Etiket arşivi | "ekonomik kriz"

Ünlü Spekülatör Rahat Durmuyor!


 

Soros: Önlem alınmazsa yeni bir buhran gelir

 

ABD’li ünlü yatırımcı George Soros, Avrupalı liderlerin radikal önlemler alması gerektiğini, aksi takdirde Avrupa’daki krizin yeni bir buhrana yol açabileceğini aktardı. Amerikalı milyarder yatırımcı George Soros, Avrupa’daki krizin yeni bir büyük buhrana yol açmasından korkuyor.

 

George Soros, Avrupalı liderlerin radikal önlemler alması gerektiğini, aksi takdirde Avrupa’daki krizin yeni bir buhrana yol açabileceğini söyledi.

 

Soros, politika yapıcılardan, Yunanistan, Portekiz ve İrlanda’nın temerrüte düşme olasılığı karşısında hazırlıklık olmasını istedi.

 

Soros, Avrupa’nın buhrandan kaçınmak için bir Avrupa hazinesi kurmasının şart olduğunu ifade etti.

 

Kaynak: Habertürk

Kategori HaberlerYorum (0)

İyimser Ekonomistler de Uyardı


Moody’s'in başekonomisti Mark Zandi, Ağustos ayı istihdam verilerini değerlendirerek, ABD’nin resesyona çok yakın olduğunu söyledi

 

ABD yönetiminin 800 milyar dolarlık teşvik politikalarının sıkı destekçisi Moody’s'in başekonomisti Mark Zandi, Cuma gününkü Ağustos ayına ait olumsuz istihdam verilerinin, ekonominin resesyona çok yakın olduğunu gösterdiğini belirtti.

 

Bu zamana kadar birçok ekonomist ve uzman, ABD ekonomisinin bir resesyon daha yönelip yönelmeyeceğine ilişkin tahminlerde bulunuyor; ancak Beyaz Saray bu açıklamaları genellikle görmezden gelmeye devam ediyor. Ağustos ayının ortalarında bu konuya ilişkin görüş bildiren Başkan Barack Obama da, resesyon riskinin olduğunu düşünmediğini ifade etmişti.

 

Ancak işsizlik oranlarının Ağustos ayında hiçbir değişiklik göstermemesinin ardından görüş bildiren Moody’s'in ekonomisti Zandi, artık resesyona kesin girilmeyeceği konusunda çok emin olmadığını belirtti.

 

Zandi, masraflara tüketim, yatırımlar ve net dış ticaret rakamları eklendiğinde, 3. çeyrekte ekonominin yüzde 1 oranında büyüyeceğini, ancak üretim tarafına bakıldığında olumsuz rakamların büyüme oranını 0′a çok yaklaştıracağını, hatta ekside gelebileceğini söyledi.

 

Genellikle iyimser taraftan yana bir duruş sergilemiş olan Zandi, ABD ekonomisinin görünümünün net bir şekilde karamsar olduğunu ve resesyona çok yaklaşıldığını vurguladı, ancak resesyonun hâlâ önlenebileceğini savundu.

 

Resesyona girilmesi için işçi çıkarılmalarının başlaması gerektiğini belirten Zandi, şirketlerin henüz işten çıkarmalarda bulunmadığını, yalnızca yeni alımları durdurduğunu ifade etti. Zandi, şirketlerin güvenini geri kazanması hâlinde, ekonominin resesyona girmekten kurtarılacağını söyledi.

 

 

Kaynak: Bloomberght

 

Kategori HaberlerYorum (0)

Times: Kriz Fokurdamaya Başladı


 

İngiliz Times Gazetesi “Doğru kararlar alınmazsa, insanlar işlerini kaybedecek, tasarruflar, emeklilik fonları eriyecek, sıradan insanlar büyük bedeller ödeyecek” uyarısını yaptı.

 

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) ”Avrupa’nın borç krizinin dünyaya maliyeti büyük olur” uyarısına geniş yer ayıran Times gazetesi, telekulak skandalının gölgesinde kalan mali kriz riski konusunda uyardı.

Gazete “Dikkatler, anlaşılır bir şekilde, parlamento oturumuna yönelmişken, herkesin hayatını etkileyecek bir başka kriz fokurdamaya başladı” yorumunu yaptı.

