Etiket arşivi | "Avrupa Birliği"

Tek Ülkede Kemer Sıkmak ile Her Yerde Kemer Sıkmak Aynı mıdır?


Bugünlerde uluslararası iktisat camiasında ciddi bir tartışma var. Bilmem izliyor musunuz? Bir yanda Raghuram Rajan gibi Chicago ekolünden gelenler var. Öte yanda ise Paul Krugman gibi düşünenler. Avrupa’da olup bitenlere bakıldığında, bir yanda “kemerleri sıkalım, abiler” yaklaşımında olanlar. Öte yanda ise, “herkes kemerleri sıkarsa, büyüme nice olur. O vakit, bu borç stokları nasıl görünür” diye fena halde meraklananlar. Bir yanda Almanya, Yunanistan, Portekiz, İspanya, İrlanda, İtalya hükümetleri, öte yanda ise Amerika Birleşik Devletleri ve galiba Fransa. Akıllardaki soru ise galiba tam da başlıkta yer alan soru: “Tek ülkede kemer sıkmak ile dünyanın en büyük ekonomisinde kemer sıkmak aynı şey midir?” Hayır değildir.

Yeni-normal, eskinin normali gibi alışıldık bir dönem mi olacaktır? Alışıldık bir dönem olmayacaktır. Alışılmadık bir dönemde alışıldık önlemlerden bahsetmek ne kadar manalıdır? Manalı da değildir. Peki, ama ne yapmak gerekir? Merak edenleri aşağıya bekleriz, efendim.

İlk ekolün içindekiler, Hıristiyan mitolojisinin “ilk günah” prensibinden çıkarak düşünüyorlar. Bu mitolojinin en güzel mesellerinden biri de “Ağustos böceği ve karınca” değil midir? Öyledir. Dün öyle düğün dernek, sefahat içinde yaşayanların günahlarının kefaretini ödemeleri gereken bir an mutlaka gelir ve onlar da mutlaka bu bedeli öderler. Ana fikir budur. İktisat teorisindeki “kemerleri sıkalım abiler” ekolünün mitolojik kaynağı da tamamıyla budur bana kalırsa. Bu durumda benim aklıma takılan hep o eski Çin atasözüdür. Ne der? “Dağa çıkıldıkça, perspektif değişir” Durum aynı durumdur. Dün tek tek ülkeler için manalı olan bugün herkesin aynı anda uygulayacağı bir politika reçetesi haline gelince iş tamamen değişmektedir. Dün ilaç olan bugün zehir gibi durmaktadır. Vaziyet böyle olunca perspektifi değiştirmek gerekmektedir. Hadi gelin bir sorgulayalım.

Doğrusu ya, profesyonel açıdan son derece heyecan verici bir dönemden geçiyoruz. Eskiden alıştığımız politika pozisyonlarını, yeniden ve yeniden gözden geçirmek gerekiyor. Dün gerekmeyen perspektif değişiklikleri artık gerekiyor. Hiç Yunanistan için yapılan “borcun milli gelire oranı” tablolarına bir baktınız mı? 2008 yılında milli gelirin yüzde 99,5′i gibi olan kamu borç stoku, 2009 yılında krizin de etkisi ile yüzde 115 seviyesine çıkıyor. Sonra 2010 yılında “Yunanistan problemli” tartışmaları arasında faiz oranı roket gibi fırlayınca yüzde 150′lere dayanıyor. Ne zaman dayanıyor? Avrupa Birliği kurtarma paketi esnasında dayanıyor. Yunanistan tedbir alıyor ama sonuç değişmiyor. Hastanın ateşinin göstergesi olan borcun milli gelir içindeki payı artmaya devam ediyor. Aynı dönemde Türkiye’nin göstergeleri aynen duruyor ama onlarınki artıyor. Bu arada Yunan hükümeti tedbir alıyor. Milli gelirin artış hızı, yani büyüme tahminleri aşağıya çekiliyor. Borcun milli gelir içindeki payına büyümeden bir yardım gelmiyor. Borcu taşımak giderek zorlaşıyor. Şimdi söyler misiniz? Yunan kamu borcunun Yunan milli gelirine oranını Yüzde 100′den yüzde 150′ye çıkartan Yunanistan’daki bir mali sorumsuzluk mudur? Yoksa Avrupa Birliği’nin karar alamama süreci midir? Yoksa finansal piyasa aktörleri midir? Bu sorunun çözümü üzerinde düşünürken akılda tutulması gereken ilk noktadır.

