Etiket arşivi | "eczacıbaşı"

ÇÖZÜMÜN PARÇASI OLMAK: CASEDAYS



Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Kulübü olarak 12.sini düzenleyeceğimiz “Casedays” aktivitesi ile dev şirketler okulumuza konuk oluyor. Her alana hitap eden yaşanmış ya da yaşanması muhtemel vakalarla, 14 Mart – 1 Nisan tarihleri arasında iş dünyasının simülasyonu Boğaziçi Üniversitesi Özger Arnas Salonu ve BTS Fuaye Alanı’nda gerçekleşiyor.

Casedays süresince çoğunlukla 3. ve 4. sınıf öğrencileri tarafından şirketlerin verdiği vakalara çözümler ve stratejiler üretilip sunumlar yapılıyor. Şirket yetkililerinden oluşan jürinin gözlemleri sonucunda 1. seçiliyor. Böylece ekipler arasında oluşan rekabet daha yaratıcı fikirlerin ortaya çıkmasını sağlıyor. Katılımcıların vakaya çözüm getirmelerinin yanı sıra; çözümün sunulması, takım çalışması, insan ilişkileri, liderlik vasfı gibi özelliklere de dikkat ediliyor.

Casedays ile alanlarında öncü şirketlerle öğrenciler arasında köprü kurmak ve öğrencilerin kariyerlerine başlamadan önce farklı sektörler hakkında bir ön bilgi edinmelerini sağlamak hedefleniyor. Casedays 2011 programı aşağıdaki gibidir:

14 Mart 2011

Pfizer – Pazarlamaya İlk Bakış Case
Saat: 13.00

BTS Fuaye Alanı

15 Mart 2011

Eczacıbaşı – Girişim Pazarlama Case
Saat: 12.00

BTS Fuaye Alanı

17 Mart 2011

Eczacıbaşı – Intema Case
Saat: 12.00

BTS Fuaye Alanı

18 Mart 2011
Finansbank – Marketing Case
Saat: 11.00
Özger Arnas Salonu

22 Mart 2011

Eczacıbaşı – EYAP Case
Saat: 12.00

Özger Arnas Salonu

23 Mart 2011

Eczacıbaşı- İpek Kağıt Case
Saat: 12.00

Özger Arnas Salonu

28 Mart 2011
Ernst&Young – Audit Case
Saat: 13.00
BTS Fuaye Alanı

29 Mart 2011

Yıldız Holding – Marketing Case
Saat: 11.00

Yer: Özger Arnas Salonu

31 Mart 2011

Peppers&Rogers – Consulting Case
Saat: 12.00

BTS Fuaye Alanı

Siz de kariyeriniz için doğru adımları atmak ve çözümün parçası olmak istiyorsanız hepinizi Casedays 2011′e bekliyoruz!

* Katılım ücretsiz olup, başvurularınız için www.buik.boun.edu.tr adresinden başvuru formunu doldurmanız yeterlidir.

 

Kategori HaberlerYorum (0)

Genç İnsan Kaynakları Uzmanları Bir Arada “GençİK”


Birçok şirketin İnsan Kaynakları departmanında görev alan İK Uzmanlarının oluşturdukları GençİK platformu üyeleri, oluşumlarını Businews’a anlattı.

GençİK platformunu oluşturma fikri nasıl ortaya çıktı?

Grubumuz 2007’den bu yana faaliyet göstermekte olan, farklı sektörlerden genç insan kaynakları profesyonellerinin oluşturduğu bir platformdur.  Her ay aramızdan farklı birinin evsahipliğini yaptığı toplantılarda benchmark çalışmaları yapıyor; projelerimizi paylaşıyoruz.

Yola çıkış amacımız, çalıştığımız firmalardaki insan kaynakları uygulamalarını kıyaslamak, farklı sektörlerdeki yenilikleri görmek ve belli başlı güncel mesleki kavramları tartışmaktı. Ancak 2009 başından bu yana, biz de değişimin gerekliliğini fark ettik ve proaktif bir platform olma yolunda ilk adımlarımızı attık.

Hedef kitlenizdeki kişiler kimler?

Bizler yapmış olduğumuz beyin fırtınaları sonucunda faliyetlerimizin kapsamını ve yönünü belirleyecek altı farklı iletişim ve etki grubu ortaya koyduk. Bu doğrultuda hedeflediğimiz kitleyi; üyelerimiz ve aktif çalışanlarımız, İK çevresinde söz sahibi olan dernekler ve medya kuruluşları, ulaşamadığımız ancak potansiyeli olan üyelerimiz, eğitim ve danışmanlık firmaları gibi tedarikçilerimiz, örnek aldığımız diğer kurumlar ve profesyonel yöneticiler olarak geniş bir çerçevede tanıtabiliriz.

Yakın dönemdeki ilk hedefimiz hem profesyonellere hem de henüz iş hayatlarına yön vermemiş üniversite öğrencilerine sesimizi duyurabilmek. Böylelikle İnsan Kaynakları Yönetimi kavramının bilinirliğini arttırıp, önemini vurgulamış olacağız.

Değişim ve gelişim için ne tür hazırlıklar yapıyorsunuz?

Yaklaşık 20 kişilik bir ekip olarak çalışıyoruz ancak bu yıl içinde bizimle birlikte çalışmak ve gelişmek isteyen yeni arkadaşlarımızla birlikte büyümeyi hedefliyoruz.

