Etiket arşivi | "BusinessWeek Türkiye"

Galatalı Melekler


İstanbul’dan uluslararası teknoloji şirketleri çıkarmayı hedefliyorlar. Yatırıma hazırlar ancak öncelikle girişimcilerdeki ışığı görmek istiyorlar

Çocukluk döneminde okuduğu mucit kitapları Ziya Boyacıgiller’in hayatını şekillendirir. Hayatını teknoloji yatırımlarına adar. Amerika’da kurduğu Maxim isimli teknoloji şirketi kısa zamanda hatırı sayılır bir büyüklüğe ulaşarak ölçek yaratır. 1993 yılından itibaren her yıl ortalama yüzde 30 büyüttüğü şirket yıllık 1,5 milyar dolarlık satış yapar hale gelir. Şimdi ise şirketin borsa değeri yaklaşık 15 milyar dolar seviyelerinde. Deneyimli girişimci 2000 yılında şirketten ayrılıp, Türkiye’ye dönme kararı aldığında ise Silikon Vadisi’ndeki deneyimlerini kullanarak Türkiye’den başarı hikayeleri çıkarma kararı alır. Ancak çevresindekilerin tepkisi bu tür başarıları Türkiye’de yakalamanın Amerika’daki gibi kolay olmadığı yönünde olur. O ise kendisi gibi Silikon Vadisi’nden dönme kararı almış arkadaşları ile 2003 yılında yeni bir başarı hikayesi için yola koyulur. Taksim’de buluşarak yapılan toplantılarda gelişen ADSL pazarı üzerine iş modeli geliştirirler. Yaptıkları modemleri otellere satmak üzere karar alırlar. Bu fikri beğenen Ziya Boyacıgiller arkadaşlarının fikrine bir miktar finansal destek sağlar. Ziya Boyacıgiller, “Ben her zaman projenin devamını görmek için az bir miktar finansman yaparım. Aynı pokerdeki gibi kartları görecek kadar yatırımda bulunurum” diyor ve ekliyor: “Kartları görünce devam edip etmeme kararı alırım.” Nitekim A planı istenilen sonucu vermiyor. Ardından girişimciler B ve C planlarını devreye sokuyor. Böylelikle hem Türkiye’de hem dünyada söz sahibi olan Airties şirketinin temelleri atılıyor. Ziya Boyacigiller, böylelikle Türkiye’den de Silikon Vadisi’ndeki gibi başarı hikayeleri çıkarılabileceğini ispatlıyor. Bu durumu ise Karl Lewis’in kırdığı rekora benzetiyor. “Karl Lewis koşana kadar kimse 10 saniyenin altında koşamadı. Ancak o koşunca herkes 10 saniyenin altında koşmaya başladı” diyor. Böylelikle başarılı örneklerin Türkiye’de yeni başarıların önünü açacağını dile getiriyor.

Buna karşın Türkiye’de birçok girişimci fon bulamadığı için birçok başarılı fikir daha başlangıç aşamasında son buluyor. İşte bu girişimcilere yardım için 16 melek yatırımcı 2010 yılının başında İstanbul’daki ilk melek yatırımcı derneği olan Galata Business Angels’ı (GBA) kurdular. Melek yatırımcılar bu dernek sayesinde İstanbullu teknoloji girişimcilerinin uluslararası başarılar yakalamasında öncülük yapmayı hedefliyor. Bunun için hem fon hem de bilgi birikimlerini girişimcilere kullandırmaya hazırlar. Ancak öncelikle girişimcilerin fikirlerinin uygulanabilirliğini görmek istiyorlar.