İkinci nokta ise şudur: Yunanistan tek başına kemer sıkıp, kendi büyüme oranını frenleyebilir. Ancak bir bütün olarak Avrupa Birliği ülkelerinin tümünün kemer sıkmaya başlamasının etkisi ne olur? Bu durumda, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi kriz sonrası toparlanma sürecine hiçbir destek sağlamayacaktır. Tam tersine, hızla toparlanmayan göreli olarak azalan ithalat talebi nedeniyle problemini yalnızca kendisi taşımayacak, dünyanın kalanına taşıtacaktır. Bu Türkiye için iyi midir? Hayır, iyi değildir. Bu ABD için iyi midir? Hayır, iyi değildir. Avrupa Birliği ekonomilerinde bir bütün olarak kemer sıkılıyor olması dünya için iyi değildir. Paul Krugman’ın “Çin’i ve Almanya’yı bencil politika perspektifleri nedeniyle cezalandıralım” dediği hadise tam da budur.

Buradan çıkartılması gereken üçüncü nokta ise şudur: Avrupa Birliği’nin dünyanın bütününü dikkate alan bir politika perspektifine sahip olması gerekir. Aynı şekilde, G20 mekanizmasının içinde yer alan Türkiye’nin de artık yalnızca Türkiye’yi değil, Türkiye gibi ülkeleri bir bütün olarak dikkate alan bir politika perspektifine sahip olmasında fayda vardır. Almanya’nın büyümeyi ikinci plana atan istikrarı öne çıkaran yaklaşımı içinde bulunduğumuz küresel toparlanma sürecinin sağlığı açısından faydalı değildir. Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkelerinde yeni finansal destek paketlerini, hızlı borç yeniden yapılandırmasını, finansal problemin bir an önce ortak bir finansal önlem mekanizmaları ile çözüme kavuşturulmasını talep etmesi gerekmektedir. Geçen hafta yazdığımız gibi, Avrupa Birliği’nin kurtarma paketinin bir an önce devreye sokulmasını talep etmek bu dönemin temel önceliğidir. Bu da üçüncü noktadır.

Aksi takdirde Avrupa Birliği ekonomilerindeki yavaşlama üç kanaldan Türkiye’yi etkileyecektir. Bunlardan ilki euro karşısında lira’nın giderek değerlenmeye devam etmesidir. Kötüdür. İkincisi ise Avrupa’nın ithalat talebindeki gevşeme nedeniyle ihracattaki toparlanmanın yavaşlamasıdır. Bu da kötüdür. Üçüncü kanal ise, fon akımları kanalıdır. İlk aşamada bu kanaldan olumlu bir etki beklemekte fayda vardır. Ama yaklaşımlar değişebilir. Bilinmesi gereken şudur: bu işten sıyrılmanın “yerel” bir çözümü yoktur. Çözümü uluslar arası ölçekte aramak gerekmektedir. Türkiye’nin BMGK ve G20 gibi araçları vardır ama bu araçlar da sesi yeterince yüksek çıkmamaktadır. Çıkmalıdır.

Değişen perspektifle birlikte benim gördüğüm şudur: İçinde bulunduğumuz dönemde kamu borcu problemi, kısa vadede, kemer sıkarak değil, ancak elbirliği ile ve kurtarma paketi ile çözülür. Sistemin ancak orta ve uzun vadeli kemer sıkma tedbirlerine ama kısa vadeli kurtarma paketlerine ihtiyacı vardır.

Mesele şudur: Ormanın bütünü yanınca zaten yanacak bir şey kalmayacaktır. Bu arada, yangını sınırlandırmak için çıkartılan yangının ormanın tamamını yakmasını önlemek gerekir. O vakit, tedbir tedbir değildir.

Güven Sak / Referans

Kategori HaberlerYorum (0)

‘Sırada Fransa ve İtalya var’ söylentisi Euro’yu vurdu


Euro Bölgesi’ndeki borç krizinin atlatılamaması ve piyasalarda dün Fransa ve İtalya’nın notunun indirileceğine ilişkin söylentiler euro’nun dolar karşısında dört yılın yeni en düşük seviyesine gerilemesine neden oldu. Euro dolar paritesi dün yüzde 1.4 düşerek 1.2112 seviyesini gördü. Bu, euro’nun Nisan 2006’dan beri dolar karşısında düştüğü yeni en düşük seviye. Euro daha sonra beklenenden iyi gelen ABD verileriyle 1.2279’a çıktı.

İşlemciler daha önceki en düşük seviye olan 1.2143 seviyesinin altına inildiğinde bu seviyenin altında yer alan hedge fon stop-loss emirlerinin çalıştığını ve düşüşün hız kazandığını kaydetti. Euro, dolar karşısında pazartesi akşamı 1.2305’ten işlem görüyordu. Dolar ise dün döviz sepetine karşı son 15 ayın en yüksek seviyesine yükseldi.

