Etiket arşivi | "ekonomik kriz"

Türkiye ve Kriz


2008, bankacılık sisteminin çöküşe geçtiği bir yıldı. Yılın son çeyreğinde yaşanmaya başlanan ekonomik kriz ile dünya ekonomisi alt üst oldu.

Bu krizden Türkiye de nasibini aldı. Ancak bu kriz Türkiye’ye, Amerikan ekonomisinde yaşattığı etkiyi yaşatmadı. Elbette bunun birçok sebebi var: Türk bankacılarının gerek 2001 krizindeki tecrübeleri, gerekse daha temkinli hareketleri tüm dünyada ilgiyle takip edildi. 2001 krizinde edinilen tecrübeler ile aynı hataya bir kez daha düşülmesi engellenmeye çalışıldı. Öyle ki, Oxford Üniversitesi James Martin 21’st Century School Direktörü Dr. Ian Goldin, Türkiye’nin kriz yönetimi konusunda ileri seviyelere ulaştığını belirtti.

Aslında kriz, Türkiye’yi güçlü devlet yaptı. The Future Laboratory isimli bağımsız araştırma kuruluşu tarafından hazırlanan “Geleceğe Dayanıklı Avrupa”   araştırmasına göre, Türkiye küresel kriz ortamında yüksek performans sergileyen beş Avrupa ülkesinden biri oldu. Çalışmada Türkiye, Fransa, Almanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti yeni güçlü devletler olarak nitelendirildi.

Eski Uluslararası Para Fonu (IMF) Başekonomisti Simon Johnson, İngiltere’nin borç problemiyle karşı karşıya bulunan Yunanistan ve İspanya ile aynı kategoride görülebileceğini söyledi. Simon’a göre, Avrupa’nın hasta adamı İngiltere’nin bütçeyi yakın gelecekte kontrol altına alacağına ve güvenilir adımlar atacağına dair ikna edici çalışmalar yapması gerekiyor.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ise Yunanistan ve İtalya’nın, Türkiye kadar açık olmadığını dile getirdi. Türkiye’nin bu krizi, en hafif yaralarla atlatma başarısını ise politikasını açık seçik bir şekilde ortaya koymuş olmasına bağladı.

IMF ile yaptığımız görüşmelerden de henüz bir sonuç alınamadı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, “Eğer Türkiye bu krizden bu kadar büyük darbe yediyse, nasıl oluyor da daha önceki krizlerde olduğu gibi IMF’ye gidip el açmadık? Son bir yıl içinde 22 ülke, bunların içinde AB üyesi olan ülkeler de var, IMF’nin kapısını çaldı ve program yaptı. Çünkü kendi başlarına bu işi götüremediler. Türkiye bu krizi kendi tedbirleriyle, kendi kaynaklarıyla götürdü” şeklinde bir açıklamada bulundu.

Kayı Group’un sahibi Talha Görgülü’ye göre, IMF’ye ihtiyacımız yok. Türkiye, elindeki imkanları en güzel şekilde değerlendirdiği takdirde IMF’den alacağı paranın üzerinde bir gelir elde edebilir. Üstelik bu şekilde düşünen birçok kişi var. Türkiye Perakendeciler Federasyonu Başkanı Şeref Songör ve Altınbaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı İmam Altınbaş da aynı düşünceleri paylaşıyor. İmam Altınbaş: “IMF ile yapılacak anlaşma, ki bence olmamalı, Türkiye’yi mevcut durumun daha gerisine götürmemeli, elini kolunu bağlamamalı” dedi.

Peki, bu kadar çok kişi, Türkiye’nin bu krizi hafif yaralarla atlattığını ve IMF ile bir anlaşmaya varmanın gereksiz olduğunu söylerken neden TÜSİAD, hükümete bu anlaşma için adeta baskı uyguluyor? Burada çıkar çarkları kimin için dönüyor? Ali Babacan bu konuda neden hiçbir şey söylemiyor?

Bu konuyla ilgili olarak patronlar IMF’ye temkinli yaklaşırken, IMF’den umudunu yitiren yatırımcı, borsada satışa geçti. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, yurt dışına bağlı olarak bankacılık hisseleri öncülüğünde yüzde 3’e yakın değer kaybetti. İlk seansta dalgalı bir seyir izleyen İMKB yurt dışı piyasalardaki olumsuz görünüm ve Ali Babacan’ın IMF anlaşmasına ilişkin olumlu bir haber gelmemesinin ardından ikinci seansta kayıplarını artırdı. Ağırlıklı olarak bankacılık hisselerine gelen satışlarla kayıpları bir ara yüzde 42’ye ulaşan İMKB-100 endeksi kapanışa doğru kayıplarının bir kısmını geri alarak yüzde 2,96 düşüşle 50 bin  puanın altına indi. Endeks günü 49.933 puandan kapattı. Son dört işlem gününde endeksteki toplam düşüş yüzde 10 olarak gerçekleşti.

Oysa IMF taraftarlarının aksine, sadece turizmi ele alsak bile IMF’ye ihtiyacımızın olmadığını göreceğiz. Turizmciler, hükümetin kendilerine destek vermeleriyle birlikte IMF’ye olan ihtiyacın ortadan kalkacağını ve turizmde ciddi yerlere gelineceğini söylüyorlar. Turizm verilerini incelediğimiz zaman bu durum doğru gibi görünüyor. Nitekim, küresel krizi 2006 yılında yaptığı yorumlarla tahmin eden ve “Piyasa Kahini” olarak adlandırılan Nouriel Roubini, Türkiye için iyimser bir tablo çizdi. Yatırım için Türkiye’yi adres gösterdi.

