Etiket arşivi | "ahmet zorlu"

Ahmet Zorlu’nun Örnek Alınacak Başarı Öyküsü


Girişimcinin her başarılı insandan feyz alması gerekir, Ahmet Zorlu’nun da kendisine model olarak belirlediği kişiler olmuş zamanında. Sizlerde de bir şeyler uyandırması dileğimle…

 

Ellerini masanın üstünden koyup, oturduğu koltuğa daha da yaslanıp kendinden emin bir sesle “Çıraklığını yapmadığınız bir işin patronluğunu yapamazsınız! Sanayici olarak büyümüşüz. Bilmediğimiz işlere girmeyiz. Dürüst olup cesaretli kararlar verdikten sonra, başarı peşinden gelir insanın. Yatırımlarımız planladığımızdan bir gün sonrasına gecikmedi, hep daha önce gerçekleştirdik” deyip ardından ekliyor:

“İlk fabrikamızı Bursa’da kurduk. Dokuma üzerineydi. Daha sonra iplik ihtiyacımız oldu bulamadık.Agro boyası yaptırıyoruz, doğru düzgün gelmez, renk tutmaz. İhracat için bunlar çok önemli. Bu malı üretebilmem için, bu ipliğe ihtiyacımız oluyor. Acilen bir iplik fabrikası kurma kararı verdim. Finansmandan yana hiç sıkıntımız olmadı çok şükür, çünkü senelerden beri gelen bir altyapımız, bilgimiz vardı. İplik fabrikasının temelini atıp, üretim yapmam 6 ayımı aldı. Ama nasıl yaptım, onu bir de bana sorun. İdare binamı en sona bıraktım. Patronun oturacağı yer bizde en son gelir. Önce üretim yeri tamamlanır, üretim kazanır, idari binayı yapar. Eğer önce idari binayı yapıp, üretimi sonraya bırakırsanız nalları dikersiniz. Onun için biz nalları dikmedik. ”

 

Bu sözler sıfırdan zirveye tırmanmayı başarmış Zorlu Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu’ya ait.

Tırnaklarıyla kazıyarak geldiği noktayı hazmetmiş.

Sakin duruyor! Kendisinden emin bir tonda anlatıyor:

“Ben ‘Hayat Okulu’nda okudum. Başka bir okulda okumadığıma da pişman değilim. Onların üniversiteyi bitirdikleri tarihte, ben 25 yaşında fabrika kurdum. Okul bitiren fabrika kurabilir mi, ama ben kurdum. Fason imalatını 17-18 yaşlarındayken öğrendim. İplikçiden ip alır, boyahane ile anlaşır imalat takibi yapardım. 18 yaşında birisine bunu yaptıramazsınız.

 

Benim oğlum 17 yaşında ona da bu işler önceden hayal gibi geliyordu. 2 sene pazarlamaya gitti, hayat felsefesi değişti. Okul teori, ama yaşam pratik istiyor. En azından bu denge yüzde 80 pratik, yüzde 20 teori olmalı. Makine Mühendisi yanınıza gelip iş istiyor, ama bir ustanın yaptığı işi yapamıyor. Onun için salt teori ile bu işler olmaz. Şimdi biz büyüdüğümüz kadar büyüdük, sıra bunları sindirmeye geldi. Şimdi 4 büyük gruba ayrıldık. İki yıl sonra 50. yılımızı kutlayacağız. Mühim olan 100-200 senelik bir grup olabilmek. Bizim grubun en önemli özelliği hızlı karar verebilmesi. Kararı verdin mi de yarın uygulamalısın. Aylarca uzatma, geciktirme olmaz.

 

Denetleyemediğin şirket senin değildir. Mal sahibi ayrı gözle bakar, yönetici ayrı gözle bakar. Başkalarının hakkını gasp etmeyeceksin. Verdiğiniz sözü yapacak, yapamayacağınız sözü de vermeyeceksiniz. Söz verdin mi de ne pahasına olursa olsun yapacaksın. Annem babam bize derdi ki, haram yemeyeceksin, yedin mi bir şekilde çıkar. Vestel’in tüm makina parkı yeniledik. Tekstil de öyle. Avrupa’nın en büyük polyester üreten grubuyuz.”