Şu an için oluşturmuş olduğumuz bir takım çalışma gruplarımız var. 2009 yılından bu yana birçok eğitim firmasıyla görüşme fırsatımız oldu. Birçoğundan gelişimimiz için destek aldık ve almaya devam ediyoruz. Bizlere bugüne kadar Origo İnsan Kaynakları, United, Dale Carnegie, Realta, Dinamo Eğitim gibi alanında uzman firmalar destek oldu. Aramızdan dört kişi Realta’nın düzenlediği GMC simülasyon çalışmasına katıldılar. Geçen yıl iki arkadaşımız Koç Üniversitesi’nde çalıştıkları firmalardaki İnsan Kaynakları uygulamalarını aktaran bir sunum yaptılar.  Böylelikle hedeflediğimiz üniversite öğrencilerine doğru bir adım atmış olduk. Web sitesi tasarımı, üyelik sistemi, benchmark için mail grubu çalışmalarımız devam etmektedir. En son Nisan başında 1980 sonrası doğan ve şu an iş hayatında hızla ilerleyen bizler, yani “Y kuşağı” hakkında, konunun uzmanı Evrim Kuran’dan bir eğitim aldık. Kendimizi bir başkasından dinlemek hepimizde gerçekten bir farkındalık yarattı ve daha genç arkadaşlara yönelik gerçekleştirmek istediğimiz projeler için bizi daha çok teşvik etti, birşeyleri değiştirebileceğimize dair inancımız arttı. Önümüzde daha birçok proje var, hepsi için ayrı bir heyecan duyuyoruz.

“Y kuşağı” olarak adlandırılan ve sizlerin de içinde yer aldığı yeni çalışan nesil hakkında neler düşünüyorsunuz?

Bizler biraz daha esnek ve serbest çalışmayı seviyoruz. Geleneksel organizasyon yapısının dışında biraz daha inisiyatif alabilen, karar yapısının daha çabuk ilerlediği, hızlı ve yaratıcı yapıların içinde yer almayı istiyoruz. Araştırmalar incelendiğinde “Y Kuşağı” çok daha  sorgulayıcı, kariyer yolunu çok daha net görmek istiyor, kendisine de söz hakkı verilsin istiyor. Bu istekler kurum içinde gerçekleşmeyince ortaya mutsuz çalışanlar çıkmış oluyor. Bu durumda hem “Y Kuşağı” olup hem de İnsan Kaynakları fonksiyonunda yer almak çok daha zorlaşıyor. Çünkü hem kendi motivasyonunuzu yüksek tutmak zorundasınız hem de sizinle aynı kuşaktan olan, diğer fonksiyonlarda yer alan takım arkadaşlarınızın motivasyonlarını yüksek tutacak yöntemler geliştirmek zorundasınız.

Sizce organizasyonlarda “Y Kuşağı”na yönelik nasıl çalışmalar yapılmalı?

Y kuşağını organizasyonda tutabilmek ve ondan maksimum faydayı sağlayabilmek için beklentileri çok iyi analiz etmek gerekir. Öncelikle otorite kavramı yerine daha katılımcı yönetim biçimleri geliştirmek, kuralcı olmak yerine yenilikçi olmayı benimsemek bizlerin daha motive çalışmasını sağlar. Aslında “Y Kuşağı” olarak ne istediğimizi bildiğimiz için bu konuda fikir üretmemiz, yöneticilerimize göre daha kolay olacaktır. Örneğin proje bazlı/süreli çalışma koşulları yaratmak, motivasyonu arttırıcı eğitimler düzenlemek, kişisel gelişime destek olmak, kariyer yollarını çizip somut olarak önlerine koymak, arkadaş gibi yaklaşıp, bireysel hedeflerini şirket hedefleri ile uyuşmasını sağlayarak “kazan-kazan” ilişkisi yaratmak, özetle girişimciliği ön planda tutmak genç kuşağın sadakatini oluşturmayı ve maksimum verimi elde etmeyi  sağlayacaktır.

“Y Kuşağı” çalışanlar, bizden bir önceki kuşak olan “X Kuşağı” yöneticilerimiz tarafından çoğu zaman hayalperest olarak algılanabiliyor. Biz aslında sadece birşeyleri değiştirebilmemiz için fırsat verilsin istiyoruz.  GençİK oluşumu da bu anlamda “Y Kuşağı”nın buluşma platformu olarak düşünülebilir. Belki hali hazırda İnsan Kaynakları alanında faaliyet gösteren derneklerin çatısı altında kendimize yer bulabilirsek, bu isteğimizi çok daha kolay gerçekleştirebiliriz. Günümüzde İnsan Kaynakları organizasyonlar içinde destek fonksiyon olma durumundan sıyrılıp, çok daha stratejik bir fonksiyon olma yolunda giderken, bizler de bu sistemin birer parçası olarak taze fikirlerimizle bu süreci hızlandırmayı hedefliyoruz.

Y kuşağı İK’cıların karşılaşabilecekleri zorluklar neler olabilir?

Y kuşağını tanımlarken, eskiye oranla daha hareketli, düşündüğünü direkt olarak söyleyen, farklılıklara ihtiyaç duyan, operasyonu uygulamaktan ziyade akışı yönetmek isteyen bir nesilden bahsediliyor. Hal böyle olunca, Özellikle “olgunluk” kavramının ön planda olduğu İK’da kariyer, Y nesli için zorlayıcı bir hal alıyor. Özellikle nesil çatışmaları, kuralları nispeten bir pazarlama departmanına göre daha belli ve yer yer durağan olabilen bu departmanda daha sık görülüyor. Bizler de, hem içimizdeki yenilikçi ve akıntıya karşı durabilen gücü koruyup hem de ülkemizde İK’ya bakış açısını değiştirmeye çalışıyoruz. Bunun için kendimizi geliştirerek güçlü yönlerimizi daha görünür kılıyor, yaptığımız şeylerin sonuçlarını ispat ederek departmanın ve dolayısıyla bizlerin daha da değer kazanmasını hedefliyoruz.

Tüm bunların yanında, kendi neslimizdeki diğer kişilerin de hem mutlu olabilecekleri hem de değer yaratabilecekleri bir ortam sağlamakla yükümlüyüz (bunu başarmak eskisinden kat kat daha zor) , bu bizim varolma nedenimiz. Bu yüzden, her zamankinden daha çok araştırma ve uygulamaya, birbirimizden öğrenmeye ve Y neslinin özellikle önem verdiği “topluma fayda” çalışmalarına odaklanmamız gerekiyor.

GençİK’nın sosyal sorumluluk olarak hedefledikleri çalışmalar nelerdir?