Son dönemlerde Türkiye, turist sayısı ve döviz gelirlerindeki artış hızıyla dünya 20’nciliğe yükseldi. 2008’de dünya turizmi krizden dolayı ciddi oranda gerilerken, Türkiye yüzde 2’lik büyüme kat eden tek ülke olma başarısını elde etmişti. 2009’da ise dünyayı saran ekonomik krizin üzerine bir de domuz gribi rakip ülkelerde turist kaybı yaşatırken, ülkemize gelen turist sayısı her geçen gün arttı.

Vizenin kaldırılmasıyla, hükümet bu konuya önem verdiğini gösterdi. Vizesiz seyahat edilebilecek ülkelere, yapılan yeni çalışmalara yenileri de ekleniyor. Çalışmalar bu yönde iken ilk meyveler de toplandı. Suriyeli turistler, Türkiye için 15’inci pazar konumundalar. Vizelerin kaldırılması sonucu doğan potansiyel ile turizm hareketliliği gözle görülür şekilde yaşanıyor. Önümüzdeki dönemde sadece Suriye, Irak, İran gibi ülkelerden 7-8 milyon turist gelecek. Son birkaç ayda Suriye’den Türkiye’ye giriş yapan ziyaretçi sayısı yüzde 83 arttı. 10 ayda 400 bin olan ziyaretçinin yıl sonuna kadar 600 binleri bulması bekleniyor. Bu hareket içinse, otellerdeki yatak kapasitesi artırılmalı, sağlık, kongre, fuar alanları yapılmalıdır. Yeni tahsislerde bu turistlerin ilgi alanları da göz önüne alınmalıdır.

Sağlık turizmi de gelişen alanlardan biri. Kuzey Avrupa, hatta Kuzey Asya’dan termal, göz, medikal, estetik gibi sağlık sektörünü göz önüne aldığımızda Türkiye’nin geliri daha da artacak. Türkiye bunu planlıyor, kamu bunun peşinde.

Turizm Bakanlığı, 32’si termal, 14’ü kıyı turizmi, ikisi de kış turizmi olmak üzere 48 taşınmazı, 49 yıllığına turizm yatırımcılarına tahsis etmeyi hedefledi. 49 yıllığına yapılacak tahsislerden yararlanmak isteyen yerli ve yabancı girişimciler 4 ocak tarihine kadar başvurdu. İsteyen, pansiyon veya iki-üç yıldızlı butik otel; isteyen de dört-beş yıldızlı otel veya tatil köyü kurma hakkını elde etti.

Türkiye’nin kış turizmi potansiyeli de önemli. Erzurum Palandöken’de 2011 yılındaki üniversitelerarası kış olimpiyatları için yapılan hazırlıkların yüzde 70’i tamamlandı. Dünyanın en iyi beş kayak merkezinden biri haline gelen Palandöken’de önümüzdeki yıl 25 bin kişi aynı anda kayak yapabilecek. Suni kar sistemiyle sezon 100 günden 180 güne çıkarılacak.

Tüm bunları sayısal olarak şöyle de ifade edebiliriz: Türkiye, dünya turizm pazarında yüzde 4,5 paya sahip. 2008 yılında Türkiye’ye gelen turist sayısı 26,3 milyon, turizm geliri ise 21,9 milyar dolar oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan belgeli yatak sayısı ise 425 bine ulaştı.

Dünya Turizm Örgütü verilerine göre, doğrudan ve dolaylı olarak 32 faaliyet dalında istihdam yaratan turizm sektöründe, Türkiye’de doğrudan yaratılan istihdam 2008 yılında yaklaşık 3,4 milyon kişi olarak hesaplandı.

Türkiye’ye gelen turist sayısı, 2009’un ilk 10 ayında ise, 2008’in aynı dönemine göre yüzde 1,96 artışla 24,45 milyon kişiye ulaştı. Turizm gelirleri ise yılın ilk dokuz ayında 16,26 milyar dolar oldu. 2009 yılında turist sayısının 26,5 milyon, turizm gelirinin ise 21 milyar doları bulması bekleniyor. Turizm Bakanlığı’ndan belgeli yatak sayısının 570 bine, belediye belgeli yatak sayısının ise 432 bine ulaşacağı, yatırım aşamasındaki 250 bin yatakla birlikte toplam yatak kapasitesinin 1,3 milyonun üzerinde olacağı tahmin ediliyor.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, turizmde yeni tahsis dönemine ilişkin olarak: “Ziyaretçi sayısını daha yukarı çekmek için tanıtım ve teşvik çalışmalarına ağırlık verdik. Enerji desteği, KDV indirimi, turizm işletmecilerinin ihracatçı kabul edilmesi ve KOBİ desteklerinden yararlanmaları Türk turizminin daha iyi noktalara taşınması için yapılan çalışmalardan bazıları” şeklinde konuştu.

İşte turizmin 2010 yılı öncelikleri:

  • İç kısımlarda ve gelişmemiş yörelerdeki turizm faaliyetleri desteklenecek.
  • Turizme hizmet veren planlama, yatırım ve danışmanlık firmaları belgelendirilecek.
  • Doğal ve tarihi çevrenin korunmasında hız ve etkinlik sağlanacak.
  • Turizm sektöründe insan gücü niteliği yükseltilecek.
  • Turizmde dış turizm için yeni yapılanmaya gidilecek. Sektör kuruluşlarının tanıtıma katılımı çalışmaları sürdürülecek.
  • İstanbul’un marka kent olarak dünya turizmine sunulması sağlanacak. Nitekim İstanbul’un yedi farklı yerinde yapılan organizasyonlarla tanıtım sağlandı. Böylece İstanbul, 2010 kültür başkenti olarak seçildi.
  • Turizm koridorları belirlenerek kültür ve eko turizmle ilgili yönlendirme faaliyetleri sürdürülecek.