 

BABADAĞ’DAN ZİRVEYE

 

Ahmet Nazif Zorlu’nun sıfırdan zirveye giden yolda katettiği kilometre taşlarına gelince…

Ahmet Nazif Zorlu Denizli’nin el dokumalarıyla ünlü Babadağ ilçesinde, 1944 yılında dünyaya gelir. Ahmet Zorlu’nun ailesi de kasabanın diğer aileleri gibi tekstil işiyle uğraşmaktadır. Aile bireyleri evdeki dokuma tezgahında Denizli bölgesine özgü çizgili çarşaf dokumaktadır. Baba Zorlu’nun 1950’lilerde ticaret işiyle uğraşmaya başlaması “Ticaret ateşini”nin daha çocuk denecek yaşta, Ahmet Zorlu’nun yüreğine düşmesine neden olur.

İlkokuldan sonra okulu bırakarak bir yandan evdeki dokuma tezgahında, diğer yandan da babasının dükkanında çalışmaya başlar.

 

14’ünde tek başına ticaret yapabileceğine inanır; ama yaşını küçük bulan babası onunla aynı inancı paylaşmaz.

Ve yaşamı Karadeniz pazarını keşfe çıkan amcasının eve yüklü siparişlerle geri dönmesiyle değişir. 15 yaşına geldiğinde amcasıyla birlikte Bursa, Ankara ve Samsun’u kapsayan bir iş gezisine çıkar. Trabzon son durakları olur. Orada bir dükkan açmaya karar verirler. Yaşıtları daha sokakta oyun oynarken Ahmet Nazif, 1960 yılında ailenin Trabzon’da açtığı dükkanın başına geçip çarşaf ve havlu satmaya başlar. O yıl 700 bin liralık satış gerçekleştiren Zorlu’yu kötü bir sürpriz beklemektedir.

Bilançoda, 10 bin lira zarar gözükmektedir.

 

O an aklından geçenleri şöyle anlatır:

“Beni bir korku aldı, babama ne cevap verecektim. Bu acı hayat dersi ona tedbirli olmayı ve ne olursa olsun başarısızlıklar karşısında yılmamayı öğretti. Başarısız damgasını yiyerek kasabaya geri dönmek istemiyordum. O günden sonra dükkanda satamadığım malları pazar günleri kentin pazarında satmaya çalıştım.”

 

PAZARDAKİ BOŞLUK

 

Asker döndüğünde üç yıl daha çalıştığı ve “İkinci memleketim” dediği Trabzon ona dar gelir. “Benim İstanbul gibi büyük bir kentte çalışmam gerekir” der ve yola düşer. İstanbul’da fason imalat yapmayı kafasına koyan Zorlu, işe pazarda bir boşluk aramakla koyulur. Çarşaf işini en ince ayrıntısına kadar bilmektedir. Bir İtalyan dergisinde gördüğü desenli nevresim takımı onun ilham verir.

O günlerde Türkiye’de çarşaf üreten tek firma Mensucat Santral’dir.

 

Fakat onların çarşafı 1 metre 80 santim enindedir.

Ve o ilk defa 2 metre 20 santim eninde çarşaf üretir…

Zorlu’nun Türk tüketicisine tanıştırdığı renkli ve desenli nevresim, arkadaşları tarafından “Nevresim dediğin askerde kullanılır” yorumuna yol açar. Taç marka nevresimleri 1971 yılında piyasaya sürer. Zorlu, bu başarısı karşısında sabit yatırıma gitme kararı aldıysa da Santral Mensucat’ın Edirne’de Lale fabrikasını kurması onu bu fikrinden vazgeçirir.

 

Bursa’dan aldığı 24 tane hazır dokuma tezgahında çarşaf işinin yanı sıra orlon masa örtüsü işine de yönelir. Avrupa’dan getirttiği örneklerden esinlenerek yaptırdığı masa örtüleri büyük ilgi görür.

Türk halkı renkli çarşafa adeta dolanmıştır.

Artık mevcut kapasite, talebi karşılamaya yetmemektedir.

Bunun üzerine 1975 yılında Bursa’da Korteks’i kurmaya karar verir.

 

Sonraki yıllarda dünyanın en büyük entegre iplik ve dokuma tesislerinden birisi olmayı başaran Korteks’in yatırımı, o yıl patlak veren döviz krizi nedeniyle yarım kalır. 1980 yılına gelindiğindeyse Zorlu’nun Bursa’daki fabrikasında 400 dokuma tezgahı çalışmaktaydı.

