2008, bankacılık sisteminin çöküşe geçtiği bir yıldı. Yılın son çeyreğinde yaşanmaya başlanan ekonomik kriz ile dünya ekonomisi alt üst oldu.
Bu krizden Türkiye de nasibini aldı. Ancak bu kriz Türkiye’ye, Amerikan ekonomisinde yaşattığı etkiyi yaşatmadı. Elbette bunun birçok sebebi var: Türk bankacılarının gerek 2001 krizindeki tecrübeleri, gerekse daha temkinli hareketleri tüm dünyada ilgiyle takip edildi. 2001 krizinde edinilen tecrübeler ile aynı hataya bir kez daha düşülmesi engellenmeye çalışıldı. Öyle ki, Oxford Üniversitesi James Martin 21’st Century School Direktörü Dr. Ian Goldin, Türkiye’nin kriz yönetimi konusunda ileri seviyelere ulaştığını belirtti.
Aslında kriz, Türkiye’yi güçlü devlet yaptı. The Future Laboratory isimli bağımsız araştırma kuruluşu tarafından hazırlanan “Geleceğe Dayanıklı Avrupa” araştırmasına göre, Türkiye küresel kriz ortamında yüksek performans sergileyen beş Avrupa ülkesinden biri oldu. Çalışmada Türkiye, Fransa, Almanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti yeni güçlü devletler olarak nitelendirildi.
Eski Uluslararası Para Fonu (IMF) Başekonomisti Simon Johnson, İngiltere’nin borç problemiyle karşı karşıya bulunan Yunanistan ve İspanya ile aynı kategoride görülebileceğini söyledi. Simon’a göre, Avrupa’nın hasta adamı İngiltere’nin bütçeyi yakın gelecekte kontrol altına alacağına ve güvenilir adımlar atacağına dair ikna edici çalışmalar yapması gerekiyor.
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ise Yunanistan ve İtalya’nın, Türkiye kadar açık olmadığını dile getirdi. Türkiye’nin bu krizi, en hafif yaralarla atlatma başarısını ise politikasını açık seçik bir şekilde ortaya koymuş olmasına bağladı.
IMF ile yaptığımız görüşmelerden de henüz bir sonuç alınamadı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, “Eğer Türkiye bu krizden bu kadar büyük darbe yediyse, nasıl oluyor da daha önceki krizlerde olduğu gibi IMF’ye gidip el açmadık? Son bir yıl içinde 22 ülke, bunların içinde AB üyesi olan ülkeler de var, IMF’nin kapısını çaldı ve program yaptı. Çünkü kendi başlarına bu işi götüremediler. Türkiye bu krizi kendi tedbirleriyle, kendi kaynaklarıyla götürdü” şeklinde bir açıklamada bulundu.
Kayı Group’un sahibi Talha Görgülü’ye göre, IMF’ye ihtiyacımız yok. Türkiye, elindeki imkanları en güzel şekilde değerlendirdiği takdirde IMF’den alacağı paranın üzerinde bir gelir elde edebilir. Üstelik bu şekilde düşünen birçok kişi var. Türkiye Perakendeciler Federasyonu Başkanı Şeref Songör ve Altınbaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı İmam Altınbaş da aynı düşünceleri paylaşıyor. İmam Altınbaş: “IMF ile yapılacak anlaşma, ki bence olmamalı, Türkiye’yi mevcut durumun daha gerisine götürmemeli, elini kolunu bağlamamalı” dedi.
Peki, bu kadar çok kişi, Türkiye’nin bu krizi hafif yaralarla atlattığını ve IMF ile bir anlaşmaya varmanın gereksiz olduğunu söylerken neden TÜSİAD, hükümete bu anlaşma için adeta baskı uyguluyor? Burada çıkar çarkları kimin için dönüyor? Ali Babacan bu konuda neden hiçbir şey söylemiyor?
Bu konuyla ilgili olarak patronlar IMF’ye temkinli yaklaşırken, IMF’den umudunu yitiren yatırımcı, borsada satışa geçti. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, yurt dışına bağlı olarak bankacılık hisseleri öncülüğünde yüzde 3’e yakın değer kaybetti. İlk seansta dalgalı bir seyir izleyen İMKB yurt dışı piyasalardaki olumsuz görünüm ve Ali Babacan’ın IMF anlaşmasına ilişkin olumlu bir haber gelmemesinin ardından ikinci seansta kayıplarını artırdı. Ağırlıklı olarak bankacılık hisselerine gelen satışlarla kayıpları bir ara yüzde 42’ye ulaşan İMKB-100 endeksi kapanışa doğru kayıplarının bir kısmını geri alarak yüzde 2,96 düşüşle 50 bin puanın altına indi. Endeks günü 49.933 puandan kapattı. Son dört işlem gününde endeksteki toplam düşüş yüzde 10 olarak gerçekleşti.
