Etiket arşivi | "ekonomik kriz"

Korku yeniden yükselişte


Piyasalardaki artan kaygılar, yatırım araçlarının fiyatlarını dalgalandırmaya devam ediyor. Avrupa’daki borç krizi nedeniyle durgunluk kaygılarına Çin de eklenince bütün piyasalarda satış baskısı hâkim oldu. Açıklanan verilere göre, Çin’de fabrikaların geçen ay, ülke içi ve dışından talebin azalması üzerine üretimi azalttıkları ve yeni işçi alımını yavaşlattıkları ortaya çıktı.
Çin’de açıklanan ekonomik verinin imalat sektörünün geleceğine ilişkin beklentileri hayal kırıklığına uğratmasıyla birlikte borsa endeksleri ve emtia fiyatları yüzde 2 civarında geriledi. Euro’da satış hızlanırken altın ise yükseldi.
Bunlar yaşanırken İsrail’in yardım gemisine müdahalesi içeride gerginliği artırdı. Özellikle Ortadoğu barış sürecine zarar vereceği endişeleri yabancı yatırımcıların ürkmesine neden oldu.
ABD ISM İmalat endeksi verilerinin beklentilerin üzerinde gelmesiyle Avrupa borsaları ve İMKB Ulusal 100 endeksi toparlandıysa da kaygılar sürüyor. İMKB Ulusal 100 Endeksi günü yüzde 0.14 oranındaki yükselişle 54 bin 460 seviyesinden tamamladı.

Altın getiride lider
Mayısın gözdesi altındı. Küresel kaygılar yatırımcıyı güvenli liman arayışına itti. Mayısta Cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 9.18 oranında artarak 375.09 liradan 409.53 liraya yükseldi.
Altın genel olarak piyasalardaki gerilim ve euro/dolar paritesindeki dalgalanmalara göre hareket ediyor. Ancak son zamanlarda Euro Bölgesi ülkelerinden başlayan mali sıkıntılarla birlikte ‘güvenli liman’ özelliği öne çıktı.
Zaman zaman bazı ülkelerin özellikle Çin ve Hindistan’ın rezerv çeşitlemesi nedeniyle altına yönelmesi geçici etkiler yapmıştı. Ancak zon zamanlarda piyasalarda artan tedirginliğin altına yönelimi artırdığı gözleniyor. Tedirginlik devam ettiği sürece, ki şu anda devam ediyor ve en azından bir süre daha devamı bekleniyor, altının gözde yatırım aracı olarak izlenmeye devam edilecek.
Dolar 1.60’ın üzerine çıkar mı?
Döviz kurlarında portföy girişleri nedeniyle piyasalarda gerilim artsa da yukarı hareketler oldukça sınırlı. Mayıs ayında TCMB verilerine göre Türk lirası karşısında dolar yükselirken euro geriledi.
Dolardaki değer artışı yüzde 6.29 oldu. Dolar 1.60 TL’nin üzerinde kalmakta zorlanıyor. Faizler düşük ve enflasyonun altında, negatif faiz söz konusu.

Öte yandan borsada kâr satışı ve düzeltme süreci yaşanıyor. İMKB’de işlem gören hisseler mayısta ortalama yüzde 7.76 oranında değer yitirdi. İMKB Endeksi, mayısta 4.574 puanlık düşüşle 58.959’dan 54.384 puana geriledi.
Mali endeksteki aylık ortalama kayıp yüzde 6.37, sanayi endeksindeki kayıp yüzde 10.81 ve hizmetler endeksindeki kayıp da yüzde 10.44 oldu. Borsada tepkiler zayıf ve satış baskısı sürüyor. Çıkışın başladığı 20 binlere bakıldığında orta ve uzun dönem açısından primli görünümü devam ediyor. Kısa vadeli alım satımlar denenebilir. Üstelik borsalarda geleneksel yaz durgunluğu kapıda.