Yakaladığı fırsatı iyi değerlendiren Zorlu, nevresim pazarının yüzde 60’ını ele geçirir. Yüzde 50 kar marjıyla çalışır.

 

Zorlu o dönemde elde ettiği başarı için “Ne demişler, ilk vuran okçudur” değerlendirmesini yapıyor.

 

PAZARI KOKLAMAK

 

Başarılı bir sanayicinin burnunun iyi koku alması gerektiğine inandığını söyleyen Zorlu, o dönemlerde tül perdenin kokusunu almaya başlar:

 

“1980’lerde doğru dürüst tül perde yoktu, olanlarda Avrupa’dan ithal ediliyordu.

Bursa’daki Korteks tesislerinde yarım kalan yatırım Almanya’ya sipariş verilen 12 adet tül makinası ile hız kazandı. Siparişimi duyan Alman ‘Bu kadar çok makinayla ne yapacaksın, altı tane alsan sana yeter’ dedi.”

 

O siparişin ardından 8 tane daha tül makinası ısmarlayan Zorlu, ertesi yıl ihracata başlar. Rakiplerinin üretimi hala mekanikken onun 100 adet elektronik makinası vardı. Bu hayli iddialı bir rakamdı. Çünkü o dönemde Avrupa’nın en büyük fabrikasında bile en fazla 20 makina vardı.

 

Sonrasında yıllık tül perde üretimi 150 milyon metrakareye ulaşan Korteks, üretiminin yüzde 40’ını ihraç eder. Almanya ve Amerika ağırlıklı olmak üzere Güney Afrika, japonya ve Singapur’da onun perdeleri pencereleri süslemeye başlar.

O ise en büyük silahının ürününün kalitesi olduğunun farkındadır:

 

“Müşterilerimizin hemen hepsi tavsiye üzerine geldi. Alman müşteri Fransız’a, İngiliz Amerikalı’ya tavsiye etti. Bizde böylece dünyaya açıldık. Başlangıçta ‘Türk malı’ ile yanyana anılmaya alışılmış olan kalitesiz imajını yıkmak için çok çaba harcadık. Amerikalı bir müşteriye görüşmeye gittiğimde bir Türk’le çalışmak istemediğini söyledi. Ben sırf onu ikna etmek için farklı desen ve modelde perdeler ürettim. Bu iş için de cepten 200 bin dolara yakın masraf ettim.”

 

Bu çabaları boşa gitmez, onu Amerika’da 100 milyon dolarlık iş hacmine ulaştırır.

 

GÜZ GÜLLERİ

 

Diğer bir kilometre taşına gelince…

1994 yılıdır…

Türk ekonomisinin uzun yıllardır yaşadığı krizli ortamın, kangrene dönüştüğü günlerdir. Adı pek medyada duyulmamış bir isim Bayraktar Holding, İhlas, Garanti Bankası ve Sabancı gibi devleri geride bırakıp, Vestel’i satın alır.

İşdünyasının birçok önemli şirketini geride bırakan bu isim Ahmet Nazif Zorlu’dan başkası değildir.

 

Bir anda kamuoyunun gündemine giren bu isim kamuoyunda ciddi merak uyandırır. Sonradan dünyanın en büyük tül perde üreticisi olduğunun farkına varılan bu isimle Denizbank’ın yönetim katında sohbet ederken, “1980’li yılların başında aldığımız tedbirlerin semeresini görüyoruz. Bugün grubumuz 1 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiriyor. Bu küçümsenecek bir rakam değildir. Bunun 250 milyon dolarını tekstilden, 700-750 milyon dolarını da elektronik ve beyaz eşyadan gerçekleştiriyoruz” demişti.

Zorlu, Vestel ile katettikleri mesafeyi olumlu buluyor:

“1990’lı yılların başında tekstilden başka dallarda da faaliyet göstermek için araştırmalar yaptık. Karşımıza Vestel çıktı.

 

Vestel’i aldığımızda büyük bir üretimi yoktu. İmajı da kötüydü. 1994’te 350 bin televizyon üretirken, inşallah 2001’de hedeflediğimiz 6 milyon televizyonu üretiyor olacağız. 7 milyon 700 binlik bir kapasiteye sahibiz. Kalanını bilgisayar ve monitör için kullanmayı düşünüyoruz. Bu da küçümsenecek bir kapasite değil. Dünyada bir çatı altında bunların hepsini üreten en büyük üretici kuruluş olarak bir tek biz varız. Bir çatı altında böylesi bir kapasiteye sahip olmak ve üretim yapmak kolay değil.”

