlik eksikliğini yarattığı topallığın içinde bulunulan duruma kapı açtığını iddia ediyorlar. Bunun yanında Avrupa Merkez Bankası’nın da gereken önlemleri alıp, krizin bu denli sert yaşanmasına fren yapamadığını  da öne sürüyorlar.
-Ülkelerin borç sorunları nedeniyle uzun süreli bir sorunla karşı karşıya olunduğunun altı çizilirken, iyi işlemeyen Avrupa Ekonomisi’nin kendisine çeki düzen vermesinin zorunluluğu üzerinde duruluyor. Bu nedenle normalleşme süresinin uzun olacağı yorumları yapılıyor.

-Artık bundan sonra ülke yöneticilerinin daha sorumlu davranarak, söylemlerine dikkat etmeleri  önerisi, özellikle Macar yöneticilerinin açıklamaları sonrasında yaşananlar üzerine bu yöndeki uyarılar daha da artıyor.

-Doların güçlü para olarak yoluna devam ederken, euronun değer kaybının süreceği, dünya mali sisteminde yeni arayışların gündeme geleceğini düşünenlerin sayıları artıyor.

-Süreç içindeki gelişmenin Avrupa’nın kendine çeki düzen vermesi, sorunlara daha duyarlı yaklaşması, ülkelerin borçluluğu azaltıcı önlemleri öne çıkarması yönünde olmasının sağlıklı sonuç vereceği belirtiliyor.

Son söz: Euro için değer kaybı olağandır. Ölümünün söz konusu olması ihtimal dahilinde değildir…

Osman Arolat – Dünya gazetesi

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)

‘Sırada Fransa ve İtalya var’ söylentisi Euro’yu vurdu


Euro Bölgesi’ndeki borç krizinin atlatılamaması ve piyasalarda dün Fransa ve İtalya’nın notunun indirileceğine ilişkin söylentiler euro’nun dolar karşısında dört yılın yeni en düşük seviyesine gerilemesine neden oldu. Euro dolar paritesi dün yüzde 1.4 düşerek 1.2112 seviyesini gördü. Bu, euro’nun Nisan 2006’dan beri dolar karşısında düştüğü yeni en düşük seviye. Euro daha sonra beklenenden iyi gelen ABD verileriyle 1.2279’a çıktı.

İşlemciler daha önceki en düşük seviye olan 1.2143 seviyesinin altına inildiğinde bu seviyenin altında yer alan hedge fon stop-loss emirlerinin çalıştığını ve düşüşün hız kazandığını kaydetti. Euro, dolar karşısında pazartesi akşamı 1.2305’ten işlem görüyordu. Dolar ise dün döviz sepetine karşı son 15 ayın en yüksek seviyesine yükseldi.

Açıklama için bastırıyorlar
Milliyet gazetesine bilgi veren yabancı bir bankanın döviz işlemcisi, “Fransa ve hatta İtalya’da not indirimi yapılacağına dair bir söylenti var. Piyasalar kredi derecelendirme kuruluşlarından indirim olacak ya da olmayacak yönünde bir açıklama bekliyor” dedi.

Döviz işlemcisi, ABD ve İngiltere’de pazartesi günü piyasaların kapalı olduğunu, bugünkü düşüşte tatilin araya girmesi nedeniyel pozisyon değişikliklerinin yeni yansıtılmasının da etkili olduğunu ekledi.

Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Cuma günü Avrupa piyasalarının kapanışının ardından İspanya’nın notunu bir kademe indirerek AA+’ya çektiğini açıklamıştı. ECB yönetim kurulu üyesi Christian Noyer, dün yaptığı açıklamada kredi derecelendirme kuruluşlarının sinyalleri bazen çok geç gönderdiğini söyleyerek Fitch’in İspanya’ya ilişkin kararını eleştirdi. Noyer, “Bizim için bu çok büyük bir sorun çünkü hep yanlış zamanda yapıyorlar. Zamanında sinyalleri göndermiyorlar. Çok geç kalıyorlar ve bu da sorun oluşturuyor” dedi.

Piyasaların özellikle Fransa’ya ilişkin bir not indirimi beklentisin kuvvetlendiren, bu ülkenin Bütçe Bakanı François Baroin’in pazar günü yerel kanal Canal Plus’e yaptığı açıklamada AAA notunu korumanın zor olacağını söylemesi oldu. Baroin, hemen bir not indirimi beklemediğini, ancak mevcut notu korumanın kolay olmayacağını açıklamıştı.
Kredi notlarına ilişkin endişelerle Fransa, Yunanistan, Portekiz, İspanya ve İrlanda’nın tahvillerini iflasa karşı sigortalamanın bedeli (CDS) yükselirken, İtalya’nın beş yıl vadeli devlet tahvillerinin CDS’i bu ülke için rekor seviye olan 250 baz puana çıktı. Türkiye beş yıllık CDS’leri de cuma günü kapanıştaki 173/176 seviyesinden 185/189 baz puana yükseldi.