ABD’den gelen imalat verileri moral verdi
-Euro son dört yılın en düşüğünde.
- Çin’de açıklanan ekonomik veriler imalat sektörünün geleceğine ilişkin beklentileri hayal kırıklığına uğrattı.
- Gösterge bileşik faiz yüzde 8.86 ile
12 Nisan’dan bu yana en düşüğü gördü.
- Altın yükseliyor.
- Dolarda yeni trend başlar mı?
- ABD ISM İmalat endeksi verileri moral verdi.

Zeynep Aktaş – Milliyet Ekonomi

Kategori HaberlerYorum (0)

Avrupa’da Banka Uzakdoğu’da ‘savaş çıkar’ Korkusu Yayıldı, Dünya Piyasaları Yine Karıştı


AVRUPA’da Yunanistan’dan sonra İspanya ekonomisinin de sıkıntıya girdiği ve buna paralel olarak gelen banka kurtarma haberleri Euro Bölgesi’ne ilişkin kaygıları artırırken, piyasalarda tansiyon savaş korkusu ile yükseldi. Küresel borsalar hızla değer kaybederken, Euro’da dolar karşısında 1.21 seviyelerine geriledi.

İspanya endişelendirdi

Dün sabah piyasaları geren ilk gelişme, İspanya Merkez Bankası’nın, başka bir banka ile birleşmesinin gerçekleşmemesi üzerine bir mevduat bankası olan Cajasur’a el koyduğu yönündekmi haber oldu. Bankaların bu kaygılarla birbirlerine borç vermeyi neredeyse durdurması piyasaları endişelendirirken, Uzakdoğu gerginliği korkuyu artırdı.

Asya’da düşüş yüzde 3

Güney Kore Borsası, Kuzey Kore lideri Kim Jong Il’in olası bir savaşa karşı ordunun alarm durumunda olmasını istediğine yönelik gelen haberler ile sert yüzde 3.4 düşerek, son 6 aydaki en düşük seviyesine geriledi. Güney Kore’nin para birimi Won da gelişmelerden olumsuz etkilenerek, dolar karşısında 10 ayın en düşüğüne indi. Asya borsalarında satışları hızlandırdı ve Asya borsaları kapanışta yüzde 3’ün üzerinde değer kaybetti.

Avrupa sert geriledi

Yunanistan’ın ardından İspanya’da yaşanan bu gerginlik Avrupa borsalarında da hızlı satışları beraberinde getirdi. Almanya’da Dax endeksi yüzde 3, Fransa’da Cac endeksi yüzde 3.5, İspanya borsası ise yüzde tüm çalkantıya rağmen düşüş oranı yüzde 3.39 oldu. Yine borç soru ile boğuşan Yunanistan borsasındaki değer kaybı ise yüzde 3.3’u buldu.

Japon Yeni ve dolar aldılar

Yaşanan gelişmelerle yatırımcılar Euro satmaya başladı. Piyasalarda, zaten borç sorunları yaşayan Euro üyelerinin daha çok bankaya el koyması gerekebileceği endişelerini tetiklediği yönünde olumsuzlukla hareket ederken, bankacılar, “Başta Güney Avrupa’da olmak üzere daha çok bankanın sorun yaşayacağı endişeleri ile yatırımcılar Euro satmaya başladı” yorumunu yaptı.Yeni bir finansal kriz endişeleri ise yatırımcıların riskli varlıklardan çıkarak ABD ve Japon para birimleri ile devlet tahvillerine yönelmesine neden oldu. Böylece Euro dolar karşısında 1.2176 seviyelerine geriledikten sonra yeniden 1.22 seviyelerine döndü.

ABD açılışta kaybetti

ABD borsası ise güne büyük kayıplarla başladı. Dow Jones Sanayi Endeksi, açılışın hemen ardından iki dakika içinde 200 puan geriledi. Ardından yağmur gibi gelen satışlarla ilk saatte Dow Jones Endeks’i yüzde 2.18, Nasdaq ise yüzde 2.37 oranında düşüş gerçekleştirdi.

Dolar 1.60 TL’yi aştı İMKB 17.6 milyar TL eridi

AVRUPA’da borç krizinin bankacılık sistemine yayılacağına yönelik artan endişelerle Euro’nun dolar karşısında değer kaybetmesi, içeride para ve sermaye piyasalarını etkiledi. Dışarıda esen olumsuz rüzgar içeride doları 1.60 liranın üzerine taşıdı. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) ise  bir günde 17 milyar 658 milyon lira eridi.