 

AKILCI YOL

 

Büyüme çizgisinde akılcı bir planı takip ettiklerini söylüyor:

“Tabii insanlarda bir ideal vardır. Bu ideali gerçekleştirmek için vargücüyle çalışır. Akılcı işler yapar. Biz planlı programlı işler yaptık. Holdinge bağlı kurumlarımız daha ileri gidecektir diyoruz. Onun için bizim holdingimiz Türkiye’ye mal olmuş bir kurumdur. 16 bin çalışanımız var. Bunların aileleri, yan sanayisi şusu busunu da içine katarsanız 200 bin kişi buradan ekmek yiyor demektir. Öğrenim işin teori yanıdır. İnsanlar daima kendilerine ne yapmak istediklerini sormalılar. Sonra da onu gerçekleştirmek için vargüçleriyle çalışmalılar. Şimdi bir şeyi yaparken iyi düşünmek lazım. Ar-Ge’ye önem vermek lazım.

 

Elektroniğe girdiğimizde bize dediler ki ‘Televizyon firmalarının çoğu batıyor, ne işin var bu sektörde!’ Kendi kendime sordum, ‘O halde Uzak Doğusu, ABD’si, Avrupa’sı bu işi ne diye yapıyor. O zaman onlar yapıyorlarsa ben niye yapmayayım?’ dedim ve bu işe soyundum. Vestel’i aldıktan iki hafta sonra Uzak Doğu’ya gittim, orada neler yapıldığını görmeye. Elektronik sektörünü inceledim. Onlar yapıyorsa bende yaparım dedim ve bu işe giriştim. Vestel’i alır almaz da piyasada ne kadar bozuk, hatalı ürün varsa hepsini değiştirttim. O zamanki genel müdürüm karşı çıkmıştı bu isteğime, batarız demişti. Bende ona asıl onları iyi ve sağlam olanları ile değiştirmezsek o zaman batarız demiştim.

 

Neticede piyasadaki 5 bin tane bozuk Vestel toplatıldı ve yenileri ile değiştirildi. Sonra da ürünlere 3 yıl garantiyi ilk biz getirdik. Yine müdürlerim karşı çıktı, batarız dediler, görüldüğü gibi batmadık, büyüdük, geliştik.”

 

Geçen yıllar onu haklı çıkarır.

Sezgileri onu yanıltmaz.

Sorduğumda “Evet sezgilerim güçlüdür” deyip, geleceğe dönük öngörülerini şöyle sıralıyor:

 

“Her büyük grubun kendine seçtiği alanlar var. Bizim de kendimize göre seçtiğimiz dallarımız var. Analar ne Sabancılar, ne Koçlar doğurur. Ben Denizli’nin Babadağ ilçesinden çıkıp gelmiş, ilkokul mezunu bir insanım. Bu ülke daha çok Sabancılar, Koçlar çıkarır. Sony’nin hayatını okudum. Bir mühendis, bugün dünyada söz sahibi, servetini hesap edemezsiniz.

 

Onları gördüm ya da dışarıya gittiğimde kendimi bir hiç olarak görüyorum. Ama dışarıdan gelip tesislerimi gezdikleri vakit, ‘Yaptıklarınız imkansız gibi bir şey’ diyorlar. Örneğin perde. Perdesiz ev olur mu; olmaz. Ben 1980 senesinde onun kararını verdim. Çarşafçıydım, ama perdesiz ev olmaz diyerek bu işe girdim. Televizyonsuz ev olmaz diyerek elektronik sektörüne girdim. Şimdi bilgisayarsız ev olmayacak diyorum. İlerde her evde de bilgisayar olacak.”

 

Ve Ahmet Nazif Zorlu “Büyüyeceğimiz kadar büyüdük” diyor ve kendi tabiriyle hazmetme dönemini yaşıyor.

 

GENÇ YAŞTA KOKU ALMAYI ÖĞRENDİM

 

İkokuldan sonra okumadım. Başlangıçta lisan zorluğum oldu, ama şimdi onu da aştım. Eğer İngilizce biliyor olsaydım, işin başında bazı kazıklar yemezdim. Yanımda götürdüğüm tercümanlar bile yaptığım işten komisyon aldılar.