Bizler “Y Kuşağı” olarak, “Y Kuşağı”na yönelik projeler gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Üniversitelerin kariyer günlerine katılarak İnsan Kaynakları fonsiyonun önemini ve iş alanlarını genç arkadaşlarımızla paylaşmak istiyoruz. Mülakat teknikleri, cv oluşturma gibi konularda kendilerine destek olarak; son sınıf ve lisansüstü öğrencilerine yönelik işe yerleştirme, okurken çalışmak isteyen öğrencilere yönelik stajyer havuzu oluşturma projelerini hızla hayata geçirmeye başlayacağız.

Yeni mezun, bir çok başarılı ve istekli arkadaşımızın hızla bizlere yetiştiği inancındayız. Grubumuza gönüllü olarak katılacak, takımımız içinde yer alacak yeni arkadaşlarımıza her zaman açığız. Eğer aramıza katılmak isteyenler olursa Facebook’ta yer alan GençİK grubumuza mesaj atarak bize ulaşabilirler.

Ayaktakiler Soldan Sağa: Selin Derya (Ezcacıbaşı), İrem Gökçel (FritoLay), Nesligül Şakrak (Tofaş), Tuba Gündoğdu (MSD İlaçları), Güldane Yılmaz (DHL), Furkan Aşkın(Avea)

Oturanlar Soldan Sağa: Özgecan Okan (MSD İlaçları), Serap Bostan (Boehringer-Ingelheim), Fatih Ayhan (Anadolu Grubu), Simge Sezer (Realta)

Kategori Haberler, RöportajYorum (2)

Sosyal Sorumluluk Projeleri Hem Topluma Yarıyor Hem de Şirketlere


Sosyal sorumluluk projeleri şirketlerin marka bilinirliğini artırmadaki en önemli kozlardan biri haline geldi. Kimi okul açıyor, kimi diş fırçası dağıtıyor, kimi tarihe saygı gösteriyor, kimi ise kansere savaş açıyor. Bundan hem toplum hem de şirket fayda sağlıyor.

Küresel rekabette daha büyük pazar payına ve marka bilinirliğine ulaşarak rakiplerinin bir adım önüne geçmek için büyük bir mücadele veren şirketlerin son dönemdeki gözdesi sosyal sorumluluk projeleri. Sosyal sorumluluk projeleri şirketlerin marka bilinirliğini artırmadaki en önemli silahlarından biri haline geldi. Kimi okul açıyor, kimi diş fırçası dağıtıyor, kimi tarihe sahip çıkıyor, kimi ise kansere savaş açıyor…

Şirketlerin birbiri ardına hayata geçirmeye başladığı sosyal sorumluluk projeler öyle bir boyuta ulaştı ki bu alanda yapılan harcamalar artık bilançolarda milyon dolarlık kalemler olarak yerini aldı.

Türkiye’de aralarında Zorlu Holding, Koç Grubu, Sabancı Grubu, Turkcell, Sanko Holding gibi büyük şirketlerin de aralarında bulunduğu birçok firmanın sosyal sorumluluk projeleri bulunuyor. Şu anda üzerinde çalışılan sosyal sorumluluk projelerinin sayısı ise 100′e yakın.

Türkiye’de sosyal sorumluluk projelerinin ulaştığı boyut resmi olarak bilinmese de tahminler 750 milyon ile 1 milyar dolar civarında olduğu yönünde.

Günah çıkarma mı?

Sosyal sorumluluk kavramı 1980 sonrası daha sık kullanılmaya başlansa da geçmişi 1950′lere kadar dayanıyor. Bir İngiliz düşüncesi olarak ortaya atılan kavram, daha sonra OECD’ye üye ülkeler tarafından geliştirildi. Bugün, başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere Avrupa Birliği (AB), Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlar tarafından yayımlanan bildirilerde (OECD Guidelines, EU Principles Brussels, UN Global Compact) sık sık öneminden bahsediliyor. Ancak firmaların gerçekleştirdiği sosyal sorumluluk projelerine yönelik “şirketler kepçeyle aldıklarını kaşıkla veriyor” ya da “günah çıkarıyorlar” eleştiriler de mevcut.

Yapılan bu eleştirilere katılanlardan biri de ünlü iktisatçı Milton Friedman. Friedman, 1970 yılında New York Times’da yazdığı bir makalesinde şirketlerin sosyal sorumluluk projelerini karlarını artırmak için yaptığına dikkat çekiyor. Friedman’a göre, sadece insanlar sorumluluk sahibi. “Kurumlar yapay bir insan olduğu için sorumlulukları da yapaydır. Şirketlerin de bütün olarak, böyle belirsiz bir konuda sorumluluk sahibi olduğu söylenemez” diyor.

Şirketlerin sosyal sorumluluk projeleri AB Komisyonu’nun da üzerinde durduğu güncel konulardan biri. Bu konuda Lizbon’da strateji çiziliyor ve ülkeler de mevzuatlarını buna uygun hale getiriyor. “The Green Paper” adı verilen bu çalışma kapsamında kurumlar mali performanslarının yanı sıra, çevre ve toplum için yaptıkları açısından da raporlanacak.

Markaya değer katıyor

Sosyal ve sorumluluk kelimeleri ilk okunduğunda toplumsal ya da topluma dair bir ifadeyi çağrıştırsa da bir o kadar markaya katma değer sağlıyor. Çevreden, eğitime, sağlıktan yoksulluk problemine kadar geniş bir alanda projeler, çok uluslu şirketlerde uzman danışmanlar eşliğinde seçiliyor, markaya neler kazandıracağı, satışları ne kadar artıracağı hesaplanarak hayata geçiriliyor.