Sadece turizm alanında bu kadar çok gelişmeye sahipsek, o zaman neden hala IMF’ye ihtiyacımız olduğuna inandırılmaya çalışılıyoruz?

Aslıhan Ardıç

İstanbul Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu Dış Ticaret Bölümü, birinci sınıf öğrencisi

Fortune Kampüs

KAYNAKÇA

PARA Dergisi 20-26 Aralık 2009 sayısı haftalık ekonomi dergisi

FORTUNE Dergisi Şubat 2010 sayısı

Zaman Gazetesi (26-27-28-29 Ocak)

Marketing Türkiye 2009 aralık

Capital Dergisi Şubat 2010 sayısı

Dünya Turizm Örgütü istatistikleri

Kültür ve Turizm Bakanlığı verileri

Kategori Haberler, Serbest KürsüYorum (0)

Krizden Nasıl Çıkılır?


Trabzon’da “Bölgesel Kalkınma ve İş Dünyasının Rolü” toplantısında konuşan TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, hükümete uyarılarda bulunarak, “Krizden çıkışın iyi bir şekilde yönetilmesi, rehavete kapılmadan gerekli reformların hayata süratle geçirilmesi, ülkenin en önemli gündem maddelerinden biri olarak kalmaya devam etmelidir” değerlendirmesini yaptı

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ümit Boyner, TÜSİAD ve TÜRKONFED tarafından Trabzon’da düzenlenen “Bölgesel Kalkınma ve İş Dünyasının Rolü” toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, “Krizden çıkışın iyi bir şekilde yönetilmesi, rehavete kapılmadan gerekli reformların hayata süratle geçirilmesi, ülkenin en önemli gündem maddelerinden biri olarak kalmaya devam etmelidir” dedi.

Boyner, geçen haftalarda Türk Hükümeti ile Dünya Bankası işbirliğinde dünyanın önde gelen çok uluslu şirket yöneticilerinin de katılımıyla oluşturulan ve 2004 yılından beri her sene bir araya gelerek değerlendirmelerini sunan Yatırım Danışma Konseyi’nin toplandığını anımsatarak, şunları kaydetti:

Sorunlar devam ediyor

“Konsey, Türkiye’nin son krizde yaşanan küresel ekonomik dalgalanmaların oluşturduğu riskleri başarıyla yönettiğini dile getirmekle birlikte, verimliliğin, küresel piyasalardaki rekabet gücünün arttırılması ve güçlendirilmesi için önümüzdeki dönemde de yeni yatırım ortamı reformlarının hayata geçirilmesi gereğine vurgu yapmıştır. Altyapının geliştirilmesi, kayıtdışı ekonomiyle mücadele, işgücü maliyeti ve güvenceli ama esnek işgücü piyasası, istihdam ihtiyacı ile uyumlu eğitimin geliştirilmesi, gereksiz regülasyon, bürokrasi ve kırtasiyenin azaltılması, kurumsal yönetim ve fikri haklar konularında atılması gereken adımlar maalesef 2004 yılından beri bütün sonuç bildirgelerinde dikkat çekilen konular olarak kalmaya devam etmektedir.” Boyner, TÜSİAD’ın Türkiye’nin ekonomik ve sosyal değişimi için iş dünyasının bağımsız ve gönüllü temsil kuruluşlarının ülkede karar alma, politika ve siyaset üretme süreçlerinde yer alması gerektiğine inandığını da vurguladı.

Rekabet edemeyiz

Sivil toplum derken en geniş ifadeyle ’kamu erki dışında kalan bağımsız ve gönüllü örgütlenmelerin’ akla geldiğini belirten Boyner, “Gelişmiş olmanın diğer bir göstergesiyse vatandaşın ekonomik, sosyal, toplumsal ihtiyaçlarını, kendine en yakın merciden çözebilme olanağına sahip olmasıdır. Bugün teknolojinin süratle geliştiği, değiştiği bir hız çağında yaşıyoruz. Trabzon’da bir çivi çakmamız gerektiğinde yerel düzeyde işimizi halledemiyorsak, mutlaka Ankara’dan onay almamız gerekiyorsa, bazen Ankara’dan cevap gelene kadar çivinin yeni modeli çıkabiliyorsa, böyle bir düzen için günümüzde ne gelişmiş bir toplumdan ne de dünya ile rekabet edebilir bir toplumdan söz edebiliriz” değerlendirmesini yaptı.

‘Terör’ YİK’i Bodrum’dan İstanbul’a aldırdı

TÜSİAD’IN, 2010 yılı ilk Yüksek İstişare Konseyi toplantısı, 24 Haziran 2010 Perşembe günü İstanbul Çırağan Sarayı’nda gerçekleşecek. 24-25 Haziran 2010 tarihlerinde Bodrum’da gerçekleşmesi planlanan toplantı, son bir ay içinde süratle tırmanan ve büyük üzüntü veren terör olayları dolayısı ile İstanbul’da düzenlenecek.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısının açılış konuşmaları sırasıyla, TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner tarafından gerçekleştirilecek.

Toplantıda, Fransız akademisyen, yazar ve Devlet Onursal Danışmanı Prof. Jacques Attali onur konuğu olarak katılarak bir konuşma yapacak. Attali konuşmasında, küresel ekonomik gelişmeleri, AB ekonomisinin geleceğini ve iktisadi beklentileri konu alan bir sunum gerçekleştirecek.