Yaşam okulda öğretilenlere pek benzemez. Önemli olan pratik yapmak. Ben ticaret hayatından çok şey öğrendim. Okusaydım, bu noktaya gelmem bir on senemi daha alırdı.

25 yaşında büyük kararlar alıp, yatırımlar yaptım. Genç yaşta iş dünyasında koku almayı öğrendim. 24 saat çalıştığım günler olmuştur. Malesef cumartesi pazarları da çalışırım.

En büyük zevkim spor. Yürürüm, kayak yaparım, yüzerim. 6 ay deniz kenarında kal deseler, kalır ve yüzerim.

Okumamış olmaktan pişmanlık duymadım, ama tüm çocuklarımı da okuttum. Ama bir lisanı tam olarak öğrenebilseydim, hiç gam çekmeyecektim. Bir keresinde Fransa’da bir fiyat verdim, tercüman bunu nasıl söyleyeceğini bilemedi. Kızardı, bozardı. Verdiğim fiyatın yarısıydı.

 

HİÇBİR ZAMAN TOKATÇI OLMADIM

 

Sanayicilik kolay iş değil. İyi bir piyasa araştırması yapmadan bir işe girmem. Merdivenleri birer birer çıktım. Sanayicilik büyük özen isteyen bir uğraş. Yatırımını ufak bir bebek gibi göreceksin. Ona gereken ihtimam ve özeni göstereceksin. Sanayici parasını asla yastık altına koymamalı, yatırımlarını durdurmayı bir gün olsun aklının ucundan geçirmemeli.

Kaliteye önem vermek şart. Aksi halde en gelişmiş robotları kullansan bile ürünün başarılı olamaz. Fabrikada disiplin çok önemli. Bekçiden genel müdüre kadar herkes işine sahip çıkmalı.

Hiçbir zaman tokatçı olmadım. Bir kavgaya giriyorsan sonuna kadar mücadele edeceksin. İki tokat atıp kaçmak ne insanlığa ne de erkekliğe yakışır. Bizde insanlar yükseldiğinde “Kimleri çarptı acaba?” diye düşünülüyor. Kimse nasıl başarılı olduğunuzu merak etmiyor. Benimki gibi pek çok kuruluş olsa bu ülke zarar mı görür!

Ben yükselmek için çok çalıştım. Önemli olan zirveye çıkmak değil, çıkılan zirveden geri inmemek. Bunun için gereken fedekarlığı göstermek lazım.

Son söz benim. Sinirli bir patronum. Biraz da sert mizaçlıyım. Titizlik bizim ilkemiz. İşçim bunu bilir ve ona göre davranır. Çalışanın yanındayım, ona destek olurum. Bütün kararları kendim alırım. Bilgiler de bende toplanır. 1987’den bu yana kurumsallaşmaya önem verdik. Ama yine de bütün yatırım kararlarını ben veririm.

 

Kaynak: Potansiyel Zengin

 

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)

Ahmet Zorlu’dan Genç Yöneticilere Kariyer Tavsiyeleri


Sn. Ahmet Zorlu’nun başarı, girişimcilik, global marka olmak ve kariyerle ilgili görüşleri şu şekildedir:

1.Global pazarda başarılı bir şirket olmak için neler yapılması gerekiyor?

Günümüzde, bilişim teknolojilerinde çok hızlı bir gelişim söz konusu. Hayat standartları da bu gelişim paralelinde hızla yükseliyor. Para ve sermaye hareketleri, iş gücü yapısı, üretim anlayışı, kurum yapıları değişiyor. Küreselleşen rekabet ortamı, ülkeler arasındaki sınırların ortadan kalkmasına yol açıyor. Küresel pazarda başarılı bir oyuncu olmak ve rakipler karşısında üstünlük sağlayabilmek için, küresel rekabet stratejileri belirlemenin yanı sıra, araştırma-geliştirme faaliyetlerine önem vermek, sürekli bir yenilik ve gelişim içinde olmak ve elde edilen bilgiyi kalıcı başarılara dönüştürebilmek gerekiyor.

Bununla birlikte, faaliyet gösterilen sektörlerdeki ileriye dönük fırsat ve tehditleri öngörebilmek ve risk alabilmek de büyük önem taşıyor.

2.Sizce küresel lider ve yöneticilerin sahip olması gereken özellikler neler?