‘Avrupa bankaları iki yılda 195 milyar euro zarar yazacak’
Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) Yunanlı üyesi ve başkan yardımcısı Lucas Papademos, Euro Bölgesi’nde borç krizinin bulaşma riskinin yüksek olduğunu, bunun finans sektörünü de olumsuz etkileyeceğini söyledi. Papademos, Euro Bölgesi’ndeki bankaların takibe düşen alacaklar nedeniyle zarar hanesine gelecek iki yıl için 195 milyar euro yazacağını da ekledi.

ECB’nin Finansal İstikrar Raporu’ndaki hesaplamaya göre bankaların takibe düşen alacaklar için 2010’da 90 milyar, 2011’de ise 105 milyar euro karşılık ayırması gerekecek. Avrupa’daki bankaların 2009’un sonuna kadar kriz nedeniyle yazdığı zararın toplamı 238 milyar euro’ydu. Bir süredir Euro Bölgesi’ndeki kamu borcu krizi olarak yaşanan durumun ABD’deki gibi bir bankacılık krizine dönüşmesi endişesi yatırımcıları tedirgin ediyor.

İspanya bankası destek istedi
Öte yandan Reuters haber ajansı, İspanya’nın en büyük ikinci tasarruf bankası Caja Madrid’in hükümetin kurtarma fonundan 3 milyar euro destek istediğini duyurdu. Banka, bu destekle borsaya açık olmayan başka küçük tasarruf bankalarının aynı çatı altında birleştirilme operasyonunu finanse etmeyi amaçlıyor. İspanya’daki tasarruf bankalarının konsolide olmaları için hükümet 30 Haziran’a kadar zaman tanıdı.

Euro Bölgesi’nde işsizlik yüzde 10.1
Euro Bölgesi’nde işsizlik oranı nisan ayında 10 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 10.1’e yükseldi. Bu aynı zamanda Avrupa’nın ortak para biriminin kullanıma girmesinden sonraki en yükske işsizlik oranı oldu. Mart ayında çift haneye çıkan işsizlik oranının yatay seyretmesi beklenirken arttığının ortaya çıkması piyasalardaki olumsuz havanın da derinleşmesine neden oldu. Avrupa Birliği (AB) istatistik kurumu Eurostat’ın verilerine göre Euro Bölgesi’nde genç nüfusun işsizlik oranı da yüzde 20’yi geçti. Bu kategoride işsizliğin en yüksek olduğu ülke ise yine İspanya oldu. İspanya’da genç nüfus işsizlik oranı yüzde 40’ın üzerinde.

Euro korkusu borsaları da düşürdü
Dün borsalar Avrupa’daki olumsuz havanın etkisiyle kayıplı seyir izledi, ABD’den gelen ISM imalat endeksi verisinin beklentilerin üstende olmasıyla kapanışa doğru artıya döndü. Avrupa borsalarında yüzde 2’ye varan düşüşler ağırlıklı olarak Euro Bölgesi’ne ilişkin endişelerle bağlantılıydı. Lehman Brothers’ın iflasından bu yana mayısta en oynak ayı geçiren borsalar, hazirana da fazla  iyimser başlayamadı.

Endekslerde şirket bazlı hareketler de oldu. Bunlardan biri de enerji devi BP’ydi. BP’nin ABD tarihinin en büyük petrol sızıntısını durdurmaya yönelik çabalarının sonuçsuz kalması şirketin hisselerinin yüzde 13.1 değer kaybetmesine neden oldu. ABD’nin BP hakkında soruşturma açması sonucu ABD borsaları da yüzde 1 düşüşle kapandı.
MELİS ŞENERDEM – Milliyet Ekonomi

Kategori HaberlerYorum (0)

Kibirli Avrupa Yunanistan yerine Türkiye’yi üye yapmadığına pişman oldu


“Türkiye AB’ye katılırsa, Avrupalı’nın ahlakı bozulur, Avrupa Birliği diye bir şey kalmaz” diyen Almanya ve Fransa, şimdilerde “keşke Türkiye’yi zamanında tam üye yapsakdık” diye derinden bir “ahh!” çekiyorlar mıdır? Bence evet. Zira demokrasinin doğduğu toprakların sahibi  Yunanistan‘ı, nostaljik ve de manevi bir hevesle birliğe üye yaptıklarına bin pişman oldular.