İMKB yüzde 4.22 düştü

Yurtdışında yaşanan bu olumsuzluk içeride de riskten kaçınan yatırımcıların satışlarıyla sarsıldı. İMKB Ulusal 100 Endeks’i yüzde 2.5 oranında düşüşle 53.200 puandan açılış yaptı. İlk seansta 1.571 puan azalan borsa 52.986 seviyesinden kapanış gerçekleştirdi. İkinci seansta ise Avrupa borsalarında artan satışlar eşliğinde borsa 52.200 puanın altına geriledi. Gün içinde değer kaybı yüzde 5’i aştı. Ardından kapanışa doğru hafif toparlanan borsada günlük değer kaybı 4.22 oldu. Borsada kapanış 52.257 puandan gerçekleşti.

Dolar 1.59 TL’ye döndü

Dün yaşanan sert düşüş İMKB’nin 1 günde 17 milyar 658 milyon lira buharlaşmasına neden oldu. Böylece önceki gün 372 milyar 744 milyon lira olan borsanın piyasa değeri 355 milyar 86 milyon liraya geriledi. Döviz piyasasında ise Euro’nun hareketi etkili rol oynadı. Yatırımcıların hızla Euro satarak dolara yönelmesiyle parite 1.22 seviyelerine gerilerken, bankalararası piyasada dolar hızla 1.6070 liraya kadar tırmanan dolar, ardınddı.  Ancak tepki satışlarıyla 1.59 lira düzeyinde dengelendi. Serbest piyasada kapanış 1.5940 liradan gerçekleşti.

Hürriyet Ekonomi

Kategori HaberlerYorum (0)

Yunanistan’ın İflası AB’nin Geleceği


Alexandros Grigoropoulos adını hatırladınız mı? Bir buçuk yıl kadar önce 15 yaşında bir polis kurşunuyla öldürüldüğünde Yunanistan’ın karışmasına vesile olan Alexandros Grigoropoulos’u… Parlamentoyu yakmak isteyen kalabalığın çıkardığı olaylar o dönemde Türk basınında “Anarşi Yunanistan’a geri dönüyor” manşetlerinin atılmasına sebep olmuştu.

Bir buçuk yıl önce yaşanan Grigoropoulos isyanı, bugün iflastan kurtulmak için IMF ve AB’nin ekonomi paketini kabul eden Yunanistan’daki durumun ilk dışavurumuydu. O dönemde, öldürülen genç adamı rafta bekletilen bütün sorunların sokağa taşınmasına neden olduğu için Yunanistan’ın Franz Ferdinand’ı olarak tanımlamıştım.

Avrupa Birliği sarsılıyor

Yunanistan’dakiler o dönemde polise karşı gösterilen tepkinin altında, kendini hissettirmeye başlayan ekonomik krizin, üniversite harçlarındaki zamların, yeni mezunlar arasında yüzde 21 oranındaki işsizliğin, kamu çalışanları ve işçilerin ücretleri konusunda uzun süredir çözülemeyen sorunların yarattığı öfkenin bulunduğunu söylüyordu. Hatta genel sıkıntı 2002 yılında euroya geçme kararının ne kadar yanlış olduğuna ilişkindi.

Bir buçuk yıl içinde Yunanistan’ın bütçe açığı 32,3 milyar euroya ulaşırken (GSYİH’nin yüzde 13,6′sı) hükümet değişikliği de krizden çıkış için Yunanlılara bir umut vermedi. Sonuçta Papandreu hükümeti 110 milyar euroluk IMF-AB paketini kabul etmek zorunda kaldı. Şimdi genetik kodları gereği kemer sıkma politikalarına olumsuz yaklaşan Yunan halkının 2008′dekinden daha sert tepkisine tanık oluyoruz.