Piyasaların, Yunanistan’daki krizin İspanya ve İtalya’ya yayılmasını önleyecek adımları atmakta ayak direyen Avrupalı liderlere karşı sabrının taşmakta olduğunu kaydeden Times, yaklaşmakta olan krize ilişkin şu uyarıda bulundu:

”Sorunun çözümü için bir sihirli formül yok, ayrıntılar da çok teknik. Ama yeni bir mali krizin sonuçları Avrupa vatandaşları için teknik olmayacak. Eğer doğru kararlar alınmazsa, insanlar işlerini kaybedecek, tasarruflar, emeklilik fonları eriyecek, kredi temerrüdüne dayalı takas sözleşmesi ya da Avrupa Mali İstikrar Paktı kavramlarını hayatları boyunca duymamış olan sıradan insanlar büyük bedeller ödeyecek.”

Bazı politikacılar, alınacak önlemlerin Avrupa Birliği için sonuçlarından kaygılı, özellikle de paar birliğinin dağılmasında. Ancak ekonomik sonuçlar ikinci mali krizden bankacıların değil, siyasetçilerin nefret edilen kişiler olacağı anlamına gelecek. Üç yıl önce Lehman Brothers’ın çöküşü felakete yol açan bir domino etkisi yaramıştı. Yarın toplanacak Avrupalı liderler, ülkelerini benzer tehlikelerden korumak istiyorlarsa, sözlerin yeterli olmadığını anlamaları gerek. Şimdi eylem zamanı.”

Kaynak: Ntvmsnbc



 

 

Kategori HaberlerYorum (0)

Kahinden Yeni Kehanet


Ekonomist Nouriel Roubini, zayıflayan ekonomi şartların 2013′de biraraya toplanacağını ve global zayıflıkların bir kusursuz fırtına oluşturacağını bildirdi.

 

CNBC’ye konuşan Roubini, Avrupalı liderlerin önemli ekonomik konular çözmekte oyalanmalarının bu kusursuz fırtınaya yol açacağını öngördü. Avrupalı liderlerinYunanistan ve Portekiz gibi ülkelerin borç ödeme yeterliliği konuları ile başa çıkması ertelemekte olduklarını, ABD’nin de büyük bir mali reformu 2012 seçimleri sonrasına bırakmasının söz konusu olduğunu işaret eden Roubini, bunun potansiyel büyük ekonomik problemlerin hepsinin birden 2013 yılında gündeme gelmesi anlamına geldiğini savundu.

 

Roubini “Benim öngörüme göre kusursuz fırtına bu yıl veya gelecek yıl değil, ancak 2013′de olacak” diye konuştu.

 

ABD’nin mali kemer sıkma tedbirleri almasını desteklediğini ifade eden Roubini, ancak bunun ekonomiyi daha fazla yavaşlatmaktan kaçınacak şekilde birkaç yıla yayılması gerektiğini düşündüğünü de belirtti.

 

Kaynak: Gazeteport Ekonomi

 

 

Kategori HaberlerYorum (0)

Türkiye ve Kriz


2008, bankacılık sisteminin çöküşe geçtiği bir yıldı. Yılın son çeyreğinde yaşanmaya başlanan ekonomik kriz ile dünya ekonomisi alt üst oldu.

Bu krizden Türkiye de nasibini aldı. Ancak bu kriz Türkiye’ye, Amerikan ekonomisinde yaşattığı etkiyi yaşatmadı. Elbette bunun birçok sebebi var: Türk bankacılarının gerek 2001 krizindeki tecrübeleri, gerekse daha temkinli hareketleri tüm dünyada ilgiyle takip edildi. 2001 krizinde edinilen tecrübeler ile aynı hataya bir kez daha düşülmesi engellenmeye çalışıldı. Öyle ki, Oxford Üniversitesi James Martin 21’st Century School Direktörü Dr. Ian Goldin, Türkiye’nin kriz yönetimi konusunda ileri seviyelere ulaştığını belirtti.

Aslında kriz, Türkiye’yi güçlü devlet yaptı. The Future Laboratory isimli bağımsız araştırma kuruluşu tarafından hazırlanan “Geleceğe Dayanıklı Avrupa”   araştırmasına göre, Türkiye küresel kriz ortamında yüksek performans sergileyen beş Avrupa ülkesinden biri oldu. Çalışmada Türkiye, Fransa, Almanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti yeni güçlü devletler olarak nitelendirildi.