KALKINMA AJANSLARININ KAMU AĞIRLIKLI YAPISINI HER FIRSATTA ELEŞTİRİYORUZ

TÜRKİYE’DE DE uygulamaya geçen kalkınma ajansları olgusunu çok önemsediklerini anlatan Ümit Boyner, ajansların kamu ağırlıklı yapılarını ise her fırsatta eleştirdiklerini hatırlattı. Boyner, şöyle devam etti: “Bu tür yerel örgütler kamu kurumlarının oluştuğu sürece evrensel değerlerde kabul görmüş sivil toplum kuruluşları bu yerel yapıların içinde olmadığı sürece kalkınma ajansları arzu ettiğimiz dinamizme kavuşamazlar. Devlet Planlama Teşkilatı ile konuya ilişkin pek çok kez görüşme imkanımız oldu. Kendilerinin bu konudaki yaklaşımlarını umut verici buluyoruz. Umarım en yakın zamanda hukuki zeminde de ajansların daha sivil bir yapıya kavuşması için gerekli değişiklikler yapılır. Aksi takdirde görünürde yerel olan kalkınma ajansları aslında yine merkezi otoritenin doğrultusunda hareket eder bir yapıya dönüşecektir.”
Kalkınma ajanslarının yerel sivil aktörlerin katılımına daha açık olması gerektiğini savunan Boyner, “TÜSİAD, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal değişimi için iş dünyasının bağımsız ve gönüllü temsil kuruluşlarının ülkede karar alma, politika ve siyaset üretme süreçlerinde yer alması gerektiğine inanmakta” dedi.

Vatan

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)

Korku yeniden yükselişte


Piyasalardaki artan kaygılar, yatırım araçlarının fiyatlarını dalgalandırmaya devam ediyor. Avrupa’daki borç krizi nedeniyle durgunluk kaygılarına Çin de eklenince bütün piyasalarda satış baskısı hâkim oldu. Açıklanan verilere göre, Çin’de fabrikaların geçen ay, ülke içi ve dışından talebin azalması üzerine üretimi azalttıkları ve yeni işçi alımını yavaşlattıkları ortaya çıktı.
Çin’de açıklanan ekonomik verinin imalat sektörünün geleceğine ilişkin beklentileri hayal kırıklığına uğratmasıyla birlikte borsa endeksleri ve emtia fiyatları yüzde 2 civarında geriledi. Euro’da satış hızlanırken altın ise yükseldi.
Bunlar yaşanırken İsrail’in yardım gemisine müdahalesi içeride gerginliği artırdı. Özellikle Ortadoğu barış sürecine zarar vereceği endişeleri yabancı yatırımcıların ürkmesine neden oldu.
ABD ISM İmalat endeksi verilerinin beklentilerin üzerinde gelmesiyle Avrupa borsaları ve İMKB Ulusal 100 endeksi toparlandıysa da kaygılar sürüyor. İMKB Ulusal 100 Endeksi günü yüzde 0.14 oranındaki yükselişle 54 bin 460 seviyesinden tamamladı.

Altın getiride lider
Mayısın gözdesi altındı. Küresel kaygılar yatırımcıyı güvenli liman arayışına itti. Mayısta Cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 9.18 oranında artarak 375.09 liradan 409.53 liraya yükseldi.
Altın genel olarak piyasalardaki gerilim ve euro/dolar paritesindeki dalgalanmalara göre hareket ediyor. Ancak son zamanlarda Euro Bölgesi ülkelerinden başlayan mali sıkıntılarla birlikte ‘güvenli liman’ özelliği öne çıktı.
Zaman zaman bazı ülkelerin özellikle Çin ve Hindistan’ın rezerv çeşitlemesi nedeniyle altına yönelmesi geçici etkiler yapmıştı. Ancak zon zamanlarda piyasalarda artan tedirginliğin altına yönelimi artırdığı gözleniyor. Tedirginlik devam ettiği sürece, ki şu anda devam ediyor ve en azından bir süre daha devamı bekleniyor, altının gözde yatırım aracı olarak izlenmeye devam edilecek.
Dolar 1.60’ın üzerine çıkar mı?
Döviz kurlarında portföy girişleri nedeniyle piyasalarda gerilim artsa da yukarı hareketler oldukça sınırlı. Mayıs ayında TCMB verilerine göre Türk lirası karşısında dolar yükselirken euro geriledi.
Dolardaki değer artışı yüzde 6.29 oldu. Dolar 1.60 TL’nin üzerinde kalmakta zorlanıyor. Faizler düşük ve enflasyonun altında, negatif faiz söz konusu.

Öte yandan borsada kâr satışı ve düzeltme süreci yaşanıyor. İMKB’de işlem gören hisseler mayısta ortalama yüzde 7.76 oranında değer yitirdi. İMKB Endeksi, mayısta 4.574 puanlık düşüşle 58.959’dan 54.384 puana geriledi.
Mali endeksteki aylık ortalama kayıp yüzde 6.37, sanayi endeksindeki kayıp yüzde 10.81 ve hizmetler endeksindeki kayıp da yüzde 10.44 oldu. Borsada tepkiler zayıf ve satış baskısı sürüyor. Çıkışın başladığı 20 binlere bakıldığında orta ve uzun dönem açısından primli görünümü devam ediyor. Kısa vadeli alım satımlar denenebilir. Üstelik borsalarda geleneksel yaz durgunluğu kapıda.

ABD’den gelen imalat verileri moral verdi
-Euro son dört yılın en düşüğünde.
- Çin’de açıklanan ekonomik veriler imalat sektörünün geleceğine ilişkin beklentileri hayal kırıklığına uğrattı.
- Gösterge bileşik faiz yüzde 8.86 ile
12 Nisan’dan bu yana en düşüğü gördü.
- Altın yükseliyor.
- Dolarda yeni trend başlar mı?
- ABD ISM İmalat endeksi verileri moral verdi.