Açıklama için bastırıyorlar
Milliyet gazetesine bilgi veren yabancı bir bankanın döviz işlemcisi, “Fransa ve hatta İtalya’da not indirimi yapılacağına dair bir söylenti var. Piyasalar kredi derecelendirme kuruluşlarından indirim olacak ya da olmayacak yönünde bir açıklama bekliyor” dedi.

Döviz işlemcisi, ABD ve İngiltere’de pazartesi günü piyasaların kapalı olduğunu, bugünkü düşüşte tatilin araya girmesi nedeniyel pozisyon değişikliklerinin yeni yansıtılmasının da etkili olduğunu ekledi.

Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Cuma günü Avrupa piyasalarının kapanışının ardından İspanya’nın notunu bir kademe indirerek AA+’ya çektiğini açıklamıştı. ECB yönetim kurulu üyesi Christian Noyer, dün yaptığı açıklamada kredi derecelendirme kuruluşlarının sinyalleri bazen çok geç gönderdiğini söyleyerek Fitch’in İspanya’ya ilişkin kararını eleştirdi. Noyer, “Bizim için bu çok büyük bir sorun çünkü hep yanlış zamanda yapıyorlar. Zamanında sinyalleri göndermiyorlar. Çok geç kalıyorlar ve bu da sorun oluşturuyor” dedi.

Piyasaların özellikle Fransa’ya ilişkin bir not indirimi beklentisin kuvvetlendiren, bu ülkenin Bütçe Bakanı François Baroin’in pazar günü yerel kanal Canal Plus’e yaptığı açıklamada AAA notunu korumanın zor olacağını söylemesi oldu. Baroin, hemen bir not indirimi beklemediğini, ancak mevcut notu korumanın kolay olmayacağını açıklamıştı.
Kredi notlarına ilişkin endişelerle Fransa, Yunanistan, Portekiz, İspanya ve İrlanda’nın tahvillerini iflasa karşı sigortalamanın bedeli (CDS) yükselirken, İtalya’nın beş yıl vadeli devlet tahvillerinin CDS’i bu ülke için rekor seviye olan 250 baz puana çıktı. Türkiye beş yıllık CDS’leri de cuma günü kapanıştaki 173/176 seviyesinden 185/189 baz puana yükseldi.

‘Avrupa bankaları iki yılda 195 milyar euro zarar yazacak’
Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) Yunanlı üyesi ve başkan yardımcısı Lucas Papademos, Euro Bölgesi’nde borç krizinin bulaşma riskinin yüksek olduğunu, bunun finans sektörünü de olumsuz etkileyeceğini söyledi. Papademos, Euro Bölgesi’ndeki bankaların takibe düşen alacaklar nedeniyle zarar hanesine gelecek iki yıl için 195 milyar euro yazacağını da ekledi.

ECB’nin Finansal İstikrar Raporu’ndaki hesaplamaya göre bankaların takibe düşen alacaklar için 2010’da 90 milyar, 2011’de ise 105 milyar euro karşılık ayırması gerekecek. Avrupa’daki bankaların 2009’un sonuna kadar kriz nedeniyle yazdığı zararın toplamı 238 milyar euro’ydu. Bir süredir Euro Bölgesi’ndeki kamu borcu krizi olarak yaşanan durumun ABD’deki gibi bir bankacılık krizine dönüşmesi endişesi yatırımcıları tedirgin ediyor.

İspanya bankası destek istedi
Öte yandan Reuters haber ajansı, İspanya’nın en büyük ikinci tasarruf bankası Caja Madrid’in hükümetin kurtarma fonundan 3 milyar euro destek istediğini duyurdu. Banka, bu destekle borsaya açık olmayan başka küçük tasarruf bankalarının aynı çatı altında birleştirilme operasyonunu finanse etmeyi amaçlıyor. İspanya’daki tasarruf bankalarının konsolide olmaları için hükümet 30 Haziran’a kadar zaman tanıdı.

Euro Bölgesi’nde işsizlik yüzde 10.1
Euro Bölgesi’nde işsizlik oranı nisan ayında 10 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 10.1’e yükseldi. Bu aynı zamanda Avrupa’nın ortak para biriminin kullanıma girmesinden sonraki en yükske işsizlik oranı oldu. Mart ayında çift haneye çıkan işsizlik oranının yatay seyretmesi beklenirken arttığının ortaya çıkması piyasalardaki olumsuz havanın da derinleşmesine neden oldu. Avrupa Birliği (AB) istatistik kurumu Eurostat’ın verilerine göre Euro Bölgesi’nde genç nüfusun işsizlik oranı da yüzde 20’yi geçti. Bu kategoride işsizliğin en yüksek olduğu ülke ise yine İspanya oldu. İspanya’da genç nüfus işsizlik oranı yüzde 40’ın üzerinde.