16 MELEK

Peki, kim bu Galatalı Melekler? Bu platformun temeli Inovent Yatırım ve İş Geliştirme Direktörü Elbruz Yılmaz’ın pazarda yaptığı araştırma ve görüşmeler sonucunda atılıyor. Potansiyel melek yatırımcılar ile otuza yakın görüşme yapılıyor. Yatırımcı ve girişimcilerin ihtiyaçları araştırılıyor. Modele ilgi duyan melek yatırımcılar ile detaylı görüşmeler yapılıp İstanbul’un GBA için elverişli olup olmadığı sınanıyor. Oluşum için gerekli girdiler saptanıp, aksiyon planları geliştiriliyor. 2010 yılında İstanbul’da bir teknoloji ticarileştirme şirketi olan Inovent’in öncülüğünde aktif melek yatırımcılar tarafından kurulan GBA’nın Başkanı Mynet Kurucusu Emre Kurttepeli, Genel Sekreteri ise Elbruz Yılmaz oluyor. eBay, yemeksepeti.com, Mynet, Airties ve Markafoni gibi başarılı yatırımların kurucularından ve üst düzey yöneticilerinden Sina Afra, Ziya Boyacıgiller, Ferhan Cook, Altuğ Acar, Nevzat Aydın, Melih Ödemiş, Burak Büyükdemir, Uğur Şeker, Serhat Görgün, Ömer Hızıroğlu, Candace Johnson, Jim Cook ve Juliana Garaizar gibi pek çok isim yer alıyor derneğin üye listesinde. Üyelik davetle yapılıyor ve seçici bir süreç sonrası üye olunabiliyor. GBA Başkanı Emre Kurttepeli, “Üyelerin çeşitli görevleri ve sorumlulukları var. Öncelikle aktif melek yatırımcı olmalılar, maddi ve manevi olgunluğa erişmiş olmalılar ve melek yatırımcılığın gerektirdiği zamanı ve emeği vermeye hazır olmalılar” diyor ve ekliyor: “Bunun dışında GBA içerisinde yatırım seçme kurulu kapsamında bazı üyeler yatırım yapılabilecek girişimci ve iş fikirlerinin seçiminde aktif olarak çalışıyor olacaklar. Yönetim kurulu yapısı ve görev dağılımları önümüzdeki haftalarda netleşecek.”

GBA öncelikle Türkiye’de melek yatırımcılar ile girişimcileri bir araya getirerek dünya çapında projelerin hayata geçmesini sağlamayı hedefliyor. Kâr amacı olmayan GBA’nın bir diğer hedefi ise Türkiye’ye girişimci melek yatırımcı ekosisteminin anlatılması ve bu yönde çalışmalar yapılması. Tüm bu hedeflere ulaşmak için ise dernek farklı metotlar uygulamayı planlıyor. Bunlardan biri yılda dört kez her çeyrekte düzenlenecek olan “GBA Venture Academy” olacak. Bir gün sürecek bu organizasyonda girişimcilerin fikirleri teste tabi tutulacak.

Bir diğer etkinlik ise her ay girişimci ve dernek üyelerinin bir araya geldiği atölye çalışması olacak. Bunlardan ilki mart ayında gerçekleşecek olan “Angel Investing 101”. Üçüncü bir çalışma ise dünyadaki melek yatırım dernekleri ile olan ortak faaliyetler. Fransa’nın en büyük teknokent alanı olan Sophia Antipolis bölgesinde bulunan Sophia Business Angels (SBA), GBA’nın dünyadaki ilk kardeş ağı. Bu derneğin üyeleri ilk olarak 30 Nisan’da SBA Venture Academy’e katılacaklar. İki dernek arasındaki ortaklık geniş kapsamlı olacak. SBA Ağ Yönetmeni Juliana Garaizar, “Ortaklığımız sadece know how paylaşımı ile sınırlı olmayacak” diyor.