Sosyal sorumluluk projeleri, Türkiye’de de özellikle son yıllarda büyükten küçüğe birçok firmanın literatürüne ve bütçe kalemlerine girmiş durumda. Bunlar çok geniş ölçekte uygulanan ve büyük miktarlar ayrılarak yapılan projelerden daha yerel ve bölgesel projelere kadar uzanıyor. Bu kadar geniş kapsamlı uygulanan projelerin giderleri ve reklam harcamaları da bir o kadar büyük. Öyle ki, bazı projelerin reklam ve tanıtım harcamaları projenin esas maliyetinin çok üstüne çıkabiliyor. Uzmanlara göre Dünya Bankası, OECD, IMF gibi kurumların sosyal sorumluluk çalışmalarına verdikleri önemin artması ve bunu hemen hemen her raporlarında dile getirmesi şirketlerin bu alana yapacakları yatırımları da artıracak.

Eğitim ve sağlık gözde

Türkiye’de de şirketler sosyal sorumluluk projelerinin şirketlerine ve markalarına katacağı değeri ölçmek için çeşitli araştırmalar yapıyor. ERA Research & Consultancy Kurucu Ortağı Elvan Oktar, yaklaşık 3 yıldır sosyal sorumluluk projeleri ve bu projelerin kamuoyu nezdinde algılanmasının ölçümlenmesi konusunda çeşitli araştırmalara ve çalışmalara imza atıyor. Oktar, şirketlerin en fazla “A firması çok az bütçeli bir sosyal sorumluluk projesi yapıyor, bizim firmamız onun 2 misli para harcıyor, nasıl oluyor da A firması sosyal sorumluluk alanında daha başarılı bulunuyor?” sorusu ile karşı karşıya kaldığını söylüyor.

Oktar, “Sosyal sorumluluk projelerinin kamuoyu nezdindeki etkisi birçok dış faktörle de bağlantılı. Burada etkin olan sadece projenin tasarımı ya da ayrılan bütçe değil. En önemli faktör ise doğru tanıtım” diyor.

Sosyal sorumluluk faaliyetlerinin toplumsal duyarlılıklarla da paralel olması gerektiğini belirten Oktar, şöyle “Kamuoyunu ilgilendiren ve eğitim, sağlık gibi ihtiyaç duyulan bir proje üzerinde çalışıldığı takdirde markaya getirisi daha fazla oluyor” diyor ve ekliyor, “Aksi takdirde çok yüksek bir geri dönüş beklemek doğru olmaz.”

Oktar’ın dikkat çektiği bir diğer nokta ise sosyal sorumlulukta sürdürülebilirlik… “Sürekli olmayan bir faaliyet ne kadar önemli olursa olsun zaman içinde unutulacaktır” diyen Oktar, sosyal sorumluluk faaliyetlerinin şirketlerin iş alanıyla bağdaştırılması gerektiğine de dikkat çekiyor.

Yaptığı araştırmada Türk halkının sosyal sorumluluk projelerine duyarlılığının her geçen gün arttığı sonucunun çıktığını söyleyen Oktar, şöyle devam ediyor:

“Halkın yüzde 75′i kurumların sosyal sorumluluklar konusunda tanıtım yapmaları gerektiği görüşünde. En başarılı bulunan sosyal sorumluluk projeleri ise genellikle eğitim ya da sağlık alanında. Bu da toplumsal sorunların başında bu iki konunun olmasından kaynaklanıyor. Toplum firmalardan en fazla eğitim ve sağlık konularında projeler bekliyor.”

Hüsranla sonuçlanan projeler

Topluma sağlayacağı faydanın yanı sıra hayat geçirilirken markaya neler kazandıracağı, satışları ne kadar artıracağı da hesaplanan sosyal sorumluluk projeleri, her zaman istenilen sonuçları vermiyor.

Almanya piyasasında hem ucuz markalarla mücadele etmeyi, hem de üçüncü dünya ülkelerinde yaşayanlara yardım etmeyi amaçlayan Kellogg’s'un hayata geçirdiği proje gibi… Uluslararası şirketlere sosyal sorumluluk danışmanlığı yapan Marjorie Thompson, bu noktada şekerleme üreticisi Cadburry’nin hayata geçirdiği sosyal sorumluluk projesine dikkat çekiyor. Thompson’a göre, Cadburry’nin çikolata tüketimini artırmak için okullardaki basketbol turnuvalarına sponsor olması başarısız örneklerden biri. ABD’deki tüketici dernekleri, çocukların yedikleri çikolatanın kalorisini yakmak için 4 saat boyunca basketbol oynamaları gerektiğini ortaya çıkarınca sonuç hüsran olmuş.

Uluslararası şirketlerin hayırseverliği

Phillip Moris: 2005 yılında 70 farklı ülkede toplam 28 milyon dolardan fazla yardımda bulundu.

2005 yılında 70 farklı ülkede toplam 28 milyon dolardan fazla yardımda bulundu.Coca Cola: Şirket, 2005 yılında toplumsal yatırım programları kapsamında 76 milyon dolarlık harcama yaptı.

Şirket, 2005 yılında toplumsal yatırım programları kapsamında 76 milyon dolarlık harcama yaptı.Microsoft: Geçtiğimiz yıl çeşitli ülkelerdeki sosyal sorumluluk projelerine 40 milyon dolar aktaran Microsoft, kar amacı gütmeyen 5 bin organizasyona 224 milyon dolar değerinde bilgisayar yardımında bulundu.

Geçtiğimiz yıl çeşitli ülkelerdeki sosyal sorumluluk projelerine 40 milyon dolar aktaran Microsoft, kar amacı gütmeyen 5 bin organizasyona 224 milyon dolar değerinde bilgisayar yardımında bulundu.Gilette: 5 milyon dolara Kanser evleri kurdu.

5 milyon dolara Kanser evleri kurdu.Türkler en çok eğitim projesi istiyor

Metro Grup’un desteği ile 2005 yılında Strateji GFK Araştırma Şirketi’nin yaptığı bir araştırmaya göre Türk halkı en çok eğitim alanında sosyal sorumluluk projeleri yapılmasını istiyor. 20 ilde 15 yaş ve üzeri bin 335 kişi ile görüşülerek yapılan araştırmada görüşme yapılan kişilerin yüzde 29,9′u şirketlerin eğitim ve öğretime yatırım yapmasını istiyor.