Euro korkusu borsaları da düşürdü
Dün borsalar Avrupa’daki olumsuz havanın etkisiyle kayıplı seyir izledi, ABD’den gelen ISM imalat endeksi verisinin beklentilerin üstende olmasıyla kapanışa doğru artıya döndü. Avrupa borsalarında yüzde 2’ye varan düşüşler ağırlıklı olarak Euro Bölgesi’ne ilişkin endişelerle bağlantılıydı. Lehman Brothers’ın iflasından bu yana mayısta en oynak ayı geçiren borsalar, hazirana da fazla  iyimser başlayamadı.

Endekslerde şirket bazlı hareketler de oldu. Bunlardan biri de enerji devi BP’ydi. BP’nin ABD tarihinin en büyük petrol sızıntısını durdurmaya yönelik çabalarının sonuçsuz kalması şirketin hisselerinin yüzde 13.1 değer kaybetmesine neden oldu. ABD’nin BP hakkında soruşturma açması sonucu ABD borsaları da yüzde 1 düşüşle kapandı.
MELİS ŞENERDEM – Milliyet Ekonomi

Kategori HaberlerYorum (0)

Kibirli Avrupa Yunanistan yerine Türkiye’yi üye yapmadığına pişman oldu


“Türkiye AB’ye katılırsa, Avrupalı’nın ahlakı bozulur, Avrupa Birliği diye bir şey kalmaz” diyen Almanya ve Fransa, şimdilerde “keşke Türkiye’yi zamanında tam üye yapsakdık” diye derinden bir “ahh!” çekiyorlar mıdır? Bence evet. Zira demokrasinin doğduğu toprakların sahibi  Yunanistan‘ı, nostaljik ve de manevi bir hevesle birliğe üye yaptıklarına bin pişman oldular.

Ahde vefa nedir bilmeyen Almanya ve Fransa, son günlerde AB’nin altı kaval, üstü şişhane üyelerinden ziyadesi ile muzdaripler.

Müsrif ve şımarık çocuk Yunanistan yetmiyormuş gibi şimdi de İspanya başlarına bela olmaya başladı. İspanya’daki bir banka feryat figan edip, Merkez Bankası koruması altına alınınca, yine piyasalar sallandı,  Euro   debelenmeye devam etti, itibarı yine düştü. İspanya’nın da bir kurtarma planı rica etmesi yakındır. Keza Portekiz ve İrlanda’dan da pek iyi sesler gelmiyor. Bütün fatura, AB’nin para kaynağı Almanya’ya çıkıyor.

AB, kendi menfaatinin nerede olduğunu görememenin sancılarını ve sıkıntılarını yaşıyor! Türkiye gerçeğini çoktan farketmiş olmalılar! Türkiye’nin dünya üzerindeki etkisi büyüyor, 2023 yılına kadar da ağırlığını koymuş olacak gibi görünüyor. Eğer sağdan soldan, yüksek çıkar ahlaksızları tekere çomak sokmaz ise gidişat o kadar kötü değil (kronik işsizlik problemimiz hariç).

Euro debeleniyor, AB’nin diğer üyeleri komşuya uygulanan kurtarma planlarına kızgın, piyasalar sallanıyor ama IMF programı uygulanmamasına rağmen Türkiye’de mali sarsıntı olmuyor. 2001 krizinden sonra alınan önlemler sayesinde Türkiye ekonomik kriz eşiğinden en az zararla atlayabiliyor.

Zamanında AB kriterlerine uyum için en acı reçeteleri uyguladık, yanlışlarımıza neden ararken kendimizi de eleştirmeyi bildik. AB üyeleri makyajlı bilançolarla Maastricht Kriterleri’ne uyum sağlıyor görünürken, biz kritelere gerçekten uygun olduğumuzu ispatladık. Kamu borçlarımızı yüzde 60’ın altına çekebilmek ve dış açığı azaltabilmek için her tür sıkıntıya razı olduk. Yunanistan’ın şu andaki kamu açığı yüzde 120!

Biz, AB’ye tam üye olacağız diye canla başla çalışırken, iyi niyetli, yapıcı siyasi ve ekonomik reformlar sergilerken, bize dayatılan “imtiyazlı ortaklık” önerisinde haksız olduklarını sanırım kavramışlardır.