Zeynep Aktaş – Milliyet Ekonomi

Kategori HaberlerYorum (0)

Avrupa’da Banka Uzakdoğu’da ‘savaş çıkar’ Korkusu Yayıldı, Dünya Piyasaları Yine Karıştı


AVRUPA’da Yunanistan’dan sonra İspanya ekonomisinin de sıkıntıya girdiği ve buna paralel olarak gelen banka kurtarma haberleri Euro Bölgesi’ne ilişkin kaygıları artırırken, piyasalarda tansiyon savaş korkusu ile yükseldi. Küresel borsalar hızla değer kaybederken, Euro’da dolar karşısında 1.21 seviyelerine geriledi.

İspanya endişelendirdi

Dün sabah piyasaları geren ilk gelişme, İspanya Merkez Bankası’nın, başka bir banka ile birleşmesinin gerçekleşmemesi üzerine bir mevduat bankası olan Cajasur’a el koyduğu yönündekmi haber oldu. Bankaların bu kaygılarla birbirlerine borç vermeyi neredeyse durdurması piyasaları endişelendirirken, Uzakdoğu gerginliği korkuyu artırdı.

Asya’da düşüş yüzde 3

Güney Kore Borsası, Kuzey Kore lideri Kim Jong Il’in olası bir savaşa karşı ordunun alarm durumunda olmasını istediğine yönelik gelen haberler ile sert yüzde 3.4 düşerek, son 6 aydaki en düşük seviyesine geriledi. Güney Kore’nin para birimi Won da gelişmelerden olumsuz etkilenerek, dolar karşısında 10 ayın en düşüğüne indi. Asya borsalarında satışları hızlandırdı ve Asya borsaları kapanışta yüzde 3’ün üzerinde değer kaybetti.

Avrupa sert geriledi

Yunanistan’ın ardından İspanya’da yaşanan bu gerginlik Avrupa borsalarında da hızlı satışları beraberinde getirdi. Almanya’da Dax endeksi yüzde 3, Fransa’da Cac endeksi yüzde 3.5, İspanya borsası ise yüzde tüm çalkantıya rağmen düşüş oranı yüzde 3.39 oldu. Yine borç soru ile boğuşan Yunanistan borsasındaki değer kaybı ise yüzde 3.3’u buldu.

Japon Yeni ve dolar aldılar

Yaşanan gelişmelerle yatırımcılar Euro satmaya başladı. Piyasalarda, zaten borç sorunları yaşayan Euro üyelerinin daha çok bankaya el koyması gerekebileceği endişelerini tetiklediği yönünde olumsuzlukla hareket ederken, bankacılar, “Başta Güney Avrupa’da olmak üzere daha çok bankanın sorun yaşayacağı endişeleri ile yatırımcılar Euro satmaya başladı” yorumunu yaptı.Yeni bir finansal kriz endişeleri ise yatırımcıların riskli varlıklardan çıkarak ABD ve Japon para birimleri ile devlet tahvillerine yönelmesine neden oldu. Böylece Euro dolar karşısında 1.2176 seviyelerine geriledikten sonra yeniden 1.22 seviyelerine döndü.

ABD açılışta kaybetti

ABD borsası ise güne büyük kayıplarla başladı. Dow Jones Sanayi Endeksi, açılışın hemen ardından iki dakika içinde 200 puan geriledi. Ardından yağmur gibi gelen satışlarla ilk saatte Dow Jones Endeks’i yüzde 2.18, Nasdaq ise yüzde 2.37 oranında düşüş gerçekleştirdi.

Dolar 1.60 TL’yi aştı İMKB 17.6 milyar TL eridi

AVRUPA’da borç krizinin bankacılık sistemine yayılacağına yönelik artan endişelerle Euro’nun dolar karşısında değer kaybetmesi, içeride para ve sermaye piyasalarını etkiledi. Dışarıda esen olumsuz rüzgar içeride doları 1.60 liranın üzerine taşıdı. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) ise  bir günde 17 milyar 658 milyon lira eridi.

İMKB yüzde 4.22 düştü

Yurtdışında yaşanan bu olumsuzluk içeride de riskten kaçınan yatırımcıların satışlarıyla sarsıldı. İMKB Ulusal 100 Endeks’i yüzde 2.5 oranında düşüşle 53.200 puandan açılış yaptı. İlk seansta 1.571 puan azalan borsa 52.986 seviyesinden kapanış gerçekleştirdi. İkinci seansta ise Avrupa borsalarında artan satışlar eşliğinde borsa 52.200 puanın altına geriledi. Gün içinde değer kaybı yüzde 5’i aştı. Ardından kapanışa doğru hafif toparlanan borsada günlük değer kaybı 4.22 oldu. Borsada kapanış 52.257 puandan gerçekleşti.

Dolar 1.59 TL’ye döndü

Dün yaşanan sert düşüş İMKB’nin 1 günde 17 milyar 658 milyon lira buharlaşmasına neden oldu. Böylece önceki gün 372 milyar 744 milyon lira olan borsanın piyasa değeri 355 milyar 86 milyon liraya geriledi. Döviz piyasasında ise Euro’nun hareketi etkili rol oynadı. Yatırımcıların hızla Euro satarak dolara yönelmesiyle parite 1.22 seviyelerine gerilerken, bankalararası piyasada dolar hızla 1.6070 liraya kadar tırmanan dolar, ardınddı.  Ancak tepki satışlarıyla 1.59 lira düzeyinde dengelendi. Serbest piyasada kapanış 1.5940 liradan gerçekleşti.

Hürriyet Ekonomi

Kategori HaberlerYorum (0)

Yunanistan’ın İflası AB’nin Geleceği


Alexandros Grigoropoulos adını hatırladınız mı? Bir buçuk yıl kadar önce 15 yaşında bir polis kurşunuyla öldürüldüğünde Yunanistan’ın karışmasına vesile olan Alexandros Grigoropoulos’u… Parlamentoyu yakmak isteyen kalabalığın çıkardığı olaylar o dönemde Türk basınında “Anarşi Yunanistan’a geri dönüyor” manşetlerinin atılmasına sebep olmuştu.

