Etiket arşivi | "Avrupa Birliği"

Meğer Avrupa, Bildiğimiz Avrupa Değilmiş


Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği de raporu Türkçeye çevirdi. Raporda değinilen konular önemli ama dikkatimi çeken bir nokta var ki, gerçekten ilginç.

Bu konuya geçmeden önce iklim değişikliklerinin yol açtığı hasara yönelik rapordan bazı bilgileri sizlerle paylaşayım:

2008 yılında meydana gelen doğal afetlerde, sigortalı kayıplar da dahil, ekonomik kayıplar açısından Kuzey Amerika; mağdur sayısı açısından ise Asya kıtası en fazla hasara maruz kalmış. Avrupa Birliği de hava olaylarıyla bağlantılı afetler sonucunda meydana gelen kayıplara uğramış.

Munich Re’ye göre 2008 yılında Avrupa için en maliyetli doğal afet, Emma Fırtınası olmuş. 2008 yılının mart ayı başında Avrupa’nın büyük bölümünü etkisi altına alan fırtına, 1 milyar euro değerinde sigortalı kayba neden olmuş. 24 Ocak 2009 tarihinde Fransa’nın güneybatısında etkili olan Klaus Fırtınası’nın ise sigorta şirketlerine maliyetinin 1.5 milyar euro değerinde olduğu tahmin ediliyor.

Ekonomik kayıp 322 milyar euro

1980-2008 yılları arasında Avrupa’da meydana gelen doğal afetler sonucu ortaya çıkan 386 milyar euro değerindeki toplam kayıp miktarı içerisinde, hava olayları ile bağlantılı afetlerin neden olduğu kayıp miktarı ise 322 milyar euro olarak kaydedilmiş.

Dünya genelinde 1980-2008 yılları arasında görülen tüm doğal felaketlerin yüzde 86’sı kasırga, dolu fırtınası, sert fırtınalar, seller ve aşırı sıcaklık dereceleri nedeniyle meydana gelmiş. Avrupa’daki rakamlar ise daha da dikkat çekici. Aynı dönemde Avrupa’da meydana gelen tüm doğal afetlerin yüzde 90′ı aşırı hava olayları ile bağlantılı. Son 50 yıl içerisinde aşırı kötü hava şartlarıyla bağlantılı doğal afet sıklığının artış gösterdiği, jeofiziksel nedenlerle oluşan doğal afet sayısının ise sabit kaldığı görülüyor.

Artan sıklık ve şiddetteki hava olayları ile bağlantılı afetlerin neden olacağı olaylar arasında; bereketsiz mahsul riskinde önemli artış, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde bir yıl içerisinde tahmini 86 bin ilave ölüm, hastalık vakalarında 2030 yılı itibariyle 20 bin, 2080 yılı itibariyle ise 25-40 bin arasında artış yer alıyor.

İklim değişikliğinin sigortaya etkisi

CEA’nın raporunda, iklim değişikliklerinin sigorta sektörü üzerinde etkisine de yer veriliyor. İklim değişikliğinin yol açtığı ekonomik kayıpların gittikçe artan bir payının sigortacılar tarafından karşılandığına dikkat çekilen raporda, 1980′li yıllarda dünya genelinde hava olayları ile bağlantılı kayıpların yüzde 16’sı sigortalıyken bu oranın, 1999-2008 arasında yani son 10 yılda, ortalama iki katına çıkarak, yüzde 31′e, son 5 yılda ise yüzde 41.5′e ulaştığı söyleniyor.

1980-2008 yılları arasında meydana gelen hava olayları ile bağlantılı afetler sonucunda Avrupa’nın, ortalamada yıllık 11.1 milyar euro tutarında bir ekonomik kayıp yaşadığına da değinilerek ekonomik kayıpların sigorta sektörünce karşılanan kısmının, 1980′lerde yüzde 25 iken son 10 yılda yüzde 33′e ulaştığı, son 5 yılda ise bu oranın yüzde 44′e geldiği vurgulanıyor.

‘Devlet müdahale etsin’ beklentisi

Şimdi gelelim, raporda dikkatimi çeken ve ilginç bulduğum noktaya.. Daha doğrusu; “Avrupa, bildiğimiz Avrupa değilmiş” dedirten konuya.