Liderin, takımının hedefe ulaşması için son derece önemli bir role sahip olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle başarılı bir liderin, ekibi ile birlikte hareket edebilmesi, iş bölümü yapabilmesi ve hedefleri belirleyebilmesi büyük önem taşıyor. Takım ruhunu liderin vizyonu oluşturur. Küresel bir liderin en önemli özelliği de vizyon sahibi olabilmesi ve değişimi yönetebilmesidir.

3.Liderlik doğuştan gelen bir özellik midir? Yoksa eğitimle kazanılabilir mi?

Geçmişte, liderliğin sadece doğuştan gelen bir özellik olduğuna inanılırdı. Evet, doğuştan gelen liderlik özelliğine sahip olmak önemlidir, ama yeterli değildir. Doğuştan lider olmayan bir yöneticinin de gayret göstererek, çok çalışarak, çalışanlarına karşı adil davranarak çok başarılı olması mümkündür. Yeter ki, kendi kişisel özelliklerinin farkında olsun, eksik yönlerini geliştirmek için çaba sarf etsin, takımını motive etsin ve doğru yönlendirsin…

4.İş hayatınızdaki başarınızın sırları neler?

Başarının sırrının çok çalışmak olduğuna inanıyorum. Onun ardından, işinin takipçisi olmak, detaylara önem vermek, ekibine güvenmek, adil olmak, insanların önünü açmak ve tabii ki, zamanını iyi kullanmak, doğru zamanda doğru işi yapmak gelir… Benim iş hayatımdaki başarı düsturum budur.

5.İş hayatına adım atmaya hazırlananlara ve kariyerlerinin başında olan genç çalışanlara neler tavsiye edersiniz?

Günümüzde iyi bir kariyere sahip olmak için, iyi öğrenim görmek kadar doğru yerlerde çalışmak da çok önemli bir faktör. Bu nedenle de, gençlerin, bir yandan okulda teoriyi öğrenirken, diğer yandan da pratik yaşama henüz okul yıllarındayken başlamasının çok faydalı olacağı kanaatindeyim. Gençlerin öncelikle kendilerini keşfetmesi, hangi alana ilgi duyduklarını tespit etmesi çok önemli. Çünkü insan, ancak ve ancak sevdiği bir işte başarıyı yakalayabilir.

Globalleşen dünyada her alanda rekabet artıyor. Artık hem ulusal hem de uluslararası ölçekte tüm şirketler birbirleriyle yarışıyor. Tüm bu gelişmeler, iş hayatında belirli fırsatlar doğurduğu kadar, zorlukları da beraberinde getiriyor. Bu nedenle, gençlerin her zaman global düşünmesi gerektiğine inanıyorum. Girişimci olmaktan ve hesaplanabilir risk almaktan korkmamaları gerekir. Teknolojinin gelişmesiyle hızlanan bilgi akışından faydalanmalı, sürekli araştırmalı ve dünyadan edindikleri bilgiyi işlerine yansıtmalılar.

Gençlerin, dinleme ve sözlü-yazılı iletişim yeteneklerini geliştirmeleri, iş yaşamlarında çok büyük avantaj sağlar. Gençler, zamanlarını çok iyi planlamalı ve çok iyi kullanmalı. Çünkü iş hayatında başarılı olmanın sırrı planlı ve düzenli çalışmaktır.

6.Gençlerde hangi özellikleri arıyorsunuz? Nasıl adaylarla çalışmak istersiniz ve en dikkat ettiğiniz nitelikler neler?

Gençlerden beklediğimiz olmazsa olmazlardan biri, işini sahiplenmek. İşine bağlanmadan, işini sevmeden yapan bir çalışanın bizim grubumuzda yeri olmadığını açıkça ifade etmek isterim. Her bir çalışanın, “bu işi nasıl daha iyi yaparım?” diye kendisini sorgulamasını ve maksimum verimle çalışmasını bekliyoruz.

Çalışanın yaptığı işe merak duyması, yüksek ilgiye sahip olması, odaklanması, pratik çözümler getirebilme yeteneğine sahip olması, ekibiyle iletişimine önem vermesi ve kendisine ileriye dönük hedefler koyması temel kriterler. Bunları iş etiğine sahip bir şekilde başaran bir çalışanın yükselmemesi için hiçbir neden yok.

Kategori RöportajYorum (0)