Ahde vefa nedir bilmeyen Almanya ve Fransa, son günlerde AB’nin altı kaval, üstü şişhane üyelerinden ziyadesi ile muzdaripler.

Müsrif ve şımarık çocuk Yunanistan yetmiyormuş gibi şimdi de İspanya başlarına bela olmaya başladı. İspanya’daki bir banka feryat figan edip, Merkez Bankası koruması altına alınınca, yine piyasalar sallandı,  Euro   debelenmeye devam etti, itibarı yine düştü. İspanya’nın da bir kurtarma planı rica etmesi yakındır. Keza Portekiz ve İrlanda’dan da pek iyi sesler gelmiyor. Bütün fatura, AB’nin para kaynağı Almanya’ya çıkıyor.

AB, kendi menfaatinin nerede olduğunu görememenin sancılarını ve sıkıntılarını yaşıyor! Türkiye gerçeğini çoktan farketmiş olmalılar! Türkiye’nin dünya üzerindeki etkisi büyüyor, 2023 yılına kadar da ağırlığını koymuş olacak gibi görünüyor. Eğer sağdan soldan, yüksek çıkar ahlaksızları tekere çomak sokmaz ise gidişat o kadar kötü değil (kronik işsizlik problemimiz hariç).

Euro debeleniyor, AB’nin diğer üyeleri komşuya uygulanan kurtarma planlarına kızgın, piyasalar sallanıyor ama IMF programı uygulanmamasına rağmen Türkiye’de mali sarsıntı olmuyor. 2001 krizinden sonra alınan önlemler sayesinde Türkiye ekonomik kriz eşiğinden en az zararla atlayabiliyor.

Zamanında AB kriterlerine uyum için en acı reçeteleri uyguladık, yanlışlarımıza neden ararken kendimizi de eleştirmeyi bildik. AB üyeleri makyajlı bilançolarla Maastricht Kriterleri’ne uyum sağlıyor görünürken, biz kritelere gerçekten uygun olduğumuzu ispatladık. Kamu borçlarımızı yüzde 60’ın altına çekebilmek ve dış açığı azaltabilmek için her tür sıkıntıya razı olduk. Yunanistan’ın şu andaki kamu açığı yüzde 120!

Biz, AB’ye tam üye olacağız diye canla başla çalışırken, iyi niyetli, yapıcı siyasi ve ekonomik reformlar sergilerken, bize dayatılan “imtiyazlı ortaklık” önerisinde haksız olduklarını sanırım kavramışlardır.

Türkiye, son yıllarda yabancı yatırımcılar için oldukça cazip hale geldi. Kendinden emin bir dış siyaset yürütüyor. Demokratikleşme süreci biraz sancılı gidiyor olsa da bir takım çalışmalar var. Bunlar yabana atılacak gelişmeler değil. Belki de Almanya ve diğer AB üyelerinin, Türkiye’ye karşı ketum ve kibirli tavırlarından artık vaz geçmelerinin zamanıdır. Türkiye’ye “ahde vefasızlık” yapanlar ve yan çizenler bakalım gelecek günlerde nasıl bir izleme raporu sunacaklar, merak ediyorum.

Beran Uzer / Milliyet Blog

Kategori Serbest KürsüYorum (0)

Yunanistan’ın İflası AB’nin Geleceği


Alexandros Grigoropoulos adını hatırladınız mı? Bir buçuk yıl kadar önce 15 yaşında bir polis kurşunuyla öldürüldüğünde Yunanistan’ın karışmasına vesile olan Alexandros Grigoropoulos’u… Parlamentoyu yakmak isteyen kalabalığın çıkardığı olaylar o dönemde Türk basınında “Anarşi Yunanistan’a geri dönüyor” manşetlerinin atılmasına sebep olmuştu.

Bir buçuk yıl önce yaşanan Grigoropoulos isyanı, bugün iflastan kurtulmak için IMF ve AB’nin ekonomi paketini kabul eden Yunanistan’daki durumun ilk dışavurumuydu. O dönemde, öldürülen genç adamı rafta bekletilen bütün sorunların sokağa taşınmasına neden olduğu için Yunanistan’ın Franz Ferdinand’ı olarak tanımlamıştım.