Oysa IMF taraftarlarının aksine, sadece turizmi ele alsak bile IMF’ye ihtiyacımızın olmadığını göreceğiz. Turizmciler, hükümetin kendilerine destek vermeleriyle birlikte IMF’ye olan ihtiyacın ortadan kalkacağını ve turizmde ciddi yerlere gelineceğini söylüyorlar. Turizm verilerini incelediğimiz zaman bu durum doğru gibi görünüyor. Nitekim, küresel krizi 2006 yılında yaptığı yorumlarla tahmin eden ve “Piyasa Kahini” olarak adlandırılan Nouriel Roubini, Türkiye için iyimser bir tablo çizdi. Yatırım için Türkiye’yi adres gösterdi.
Son dönemlerde Türkiye, turist sayısı ve döviz gelirlerindeki artış hızıyla dünya 20’nciliğe yükseldi. 2008’de dünya turizmi krizden dolayı ciddi oranda gerilerken, Türkiye yüzde 2’lik büyüme kat eden tek ülke olma başarısını elde etmişti. 2009’da ise dünyayı saran ekonomik krizin üzerine bir de domuz gribi rakip ülkelerde turist kaybı yaşatırken, ülkemize gelen turist sayısı her geçen gün arttı.
Vizenin kaldırılmasıyla, hükümet bu konuya önem verdiğini gösterdi. Vizesiz seyahat edilebilecek ülkelere, yapılan yeni çalışmalara yenileri de ekleniyor. Çalışmalar bu yönde iken ilk meyveler de toplandı. Suriyeli turistler, Türkiye için 15’inci pazar konumundalar. Vizelerin kaldırılması sonucu doğan potansiyel ile turizm hareketliliği gözle görülür şekilde yaşanıyor. Önümüzdeki dönemde sadece Suriye, Irak, İran gibi ülkelerden 7-8 milyon turist gelecek. Son birkaç ayda Suriye’den Türkiye’ye giriş yapan ziyaretçi sayısı yüzde 83 arttı. 10 ayda 400 bin olan ziyaretçinin yıl sonuna kadar 600 binleri bulması bekleniyor. Bu hareket içinse, otellerdeki yatak kapasitesi artırılmalı, sağlık, kongre, fuar alanları yapılmalıdır. Yeni tahsislerde bu turistlerin ilgi alanları da göz önüne alınmalıdır.
Sağlık turizmi de gelişen alanlardan biri. Kuzey Avrupa, hatta Kuzey Asya’dan termal, göz, medikal, estetik gibi sağlık sektörünü göz önüne aldığımızda Türkiye’nin geliri daha da artacak. Türkiye bunu planlıyor, kamu bunun peşinde.
Turizm Bakanlığı, 32’si termal, 14’ü kıyı turizmi, ikisi de kış turizmi olmak üzere 48 taşınmazı, 49 yıllığına turizm yatırımcılarına tahsis etmeyi hedefledi. 49 yıllığına yapılacak tahsislerden yararlanmak isteyen yerli ve yabancı girişimciler 4 ocak tarihine kadar başvurdu. İsteyen, pansiyon veya iki-üç yıldızlı butik otel; isteyen de dört-beş yıldızlı otel veya tatil köyü kurma hakkını elde etti.
Türkiye’nin kış turizmi potansiyeli de önemli. Erzurum Palandöken’de 2011 yılındaki üniversitelerarası kış olimpiyatları için yapılan hazırlıkların yüzde 70’i tamamlandı. Dünyanın en iyi beş kayak merkezinden biri haline gelen Palandöken’de önümüzdeki yıl 25 bin kişi aynı anda kayak yapabilecek. Suni kar sistemiyle sezon 100 günden 180 güne çıkarılacak.
Tüm bunları sayısal olarak şöyle de ifade edebiliriz: Türkiye, dünya turizm pazarında yüzde 4,5 paya sahip. 2008 yılında Türkiye’ye gelen turist sayısı 26,3 milyon, turizm geliri ise 21,9 milyar dolar oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan belgeli yatak sayısı ise 425 bine ulaştı.
Dünya Turizm Örgütü verilerine göre, doğrudan ve dolaylı olarak 32 faaliyet dalında istihdam yaratan turizm sektöründe, Türkiye’de doğrudan yaratılan istihdam 2008 yılında yaklaşık 3,4 milyon kişi olarak hesaplandı.
Türkiye’ye gelen turist sayısı, 2009’un ilk 10 ayında ise, 2008’in aynı dönemine göre yüzde 1,96 artışla 24,45 milyon kişiye ulaştı. Turizm gelirleri ise yılın ilk dokuz ayında 16,26 milyar dolar oldu. 2009 yılında turist sayısının 26,5 milyon, turizm gelirinin ise 21 milyar doları bulması bekleniyor. Turizm Bakanlığı’ndan belgeli yatak sayısının 570 bine, belediye belgeli yatak sayısının ise 432 bine ulaşacağı, yatırım aşamasındaki 250 bin yatakla birlikte toplam yatak kapasitesinin 1,3 milyonun üzerinde olacağı tahmin ediliyor.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, turizmde yeni tahsis dönemine ilişkin olarak: “Ziyaretçi sayısını daha yukarı çekmek için tanıtım ve teşvik çalışmalarına ağırlık verdik. Enerji desteği, KDV indirimi, turizm işletmecilerinin ihracatçı kabul edilmesi ve KOBİ desteklerinden yararlanmaları Türk turizminin daha iyi noktalara taşınması için yapılan çalışmalardan bazıları” şeklinde konuştu.