Ancak sorun sadece Yunanistan’la sınırlı değil. Ekonomik krizin sarstığı Avrupa ülkeleri Avrupa Birliği’ni de sallıyor. 1950′lerde bir ekonomik işbirliğinden yola çıkarak oluşturulan siyasi birlik, bugün yine ekonomik nedenlerle sarsılıyor.

Bir süredir AB’nin merkezi konumundaki Belçika, hem ekonomik hem de siyasi açıdan iflasın eşiğinde bulunuyor. Belçika Hazine Bakanı Guy Vanhengel, birkaç ay önce ülkenin içinde bulunduğu ekonomik çıkmazı “25 milyar euroluk bütçe açığımız var. Eğer bir şirket olsaydık, iflasımızı açıklamak zorunda kalırdık” sözleriyle açıklamıştı.

Kuzeyinde Flamanca konuşanların, güneyinde ise Fransızca konuşan Valonların toplandığı Belçika’da siyasi iklim de ekonomik sorunlarla uyum içinde. Flamanlar, federasyondan ayrılarak dildaşları Hollanda’ya bağlanmak istiyor. İki toplumlu ülkede şirketlerin önüne asılacak bayraklara kadar hemen her konuda çatışma bulunuyor. Flamanlar, aslanlı bayraklarını her yerde olduğu gibi önünde Belçika bayrağı bulunan işyerlerinde de görmek istiyor. Özetle AB uyumunun kalesi, siyasi ve ekonomik açıdan çatırdıyor.

Artık malum olunduğu üzere Portekiz, İspanya, İrlanda ve 2 trilyon 595 milyar dolarlık borç yüküyle İtalya’nın, Yunanistan’ın açtığı yoldan ilerlemesi bekleniyor.

Milliyetçilik hâlâ yaşıyor

Yunanistan ve Belçika örneklerinin gösterdiği gibi ekonomik sorunların siyasettekiler için kartopu etkisi yaptığı göz önüne alınırsa AB’yi içinden çıkılması zor bir siyasi sürecin beklediği de ortada.

Avrupa Birliği, her ne kadar uluslarüstü bir yapıya sahip olsa da henüz ulusal politikaların etkisini azaltabilmiş değil. Avrupa’da milliyetçilik hâlâ yaşıyor. Ve her ekonomik sıkıntı döneminde olduğu gibi yine yükselişe geçiyor. Bunu anlamak için Alman ve Yunan medyasının iki aydır yürüttüğü milliyetçilik savaşına bakmak yeterli.

Bir yanda mali sıkıntı yaşayan devletlere yardım etmemek için ayak direyen birliğin büyük ağabeyleri Fransa ve Almanya muhafazakar siyasetin içine gömülürken, diğer yanda ekonomiye paralel milliyetçiliğin yükseldiği AB ülkeleri bulunuyor.

Yakında “Hepimiz Yunanız” sloganını atmaya başlayacak gibi görünen AB’nin, kısa vadede euronun geleceğinden daha büyük sorunları olabilir.

Gökçe Aytulu / Referans

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)

Krizin Türkiyesi ve Türkiye’nin Krizi


Son yıllarda küreselleşmenin yarattığı değişimler sayesinde Türkiye artık kaliteli ürünler üretebilen bir sanayi ülkesi haline gelmektedir. Ancak rekabetin her geçen gün daha da arttığı günümüz dünyasında yalnızca kaliteli ürünler üretebilmek yeterli değildir. ABD’de ortaya çıkan ve dünyayı saran krizden, Türkiye de ciddi bir şekilde etkilenmektedir. Başta AB olmak üzere gelişmiş ülkelere yapılan ihracatlarımızda sıkıntılar bulunmuş ve talep küresel kriz nedeniyle sert bir düşüş yaşamıştır. Bu nedenle Türkiye’nin bu küresel krizde hâlihazırda ihracat gerçekleştirdiği ülkelerdeki talep daralması, ülkemizi olumsuz yönde etkilemiştir.