NE BİLEN VAR NE DUYAN

GBA, SBA gibi kardeş melek yatırımcı derneklerinin sayısını artırmayı hedefliyor. Avrupa’da, özellikle Doğu Avrupa’daki ağlarla görüşmeler sürüyor. Dünyada birçok melek yatırımcı ağı yeni şirketlerin kurulmasına öncülük ediyor. Avrupa İş Meleği Ağı (EBAN, European Business Angel Network) rakamlarına göre Avrupa’da 334, Amerika’da ise 300 adet melek yatırımcı ağı var. Tahmini melek yatırımcı sayısı ise Avrupa’da 75 bin, Amerika’da ise 186 bin. Türkiye’de ise melek yatırımcı sayısı hakkında çok detaylı bir bilgi yok. Melek yatırımcı ağı ise üç tane. GBA dışında LabX’in melek yatırımcı ağı ile Ankara’da ODTÜ Teknopark yöneticileri ve Teknopark’ta bulunan birkaç şirket sahibinin girişimiyle kurulmuş olan METUTECH-BAN var. Ancak melek yatırımcıların şirket kurulumlarına yaptıkları ekonomik katkı Türkiye’de oldukça sınırlı. Emre Kurttepeli, “ABD’de melek yatırımcılar yeni şirketlerin kurulması için 2008’de 29 milyar dolar yatırım yaptılar” diyor ve ekliyor: “Son verilere göre dünyanın en büyük 16. ekonomisi olan Türkiye ekonomisi listede daha üst seviyelerde bulunan ülkelerin sadece küçük bir oranı kadar aktif melek yatırımı gerçekleştirebildi.” Tabii, dünyada melek yatırımcıların bu denli fazla yatırım yapabilmelerinde vergi teşviklerinin payı yadsınamaz. Juliana Garaizar, “Fransa’da Hükümetin servet vergisinde yaptığı indirim sayesinde iki holdingin 33 milyon doları 32 girişimciye kullandırma imkanı oldu” diyor. Türkiye’de ise melek yatırımcıların sayılarının azlığının nedeni ise hem genel olarak hem de hükümet nezdinde pek bilinirliklerinin olmaması. Birçok kimse normal bir yatırımcı ile melek yatırımcı arasındaki farkı bile bilmiyor. Bu durumda melek yatırımcılarının sayılarının az olmasının ve bu yüzden örgütlenememelerinin payı büyük. Türkiye’nin ilk aktif İş Meleği Ağı’nın (ODTÜ) Teknokent Teknoloji Yatırımcıları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Teknopark Genel Müdürü Mustafa Kızıltaş, “Yatırımcılarımız var ama yeteri kadar melek yatırımcımız yok. Hükümette melek yatırımcıları pek tanımıyor” diyor ve melek yatırımcıların bir başka sıkıntısına değiniyor: “Türkiye’de girişimciler melek yatırımcılara hazır değiller. Fikir ve hisse paylaşımı istemiyorlar.” Ancak bu yıl nisan ayında Türkiye’de yapılacak olan yıllık EBAN Kongresi, meleklerin sesini duyurmaları için önemli bir fırsat. Geçtiğimiz yıl Madrid’de düzenlenen EBAN Kongresi’nin 10.’su bu yıl 15-16 Nisan tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşecek ve yaklaşık 300 katılımcı olacak. Kongrenin Türkiye’de yapılıyor olması hem girişimciler hem de melek yatırımcılar için büyük bir fırsat.

PARA DEĞİL ABİ BULUYORLAR

Melekler fikir aşamasında yatırım yapmayı sevmiyorlar. Fikrin başlangıç aşamasında para kazandırdığını görmek istiyorlar

Melekleri diğer yatırımcılardan ayıran girişimcilere daha projenin ilk aşamalarında katılmaları ve finansman dışında mentorluk da yapmaları gösterilebilir. Mustafa Kızıltaş, “Sadece para değil, ağabey buluyoruz” diyor. Diğer yatırımcılara göre daha çok risk alıyorlar. Ancak yine de melek yatırımcılar sadece iyi bir fikre yatırım yapmıyorlar. EBAN Başkanı Brigittte Baumann, “Daha ilk adımda yatırım yapmayı sevmiyoruz. Girişimci biraz projenin para makinesini kanıtlamalı” diyor. Melek yatırımcı bir girişimciye yatırım yapmadan o projenin nasıl para getireceğini görmek istiyor. Girişimin para yapacağını görmeden destek olmayı tercih etmiyorlar. Brigitte Baumann, “Avrupa’da en büyük sorun çok fazla teknolojiye aşık olmamız. Sonuçta bir pazar oluşturmalı. Bir amacı, bir kullanışı olmalı” diyor. Melek yatırımcılar bir projeye yatırım yapmak için belli kriterlere bakıyor. Öncelikle aranan girişimci bir takım. Takım dağılırsa iş yürümüyor. İkinci kriter ise para kazanılabilen, ölçek üretimi yapılabilecek ve korunabilen bir inovasyon. Time ve Fortune tarafından dünyanın en güçlü 50 kadını arasında gösterilen SBA Başkanı Candace Johnson, “Her yatırım bir problemi çözüyor ve insanlar buna para veriyor” diyor. Üçüncü olarak ise projenin başlangıç aşamasında bir miktar değer oluşturabilmesi ve kısa sürede kâr oluşturması. Bunları sağlayan bir projeye ise melek yatırımcılar yatırım kararı alıyor. Ancak tüm bu kriterleri sağlaması bile bu projenin başarılı olacağı anlamına gelmiyor. Brigitte Baumann, “Her 10 projeden dördü batıyor, dördü kafa kafaya geliyor, ikisi ise başarılı oluyor” diyor. Galatalı melekler de İstanbul’da bu ikileri bulmaya çalışıyor.