Türkiye, son yıllarda yabancı yatırımcılar için oldukça cazip hale geldi. Kendinden emin bir dış siyaset yürütüyor. Demokratikleşme süreci biraz sancılı gidiyor olsa da bir takım çalışmalar var. Bunlar yabana atılacak gelişmeler değil. Belki de Almanya ve diğer AB üyelerinin, Türkiye’ye karşı ketum ve kibirli tavırlarından artık vaz geçmelerinin zamanıdır. Türkiye’ye “ahde vefasızlık” yapanlar ve yan çizenler bakalım gelecek günlerde nasıl bir izleme raporu sunacaklar, merak ediyorum.

Beran Uzer / Milliyet Blog

Kategori Serbest KürsüYorum (0)

Avrupa Ayar Tutmuyor


İçeriye bakınca ufukta seyri değiştirmemizi gerektiren önemli bir risk görünmüyor. Yakın zamanda açıklanmış olan verilere baktığımızda da baz senaryo olan yavaş toparlanmanın değişim göstermediğini ancak ufak çaplı tedirginliklerin henüz ortadan kalkmamış olduğunu görüyoruz. Örneğin en son açıklanan kapasite kullanım oranı yüzde 73,4 seviyesi ile son aylardaki hafif toparlanmanın biraz daha hızlanarak devam ettiğini ancak kapasite artırımı ya da yatırım iştahı için daha zaman olduğunu düşündürüyor. İyimser bakışla belki 2010 senesinin sonuna doğru, kötümser bakışla ise 2011 ortalarında ancak kriz öncesi seviyelere yaklaşmak mümkün olabilecek. Bunun yanında tüketici güveni ve reel kesim güven endekslerine göre ise bazı soru işaretlerinin henüz ortadan kalkmadığını gözlemliyoruz.

Reel kesim ümitli ama tedirgin

Biraz daha somut olmak gerekirse reel kesim güven endeksine katılan ve sanayi kesiminde faaliyet gösteren 1594 işyerinin verdiği cevaplar doğrultusunda genel gidişat hâlâ olumlu. Örneğin bir ay öncesine göre daha iyimser olan işyerlerinin toplam içindeki payı yüzde 31,2 olurken, daha kötümsere dönenler yüzde 8,3 olmuş ve yüzde 60,5′lik kesim herhangi bir değişiklik olmadığını beyan etmiş. Reel kesimde Kasım 2009′da başlayan iyileşme altı aylık aradan sonra ilk defa mayıs ayında düşüş gösterince doğal olarak dikkati çekiyor. Sadece bir aylık veri ile görüş değiştirmek için çok erken ancak yurtdışındaki kötü resimle birleştirince gelecek aylar için tedirgin olmamak mümkün değil.

Yat ve golf turizmi teşvik edilmeli

Turizm sezonu başlarken salı günü açıklanan istatistiklere göre nisan ayında turist girişleri yıllık bazda 0,3 düşerek, son 12 aydır ilk defa eksi büyüme gösterdi. Bu gerçekten ilginç ve takvim/tatil etkisi değilse ya da mayıs ayı ile beraber bir toparlanma başlamazsa hem ülkeye döviz girişleri hem de yöresel ticaret faaliyetleri açısından kötü bir haber. Özellikle turist sayısının arttığı ancak turizm gelirlerinde aynı oranda bir iyileşmenin görülmediği son dönemde, yani bir anlamda turist kalitesinin düşmesi, politika ve programlama olarak daha üst gelir elde edilebilecek kollara yoğunlaşılması gerektiğine işaret ediyor.

Burada ilk akla gelen kollar tekne ve yat yanında golf turizmi. Yıllardır yazılır çizilir: Tekne ile gelen turistin veya golf oyuncularının ülkede yaptıkları harcama, averaj bir turistin en az 3-4 mislidir. Üstelik bunlar ‘her şey dahil’ tarzı turistin aksine bölge esnafına doğrudan gelir yaratır. Golf sporuna yapılan teşvik ve golf otellerinin son yıllarda hızla artışı oldukça sevindiricidir ancak sayıca ve diğer Akdeniz ülkeleri ile karşılaştırıldığında görece hâlâ çok düşüktür. Şimdi durduk yerde golf turizmi nereden çıktı demeyin. Bu konuda en büyük rakiplerin (mesela İspanya ve Portekiz) içinden geçmekte oldukları kriz sırasında bazı açılardan arayı kapatmak için fırsat olabilir.