1. KRİZ NASIL BAŞLADI?

2001 sonrasında ABD ekonomisini toparlamak için hızla indirilen faizler kredi kullanma talebini artırdı. Artan kredi hacmi emlak fiyatlarını yükseltti. Yükselen emlak fiyatları, yeni kredi alınabilmesini sağladı. 2002 yılında inşaat sektörü ile ekonomiyi canlandırmak ve düşük gelirlilerin konut sahibi olabilmelerini kolaylaştırmak amacıyla yeni düzenlemeler yapıldı. (“subprime mortgage”-düşük kaliteli emlak kredi artışının önü açıldı). ABD devlet tahvillerinin hızla düşen faizleri ve artan emtia fiyatları ile yurt dışında bollaşan likidite, yeni yatırım alanları aradı.

NINJA (No Income, No Job, No Asset) krediler olarak tabir edilen düşük kaliteli krediler hızla büyüdü. Yatırım bankaları, daha da fazla kredi verebilmek için, mevcut kredi alacaklarını satarak (menkul kıymetleştirme) yeni kaynaklar elde etti ve bunlarla da yeni krediler açıldı.

Azalan risk duyarlılığı,  bankaları her türlü kâr odaklı işlemlere yöneltti. Örneğin; 2001’de bir konutun değeri 100 bin dolardı. 2004’te yapılan yeni bir ekspertiz ile konutun değeri 150 bin dolara çıktı. İkinci ipotek ile bankada 50 bin dolar kredi alındı ve otomobil yenilendi. 2005’te bir ekspertiz daha yapıldı ve konutun değeri 180 bin dolar olarak belirlendi. Üçüncü ipotek alındı ve mobilyalar yenilendi.  2006’ya gelindiğinde artık herkes (şahıslar, emlakçı, banka vs.) konutun değerini 180 bin dolar olarak kabul ediyor ve buna göre hareket ediyordu. Ancak 2007’de bir gün aynı mahallede benzer bir konut satışa çıktı. Ancak kimse 180 bin dolar ödemek istemedi ve balon patladı.  Öyle ki, konutun satış fiyatı başlangıçtaki 100 bin doların altına (örneğin 70 bin dolara) geriledi. Konutu için 80 bin dolar ipoteğe giren konut sahibi de, haliyle ödeme yapmak istemedi. Alacaklarını tahsil edemeyen bankalar, borçlarını ödeyecek kaynak bulamayınca mali sistem durdu. Bankalar birbirine bile borç vermeyince likidite krizi başladı.

2. KRİZİN YAYILMASI

ABD kaynaklı finansal kriz, önlemlerin zamanında alınmamasıyla birlikte küresel bir boyuta taşınmıştır. Bunun sonucunda da başta krizin merkezi olan ABD olmak üzere, tüm dünya ekonomileri resesyona girmiştir.

Dünyada ve Türkiye’de en çok konuşulan konuların başında, küresel finans krizinin nerede, nasıl, kimi ne şekilde etkileyeceği gelmekte ve krizin etkisinin ne olacağı tartışılmaktadır. Türkiye’nin dışa açık ekonomi politikası, önemli coğrafi konumu ve son yıllarda artan ihracatı dolayısıyla yaşanan küresel krizin etkisi altında kalmıştır. Krizin tarım, sanayi ve hizmet temel sektörleri açısından değerlendirilmesi genel ekonomik durumun anlaşılabilmesini sağlamaktadır.

3. KRİZ VE TÜRKİYE

3.1. TARIM SEKTÖRÜ

Tarım sektörü, krizden en az etkilenen sektör durumundadır. Beslenmek insanların zorunlu ihtiyacıdır ve ekonomik krize rağmen 1 milyon 950 bin ton meyve ve sebze ihracatı yapılmıştır. Hiç kimse, krizin ertelettiği harcamalar listesine gıdayı almamaktadır. Piyasa için üretim yapmayan kırsal kesimde hayatını devam ettiren çiftçiler için finansal krizin etkileri hissedilmeyebilir. Ancak ticari zincirin içinde olan, kredi kullanan, kur riski alan çiftçi de sanayicinin yaşadığı kaygıyı yaşayabilir. Sahip olduğumuz müthiş potansiyel ve pazarlara yakınlık avantajımızla tarım sektörleri büyük bir fırsatın eşiğindedir. Yabancıların da yatırım yaptığı sektörün verimlilik ve finansman sıkıntısı çözülebilirse, Türkiye yalnız kendine değil çevresine de fayda sağlayabilir. Ayrıca Türkiye’de tarımın gündeminde, kriz değil kuraklık bulunmaktadır. Ülke ekonomilerine sağlamış olduğu katma değer ve istihdam imkânları dikkate alındığında, tarım sektörü ekonominin özellikle kriz dönemlerinde sigortası konumundadır.