Bir buçuk yıl önce yaşanan Grigoropoulos isyanı, bugün iflastan kurtulmak için IMF ve AB’nin ekonomi paketini kabul eden Yunanistan’daki durumun ilk dışavurumuydu. O dönemde, öldürülen genç adamı rafta bekletilen bütün sorunların sokağa taşınmasına neden olduğu için Yunanistan’ın Franz Ferdinand’ı olarak tanımlamıştım.

Avrupa Birliği sarsılıyor

Yunanistan’dakiler o dönemde polise karşı gösterilen tepkinin altında, kendini hissettirmeye başlayan ekonomik krizin, üniversite harçlarındaki zamların, yeni mezunlar arasında yüzde 21 oranındaki işsizliğin, kamu çalışanları ve işçilerin ücretleri konusunda uzun süredir çözülemeyen sorunların yarattığı öfkenin bulunduğunu söylüyordu. Hatta genel sıkıntı 2002 yılında euroya geçme kararının ne kadar yanlış olduğuna ilişkindi.

Bir buçuk yıl içinde Yunanistan’ın bütçe açığı 32,3 milyar euroya ulaşırken (GSYİH’nin yüzde 13,6′sı) hükümet değişikliği de krizden çıkış için Yunanlılara bir umut vermedi. Sonuçta Papandreu hükümeti 110 milyar euroluk IMF-AB paketini kabul etmek zorunda kaldı. Şimdi genetik kodları gereği kemer sıkma politikalarına olumsuz yaklaşan Yunan halkının 2008′dekinden daha sert tepkisine tanık oluyoruz.

Ancak sorun sadece Yunanistan’la sınırlı değil. Ekonomik krizin sarstığı Avrupa ülkeleri Avrupa Birliği’ni de sallıyor. 1950′lerde bir ekonomik işbirliğinden yola çıkarak oluşturulan siyasi birlik, bugün yine ekonomik nedenlerle sarsılıyor.

Bir süredir AB’nin merkezi konumundaki Belçika, hem ekonomik hem de siyasi açıdan iflasın eşiğinde bulunuyor. Belçika Hazine Bakanı Guy Vanhengel, birkaç ay önce ülkenin içinde bulunduğu ekonomik çıkmazı “25 milyar euroluk bütçe açığımız var. Eğer bir şirket olsaydık, iflasımızı açıklamak zorunda kalırdık” sözleriyle açıklamıştı.

Kuzeyinde Flamanca konuşanların, güneyinde ise Fransızca konuşan Valonların toplandığı Belçika’da siyasi iklim de ekonomik sorunlarla uyum içinde. Flamanlar, federasyondan ayrılarak dildaşları Hollanda’ya bağlanmak istiyor. İki toplumlu ülkede şirketlerin önüne asılacak bayraklara kadar hemen her konuda çatışma bulunuyor. Flamanlar, aslanlı bayraklarını her yerde olduğu gibi önünde Belçika bayrağı bulunan işyerlerinde de görmek istiyor. Özetle AB uyumunun kalesi, siyasi ve ekonomik açıdan çatırdıyor.

Artık malum olunduğu üzere Portekiz, İspanya, İrlanda ve 2 trilyon 595 milyar dolarlık borç yüküyle İtalya’nın, Yunanistan’ın açtığı yoldan ilerlemesi bekleniyor.

Milliyetçilik hâlâ yaşıyor

Yunanistan ve Belçika örneklerinin gösterdiği gibi ekonomik sorunların siyasettekiler için kartopu etkisi yaptığı göz önüne alınırsa AB’yi içinden çıkılması zor bir siyasi sürecin beklediği de ortada.

Avrupa Birliği, her ne kadar uluslarüstü bir yapıya sahip olsa da henüz ulusal politikaların etkisini azaltabilmiş değil. Avrupa’da milliyetçilik hâlâ yaşıyor. Ve her ekonomik sıkıntı döneminde olduğu gibi yine yükselişe geçiyor. Bunu anlamak için Alman ve Yunan medyasının iki aydır yürüttüğü milliyetçilik savaşına bakmak yeterli.

Bir yanda mali sıkıntı yaşayan devletlere yardım etmemek için ayak direyen birliğin büyük ağabeyleri Fransa ve Almanya muhafazakar siyasetin içine gömülürken, diğer yanda ekonomiye paralel milliyetçiliğin yükseldiği AB ülkeleri bulunuyor.

Yakında “Hepimiz Yunanız” sloganını atmaya başlayacak gibi görünen AB’nin, kısa vadede euronun geleceğinden daha büyük sorunları olabilir.

Gökçe Aytulu / Referans

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)

Krizin Türkiyesi ve Türkiye’nin Krizi


Son yıllarda küreselleşmenin yarattığı değişimler sayesinde Türkiye artık kaliteli ürünler üretebilen bir sanayi ülkesi haline gelmektedir. Ancak rekabetin her geçen gün daha da arttığı günümüz dünyasında yalnızca kaliteli ürünler üretebilmek yeterli değildir. ABD’de ortaya çıkan ve dünyayı saran krizden, Türkiye de ciddi bir şekilde etkilenmektedir. Başta AB olmak üzere gelişmiş ülkelere yapılan ihracatlarımızda sıkıntılar bulunmuş ve talep küresel kriz nedeniyle sert bir düşüş yaşamıştır. Bu nedenle Türkiye’nin bu küresel krizde hâlihazırda ihracat gerçekleştirdiği ülkelerdeki talep daralması, ülkemizi olumsuz yönde etkilemiştir.