Eski Uluslararası Para Fonu (IMF) Başekonomisti Simon Johnson, İngiltere’nin borç problemiyle karşı karşıya bulunan Yunanistan ve İspanya ile aynı kategoride görülebileceğini söyledi. Simon’a göre, Avrupa’nın hasta adamı İngiltere’nin bütçeyi yakın gelecekte kontrol altına alacağına ve güvenilir adımlar atacağına dair ikna edici çalışmalar yapması gerekiyor.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ise Yunanistan ve İtalya’nın, Türkiye kadar açık olmadığını dile getirdi. Türkiye’nin bu krizi, en hafif yaralarla atlatma başarısını ise politikasını açık seçik bir şekilde ortaya koymuş olmasına bağladı.

IMF ile yaptığımız görüşmelerden de henüz bir sonuç alınamadı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, “Eğer Türkiye bu krizden bu kadar büyük darbe yediyse, nasıl oluyor da daha önceki krizlerde olduğu gibi IMF’ye gidip el açmadık? Son bir yıl içinde 22 ülke, bunların içinde AB üyesi olan ülkeler de var, IMF’nin kapısını çaldı ve program yaptı. Çünkü kendi başlarına bu işi götüremediler. Türkiye bu krizi kendi tedbirleriyle, kendi kaynaklarıyla götürdü” şeklinde bir açıklamada bulundu.

Kayı Group’un sahibi Talha Görgülü’ye göre, IMF’ye ihtiyacımız yok. Türkiye, elindeki imkanları en güzel şekilde değerlendirdiği takdirde IMF’den alacağı paranın üzerinde bir gelir elde edebilir. Üstelik bu şekilde düşünen birçok kişi var. Türkiye Perakendeciler Federasyonu Başkanı Şeref Songör ve Altınbaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı İmam Altınbaş da aynı düşünceleri paylaşıyor. İmam Altınbaş: “IMF ile yapılacak anlaşma, ki bence olmamalı, Türkiye’yi mevcut durumun daha gerisine götürmemeli, elini kolunu bağlamamalı” dedi.

Peki, bu kadar çok kişi, Türkiye’nin bu krizi hafif yaralarla atlattığını ve IMF ile bir anlaşmaya varmanın gereksiz olduğunu söylerken neden TÜSİAD, hükümete bu anlaşma için adeta baskı uyguluyor? Burada çıkar çarkları kimin için dönüyor? Ali Babacan bu konuda neden hiçbir şey söylemiyor?

Bu konuyla ilgili olarak patronlar IMF’ye temkinli yaklaşırken, IMF’den umudunu yitiren yatırımcı, borsada satışa geçti. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, yurt dışına bağlı olarak bankacılık hisseleri öncülüğünde yüzde 3’e yakın değer kaybetti. İlk seansta dalgalı bir seyir izleyen İMKB yurt dışı piyasalardaki olumsuz görünüm ve Ali Babacan’ın IMF anlaşmasına ilişkin olumlu bir haber gelmemesinin ardından ikinci seansta kayıplarını artırdı. Ağırlıklı olarak bankacılık hisselerine gelen satışlarla kayıpları bir ara yüzde 42’ye ulaşan İMKB-100 endeksi kapanışa doğru kayıplarının bir kısmını geri alarak yüzde 2,96 düşüşle 50 bin  puanın altına indi. Endeks günü 49.933 puandan kapattı. Son dört işlem gününde endeksteki toplam düşüş yüzde 10 olarak gerçekleşti.

Oysa IMF taraftarlarının aksine, sadece turizmi ele alsak bile IMF’ye ihtiyacımızın olmadığını göreceğiz. Turizmciler, hükümetin kendilerine destek vermeleriyle birlikte IMF’ye olan ihtiyacın ortadan kalkacağını ve turizmde ciddi yerlere gelineceğini söylüyorlar. Turizm verilerini incelediğimiz zaman bu durum doğru gibi görünüyor. Nitekim, küresel krizi 2006 yılında yaptığı yorumlarla tahmin eden ve “Piyasa Kahini” olarak adlandırılan Nouriel Roubini, Türkiye için iyimser bir tablo çizdi. Yatırım için Türkiye’yi adres gösterdi.