AMERİKA’DA AĞ DA BÜYÜK, YATIRIM DA

Avrupa’da melek yatırımcı ağ sayısı Amerika’dan fazla olsa da ABD’deki melek yatırımcıların ekonomik gücü daha yüksek

Avrupa Birliği Amerika
Melek Ağ sayısı 334 300
Karlılık %31 %59
Tahmini melek yatırımcı 75 000 250 000
Tur başına yatırım 207 000 Euro 186 000 Euro
Tahmini Toplam Yıllık Yatırım 4 milyar Euro 20 Milyar Euro

Kaynak: EBAN, 2008 rakamları

BİR MELEK NE İSTER?

Bir melek yatırımcı, yatırım yapmadan önce üç hususa dikkat ediyor

GİRİŞİMCİ TAKIMI

Fikri oluşturan girişimci üyeler dağılırsa o iş de başarılı olmuyor

İNOVASYONUN ÖZELLİKLERİ

Taklit edilemeyen, ölçek üretimi yapılabilecek ve para kazanılabilecek bir inovasyon arıyorlar

PARA MAKİNASI

Melekler fikrin ilk aşamada az da olsa para getirmesini ve kısa vadede kâra geçmesini bekliyor

Osman Kurt

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)

BusinessWeek Türkiye’den 2009 Yorumu


87 üniversitede öğrenimine devam 19 bin 894 öğrenci Türkiye’nin en gözde şirketlerini ve sektörlerini seçti. Bu alanda şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı çalışma olan bu araştırma, potansiyelleriyle dünyayı değiştireceklerine inanılan Milenyum Kuşağı’nın lokal profilini ve tercihlerini ortaya koyuyor.

Onlar idealist, kendine güvenli, özgürlükçü, bireyselliğe önem veren, sadakat hisleri zayıf, otoriteye meydan okuyan ve teknoloji tutkunu bir nesil. En önemlisi de iş konusunda son derece seçiciler… Ama devir onların devri ve bu Milenyum Kuşağı’nı güçlü yapıyor. Zira bu neslin küçük bir kısmı yeni yeni iş hayatına girdi; büyük kısmı ise girmeye hazırlanıyor. Yani onlar gelecek 10 yılın yöneticileri ve şirketlerin ortalama 40 yılına yön verecek bir kuşak. Bu nedenle şirketler Milenyum Kuşağı’nın ama daha önemlisi de en niteliklerinin peşinde. Beyin avcılığı şirketleri üniversitelere yöneltiyor.

Türkiye nüfusunun yüzde 25’ini kapsayan Milenyum Kuşağı’na, üniversitelerde öğrenimine devam edenleri kapsayacak şekilde odaklanmak, pek çok sebepten dolayı şirketler için en avantajlısı. Ama bu büyük bir rekabete de neden oluyor. Şirketler üniversite öğrencilerine ulaşmak, onları tanımak, kendilerini tanıtmak için adeta bir yarış içinde. Ve yarışın şirketlere maliyeti; İnsan Kaynakları (İK) stratejileri ve imaj çalışmaları için harcanan on binlerce dolar. Peki, şirketler bu parayı doğru şekilde harcıyor mu? Stratejileri hedefi ne kadar gerçekleştiriyor? Rakiplerinin ve sektörün durumu ne? BusinessWeek Türkiye, şimdiye kadar tatminkar bir cevap verilemeyen ancak krizle birlikte kritik önemi artan bu sorulara, bağımsız yetenek gelişim şirketi Realta’nın ilk kez bu yıl; 19 bin 894 üniversite öğrencisinin tercihleriyle hazırladığı “Türkiye’nin En Beğenilen Şirketleri 2009” araştırmasıyla ışık tutuyor.