Önümüzdeki maçlara bakacağız

Avrupa’ya gelince.. İşin açıkçası yatırımcı güveninin ve normalizasyonun nasıl sağlanacağı ve bunun ne kadar zaman alacağını kestirmek gerçekten çok güç. Bu gibi krizlerde çok iyi biliyoruz ki (Türkler olarak bu konularda bizden daha tecrübeli olan sayılı Latin Amerika ekonomisi sayılabilir) son noktayı atmak için gerçekten çarpıcı ya da öldürücü bir darbenin gelmesi gerekmekte. Henüz bunu Avrupa’da görmedik ama defalarca duyduk. Geçen haftalarda alınan 750 milyar euroluk destek paketi yeterince tatmin edici değil miydi? Yunanistan’ın almayı kabul ettiği daha sonra İspanya ve diğer ülkelerin de takip ettiği mali kısıtlama önlemleri yeterli mi olmadı?

Makro açıdan bakınca işin çözümü için bence alınan önlemlerin uygulanması ve en önemlisi de belli bir zaman gerekmekte. Yıllardır hızla bozulan dengelerin birkaç ayda düzelmesi beklenmemeli. Ancak yatırımcının sabrı yok fakat acelesi var. Her hafta yeni bir önlem yeni bir karar alınmasına rağmen giderek daha da bozulan resmi görünce insanın aklına Türk futbolunun klasikleşmiş veciz cümlelerinden biri geliyor: Çok çalıştık olmadı; önümüzdeki maçlara bakacağız.

Tevfik Aksoy Referans Gazetesi

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)

Avrupa Bölünüyor


Almanya’nın gece yarısı operasyonuyla bazı yatırım enstrümanlarında çıplak açığa satışı yasaklaması, üstelik bu kararı tek başına alması Avrupa Birliği liderlerini kızdırdı, piyasaları gafil avladı. AB’de para birliğinin dağılma riskinden sonra şimdi de siyasi bölünme konuşuluyor.

Almanya’nın bazı hisse senetleri, devlet tahvilleri ve CDS’lerde çıplak açığa satışı yasaklaması yatırımcıları ters köşede bırakırken Avrupa Birliği (AB) içinde yeni çatlaklar oluşturdu. Almanya’nın, yatırım enstrümanlarının düşeceği öngörüsüyle hareket eden ve ciddi kârlar elde eden piyasa oyuncularının bu imkânını elinden almasının ters teptiğini söyleyenler var.Reuters’a konuşan Singapur’dan bir döviz işlemcisi, “Almanya Avrupa’da finansal ışıkları söndürmüş oldu” dedi.

Almanya’nın diğer Euro Bölgesi ülkeleriyle koordinasyon içinde hareket etmektense tek başına böyle bir uygulamaya gitmesinin AB içindeki kamplaşmayı daha da derinleştirdiği belirtiliyor. Fransa Ekonomi Bakanı Christine Lagarde, kendilerinin çıplak açığa satışı yasaklamak gibi bir niyetlerinin olmadığını söyledi. Lagarde,  “Bana öyle geliyor ki birisi böyle bir girişimde bulunmadan önce en azından diğerlerinin tavsiyesini almalı. Bu uygulamayı hayata geçirmeyi düşünmüyoruz” dedi. Özellikle CDS piyasası uluslararası bir niteliğe sahip olduğu için Almanya’nın bu alanda tek başına hareket etmesinin pek mümkün olmadığı, ister istemez Avrupa genelinde bir uygulamaya gidileceği belirtiliyor. Analistler, uygulamanın yaygınlaşması halinde yatırımcıların Euro Bölgesi’nden kaçacağı ve başka mecralara yöneleceği uyarısı yapıyor.

Dolar/TL 1.60 seviyesinde

Almanya’nın geceyarısı operasyonu sonucu euro, dolar karşısında son dört yılın yeni en düşük seviyesi olan 1.2145’e kadar düştü.  Ancak öğleden sonra Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) piyasalara müdahale edeceğine ilişkin söylentilerle euro dolar karşısında yüzde 1 toparladı ve 1.2328’e kadar yükseldi. Ayrıca Yunanistan’ın AB ve euro’dan çıkacağına ilişkin söylentileri, Yunan Hükümeti yalanladı. Dün İMKB kapalı olduğu için satış dalgasından etkilenmedi ancak dolar/TL yurtdışındaki işlemlerde 1.60 seviyesine yaklaştı. Avrupa borsalarındaki kayıplar yüzde ise 2’nin üzerine çıktı.