1. KRİZ NASIL BAŞLADI?

2001 sonrasında ABD ekonomisini toparlamak için hızla indirilen faizler kredi kullanma talebini artırdı. Artan kredi hacmi emlak fiyatlarını yükseltti. Yükselen emlak fiyatları, yeni kredi alınabilmesini sağladı. 2002 yılında inşaat sektörü ile ekonomiyi canlandırmak ve düşük gelirlilerin konut sahibi olabilmelerini kolaylaştırmak amacıyla yeni düzenlemeler yapıldı. (“subprime mortgage”-düşük kaliteli emlak kredi artışının önü açıldı). ABD devlet tahvillerinin hızla düşen faizleri ve artan emtia fiyatları ile yurt dışında bollaşan likidite, yeni yatırım alanları aradı.

NINJA (No Income, No Job, No Asset) krediler olarak tabir edilen düşük kaliteli krediler hızla büyüdü. Yatırım bankaları, daha da fazla kredi verebilmek için, mevcut kredi alacaklarını satarak (menkul kıymetleştirme) yeni kaynaklar elde etti ve bunlarla da yeni krediler açıldı.

Azalan risk duyarlılığı,  bankaları her türlü kâr odaklı işlemlere yöneltti. Örneğin; 2001’de bir konutun değeri 100 bin dolardı. 2004’te yapılan yeni bir ekspertiz ile konutun değeri 150 bin dolara çıktı. İkinci ipotek ile bankada 50 bin dolar kredi alındı ve otomobil yenilendi. 2005’te bir ekspertiz daha yapıldı ve konutun değeri 180 bin dolar olarak belirlendi. Üçüncü ipotek alındı ve mobilyalar yenilendi.  2006’ya gelindiğinde artık herkes (şahıslar, emlakçı, banka vs.) konutun değerini 180 bin dolar olarak kabul ediyor ve buna göre hareket ediyordu. Ancak 2007’de bir gün aynı mahallede benzer bir konut satışa çıktı. Ancak kimse 180 bin dolar ödemek istemedi ve balon patladı.  Öyle ki, konutun satış fiyatı başlangıçtaki 100 bin doların altına (örneğin 70 bin dolara) geriledi. Konutu için 80 bin dolar ipoteğe giren konut sahibi de, haliyle ödeme yapmak istemedi. Alacaklarını tahsil edemeyen bankalar, borçlarını ödeyecek kaynak bulamayınca mali sistem durdu. Bankalar birbirine bile borç vermeyince likidite krizi başladı.

2. KRİZİN YAYILMASI

ABD kaynaklı finansal kriz, önlemlerin zamanında alınmamasıyla birlikte küresel bir boyuta taşınmıştır. Bunun sonucunda da başta krizin merkezi olan ABD olmak üzere, tüm dünya ekonomileri resesyona girmiştir.

Dünyada ve Türkiye’de en çok konuşulan konuların başında, küresel finans krizinin nerede, nasıl, kimi ne şekilde etkileyeceği gelmekte ve krizin etkisinin ne olacağı tartışılmaktadır. Türkiye’nin dışa açık ekonomi politikası, önemli coğrafi konumu ve son yıllarda artan ihracatı dolayısıyla yaşanan küresel krizin etkisi altında kalmıştır. Krizin tarım, sanayi ve hizmet temel sektörleri açısından değerlendirilmesi genel ekonomik durumun anlaşılabilmesini sağlamaktadır.

3. KRİZ VE TÜRKİYE

3.1. TARIM SEKTÖRÜ

Tarım sektörü, krizden en az etkilenen sektör durumundadır. Beslenmek insanların zorunlu ihtiyacıdır ve ekonomik krize rağmen 1 milyon 950 bin ton meyve ve sebze ihracatı yapılmıştır. Hiç kimse, krizin ertelettiği harcamalar listesine gıdayı almamaktadır. Piyasa için üretim yapmayan kırsal kesimde hayatını devam ettiren çiftçiler için finansal krizin etkileri hissedilmeyebilir. Ancak ticari zincirin içinde olan, kredi kullanan, kur riski alan çiftçi de sanayicinin yaşadığı kaygıyı yaşayabilir. Sahip olduğumuz müthiş potansiyel ve pazarlara yakınlık avantajımızla tarım sektörleri büyük bir fırsatın eşiğindedir. Yabancıların da yatırım yaptığı sektörün verimlilik ve finansman sıkıntısı çözülebilirse, Türkiye yalnız kendine değil çevresine de fayda sağlayabilir. Ayrıca Türkiye’de tarımın gündeminde, kriz değil kuraklık bulunmaktadır. Ülke ekonomilerine sağlamış olduğu katma değer ve istihdam imkânları dikkate alındığında, tarım sektörü ekonominin özellikle kriz dönemlerinde sigortası konumundadır.

3.2. SANAYİ SEKTÖRÜ

Türkiye’nin bugün gerçekleştirmiş olduğu ihracatının yüzde 90′ından fazlası sanayi ürünüdür. Sanayi sektörü krizden en çok etkilenen sektör olmuştur. Türk sanayiinin lokomotifi kabul edilen ve ihracat şampiyonu olan otomotiv endüstrisi kriz nedeniyle işçi çıkarımlarına gitmiş, üretimlerine ara vermiştir. Kriz etkisiyle yükselen dolar kurları yabancı yan sanayi girdilerinin olumsuz yönde etkilenmesine neden olmuştur. Sanayi sektörü 2008 Ağustos ayından itibaren sürekli azalış göstermiştir.