BusinessWeek Türkiye, derginin küresel sistematiğine son derece uyan bu araştırmanın duyurulması konusunda, şirketlere ve üniversite öğrencilerine faydalı bir kaynak olacağına inancı nedeniyle Realta ile işbirliği yaptı.

Bu anketi diğerlerinden ayıran pek çok neden var. Şimdiye kadarki en geniş örnekleme ulaşması, öğrencilerin tercih nedenlerini sorgulaması, net ve detaylı cevaplar alması, hedef kitlenin şirketleri tanıma yollarını ve bunların tercihler üzerindeki etkilerini analiz etmesi ile metodolojisi farklılığın temel noktaları arasında gösterilebilir. Araştırma, şirketlere, üniversitelere yönelik mevcut İK stratejileri ile imaj çalışmalarının güçlü ve zayıf yönlerini belirleme şansı verdiği gibi şirketleri rakiplerle ve sektörle kıyaslıyor olması nedeniyle fırsat alanlarının ve tehditlerin de açıkça görülmesini sağlıyor.

MAKRO GÖSTERGELER

45 bin 553 üniversite öğrencisinin katıldığı ve istatitiksel analizler ve veri kontrolü sonucunda geçerli olduğuna kanaat getirilen 19 bin 894 anket sonucuna göre hazırlanan araştırmada 32 sektörden 330 şirket değerlendirildi. Araştırmanın en dikkat çekici sonucu ise; holdinglerin rakipleri karşısında sağladığı üstünlük. Bu sonuç, araştırmayla ilgili yapılabilecek ilk makro değerlendirmenin; öğrencilerin büyüyen şirketlerde çalışarak risk almak yerine temkinli davranarak finansal gücünü ispatlamış holdinglerde ömür boyu çalışmayı tercih ettiklerini gösteriyor. Türkiye’nin En Gözde Şirketler 2009 araştırmasında yer alan ilk 10 şirketin altısı; ömür boyu çalışmak istenen şirketler kategorisindeki ilk beşin ikisi holding. En gözde şirketler sıralamasında Koç Holding zirvede, Sabancı Holding ikinci sırada, Zorlu Holding, Mercedes Benz ile altıncılığı paylaşıyor, Eczacıbaşı Holding yedinci, Doğan Holding sekizinci ve Doğuş Holding onuncu sırada yer alıyor. Araştırmaya göre holdinglerin, öğrencilerin tercihlerinde prestijli ve kurumsal bir çalışma ortamı olarak belirginleştiğini düşünüyor İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özgür Çengel ve bu durumun onların ömür boyu çalışılacak şirketler kategorisindeki ağırlığını artırdığını belirterek devam ediyor: “Holdinglerde işten çıkarmaların diğer şirket yapılarına oranla daha az olmasıysa onları ömür boyu çalışılacak şirketler kategorisinde ilk sıralara taşımış.” Realta Kurucu Ortağı Ali Ayaz bu yorumu desteleyen bir bilgi verdi: “Anket devam ederken işten çıkarma haberlerine toplu refleks gösterildiğini tespit ettik.”

Temkinli ve garantici yaklaşım, küresel olarak kabul edilen Milenyum Kuşağı özelliklerine pek uymasa da bu lokal profilleme son derece aydınlatıcı ve daha pek çok detayıyla bir eksikliği gideriyor. Türkiye’ye özgü durumların Milenyum Kuşağı’nın tercihlere etkisini bilmek hem yerli hem de yabancı şirketler için önemli. Araştırma sonuçları, şirketlerin, rasyonel kararlar aldıkları ve analitik düşündükleri görülen üniversite öğrencisi Milenyum Kuşağı’ndan, tercih nedenlerini iyi analiz ettikleri takdirde maksimum verimi alabileceklerini ortaya koyuyor.