Sağlık ve sağlık hizmetlerine öncelik verilmesi gerektiğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 20,7. Görüşme yapılan kişilerden yüzde 11,9′u çevreye, yüzde 9,1′i hayır işlerine, yüzde 7,2′si çalışanlara, yüzde 4,7′si insan haklarına yönelik yatırım yapılması gerektiğini belirtiyor.

Araştırma, dünyada yükselen bir kavran olan “Kurumsal Sosyal Sorumluluk” çalışmalarının Türkiye’de nasıl uygulandığını ve halkın şirketleri hangi çalışmalarla özdeşleştirdiğini de ortaya koydu. Buna göre; Sabancı Holding, Koç Holding, Turkcell, Sanko Holding, Arçelik, Vestel, Ülker, Has Holding, Tofaş ve Doğan Yayıncılık eğitim ve öğretime verdikleri destekle anılıyorlar. Sağlık, çevre, spor, sanat, tüketici bilinci, çalışana destek, iş ahlakı, insan hakları” gibi “Kurumsal Sosyal Sorumluluk” konularının hepsinde başarılı görülen şirketler ise sırasıyla şöyle: Sabancı Holding, Koç Holding, Arçelik, Sanko Holding, Ülker, Turkcell, Vestel, Beko, Eczacıbaşı, Bosch, Doğan Holding.

Türkiye’de önde gelen sosyal sorumluluk projeleri

Turkcell

Kardelenler-Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları: Ailelerinin maddi yetersizliği nedeniyle öğrenimlerine devam edemeyen kız çocuklara eğitimde fırsat eşitliği sağlanıp genç kızların meslek sahibi ve ufku açık bireyler haline gelmeleri amaçlanıyor. Bu doğrultuda Türkiye genelinde 5 bin kız öğrenciye öğrenim bursu sağlandı.

Ailelerinin maddi yetersizliği nedeniyle öğrenimlerine devam edemeyen kız çocuklara eğitimde fırsat eşitliği sağlanıp genç kızların meslek sahibi ve ufku açık bireyler haline gelmeleri amaçlanıyor. Bu doğrultuda Türkiye genelinde 5 bin kız öğrenciye öğrenim bursu sağlandı.Doğan Holding

Aile İçi Şiddete Son

Kadınlar ve çocuklara karşı aile içindeki şiddet uygulamalarını sonlandırmayı amaçlıyor. Kampanyanın en önemli ayaklarından birini bir eğitim projesi oluşturuyor. Şehirleri semt semt dolaşan eğitim otobüsleri, binlerce kadın ve erkeğe eğitim veriyor. Büyük bir gönüllü topluluğu ise, kadınlara şiddete maruz kaldıklarında yapmaları gerekenleri, başvurabilecekleri yerleri anlatıyor.

Baba Beni Okula Gönder

Milliyet gazetesinin kız çocuklarının okula kazandırılması amacıyla başlattığı proje kapsamında şu anda öncelikli olarak 19 ilde çalışmalar yürütülüyor. Bu illerde kız yurtları yapılıp, kız çocuklarına eğitim bursları sağlanıyor. Kız çocuklarını okula göndermek istemeyen ailelerin ikna edilmesine çalışılıyor.

Koç Holding

-Ülkem İçin

Bu projesi ile, engelliler için çocuk parkı yapmak, okul tadilatına, laboratuvar kurulumun, bilgisayar bağışına ve kütüphane yapımı gibi bir çok sosyal sorumluluk projesi, Koç Topluluğu bayilerinin gönüllü katkılarıyla gerçekleştiriliyor. Topluluk şirketleri, çalışanları ve bayileri 81 ilde250′ye yakın sosyal sorunluluk projesi gerçekleştirdi.

ile, engelliler için çocuk parkı yapmak, okul tadilatına, laboratuvar kurulumun, bilgisayar bağışına ve kütüphane yapımı gibi bir çok sosyal sorumluluk projesi, Koç Topluluğu bayilerinin gönüllü katkılarıyla gerçekleştiriliyor. Topluluk şirketleri, çalışanları ve bayileri 81 ilde250′ye yakın sosyal sorunluluk projesi gerçekleştirdi.- Meslek Lisesi Memleket Meselesi

Bu kampanya ile başta devlet ve özel sektörün konuya ilgisini çekip mesleki eğitimin özendirilmesini amaçlıyor. Kampanya kapsamında çeşitli illerdeki meslek liselerinin alet, teçhizat ihtiyaçları karşılanıyor, öğrencilere Koç Holding bünyesindeki şirketlerde staj imkanı sağlanıyor.

Arçelik

Eğitimde Gönül Birliği

Türkiye genelindeki yatılı ilköğretim bölge okullarından 200 bin öğrenci ve 6 bin öğretmene ulaşılması amaçlanan proje ile öğrencilerin eğitim ve gelişim standartlarının yükseltilmesi amaçlanıyor. Projenin “Gönüllü Aile Birliği Platformu”, “Öğrenci Bireysel Gelişim Programı”, “Öğretmene Destek ve Eğitim Programı”, “Onlar da Çocuktu” ve “Arçelik Eğitim Bursu” gibi alt projeleri bulunuyor.

Aygaz

Dikkatli Çocuk Kampanyası

Okullar ziyaret edilerek ilköğretim çağındaki çocukların yangın, deprem, trafik, ilk yardım ve ev kazalarına karşı bilinçlendirilmesi amaçlanıyor.

Aygaz Ev Kazalarına Karşı Uyarıyor

Bu sosyal sorumluluk kampanyası, acil vakaların üçte birini oluşturan ev kazaları konusunda halkı bilinçlendirmeyi amaçlayan bir proje. Türkiye çapında düzenlediği seminerlerle ev kadınlarını ev kazaları ve LPG kullanımı konusunda bilgilendirildi. Kampanyanın daha geniş bir kitleye ulaştırılması için, web sitesi ve danışmanlık hattı kuruldu, isteyen herkese gönderilen Ev Kazaları Başucu Kitabı hazırlandı.