Meğer, Avrupa ülkelerinde de geniş çaplı doğal afet durumlarında, genellikle halk arasında bir devlet müdahalesi beklentisi oluşmaktaymış. Bu durum, doğal afet meydana gelmeden önce sigorta tarafından sağlanan korumaya yönelik talebi azaltıyormuş.

Raporda, iklim değişikliğinin yol açacağı hasarlar karşısında yetersiz sigortaya sahip bireylerin, kayıplarını tazmin etmek üzere bir kamu otoritesi, mal üreticisi veya tedarikçisi gibi sorumlu bir taraf arayışına girecekleri vurgulanıyor. Dikkatinizi çekerim; Avrupa’da, bu tür afetlere karşı yetersiz sigortaya sahip bireyler de varmış.

Daha bitmedi… Bundan sonrasını yine rapordan sizlere aktaracağım; çünkü raporda, ülkelerin durumu tek tek anlatılmış.

Almanya’da bile sigorta tanıtılıyor

Mesela, Almanya… 19-21 Temmuz 2007 tarihlerinde Bavyera eyaletindeki Baiersdorf şehrinde üç saat içerisinde metrekareye düşen 130 kilogram yağış nedeniyle birçok sokakla binden fazla binaya sel suları yayılmış. Sonuç olarak, Bavyera Eyalet Meclisi, doğal afet sigortasını teşvik etmek üzere bir kampanya başlatma kararı almış. 2009 yılı başından itibaren “Geleceği düşün-Doğal afetlere karşı sigortalan” kampanyası aracılığıyla halkı konut ve diğer mallarını doğal afetlere karşı korumak üzere teşvik etmeye başlamış. İngiltere… İngiliz Sigortalar Birliği (ABI) iklim değişikliği konusunda kamu politikalarına ilişkin müzakerelere düzenli katkı sağlamaktaymış. ABI, iklim olaylarına karşı İngiltere’nin esnekliğini artırmak, riskleri azaltmak ve acil planlamayı geliştirmek amacını taşımaktaymış. Fransa… Fransız Sigorta Birliği; vatandaşların, işkollarının ve politika yapıcılarının iklim değişikliği riski hakkındaki farkındalığının artırılmasına çalışıyormuş.

Zorunlu deprem sigortası örneği

İlginç değil mi? Bahsi geçen ülkelerin hepsi de gelişmiş ülkeler. Ve sık sık da gerek yazılarda gerekse de söylemlerde örnek gösterilen ülkeler. Gelin görün ki, bu ülkelerdeki sigortacılar bile, sigortasızlıktan dert yanıp, halk arasında sigortanın yaygınlaşması için kampanyalar düzenleyip, tanıtımlar yapıyor.

Son olarak şunu da belirteyim: 99 Marmara depremi sonrası kurulan Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) ve uygulamaya giren zorunlu deprem sigortasının tanıtımı için yapılan kampanyalar kimi kesimler tarafından eleştiri konusu oldu. “Kamunun kurduğu bir sistemin tanıtımı mı olur” dendi. Şu işe bakın ki, Almanya’da Bavyera Eyalet Meclisi doğal afet sigortasını teşvik etmek üzere, 2009 yılı başından itibaren “Geleceği düşün-Doğal afetlere karşı sigortalan” kampanyası düzenliyor. Amaç, halkı konut ve diğer mallarını doğal afetlere karşı korumak üzere teşvik etmek.

Daha fazla söze gerek var mı bilmem…

Noyan Doğan

Referans

Kategori HaberlerYorum (0)

AB’nin Karanlık Tünele Girmesi Belirsizliği Artırıyor


Bu yılın ilk aylarında finansal piyasalarda yaşanan gelişmeler ve ön plana çıkan gelişmeler geleceğe yönelik belirsizliğin azalmadığına işaret ediyor. Spotların Avrupa Birliği üzerinde yoğunlaşması ABD’deki durumun düzeldiği, ülke borçlarının ön plana çıkması ise kredi krizinin aşıldığı anlamına gelmiyor. Merkez bankaları ise finansal istikrar ile genel fiyat istikrarının tesisi amaçları arasında, birini diğerine tercih edememenin sıkıntısını yaşıyor. 2010 yılının geri kalan dönemine yönelik beklentiler olumsuzlaşmaya devam edecek gibi görünüyor.