Avrupa Birliği sarsılıyor

Yunanistan’dakiler o dönemde polise karşı gösterilen tepkinin altında, kendini hissettirmeye başlayan ekonomik krizin, üniversite harçlarındaki zamların, yeni mezunlar arasında yüzde 21 oranındaki işsizliğin, kamu çalışanları ve işçilerin ücretleri konusunda uzun süredir çözülemeyen sorunların yarattığı öfkenin bulunduğunu söylüyordu. Hatta genel sıkıntı 2002 yılında euroya geçme kararının ne kadar yanlış olduğuna ilişkindi.

Bir buçuk yıl içinde Yunanistan’ın bütçe açığı 32,3 milyar euroya ulaşırken (GSYİH’nin yüzde 13,6′sı) hükümet değişikliği de krizden çıkış için Yunanlılara bir umut vermedi. Sonuçta Papandreu hükümeti 110 milyar euroluk IMF-AB paketini kabul etmek zorunda kaldı. Şimdi genetik kodları gereği kemer sıkma politikalarına olumsuz yaklaşan Yunan halkının 2008′dekinden daha sert tepkisine tanık oluyoruz.

Ancak sorun sadece Yunanistan’la sınırlı değil. Ekonomik krizin sarstığı Avrupa ülkeleri Avrupa Birliği’ni de sallıyor. 1950′lerde bir ekonomik işbirliğinden yola çıkarak oluşturulan siyasi birlik, bugün yine ekonomik nedenlerle sarsılıyor.

Bir süredir AB’nin merkezi konumundaki Belçika, hem ekonomik hem de siyasi açıdan iflasın eşiğinde bulunuyor. Belçika Hazine Bakanı Guy Vanhengel, birkaç ay önce ülkenin içinde bulunduğu ekonomik çıkmazı “25 milyar euroluk bütçe açığımız var. Eğer bir şirket olsaydık, iflasımızı açıklamak zorunda kalırdık” sözleriyle açıklamıştı.

Kuzeyinde Flamanca konuşanların, güneyinde ise Fransızca konuşan Valonların toplandığı Belçika’da siyasi iklim de ekonomik sorunlarla uyum içinde. Flamanlar, federasyondan ayrılarak dildaşları Hollanda’ya bağlanmak istiyor. İki toplumlu ülkede şirketlerin önüne asılacak bayraklara kadar hemen her konuda çatışma bulunuyor. Flamanlar, aslanlı bayraklarını her yerde olduğu gibi önünde Belçika bayrağı bulunan işyerlerinde de görmek istiyor. Özetle AB uyumunun kalesi, siyasi ve ekonomik açıdan çatırdıyor.

Artık malum olunduğu üzere Portekiz, İspanya, İrlanda ve 2 trilyon 595 milyar dolarlık borç yüküyle İtalya’nın, Yunanistan’ın açtığı yoldan ilerlemesi bekleniyor.

Milliyetçilik hâlâ yaşıyor

Yunanistan ve Belçika örneklerinin gösterdiği gibi ekonomik sorunların siyasettekiler için kartopu etkisi yaptığı göz önüne alınırsa AB’yi içinden çıkılması zor bir siyasi sürecin beklediği de ortada.

Avrupa Birliği, her ne kadar uluslarüstü bir yapıya sahip olsa da henüz ulusal politikaların etkisini azaltabilmiş değil. Avrupa’da milliyetçilik hâlâ yaşıyor. Ve her ekonomik sıkıntı döneminde olduğu gibi yine yükselişe geçiyor. Bunu anlamak için Alman ve Yunan medyasının iki aydır yürüttüğü milliyetçilik savaşına bakmak yeterli.

Bir yanda mali sıkıntı yaşayan devletlere yardım etmemek için ayak direyen birliğin büyük ağabeyleri Fransa ve Almanya muhafazakar siyasetin içine gömülürken, diğer yanda ekonomiye paralel milliyetçiliğin yükseldiği AB ülkeleri bulunuyor.

Yakında “Hepimiz Yunanız” sloganını atmaya başlayacak gibi görünen AB’nin, kısa vadede euronun geleceğinden daha büyük sorunları olabilir.

Gökçe Aytulu / Referans

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)

AB’nin Karanlık Tünele Girmesi Belirsizliği Artırıyor


Bu yılın ilk aylarında finansal piyasalarda yaşanan gelişmeler ve ön plana çıkan gelişmeler geleceğe yönelik belirsizliğin azalmadığına işaret ediyor. Spotların Avrupa Birliği üzerinde yoğunlaşması ABD’deki durumun düzeldiği, ülke borçlarının ön plana çıkması ise kredi krizinin aşıldığı anlamına gelmiyor. Merkez bankaları ise finansal istikrar ile genel fiyat istikrarının tesisi amaçları arasında, birini diğerine tercih edememenin sıkıntısını yaşıyor. 2010 yılının geri kalan dönemine yönelik beklentiler olumsuzlaşmaya devam edecek gibi görünüyor.