Sabancı Holding

Brisa- Farım da Açık Yolum da

Brisa’nın Bridgestone markası ile yürüttüğü bu kampanya, dünyanın en iyi sosyal sorumluluk projesi ödülünü aldı. Trafik kazalarının önüne geçilmesi amacıyla başlatılan sosyal sorumluluk projesi kapsamında, önce İstanbul’da daha sonra diğer illerdeki benzin istasyonlarına gelen sürücülere tek tek gündüz farının yararları anlatıldı. Otomobillerine diğer sürücülere örnek olması için “Farım da hep açık yolum da” yazılı sticker’lar yapıştırılarak bilinç oluşturulması amaçlandı.

Doğuş Holding

Doğuş Otomotiv- Trafik Hayattır

Kampanyasıyla toplumu trafik kurallarına karşı bilinçlendirmeyi hedefliyor. Doğuş Çocuk ve Doğuş Otomotiv, çocukların araç içi can güvenliğinin sağlanması ve ölüm-yaralanma oranlarının azaltılmasını hedefleyen “Arka Koltuk Benim” projesinin devamı olan kampanyada özellikle televizyon reklamlarıyla çocukların arka koltukta oturtulması, kırmızı ışıkta durulması gibi temel trafik kurallarına uymalarını sağlamayı amaçlıyor.

HSBC

HSBC Gönüllüleri Projesi

HSBC Gönüllüleri projesi ile, 3 yılda 30 bin çocuğa ulaşarak farklı ihtiyaçlarının karşılanmasını sağladı. Yoksul bölgelerdeki okullara bilgisayar, kitap, soba, mobilya yardımının yanı sıra, okulların boya, badana ve tadilat işlerini de üstleniyor. Ayrıca çocuk esirgeme kurumlarındaki kimsesiz çocuklara kıyafet, oyuncak yardımının yanı sıra çocukları tatile, tiyatroya veya yemeğe götürme gibi faaliyetlerle toplumla bütünleşmelerini sağlamayı amaçlıyor.

Opet

Temiz Tuvalet Kampanyası

Türkiye’de yapılan en uzun soluklu sosyal sorumluluk projelerinden. Proje kapsamında eğitim vermeye devam eden OPET Eğitim Ekibi, yurt genelinde 72 ili gezerek 1 milyon kilometre yol katetti. bin 700 saat eğitimle 300 binin üzerinde kişi doğru ve temiz tuvalet kullanımı konusunda bilgilendirildi.

P&G

Prima Bilinçli Anne Sağlıklı Bebek

Bebeklerin sağlıklı gelişmesi ve büyümesi konusundaki toplumsal bilinci yükseltmeyi hedefleyen proje ile yeni doğum yapmış annelerin bilinçlendirilmesi ve eğitimi, annelerin sağlık hizmetlerine talebinin artırılması, bebek ve çocuk ölümlerinin azaltılması, erken çocukluk döneminde gelişimin desteklenmesi ve yaşam kalitesinin artırılması amaçlanıyor. Bebeklerin doğdukları ilk anlarda hastanede yanlarında olunarak ailelere, bebeklerinin sağlıklı gelişimine yönelik temel bakım ve sağlık bilgileri proje ekibi tarafından yüzyüze verilerek, “Bilinçli Anne Sağlıklı Bebek” eğitim kitapları dağıtılıyor

Avon

Meme Kanserine karşı Bilinçlendirme Mücadelesi

Avon kampanyasının Türkiye ayağını oluşturan çalışmalar sonunda oluşturulan fonlarla devlet hastanelerine mamografi cihazları bağışlanıyor. Kadınlar hastalık ve mücadele yöntemleri konusunda bilinçlendiriliyor.

Kariyerinfo.com

Kategori KSSYorum (0)

2009′un En Gözdeleri


“Türkiye’nin En Gözde Şirketleri” Araştırması 2009′da ilk defa gerçekleştirilerek büyük yankı uyandırmış, özellikle üniversite gençlerinin şirketlere olan eğilimlerini detaylarıyla yansıtması açısından farklılaşmıştı. Araştırma 2010 yılında da yapılmaya devam edilirken 2009 sonuçlarını hatırlamakta fayda var. Bir yıl aradan sonra öğrencilerin şirket algısının ne yönde değiştiğini böylece daha iyi anlayabileceğiz.

Realta tarafından yapılan, “Türkiye’nin En Gözde Şirketleri” 2010 Araştırması’na hala katılmadıysanız aşağıdaki linklerle araştırmaya ulaşabilirsiniz. Araştırma Mart sonuna kadar devam ediyor!

http://www.engozdesirketler.com/

http://apps.facebook.com/engozdesirketler/

Türkiye’nin En Gözde Şirketleri 2009

87 üniversitede öğrenimine devam 19 bin 894 öğrenci Türkiye’nin en gözde şirketlerini ve sektörlerini seçti.

Şimdiye kadar tatminkar bir cevap verilemeyen ancak krizle birlikte kritik önemi artan bu sorulara, bağımsız yetenek gelişim şirketi Realta’nın ilk kez bu yıl; 19 bin 894 üniversite öğrencisinin tercihleriyle hazırladığı “Türkiye’nin En Beğenilen Şirketleri 2009” araştırmasıyla ışık tutuyor.