3.3. HİZMET SEKTÖRÜ

Hizmet sektörü 2001 krizinden ciddi bir ders çıkarmış ve gerçekleştirilen yapısal düzenlemeler finans sektörünü güçlü bir konuma getirmiştir. Türkiye’deki banka ve finansal kuruluşların sermaye yeterlilik oranları, Avrupa ve ABD’deki bankaların iki katından daha yüksek durumdadır. Ancak ekonomide yaşanan daralma ile birlikte bankalar kaynak yaratmada ciddi sıkıntılara düşmüş ve kredi kullandırma oranları büyük ölçüde gerilemiştir.

2008 yılında ABD ve AB’deki Finansal kriz nedeni ile Türkiye’nin yüksek cari açığını finanse edecek fonların bulunması daha güç ve daha maliyetli olmuştur. Küresel krizin etkisi ile artacağı tahmin edilen borçlanma maliyetleri faizleri yükseltmekte, piyasada likidite darlığı yaşanmakta ve bu durum da ekonomik büyüme oranının azalmasına neden olmaktadır.

Finansal krizin tüm dünya ölçeğinde bir tüketici güveni krizine dönüştüğünü görmekteyiz. Bugün temel sorun daralan tüketim ve üretim döngüsünü, tekrar hızlandırmaktan geçmektedir. ABD ve AB ülkeleri krizin etkilerini hafifletmek için peş peşe paketler açıkladılar. Ancak görünen o ki bu güven uzun süre yerine gelmeyecek ve güven yerine gelse de tüketim için eskisi gibi ucuz ve bol kaynak yaratılamayacaktır.

Dünya Bankası Başkanı’na göre Türkiye’de özellikle 2001 krizinden sonra, malî sektörde gerçekleştirdiği yapısal reformlar sebebiyle sağlam ve dayanıklı bir finansal sistem kurulmuştur. Bu görüş, aslında Türkiye’de de genel kabul gören bakış açısını göstermektedir. Ancak yalnızca finansal sektörde kurulan dayanıklı yapılar ne yazık ki büyük kriz dönemlerinde tek başlarına yeterli olmamaktadır. Bu nedenle ABD kaynaklı yeni küresel krizde Türkiye’deki her kurum ve her vatandaş şiddetle söz konusu krizden ne kadar etkilenip etkilenmeyeceklerini tartışmaktadır.

4. HÜKÜMETTEN BEKLENTİLER

Krizin muhtemel olumsuz etkilerini azaltmak için hükümetten beklentiler oluşmuştur. Bunların bazıları;

  • Krize rağmen işçi çıkarmayan işletmelerin desteklenmesi, bu amaçla işsizlik fonunda biriken meblağın belirli bir miktarının işveren üzerindeki SSK primlerine ve çeşitli vergilere indirim olarak yansıtılması,
  • Üretici firmalar tarafından kullanılan sanayi elektrik tarifelerinde indirim uygulanması,
  • İhracatçılara yönelik Eximbank kredilerinde piyasa şartlarına göre daha cazip kredi faizleri uygulanması,
  • Dünya piyasalarındaki petrol fiyatlarındaki düşüşün nakliye firmalarına uygulanması, üretici firmalara yönelik doğalgaz fiyatlarında indirim yapılması,
  • Yerli malı tüketiminin teşvik edilmesi ve tüketicinin bilinçlendirilmesi,
  • Nakit sıkışıklığı ve kredi kullanımında yaşanan problemlerin devlet bankaları aracılığı ile aşılması için Ziraat, Halk ve Vakıf bankalarının sanayiciye yönelik kredilerin devamlılığının sağlanması,
  • KOSGEB aracılığıyla, küçük ve orta ölçekli sanayiciye yönelik kredi desteklerinin artırılması ve daha aktif bir şekilde devam ettirilmesi,
  • Teşvik sisteminin yerli üretimi destekleyecek ve ithalatın payını azaltacak yeni yatırımları özendirecek şekilde genişletilmesi,
  • İhracatçıya uzak mesafeler için navlun desteği sağlanması,
  • İhracat amaçlı üretim yeri ile limanlar arasındaki iç nakliyelerde kullanılan akaryakıta yönelik özel indirim uygulanması,
  • Katma değeri yüksek mamuller üretmek ve ihraç etmesi amacıyla Ar–Ge ve Ür–Ge yatırımlarına yönelik desteklerin artırılmasıdır.

SONUÇ

Küresel kriz en az zararla nasıl atlatılabilirdi ve çözüm önerileri nelerdi? Öncelikle karamsarlığı yenerek sektörel bazda sorunlar değerlendirilip çözüm yolları arandı, krize karşı stratejiler belirlendi, reel sektörde sürekli ve süratli diyalog içinde bulunularak krizin derinleşmesi engellenmeye çalışıldı, üreticiye teşvikler sağlanarak piyasa hareketlendirilme çalışmaları yapıldı ve yeni pazar arayışlarına gidildi.

Kriz döneminin olumsuzluklarından ne tür fırsatlar yaratabileceğimizi düşünmek ve uygulamak, en akılcı davranış biçimi olmalıdır. Atasözümüzün ifade ettiği gibi, “Bir musibet bin nasihatten iyidir.”. Kriz musibetinden hareketle yapısal reformların tamamlanabilmesi, kayıt dışılık olgusunun azaltılabilebilmesi, hür dünya ile entegrasyonun ilerletilebilmesi; yeni pazarlar ve yeni ürünler bulunabilmesi krizi fırsata dönüştürecek, zıtların birlikteliğinin fırsatını doğuracaktır.

Hande Bayraktar

Dumlupınar Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü, ikinci sınıf öğrencisi

Fortune Kampüs

KAYNAKÇA

www.yms.org.tr

İhracat haber dergisi

TİM

www.ceterisparibus.net

Uludağ ihracatçı Birlikleri

K.Yıldırım, İ.Bakırtaş, R.Yılmaz/Makro İktisata Giriş

www.otomotivihracat.com

www.cnnturk.com

Kategori Serbest KürsüYorum (0)