Gözde şirketleri seçen öğrencilerin iş yaşamından beklentileri yüzde 51’le en çok alanında uzmanlaşmak üzerinde yoğunlaşıyor. Şirketlerin üst kademelerinde görev almak yüzde 48’i için öncelikli olmakla birlikte yeni farklı şeyler geliştirmek yüzde 30’luk bir kesim için önemli. Çok para kazanmanın yüzde 24’ü için önemli olduğu sonucu ise Milenyum Kuşağı’nın kendilerinden önceki kuşakla neredeyse taban tabana zıt olduğu tespitini doğrular nitelikte. Öğrencilerin yüzde 14’ü için iş ve özel yaşam arasında denge kurmak önemliyken sadece yüzde 13’lük bir dilim için topluma katkı sağlamak öncelikleri arasına alıyor.

İŞ GÜVENCESİ ÖNCELİĞİ

Tercihleri etkileyen temel faktörler şirketlerin stratejileri için bir çapraz kontrol imkanı veriyor. Temel faktörler; kurum kimliği, çalışma ortamı, kişisel gelişim ve kariyer imkanları ile ücret ve iş güvenliği başlıkları altında detaylandırılıyor.

İş güvencesi ve diğer şirketlere göre daha iyi yan imkanlar faktörleri, sırasıyla tercihlerde yüzde 58 ve 57 oranında etkili. Diğer firmalara göre daha yüksek maaş ise yüzde 49 oranında. Bu makro sonuçların mikro çıkarımlarını ise son derece ilgi çekici. Şirket tercihlerinde bu faktörler öğrenciler tarafından “çok etkili”, “büyük ölçüde etkili”, “kısmen etkili”, “hiç etkisi yok” ve “fikrim yok” seçenekleriyle değerlendirildi. Öğrenci seçimlerinde etkili olan hemen hemen tüm temel ve yardımcı faktörlerde holdingler rakiplerine göre avantajlı durumda. Diğer firmalara göre yüksek maaş faktörünün, en gözde beş şirketin ilk sırasında yer alan Koç Holding ve beşinci sırasında yer alan Microsoft’un tercih edilmelerinde yüzde 38 oranıyla çok etkili oldu görülüyor. Diğer firmalara göre daha iyi yan imkanlar faktörü ise Koç Holding tercihinde yüzde 48,2’lik oranıyla çok etkili olurken şirketin, iş garantisi konusundaki imajı tercihlerin yüzde 52’sinin çok etkili olarak ortaya konmasına neden oldu. Bu konuda en güçlü imaja İş Bankası’nın sahip olduğu görülüyor. İş Bankası’nı tercih edenlerin yüzde 59’una göre bankanın iş güvencesi çok etkili.

Öğrenciler şirket sıralamalarını belirleyen tercihlerini 55 faktör üzerinden yaptı. Türkiye’nin en gözde beş şirketinde bu faktörlerin neredeyse tamamı çok etkili ve büyük ölçüde etkili olarak yer aldı. Uzmanlar tarafından belirlenmiş bu faktörlerin arasında finansal güç, kârlılık ve büyüme hızı gibi klasik kriterlerin yanında çalışan ve yöneticilerin dış görünüşleri, internet sitesi tasarımları, kurucunun kişilik özellikleri ve sosyal sorumluluk anlayışı gibi ölçümlenmesi zor olanlar da yer alıyor. Bunlar sonuçları etkiledi. Sıralamanın en üstündeki şirketleri tercih edenler bu faktörlerin çok etkili ya da büyük ölçüde etkili olduğunu belittiler. Araştırmacı notlarında bu konuyla ilgili ilginç tespitler var. Holdinglerin iyi giyimle özdeşleştirilmiş olması; Sabancı Holding’in, kurucusunun sahip olduğu değerler, sosyal sorumluluk projeleri ve etik konusuna verilen değer kriterlerinde öğrencilerin ilk tercihleri haline gelmiş olması; Garanti Bankası’nın internet sitesi ve şube tasarımlarıyla öne çıkması tespitlerden bazıları.