1. TÜRKİYE’NİN EN GÖZDE ŞİRKETLERİ

Koç Holding
Sabancı Holding
Türkiye İş Bankası
Türkiye Garanti Bankası
Microsoft
Zorlu Holding/Mercedes Benz
Eczacıbaşı Holding
Doğan Holding
Yapı ve Kredi Bankası
Doğuş Holding

2. TÜRKİYE’NİN EN GÖZDE SEKTÖRLERİ

Holding
Bankacılık / Finans
Bilişim
Otomotiv
Havayolu
Telekom / Haberleşme
İlaç
Gıda
Kargo/Lojistik
İnşaat

3. ÖĞRENCİLERİN EN FAZLA ÇALIŞMAK İSTEDİKLERİ DEPARTMANLAR

Pazarlama
Mali İşler/ Finansman
AR-GE
İthalat / İhracat
İnsan Kaynakları
Bilgi Teknolojileri
Satış
Halkla İlişkiler
Eğitim
Üretim

4. TÜRKİYE’NİN EN GÖZDE ŞİRKETLERİ

HOLDİNG
Koç
Sabancı
Zorlu
BANKACILIK / FİNANS
İş Bankası
Garanti Bankası
Yapı Kredi Bankası
BİLİŞİM
Microsoft
IBM
Intel
KARGO/LOJİSTİK
UPS
DHL
Fed-Ex
OTOMOTİV
Mercedes
Toyota
Ford
HAVAYOLU
THY
Pegasus
Atlasjet
GIDA
Coca-Cola
Ülker
Nestle
İNŞAAT
ENKA
Limak/Polat
Tepe/Nurol

5. ÖĞRENCİLERİN ÖMÜR BOYU ÇALIŞMA İSTEDİKLERİ ŞİRKETLER

Koç Holding
Sabancı Holding
Türkiye İş Bankası
Mercedes Benz
Microsoft

6. ÖĞRENCİLERİN İLERİSİ İÇİN REFERANS OLARAK GÖRDÜKLERİ ŞİRKETLER

Akbank
Finansbank
Türkiye Garanti Bankası
Çukurova Holding
Doğan Holding

7. GÖZDE ŞİRKETLERİ SEÇEN ÖĞRENCİLERİN TERCİHLERİNİ ETKİLEYEN TEMEL FAKTÖRLER

A. “KURUM KİMLİĞİNİN” ÖĞRENCİ TERCİHLERİNE ETKİSİ

Görsel Kimlik

A8 Logosu / amblemi
A9 Renkleri
A10 Şube/birimlerinin tasarımı
A11 İnternet sitesinin tasarımı
A12 Ürün/hizmetlerinin tasarımı
A15 Çalışanların giyimleri/dış görünüşleri
A16 Yöneticilerin giyimleri/dış görünüşleri

Kurumsal Kimlik

A1 Kurucusunun kişilik özellikleri, benimsediği ilkeler
A2 Misyonu (varoluş nedeni)
A3 Vizyonu (gelecekte ulaşmak istediği nokta)
A4 Geçmişi (geçmişteki olumlu olaylar)
A5 Yönetici ve çalışanları tarafından paylaşılan değerler
A6 Milliyeti (merkezinin bulunduğu ülke)
A7 Yöneticilerinin dünya görüşü

Kurumsal Strateji

A13 Ürün ve hizmetlerinin kalitesi
A14 Ürün ve hizmetlerinin farklı ve benzersiz olması
A17 Hitap ettiği müşteri kitlesi
A21 Girişimci ruhu/yapısı

Rekabetçi Konum

A18 Büyüme hızı
A19 Mali/finansal gücü
A20 Karlılık düzeyi

Kurumsal Sosyal Sorumluluk

A22 Sosyal sorumluluk anlayışı
A23 Etik (ahlaki) standartları
A24 Çevre politikası

Araştırmada ölçümlenen diğer faktörler
B. “ÇALIŞMA ORTAMININ” ÖĞRENCİ TERCİHLERİNE ETKİSİ

Fiziksel Çalışma Ortamı
Yönetim Stili
Sosyal Çalışma Ortamı

C. “KİŞİSEL GELİŞİM VE KARİYER İMKANLARININ” ÖĞRENCİ TERCİHLERİNE ETKİSİ

Ç. “ÜCRET VE İŞ GÜVENCESİNİN” ÖĞRENCİ TERCİHLERİNE ETKİSİ

8. GÖZDE ŞİRKETLERİ SEÇEN ÖĞRENCİLERİN TEMEL BİLGİ KAYNAKLARI.

a. “İlan ve Reklamların” öğrenci tercihlerine etkisi
b. “Basında Yer Alan Haber ve Yazıların” öğrenci tercihlerine etkisi
c. “Çevrenin” öğrenci tercihlerine etkisi
ç. “Tanıtım Faaliyetlerinin” öğrenci tercihlerine etkisi
d. “Tanıtım Araçlarının” öğrenci tercihlerine etkisi

9. ÖĞRENCİLERİN İŞ YAŞANTISINDAN BEKLENTİLERİ

10. ÖĞRENCİLERİN TÜRKİYE’DEKİ STAJ UYGULAMALARI HAKKINDAKİ DEĞERLENDİRMELERİ

Kategori Haberler, SektörelYorum (0)

Kariyer Siteleri Kime Yarıyor?


İşe alımlarda insanların kişisel özelliklerine, farklılıklarına, potansiyellerine göre değerlendirilmelerinden yanayım. Etiketlerine göre değil. İnsanların iş yapabilme kabiliyetleri ya da taşıdıkları potansiyel 17-18 yaşında yaptıkları tercihlere bağlı olarak gittikleri üniversitelere göre ölçülemez. Aynı şekilde kariyerine çokuluslu bir şirkette başlamadı diye farklı, katma değerli ve başarılı işler çıkaramayacak diye bir şey de yok. İnsanları istatistiksel veri olarak değerlendirmek ne çalışanlara ne de iş verenlere yarar.

Kariyer.Net ve benzeri insan kaynakları siteleri, iş başvurularını değerlendirme işini orta ve küçük ölçekli şirketlerde dahil olmak üzere tüm işverenler için kolaylaştırıyor. Tüm özellikler veritabanındaki bir girdinin farklı başlıklardaki sütunlarını dolduruyor. Böylece iş veren, iş tecrübesi 5 yılın altında olanları ya da seçtiğim üniversitelerden mezun olmayanları gösterme deyip binlerce kişiyi bir anda eleyebiliyor. Hızlı ve verimli değil mi? Hayır! Bir sorunu en hızlı ve kolay yoldan çözmek her zaman en doğru sonuca götürmez. Guiness biranın reklamındaki sloganı hatırlarsınız belki; “Güzel şeyler beklemeye değer!”. Aynı şekilde insanlık tarihine baktığınızda yapılmaya değer olan şeylerin hiçbirzaman kolay olmadığını görürsünüz.