Son dönemlerde Türkiye, turist sayısı ve döviz gelirlerindeki artış hızıyla dünya 20’nciliğe yükseldi. 2008’de dünya turizmi krizden dolayı ciddi oranda gerilerken, Türkiye yüzde 2’lik büyüme kat eden tek ülke olma başarısını elde etmişti. 2009’da ise dünyayı saran ekonomik krizin üzerine bir de domuz gribi rakip ülkelerde turist kaybı yaşatırken, ülkemize gelen turist sayısı her geçen gün arttı.

Vizenin kaldırılmasıyla, hükümet bu konuya önem verdiğini gösterdi. Vizesiz seyahat edilebilecek ülkelere, yapılan yeni çalışmalara yenileri de ekleniyor. Çalışmalar bu yönde iken ilk meyveler de toplandı. Suriyeli turistler, Türkiye için 15’inci pazar konumundalar. Vizelerin kaldırılması sonucu doğan potansiyel ile turizm hareketliliği gözle görülür şekilde yaşanıyor. Önümüzdeki dönemde sadece Suriye, Irak, İran gibi ülkelerden 7-8 milyon turist gelecek. Son birkaç ayda Suriye’den Türkiye’ye giriş yapan ziyaretçi sayısı yüzde 83 arttı. 10 ayda 400 bin olan ziyaretçinin yıl sonuna kadar 600 binleri bulması bekleniyor. Bu hareket içinse, otellerdeki yatak kapasitesi artırılmalı, sağlık, kongre, fuar alanları yapılmalıdır. Yeni tahsislerde bu turistlerin ilgi alanları da göz önüne alınmalıdır.

Sağlık turizmi de gelişen alanlardan biri. Kuzey Avrupa, hatta Kuzey Asya’dan termal, göz, medikal, estetik gibi sağlık sektörünü göz önüne aldığımızda Türkiye’nin geliri daha da artacak. Türkiye bunu planlıyor, kamu bunun peşinde.

Turizm Bakanlığı, 32’si termal, 14’ü kıyı turizmi, ikisi de kış turizmi olmak üzere 48 taşınmazı, 49 yıllığına turizm yatırımcılarına tahsis etmeyi hedefledi. 49 yıllığına yapılacak tahsislerden yararlanmak isteyen yerli ve yabancı girişimciler 4 ocak tarihine kadar başvurdu. İsteyen, pansiyon veya iki-üç yıldızlı butik otel; isteyen de dört-beş yıldızlı otel veya tatil köyü kurma hakkını elde etti.

Türkiye’nin kış turizmi potansiyeli de önemli. Erzurum Palandöken’de 2011 yılındaki üniversitelerarası kış olimpiyatları için yapılan hazırlıkların yüzde 70’i tamamlandı. Dünyanın en iyi beş kayak merkezinden biri haline gelen Palandöken’de önümüzdeki yıl 25 bin kişi aynı anda kayak yapabilecek. Suni kar sistemiyle sezon 100 günden 180 güne çıkarılacak.

Tüm bunları sayısal olarak şöyle de ifade edebiliriz: Türkiye, dünya turizm pazarında yüzde 4,5 paya sahip. 2008 yılında Türkiye’ye gelen turist sayısı 26,3 milyon, turizm geliri ise 21,9 milyar dolar oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan belgeli yatak sayısı ise 425 bine ulaştı.

Dünya Turizm Örgütü verilerine göre, doğrudan ve dolaylı olarak 32 faaliyet dalında istihdam yaratan turizm sektöründe, Türkiye’de doğrudan yaratılan istihdam 2008 yılında yaklaşık 3,4 milyon kişi olarak hesaplandı.

Türkiye’ye gelen turist sayısı, 2009’un ilk 10 ayında ise, 2008’in aynı dönemine göre yüzde 1,96 artışla 24,45 milyon kişiye ulaştı. Turizm gelirleri ise yılın ilk dokuz ayında 16,26 milyar dolar oldu. 2009 yılında turist sayısının 26,5 milyon, turizm gelirinin ise 21 milyar doları bulması bekleniyor. Turizm Bakanlığı’ndan belgeli yatak sayısının 570 bine, belediye belgeli yatak sayısının ise 432 bine ulaşacağı, yatırım aşamasındaki 250 bin yatakla birlikte toplam yatak kapasitesinin 1,3 milyonun üzerinde olacağı tahmin ediliyor.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, turizmde yeni tahsis dönemine ilişkin olarak: “Ziyaretçi sayısını daha yukarı çekmek için tanıtım ve teşvik çalışmalarına ağırlık verdik. Enerji desteği, KDV indirimi, turizm işletmecilerinin ihracatçı kabul edilmesi ve KOBİ desteklerinden yararlanmaları Türk turizminin daha iyi noktalara taşınması için yapılan çalışmalardan bazıları” şeklinde konuştu.