İşte turizmin 2010 yılı öncelikleri:
- İç kısımlarda ve gelişmemiş yörelerdeki turizm faaliyetleri desteklenecek.
- Turizme hizmet veren planlama, yatırım ve danışmanlık firmaları belgelendirilecek.
- Doğal ve tarihi çevrenin korunmasında hız ve etkinlik sağlanacak.
- Turizm sektöründe insan gücü niteliği yükseltilecek.
- Turizmde dış turizm için yeni yapılanmaya gidilecek. Sektör kuruluşlarının tanıtıma katılımı çalışmaları sürdürülecek.
- İstanbul’un marka kent olarak dünya turizmine sunulması sağlanacak. Nitekim İstanbul’un yedi farklı yerinde yapılan organizasyonlarla tanıtım sağlandı. Böylece İstanbul, 2010 kültür başkenti olarak seçildi.
- Turizm koridorları belirlenerek kültür ve eko turizmle ilgili yönlendirme faaliyetleri sürdürülecek.
Sadece turizm alanında bu kadar çok gelişmeye sahipsek, o zaman neden hala IMF’ye ihtiyacımız olduğuna inandırılmaya çalışılıyoruz?
Aslıhan Ardıç
İstanbul Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu Dış Ticaret Bölümü, birinci sınıf öğrencisi
Fortune Kampüs
KAYNAKÇA
PARA Dergisi 20-26 Aralık 2009 sayısı haftalık ekonomi dergisi
FORTUNE Dergisi Şubat 2010 sayısı
Zaman Gazetesi (26-27-28-29 Ocak)
Marketing Türkiye 2009 aralık
Capital Dergisi Şubat 2010 sayısı
Dünya Turizm Örgütü istatistikleri
Kültür ve Turizm Bakanlığı verileri

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ümit Boyner, TÜSİAD ve TÜRKONFED tarafından Trabzon’da düzenlenen “Bölgesel Kalkınma ve İş Dünyasının Rolü” toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, “Krizden çıkışın iyi bir şekilde yönetilmesi, rehavete kapılmadan gerekli reformların hayata süratle geçirilmesi, ülkenin en önemli gündem maddelerinden biri olarak kalmaya devam etmelidir” dedi.
Bir buçuk yıl önce yaşanan Grigoropoulos isyanı, bugün iflastan kurtulmak için IMF ve AB’nin ekonomi paketini kabul eden Yunanistan’daki durumun ilk dışavurumuydu. O dönemde, öldürülen genç adamı rafta bekletilen bütün sorunların sokağa taşınmasına neden olduğu için Yunanistan’ın Franz Ferdinand’ı olarak tanımlamıştım.
Son yıllarda küreselleşmenin yarattığı değişimler sayesinde Türkiye artık kaliteli ürünler üretebilen bir sanayi ülkesi haline gelmektedir. Ancak rekabetin her geçen gün daha da arttığı günümüz dünyasında yalnızca kaliteli ürünler üretebilmek yeterli değildir. ABD’de ortaya çıkan ve dünyayı saran krizden, Türkiye de ciddi bir şekilde etkilenmektedir. Başta AB olmak üzere gelişmiş ülkelere yapılan ihracatlarımızda sıkıntılar bulunmuş ve talep küresel kriz nedeniyle sert bir düşüş yaşamıştır. Bu nedenle Türkiye’nin bu küresel krizde hâlihazırda ihracat gerçekleştirdiği ülkelerdeki talep daralması, ülkemizi olumsuz yönde etkilemiştir.
Azalan risk duyarlılığı, bankaları her türlü kâr odaklı işlemlere yöneltti. Örneğin; 2001’de bir konutun değeri 100 bin dolardı. 2004’te yapılan yeni bir ekspertiz ile konutun değeri 150 bin dolara çıktı. İkinci ipotek ile bankada 50 bin dolar kredi alındı ve otomobil yenilendi. 2005’te bir ekspertiz daha yapıldı ve konutun değeri 180 bin dolar olarak belirlendi. Üçüncü ipotek alındı ve mobilyalar yenilendi. 2006’ya gelindiğinde artık herkes (şahıslar, emlakçı, banka vs.) konutun değerini 180 bin dolar olarak kabul ediyor ve buna göre hareket ediyordu. Ancak 2007’de bir gün aynı mahallede benzer bir konut satışa çıktı. Ancak kimse 180 bin dolar ödemek istemedi ve balon patladı. Öyle ki, konutun satış fiyatı başlangıçtaki 100 bin doların altına (örneğin 70 bin dolara) geriledi. Konutu için 80 bin dolar ipoteğe giren konut sahibi de, haliyle ödeme yapmak istemedi. Alacaklarını tahsil edemeyen bankalar, borçlarını ödeyecek kaynak bulamayınca mali sistem durdu. Bankalar birbirine bile borç vermeyince likidite krizi başladı.