İlk beşteki şirketlerde tercihe neden olan 55 faktörün tamamına yakını çok etkili ve büyük ölçüde etkili şeklinde yanıtlanmış olması, şirketlerin başarılı bir stratejiye sahip oldukları gösteriyor. Fakat bu stratejilerin risksiz olduğu anlamına gelmiyor.

STAJDA STRATEJİSİZLİK

Çünkü öğrencilerin tercihlerini oluştururken etkilendikleri bilgi kaynaklarının tamamı şirketler için kontrol edebilecekleri iletişim kanalları değil. Öğrencilerin bilgi kaynakları iki başlık altında inceleniyor: Kontrollü iletişim ve kontrolsüz iletişim. Kontrollü iletişim alanında yer alan ilan ve reklamların tercihlere etkisinde görülüyor ki; gazete, internet, dergi ilanları ve televizyon reklamlarının ilk beş şirkete etkisi genele göre çok daha yüksek. Aynı etkiyi basında yer alan haber ve köşe yazılarında; şirkette çalışan arkadaşlar, diğer öğrenciler, aile, akademisyenler, üniversite mezunları derneği ve sosyal ağ alt başlıklarına ayrılan çevre kanalında ve tanıtım faaliyetlerinde de gözlemlemek mümkün. İlk beş şirketin genelle aynı oranda olduğu yani avantajlarını genele göre yitirdiği tek alan ise; staj tecrübeleri.

Staj kısmen kontrol edilebilir bir iletişim kanalı olarak değerlendiriliyor. Oysa staj, imkanları doğru hazırlandığında şirketler için kontrolsüz değil, kontrollü iletişim tablosuna olumlu ekleme yapma imkanı verebilir. Çünkü staj, şirketler için mesajını doğrudan verme, öğrenciler için ise bu mesajın doğruluğunu deneyimleme imkanı sunuyor. Bu deneyim, üniversite öğrencileri için son derece önemli. Öyle ki neredeyse zorunlu olduğu için staj yapanlarla kendi istekleri doğrultusunda staj yapanların oranı birbirine eşit. İki seçenek arasında zorunluluk yüzde 0,6’lık bir farkla daha fazla bildirim almış. Öğrencilerin 63,1’i staj yaptığı yerde çalışmaya devam etmek istemediğini söylüyor. Bunun nedeni staj sırasında öğrencilerin yüzde 66,1’inin ücret almaması olabilir mi? Oranların yakınlığı bu soruya “evet” yanıtını vermek için yeterli bir bilgi. Öğrencilerin staj deneyimlerinden anlaşılan; şirketlerin ellerindeki staj kadar önemli bir fırsatı değerlendiremedikleri. Oysa stajı nitelikli iş gücünün hayalindeki şirketlerin ilk sırasına yerleşmekte kullananlar var: Mercedes Benz. Şirket otomotiv sektörünün en gözde şirketi olarak Toyota ve Ford’un önünde. Liderlikte, PEP isimli stajyer geliştirme programının son derece etkili olduğunu söylüyor Mercedes-Benz Türk İnsan Kaynakları Müdürü Salih Ertör, şirketlerin haberin kalanını daha dikkatli okumasını gerektirecek bilgiler veriyor: “Hacettepe Üniversitesi Otomotiv Bölümü’nün kurulmasına öncülük ettik ve her türlü desteği sağladık. Bu bölümdeki öğrenciler şimdi hem Almanca hem İngilizce biliyor, en iyi laboratuarlarda eğitiliyor ve Mercedes fabrikalarında staj görüyorlar. Her yaz 500 öğrenciye staj imkanı sağlıyoruz. PEP’ten yararlanan yıllık öğrenci sayısı 50.” Şirketin staj için yakın ilişki kurduğu öğrenci sayısı, personel sayısıyla kıyaslandığında oldukça iyi bir oranda. Yakın ilişki şirkete seçim şansı veriyor.