İşte turizmin 2010 yılı öncelikleri:

  • İç kısımlarda ve gelişmemiş yörelerdeki turizm faaliyetleri desteklenecek.
  • Turizme hizmet veren planlama, yatırım ve danışmanlık firmaları belgelendirilecek.
  • Doğal ve tarihi çevrenin korunmasında hız ve etkinlik sağlanacak.
  • Turizm sektöründe insan gücü niteliği yükseltilecek.
  • Turizmde dış turizm için yeni yapılanmaya gidilecek. Sektör kuruluşlarının tanıtıma katılımı çalışmaları sürdürülecek.
  • İstanbul’un marka kent olarak dünya turizmine sunulması sağlanacak. Nitekim İstanbul’un yedi farklı yerinde yapılan organizasyonlarla tanıtım sağlandı. Böylece İstanbul, 2010 kültür başkenti olarak seçildi.
  • Turizm koridorları belirlenerek kültür ve eko turizmle ilgili yönlendirme faaliyetleri sürdürülecek.

Sadece turizm alanında bu kadar çok gelişmeye sahipsek, o zaman neden hala IMF’ye ihtiyacımız olduğuna inandırılmaya çalışılıyoruz?

Aslıhan Ardıç

İstanbul Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu Dış Ticaret Bölümü, birinci sınıf öğrencisi

Fortune Kampüs

KAYNAKÇA

PARA Dergisi 20-26 Aralık 2009 sayısı haftalık ekonomi dergisi

FORTUNE Dergisi Şubat 2010 sayısı

Zaman Gazetesi (26-27-28-29 Ocak)

Marketing Türkiye 2009 aralık

Capital Dergisi Şubat 2010 sayısı

Dünya Turizm Örgütü istatistikleri

Kültür ve Turizm Bakanlığı verileri

Kategori Haberler, Serbest KürsüYorum (0)

Krizden Nasıl Çıkılır?


Trabzon’da “Bölgesel Kalkınma ve İş Dünyasının Rolü” toplantısında konuşan TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, hükümete uyarılarda bulunarak, “Krizden çıkışın iyi bir şekilde yönetilmesi, rehavete kapılmadan gerekli reformların hayata süratle geçirilmesi, ülkenin en önemli gündem maddelerinden biri olarak kalmaya devam etmelidir” değerlendirmesini yaptı

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ümit Boyner, TÜSİAD ve TÜRKONFED tarafından Trabzon’da düzenlenen “Bölgesel Kalkınma ve İş Dünyasının Rolü” toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, “Krizden çıkışın iyi bir şekilde yönetilmesi, rehavete kapılmadan gerekli reformların hayata süratle geçirilmesi, ülkenin en önemli gündem maddelerinden biri olarak kalmaya devam etmelidir” dedi.

Boyner, geçen haftalarda Türk Hükümeti ile Dünya Bankası işbirliğinde dünyanın önde gelen çok uluslu şirket yöneticilerinin de katılımıyla oluşturulan ve 2004 yılından beri her sene bir araya gelerek değerlendirmelerini sunan Yatırım Danışma Konseyi’nin toplandığını anımsatarak, şunları kaydetti:

Sorunlar devam ediyor

“Konsey, Türkiye’nin son krizde yaşanan küresel ekonomik dalgalanmaların oluşturduğu riskleri başarıyla yönettiğini dile getirmekle birlikte, verimliliğin, küresel piyasalardaki rekabet gücünün arttırılması ve güçlendirilmesi için önümüzdeki dönemde de yeni yatırım ortamı reformlarının hayata geçirilmesi gereğine vurgu yapmıştır. Altyapının geliştirilmesi, kayıtdışı ekonomiyle mücadele, işgücü maliyeti ve güvenceli ama esnek işgücü piyasası, istihdam ihtiyacı ile uyumlu eğitimin geliştirilmesi, gereksiz regülasyon, bürokrasi ve kırtasiyenin azaltılması, kurumsal yönetim ve fikri haklar konularında atılması gereken adımlar maalesef 2004 yılından beri bütün sonuç bildirgelerinde dikkat çekilen konular olarak kalmaya devam etmektedir.” Boyner, TÜSİAD’ın Türkiye’nin ekonomik ve sosyal değişimi için iş dünyasının bağımsız ve gönüllü temsil kuruluşlarının ülkede karar alma, politika ve siyaset üretme süreçlerinde yer alması gerektiğine inandığını da vurguladı.

Rekabet edemeyiz

Sivil toplum derken en geniş ifadeyle ’kamu erki dışında kalan bağımsız ve gönüllü örgütlenmelerin’ akla geldiğini belirten Boyner, “Gelişmiş olmanın diğer bir göstergesiyse vatandaşın ekonomik, sosyal, toplumsal ihtiyaçlarını, kendine en yakın merciden çözebilme olanağına sahip olmasıdır. Bugün teknolojinin süratle geliştiği, değiştiği bir hız çağında yaşıyoruz. Trabzon’da bir çivi çakmamız gerektiğinde yerel düzeyde işimizi halledemiyorsak, mutlaka Ankara’dan onay almamız gerekiyorsa, bazen Ankara’dan cevap gelene kadar çivinin yeni modeli çıkabiliyorsa, böyle bir düzen için günümüzde ne gelişmiş bir toplumdan ne de dünya ile rekabet edebilir bir toplumdan söz edebiliriz” değerlendirmesini yaptı.

‘Terör’ YİK’i Bodrum’dan İstanbul’a aldırdı

TÜSİAD’IN, 2010 yılı ilk Yüksek İstişare Konseyi toplantısı, 24 Haziran 2010 Perşembe günü İstanbul Çırağan Sarayı’nda gerçekleşecek. 24-25 Haziran 2010 tarihlerinde Bodrum’da gerçekleşmesi planlanan toplantı, son bir ay içinde süratle tırmanan ve büyük üzüntü veren terör olayları dolayısı ile İstanbul’da düzenlenecek.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısının açılış konuşmaları sırasıyla, TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner tarafından gerçekleştirilecek.

Toplantıda, Fransız akademisyen, yazar ve Devlet Onursal Danışmanı Prof. Jacques Attali onur konuğu olarak katılarak bir konuşma yapacak. Attali konuşmasında, küresel ekonomik gelişmeleri, AB ekonomisinin geleceğini ve iktisadi beklentileri konu alan bir sunum gerçekleştirecek.

KALKINMA AJANSLARININ KAMU AĞIRLIKLI YAPISINI HER FIRSATTA ELEŞTİRİYORUZ

TÜRKİYE’DE DE uygulamaya geçen kalkınma ajansları olgusunu çok önemsediklerini anlatan Ümit Boyner, ajansların kamu ağırlıklı yapılarını ise her fırsatta eleştirdiklerini hatırlattı. Boyner, şöyle devam etti: “Bu tür yerel örgütler kamu kurumlarının oluştuğu sürece evrensel değerlerde kabul görmüş sivil toplum kuruluşları bu yerel yapıların içinde olmadığı sürece kalkınma ajansları arzu ettiğimiz dinamizme kavuşamazlar. Devlet Planlama Teşkilatı ile konuya ilişkin pek çok kez görüşme imkanımız oldu. Kendilerinin bu konudaki yaklaşımlarını umut verici buluyoruz. Umarım en yakın zamanda hukuki zeminde de ajansların daha sivil bir yapıya kavuşması için gerekli değişiklikler yapılır. Aksi takdirde görünürde yerel olan kalkınma ajansları aslında yine merkezi otoritenin doğrultusunda hareket eder bir yapıya dönüşecektir.”
Kalkınma ajanslarının yerel sivil aktörlerin katılımına daha açık olması gerektiğini savunan Boyner, “TÜSİAD, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal değişimi için iş dünyasının bağımsız ve gönüllü temsil kuruluşlarının ülkede karar alma, politika ve siyaset üretme süreçlerinde yer alması gerektiğine inanmakta” dedi.

Vatan

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)