Döviz piyasalarında yaşanan gelişmelere baktığımızda Euro ve İngiliz Sterlini’nin diğer tüm paralara karşı değer kaybettiğini, Amerikan Doları ve Japon Yen’inin ise güçlendiğini görüyoruz. Bu durum sermaye ve emtia piyasalarındaki yukarı yönlü hareketlerin devam edemeyeceği,risk alma isteğinin azalacağı ve buna bağlı olarak faaliyet dışı gelir yaratma ve bilanço kayıplarını geri alma yönündeki çabaların gündemden düşeceği anlamına geliyor. Hal böyle olunca paranın devir hızının merkez bankalarınca verilen ivmeyi koruması ve durgunluktan seri bir şekilde çıkılması zorlaşıyor. Bu durum kendiliğinden oluşmadı, olumsuz seçenekler arasında daha az zararlı olacağı için tercih edildi. Eğer bu değişiklikler yaşanmasa veya sahneye konmasa Federal Reserve etkisi hissedilen maliyet kökenli enflasyon konusunda para politikasını sıkılaştırmadan kısa vadeli faizleri yükseltmek zorunda kalacaktı ve bu süreçte ortaya çıkacak yeni dalga daha yıkıcı olabilirdi… Zira gündeme gelebilecek olası kurtarma paketleri gerek piyasalar, gerekse kamuoyundan umulan desteği bulamayabilir ve güven bunalımı derinleşebilirdi. Enflasyon ve işsizliğin seri bir şekilde arttığı yeni durum mali sektör ve kamu kesimini iyice çaresiz bırakabilirdi.

Şimdi bu sorun biraz zorlama ile AB bölgesine transfer edilmiş gibi görünüyor. Hedge fonlar ve kredi değerleme şirketleri devreye girdi ve bakışlar spotların yöneltildiği coğrafyaya odaklandı. Sorun kamu borçları adı ile ABD’dekinden bağımsız bir durummuş gibi takdim edilmeye çalışıldı. Bu aşamada sormak gerekiyor, AB liderleri Yunanistan’ı mı yoksa bu ülkeye borç veren kendi bankalarını mı kurtarmaya çalışacak? Zira söz konusu ülkeyi kaderine terketmek borç veren Avrupalı bankaları da çok zor duruma bırakacağı için mecburen müdahale edilecek; aksi takdirde verilen garantier devreye girecek ve gelişmeler kontrolden çıkacak. Sonuçta tüm ekonomilerin sorunlu borçları yapılandırılacak, Avrupa Merkez Bankası para poitikasını koşullar aksini gerektirse bile gevşek tutmak zorunda kalacak ve bölgenin bütçe açıkları sıkıntı yaratacak. Bu durum karşısında ya mali disiplini hedefleyen istikrar paketleri ve mali sisteme ilişkin katı kurallar devreye girecek ya da maliyet kökenli enflasyon harekete geçecek, her iki ihtimalde de AB ekonomisi daralacak. Başka bir deyişle bölge tüketicisinin ya kullanılabilir geliri ya da satın alma gücü eriyecek. Bu durum küresel ekonomik ilişkileri de olumsuz yönde etkileyecek.

AB bölgesine ilişkin yeni beklentiler, Türkiye ekonomisini de yakından ilgilendiriyor, hem ihracatımızın yarıdan fazlasını bu bölgeye yapıyoruz, hem de devasa boyutlara ulaşan dış finansman ihtiyacımızın çok büyük bir kısmını söz konusu coğrafyanın kaynaklarından karşılıyoruz. Ayrıca olası ekonomik daralmanın rekabet koşulları üzerindeki etkisini de hesaba katmak zorundayız!.. Görünen o ki, AB ne zaman çıkacağını bilmediği karanlık bir tünele giriyor, Türkiye de tünelin ucunda ışığı gördüğünü iddia edenlerin tüm hesapları bozuluyor. Zira kullanılan kaynak miktarının ve ihracatın daralma eğilimine girmesi bizim açımızdan ciddi bir açmaza dönüşebilir.

Konunun önemini anlamak için uygulandığı söylenen Orta Vadeli Plan’ın küresel varsayımlar bölümüne bir göz atmanızda yarar var!..

Mehmet Uğur Civelek / Dünya Gazetesi

Kategori SektörelYorum (0)