3.2. SANAYİ SEKTÖRÜ

Türkiye’nin bugün gerçekleştirmiş olduğu ihracatının yüzde 90′ından fazlası sanayi ürünüdür. Sanayi sektörü krizden en çok etkilenen sektör olmuştur. Türk sanayiinin lokomotifi kabul edilen ve ihracat şampiyonu olan otomotiv endüstrisi kriz nedeniyle işçi çıkarımlarına gitmiş, üretimlerine ara vermiştir. Kriz etkisiyle yükselen dolar kurları yabancı yan sanayi girdilerinin olumsuz yönde etkilenmesine neden olmuştur. Sanayi sektörü 2008 Ağustos ayından itibaren sürekli azalış göstermiştir.

3.3. HİZMET SEKTÖRÜ

Hizmet sektörü 2001 krizinden ciddi bir ders çıkarmış ve gerçekleştirilen yapısal düzenlemeler finans sektörünü güçlü bir konuma getirmiştir. Türkiye’deki banka ve finansal kuruluşların sermaye yeterlilik oranları, Avrupa ve ABD’deki bankaların iki katından daha yüksek durumdadır. Ancak ekonomide yaşanan daralma ile birlikte bankalar kaynak yaratmada ciddi sıkıntılara düşmüş ve kredi kullandırma oranları büyük ölçüde gerilemiştir.

2008 yılında ABD ve AB’deki Finansal kriz nedeni ile Türkiye’nin yüksek cari açığını finanse edecek fonların bulunması daha güç ve daha maliyetli olmuştur. Küresel krizin etkisi ile artacağı tahmin edilen borçlanma maliyetleri faizleri yükseltmekte, piyasada likidite darlığı yaşanmakta ve bu durum da ekonomik büyüme oranının azalmasına neden olmaktadır.

Finansal krizin tüm dünya ölçeğinde bir tüketici güveni krizine dönüştüğünü görmekteyiz. Bugün temel sorun daralan tüketim ve üretim döngüsünü, tekrar hızlandırmaktan geçmektedir. ABD ve AB ülkeleri krizin etkilerini hafifletmek için peş peşe paketler açıkladılar. Ancak görünen o ki bu güven uzun süre yerine gelmeyecek ve güven yerine gelse de tüketim için eskisi gibi ucuz ve bol kaynak yaratılamayacaktır.

Dünya Bankası Başkanı’na göre Türkiye’de özellikle 2001 krizinden sonra, malî sektörde gerçekleştirdiği yapısal reformlar sebebiyle sağlam ve dayanıklı bir finansal sistem kurulmuştur. Bu görüş, aslında Türkiye’de de genel kabul gören bakış açısını göstermektedir. Ancak yalnızca finansal sektörde kurulan dayanıklı yapılar ne yazık ki büyük kriz dönemlerinde tek başlarına yeterli olmamaktadır. Bu nedenle ABD kaynaklı yeni küresel krizde Türkiye’deki her kurum ve her vatandaş şiddetle söz konusu krizden ne kadar etkilenip etkilenmeyeceklerini tartışmaktadır.