YAKIN GELECEĞE BAKIŞ

En iyilerini seçmek ve rakiplere beğenilmeyenleri bırakmak her şirketin hayali. Araştırmada şirketlerin bir ila dört yıl sonrasında sahip olacağı insan kaynağı hakkında öngörüler içeriyor. En güzel olanı ise kısa vadede şirketlerin içinde bulundukları sektörlerin öğrenciler arasındaki popülaritesini tahmin edebilmek. “Bu değişim, ülkenin durumuyla, yeni mezunların kendilerini çoğunlukla barındırabilme oranlarıyla, kazanç imkanlarıyla yakından ilgili” diyor Likya Yönetim Akademisi İnsan Kaynakları Koordinatörü Gözde Berber Özbalaban ve Türkiye’de çok sık yaşanan krizlerin de değişimi tetikleyen temel bir unsur olduğunu altını çizerek; “Krize neresi tepki gösteriyorsa insan kaynağı o sektörlere doğru kayıyor” diyor. Dört yıla kadar uzanan tercihleri bilmek, şirketlerin farklı sektörlere yapacakları yatırımlarda aradıkları niteliklere sahip insan kaynağına ne kadar sürede erişebileceklerini ve bu nitelikli iş gücünün hangi üniversitelerde yoğunlukla eğitim görmekte olduğunu bilmelerine yardımcı olacak. Böylece şirketler, İK bütçelerinin net biçimde yapabilir ve doğru kaynaklara yönelerek tasarruf sağlayabilir.

AR-GE’YE DİKKAT

Tasarrufun miktarını etkileyebilecek önemli bir konu da, nitelikli iş gücünün yeteneklerini şirketlerin hangi departmanlarında değerlendirmek istediklerini bilmek. Böylece işe alım ve deneme süreçlerinde doğru karar verilmesi sağlanabileceği gibi insan kaynağının departmanlar arasındaki sirkülasyonu da azaltılabilir. Araştırma bir ila dört yıl arasında öğrencilerin en fazla hangi departmanlarda çalışmak istediğine de ışık tutuyor.

Finansçılar muhtemelen bu sonuçtan memnun olmayacak ama pazarlamacılar ve finansılar arasında yaşanan çekişmede pazarlamacılar bir adım öne geçecek gibi görünüyor. Pazarlama öğrencilerin en fazla çalışmak istedikleri departman olarak belirlendi. Bunu elbette mali işler ve finans departmanları izliyor. Ancak bu sıralamanın en ilgi çekici noktası Ar-Ge’nin yükselişi. Ar-Ge en fazla çalışmak istenen departmanlar arasında üçüncü sırada yer alıyor. İşte bu şirketlerin gerçekten dikkate alması gereken bir sonuç zira Türkiye’nin en büyük şirketlerinin bile Ar-Ge departmanlarının etkinliği sorgulanabilir durumda.

Ar-Ge departmanı sonucu Milenyum Kuşağı’nın şirketleri ürün/hizmet tasarımı, ürün/hizmet kalitesi ve ürün/hizmetlerin farklı ve benzersiz olması kriterlerine göre değerlendirmeleri sonucu belirlendi. Ürün/hizmet tasarımı en fazla Microsoft’u tercih edenler arasında önemli oldu. Fakat tercihlerin yüzde 49’u büyük ölçüde etkili seçeneğinde yoğunlaşıyor. Çok etkili olduğunu düşünenlerin oranı sadece yüzde 17. Ürün/hizmetlerin farklı ve benzersiz olması kriterinde iki seçenek arasındaki fark, Sabancı Holding dışındaki ilk beş şirkette göz çarpar nitelikte büyük. Sabancı Holding’i tercih edenlerin yalnızca yüzde 6’sının bu konuda fikir sahibi olmadığı sonucu, şirketin bu alanda soru işaretine neden olmayacak şekilde doğru bir imaj çalışması yürüttüğünü gösteriyor. Ve Milenyum Kuşağı, Sabancı Holding’in ve diğerlerinin çalışmalarını yakından takip ediyor.

Emine İnce / BusinessWeek Türkiye

Kategori HaberlerYorum (0)