Borsalar yüzde 2 düştü

Almanya, aralarında Deutsche Bank’ın da bulunduğu bankacılık ve sigortacılık hisseleri, Euro Bölgesi devlet tahvilleri ve bu tahvillerin batma riskine karşı sigorta olarak görülen CDS enstrümanlarının açığa satışı 31 Mart 2011’e kadar yasaklandı. Alman bankaları arasında en çok açığa satışın Commerzbank hisselerinde olduğu belirtiliyor. Royal Bank of Scotland döviz stratejisti Greg Gibbs, Bloomberg haber ajansına yaptığı açıklamada, “Avrupa’da tahvil ve hisse satamadığınızı düşünüyorsanız, olumsuz havayı yansıtmak için elinizde sadece euro satma seçeneği kalıyor” dedi.

AB’nin tek lideri gibi konuştu

Açığa satış uygulamasının yürürlüğe girdiği sabah Alman parlamentosunun alt kanadında bir konuşma yapan Başbakan Angela Merkel, AB üyesi ülkeleri finans piyasalarının denetlenmesi konusunda adımları hızlandırmaya ve yeni vergiler uygulamaya çağırdı. Merkel, dünkü konuşmasında eğer G-20 ülkeleri haziran ayında finansal işlemlere vergi getirme konusunda uzlaşamazsa AB’nin kendi başına bunu yapacağını söyledi.

Euro’nun geleceğinin tehlikede olduğu uyarısını dün de yineleyen Merkel, para birimine ilişkin risklerin AB’yi de tehdit ettiğini söyledi. “Tüm AB üyesi ülkeler bütçe açıklarını azaltma konusunda hızlanmalı” diyen Merkel, ekonomi politikalarında daha iyi koordinasyona ihtiyaç olduğuna da vurgu yaptı.

Euro’nun yeni evi için inşaat başladı

Euro’nun geleceğine ilişkin şüpheler artarken, Avrupa’nın ortak para birimini kullanan 16 ülke bağlılıklarına ilişkin dün sembolik bir mesaj gönderdi. Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Jean-Claude Trichet, 850 milyon euro’ya mal olacak ve Frankfurt’ta yer alacak yeni ECB binasının inşaatına dün start verdi.

ECB, hâlâ 1970 yılında inşa edilen ve Frakfurt’un finans merkezinde bulunan EuroTower’da kiraladığı ofisleri merkezi olarak kullanıyor. Aynı binada ayrıca bir restoran ve gece kulübü de bulunuyor. Frankfurt’un doğusunda yer alan ECB’nin yeni evi biri 41 diğeri 44 katlı 2 kuleden oluşacak.

Trichet, binanın kendi değerlerini yansıtacağını belirterek, “Biz şeffaflık, dürüstlük, mükemmelik, verimlilik konusunda kararlıyız” dedi. 8 yıllık görev süresi 2011 yılında dolan Trichet, 2014 yılında bitecek olan binada çalışamayacak. Yeni binada ECB’nin 1800 çalışanı için 2 bin 200 çalışma yeri bulunacak.

Yunanistan 8.5 milyar euro’yu ödedi

Yunanistan hazinesi kurtarma paketi gündeme geldiğinden beri ödeyip ödeyemeyeceği tartışılan 8.5 milyar euro’luk borcunu dün kapattı. Yunanistan, vadesi dolan 10 yıllık tahvil itfasının tamamını  Avrupa Birliği ve Uluslararası Para Fonu’nun gönderdiği 20 milyar euro’luk kaynaktan faydalandı.

Yüksek borcuna karşılık ekonomiyi de canlandıracak bazı yatırımlar yapmak isteyen Başbakan Yorgo Papandreu, ülkede 2012’ye kadar 3.9 milyar euro’luk altyapı projesi planlıyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Dimitris Reppas dün, “2010’da 1.1 milyar euro olarak bütçelendirilen projeler için ihaleye çıkılacak. 2011’de 2 milyar euro’luk, proje gerçekleştirmeyi öngörüyoruz” dedi.

‘Milis yatırımcılar’ Avrupa dışına da saldırabilir

New York Üniversitesi ekonomi profesörü Nouriel Roubini, tahvil piyasalarında yaptıkları işlemlerle Euro Bölgesi’ndeki birçok ülkenin borç çevirme maliyetlerini artıran “milis” yatırımcıların yeni hedefinin ABD olabileceğini söyledi.