İnsanlar sadece istatistiksel veri olarak değerlendirildiğinde, insanın değişken ve fark yaratan doğası hiçesayılmış olur. Bebek Einstein’ı istatistiksel olarak değerlendiren biri geç konuşmaya başladığı için normalin altında bir zeka seviyesinin olduğunu söyleyebilirdi. Ve yanılırdı… İnsanları değerlendiriyorsan ve bunun için koca koca bütçeli insan kaynakları departmanlarımız varsa, istatistiksel verilerin yanında kişilerin kendilerini ve güçlü yanlarını anlatmalarına olanak tanıyacak, şu anki halinden biraz daha zaman alacak (ama buna değecek) sistemler geliştirmeliyiz kanaatindeyim.

Aksi halde ortaya şu sonuç çıkıyor;

Kariyer.Net’in kendi yaptığı ankette görülüyor ki, bu işveren için, işe alımları kolaylaştıran sistemde iş arayanların %11′i işe alınmış (%50’si mavi yaka) %22’si mülakata çağrılmış. %65′i mülakata dahi çağrılmamış.

Şimdi bu tablonun faturasını Kariyer.Net’e kesmek haksızlık olur. Ülkemizdeki aşırı emek arzının yarattığı doğal bir sonuç ancak %11 Türkiye için bile oldukça düşük bir oran. Son verilere göre 2009′un sonundaki işsizlik oranı 16.1, iş bulma oranı değil! Bunun yanısıra Türkiye şartlarını düşündüğümüz zaman, emeğe olan taleple, arz edilen emek arasındaki fark, işvereni avantajlı bir pozisyonda tutuyor. Zaten avantajlı olan işverene, internetten yapılan başvuruların çoğuna evsahipliği yapan Kariyer.Net gibi bir kolay eleme silahı sunulunca sonuç böyle oluyor.

Kariyer.Net’i suçlamıyorum. Kamu kuruluşu değiller, işveren ve iş arayan arasındaki dengeyi korumakla mükellef te değiller. Onlar sadece işverenlere İK departmanlarının işini hızlandıracak bir araç sunuyorlar. Onlar sadece aracı, başvuranların yüzde kaçının, ne derinlikle incelendiği onların problemi değil.

Ancak bu durum işverenlerin, şirketlerin problemi olmalı. Eğer işe aldıkları insanlardan çok memnunlarsa o zaman problem yok. Fakat çalışanlarının orada olma amacı sadece ay sonundaki maaşsa, işler sadece iş yapılmak için yapılıyorsa, sadece kapağına bakılarak alınan kitaplar gibi prestijli üniversitelerin bazı mezunlarından, okul/sınıf birincilerinden beklenen verim alınmıyorsa o zaman değerlendirme kriterlerini gözden geçirmenin zamanıdır. Şirketinize ve değerlerinize uygun, uzun süre verimli bir şekilde beraber çalışacağınız çalışanlarınız olsun istiyorsanız onları daha iyi tanımalısınız.

İşe alacakları insanları iyice tanımaya çalışan, onları kişisel özelliklerine göre değerlendiren, hatta şirkette yapacakları işi bir simülasyonla gösterip adayın hem  bu işi yapıp yapamayacağını hem de bu işten tatmin olup olmayacağını gösteren şirketler de var Türkiye’de. Eczacıbaşı işe alım süreci ve Avea’nın Kırmızı Kuşak programı bunun en güzel örnekleri. Kırmızı Kuşak programında, CV ler bir ön elemeden geçiriliyor, üniversite mezunu olmak gibi temel kriterleri sağlayıp sağlamadıklarını görmek için. Sonra IQ testine benzer bir sınavı adayların online olarak çözmesi sağlanıyor. Bu aşamalar geçildiğinde grup mülakatı süreci başlıyor. Binlerce kişiyle görüşüldükten sonra 500 e yakın kişiye Kırmızı Kuşak sıfatı veriliyor ve Avea merkez binasında yöneticilerin de katıldığı bir kokteyl ve sunumlardan oluşan şirket günlerine katılma fırsatı sunuluyor. Böylece programın içeriği ve şirket Kırmızı Kuşaklara tanıtılırken, şirket ve yöneticiler potansiyel çalışanlarla bire bir temas halinde olmuş oluyor. Daha sonra IdeAvea ve KampAvea gibi programlarla, adaylar projeleriyle yarışıyor, birbirleriyle ve şirket yetkilileriyle güzel bir otelde birkaç gün geçiriyorlar. Yapılan projelerle adayların yetkinlikleri birebir gözlemlenebiliyor ve ayrışan adaylara programın herhangi bir safhasında iş teklifi yapılıyor. Bu programda kendini geliştirmiş KTÜ’lü de kendini gösterme fırsatı buluyor Boğaziçili de… Etiketlerine göre değil kişisel yetkinliklerine ve özelliklerine göre değerlendiriliyorlar.

Tabi böyle büyük bir etkinliğe göre kariyer.net üzerinden, boğaziçi mezunları gelsin aralarından seçelim demek daha kolay daha maliyetsiz. Ancak marifet kolay olanı seçmekte değil. Çünkü kolay olan ne işverene ne iş arayana yaramıyor. Kariyer.Net ve benzeri İK siteleri birer araç, onları doğru kullanmaksa şirketlerin sorumluluğu. Çalışanların iyiliği için değil, kendi iyilikleri için. Daha çok çalışan almaları imkanlar dahilinde olmayabilir, ama çalışanlarını daha iyi ve özenli seçme imkanları her zaman var. Doğru çalışan doğru şirketle buluştuğunda çıkacak işlerin kalitesinin, işe alım sürecindeki sıkıntılara katlanmaya değer olacağını düşünüyorum.

Marketing Türkiye

Kategori HaberlerYorum (0)