Döviz piyasalarında yaşanan gelişmelere baktığımızda Euro ve İngiliz Sterlini’nin diğer tüm paralara karşı değer kaybettiğini, Amerikan Doları ve Japon Yen’inin ise güçlendiğini görüyoruz. Bu durum sermaye ve emtia piyasalarındaki yukarı yönlü hareketlerin devam edemeyeceği,risk alma isteğinin azalacağı ve buna bağlı olarak faaliyet dışı gelir yaratma ve bilanço kayıplarını geri alma yönündeki çabaların gündemden düşeceği anlamına geliyor. Hal böyle olunca paranın devir hızının merkez bankalarınca verilen ivmeyi koruması ve durgunluktan seri bir şekilde çıkılması zorlaşıyor. Bu durum kendiliğinden oluşmadı, olumsuz seçenekler arasında daha az zararlı olacağı için tercih edildi. Eğer bu değişiklikler yaşanmasa veya sahneye konmasa Federal Reserve etkisi hissedilen maliyet kökenli enflasyon konusunda para politikasını sıkılaştırmadan kısa vadeli faizleri yükseltmek zorunda kalacaktı ve bu süreçte ortaya çıkacak yeni dalga daha yıkıcı olabilirdi… Zira gündeme gelebilecek olası kurtarma paketleri gerek piyasalar, gerekse kamuoyundan umulan desteği bulamayabilir ve güven bunalımı derinleşebilirdi. Enflasyon ve işsizliğin seri bir şekilde arttığı yeni durum mali sektör ve kamu kesimini iyice çaresiz bırakabilirdi.

Şimdi bu sorun biraz zorlama ile AB bölgesine transfer edilmiş gibi görünüyor. Hedge fonlar ve kredi değerleme şirketleri devreye girdi ve bakışlar spotların yöneltildiği coğrafyaya odaklandı. Sorun kamu borçları adı ile ABD’dekinden bağımsız bir durummuş gibi takdim edilmeye çalışıldı. Bu aşamada sormak gerekiyor, AB liderleri Yunanistan’ı mı yoksa bu ülkeye borç veren kendi bankalarını mı kurtarmaya çalışacak? Zira söz konusu ülkeyi kaderine terketmek borç veren Avrupalı bankaları da çok zor duruma bırakacağı için mecburen müdahale edilecek; aksi takdirde verilen garantier devreye girecek ve gelişmeler kontrolden çıkacak. Sonuçta tüm ekonomilerin sorunlu borçları yapılandırılacak, Avrupa Merkez Bankası para poitikasını koşullar aksini gerektirse bile gevşek tutmak zorunda kalacak ve bölgenin bütçe açıkları sıkıntı yaratacak. Bu durum karşısında ya mali disiplini hedefleyen istikrar paketleri ve mali sisteme ilişkin katı kurallar devreye girecek ya da maliyet kökenli enflasyon harekete geçecek, her iki ihtimalde de AB ekonomisi daralacak. Başka bir deyişle bölge tüketicisinin ya kullanılabilir geliri ya da satın alma gücü eriyecek. Bu durum küresel ekonomik ilişkileri de olumsuz yönde etkileyecek.

AB bölgesine ilişkin yeni beklentiler, Türkiye ekonomisini de yakından ilgilendiriyor, hem ihracatımızın yarıdan fazlasını bu bölgeye yapıyoruz, hem de devasa boyutlara ulaşan dış finansman ihtiyacımızın çok büyük bir kısmını söz konusu coğrafyanın kaynaklarından karşılıyoruz. Ayrıca olası ekonomik daralmanın rekabet koşulları üzerindeki etkisini de hesaba katmak zorundayız!.. Görünen o ki, AB ne zaman çıkacağını bilmediği karanlık bir tünele giriyor, Türkiye de tünelin ucunda ışığı gördüğünü iddia edenlerin tüm hesapları bozuluyor. Zira kullanılan kaynak miktarının ve ihracatın daralma eğilimine girmesi bizim açımızdan ciddi bir açmaza dönüşebilir.

Konunun önemini anlamak için uygulandığı söylenen Orta Vadeli Plan’ın küresel varsayımlar bölümüne bir göz atmanızda yarar var!..

Mehmet Uğur Civelek / Dünya Gazetesi

Kategori SektörelYorum (0)