Roubini, London School of Economics’te yaptığı konuşmada, “Milis yatırımcılar, Yunanistan, İspanya, Portekiz,İrlanda ve İzlanda’da ayaklandı. Yakında bütçe açıkları yüksek kalmaya devam ederse İngiltere, Japonya ve ABD’de de ayağa kalkabilirler” dedi. Kriz kâhini olarak tanınan profesör, milis yatırımcıların önümüzdeki 3 yıl içinde ABD’de uyanışa geçeceklerini ve bu durumun sürdürülemez olduğunu söyledi. Roubini, ABD’nin bütçe açığını rekor seviyeye geldiğine dikkat çekerken, Kongre’de  Cumhuriyetçilerin vergilerin yükseltilmesini engelleyeceğini, bundan dolayı bütçe açığının büyümeye devam etme olasılığı bulunduğunu söyledi.

Kamu borcu sorunu sürecek

İsviçreli yönetim bilimleri okulu IMD, dün yayımladığı “Borç Stres Endeksi” raporunda devletlerin borçlarının gelecekte de ana sorun olmaya devam edeceğini açıkladı. Japonya’nın 2084, İtalya’nın 2060, Portekiz’in 2037 yılına kadar borç sorunu sürecek. Raporda ABD’nın bütçe açığının 2033 yılına kadar artacağı belirtildi. Raporun yazarı Profesör Stephane Garelli; Fransa, Almanya ve İngiltere’nin borçlarının GSYH’ye oranının, 2028 yılında yüzde 60’a ulaşacağı belirtti. Raporda ayrıca Arjantin, Brezilya, Hindistan’ın bütçe açıklarını IMF kriterlerine göre 2015 yılına kadar azaltması beklendiği de ifade edildi.

Melis Şenerdem / Milliyet

Kategori HaberlerYorum (0)

Euro Birliği 15-20 Yıl İçinde Ortadan Kalkacak


Dünyaca ünlü yatırımcı George Soros ile Quantum Fund’u kuran ve şu anda Rogers International Commodities Index (RICI) adında bir endeksi yöneten Rogers, CNBC’ye yaptığı değerlendirmede, “Önümüzdeki 15 ya da 20 yılda euro dağılacak” derken yine de yatırımcıları yanlış yönlendirmek istemediğini çünkü kendisinin de elinde euro olduğunu belirtti.

Rogers, “Daha önce de para birlikleri kuruldu ancak sonsuza kadar devam etmediler. Bu yüzden euro da önünde sonunda dağılacak” dedi.

Diğer yandan, Avrupalı liderler yardım için hazır olduklarını ve kurtarma planının bütün teknik deyatlarını hazırladıklarını dile getirse de euro Yunanistan’ın ülke borcundan kaynaklanan büyük bir baskı altında.

Rogers ise, Yunanistan’ın AB tarafından kurtarılmasının, euro birliğinin temellerini sarsacağını ve ortak para birimini zayıflatacağına dikkat çekti ve “Ben olsam Yunanistan’ın batmasına izin verirdim. Böylece herkes euronun ciddi bir birlik olduğunu görürdü” diye konuştu.

STERLİNE DİKKAT

İngiliz sterlininin ada ülkesindeki dev borç yükü ve büyük ticaret açığından dolayı halihazırdaki düşüşünü devam ettireceğini de söyleyen yatırımcı, şu an kulağa çok ilgisiz gelse bile, önümüzdeki 20 yıl içinde yuanın bütün para birimlerinden daha değerli hale gelebileceğini de sözlerine ekledi.

Roger aynı zamanda, küresel ekonominin önümüzdeki yıllarda iki büyük balonla karşı karşıya kalacağına dikkat çekti. “Bunlardan ilkinin ABD Hazine kağıtları, diğeri de Çin’deki gayrimenkul sektöründen kaynaklanacak” dedi.

EMTİALAR DOĞRU SEÇİM

Ünlü yatırımcı aynı zamanda emtialara yönelmenin riskten kaçmak adına çok doğru bir seçenek olduğunu ve şu anda ABD başta olmak üzere küresel borsalarda yaşanan ralliye şüpheyle yaklaştığını dile getirdi.

“Altının ons fiyatının önümüzdeki 10 yılda 2000 dolar seviyesine çıkacağına düşünüyorum” diyen Rogers, altının önümüzdeki 10 yılda yüzde 6 ile yüzde 7 arasında değerleneceğini dile getirdi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Emtia’da en erken 2019’a kadar herhangi bir balonun yaşanacağını düşünmüyorum. ABD ekonomisinde 2012 yılında ABD Hazine kağıtlarından kaynaklı yeni bir resesyonun yaşanacağı konusunda garanti veriyorum. Ancak yakın bir zamanda derin bir resesyondan çıktığımız için yeni durgunluğu çok daha acı bir şekilde hissedeceğiz.”

Kategori HaberlerYorum (0)

Advert

Facebook

Businews on Facebook

Stajını puanladın mı?