4. HÜKÜMETTEN BEKLENTİLER

Krizin muhtemel olumsuz etkilerini azaltmak için hükümetten beklentiler oluşmuştur. Bunların bazıları;

  • Krize rağmen işçi çıkarmayan işletmelerin desteklenmesi, bu amaçla işsizlik fonunda biriken meblağın belirli bir miktarının işveren üzerindeki SSK primlerine ve çeşitli vergilere indirim olarak yansıtılması,
  • Üretici firmalar tarafından kullanılan sanayi elektrik tarifelerinde indirim uygulanması,
  • İhracatçılara yönelik Eximbank kredilerinde piyasa şartlarına göre daha cazip kredi faizleri uygulanması,
  • Dünya piyasalarındaki petrol fiyatlarındaki düşüşün nakliye firmalarına uygulanması, üretici firmalara yönelik doğalgaz fiyatlarında indirim yapılması,
  • Yerli malı tüketiminin teşvik edilmesi ve tüketicinin bilinçlendirilmesi,
  • Nakit sıkışıklığı ve kredi kullanımında yaşanan problemlerin devlet bankaları aracılığı ile aşılması için Ziraat, Halk ve Vakıf bankalarının sanayiciye yönelik kredilerin devamlılığının sağlanması,
  • KOSGEB aracılığıyla, küçük ve orta ölçekli sanayiciye yönelik kredi desteklerinin artırılması ve daha aktif bir şekilde devam ettirilmesi,
  • Teşvik sisteminin yerli üretimi destekleyecek ve ithalatın payını azaltacak yeni yatırımları özendirecek şekilde genişletilmesi,
  • İhracatçıya uzak mesafeler için navlun desteği sağlanması,
  • İhracat amaçlı üretim yeri ile limanlar arasındaki iç nakliyelerde kullanılan akaryakıta yönelik özel indirim uygulanması,
  • Katma değeri yüksek mamuller üretmek ve ihraç etmesi amacıyla Ar–Ge ve Ür–Ge yatırımlarına yönelik desteklerin artırılmasıdır.

SONUÇ

Küresel kriz en az zararla nasıl atlatılabilirdi ve çözüm önerileri nelerdi? Öncelikle karamsarlığı yenerek sektörel bazda sorunlar değerlendirilip çözüm yolları arandı, krize karşı stratejiler belirlendi, reel sektörde sürekli ve süratli diyalog içinde bulunularak krizin derinleşmesi engellenmeye çalışıldı, üreticiye teşvikler sağlanarak piyasa hareketlendirilme çalışmaları yapıldı ve yeni pazar arayışlarına gidildi.

Kriz döneminin olumsuzluklarından ne tür fırsatlar yaratabileceğimizi düşünmek ve uygulamak, en akılcı davranış biçimi olmalıdır. Atasözümüzün ifade ettiği gibi, “Bir musibet bin nasihatten iyidir.”. Kriz musibetinden hareketle yapısal reformların tamamlanabilmesi, kayıt dışılık olgusunun azaltılabilebilmesi, hür dünya ile entegrasyonun ilerletilebilmesi; yeni pazarlar ve yeni ürünler bulunabilmesi krizi fırsata dönüştürecek, zıtların birlikteliğinin fırsatını doğuracaktır.

Hande Bayraktar

Dumlupınar Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü, ikinci sınıf öğrencisi

Fortune Kampüs

KAYNAKÇA

www.yms.org.tr

İhracat haber dergisi

TİM

www.ceterisparibus.net

Uludağ ihracatçı Birlikleri

K.Yıldırım, İ.Bakırtaş, R.Yılmaz/Makro İktisata Giriş

www.otomotivihracat.com

www.cnnturk.com

Kategori Serbest KürsüYorum (0)

Havada Fırsat Kokusu Var


Her krizde bir laf dolanır durur ortada: Her kriz içinde fırsat barındırır. YALAN.

Yok Çinlilerde kriz kelimesi fırsat ve tehdit harflerinden oluşurmuş da, kriz fırsata çevrilecekmiş de diye anlatır dururlar, hayatlarında bunu bir kez bile başarmamış olan sözde bir bilen adamlar. Bu da YALAN. Siz sakın onlara inanmayın.

Kriz fırsata falan çevrilmez. Kriz ile fırsat arasında bir bağlantı yoktur. Kriz insanı zorlar, sınırlama getirir, sonuçları geciktirir. Bu zorluk da insanı yaratıcılığa, yenilikçiliğe, daha çok çalışmaya, olmayanı bulmaya, alışılmışın, vasatın dışına kısacası dün yaptığını yapmamaya zorlar. Bunu da herkes yapamaz. Yapanlar bunu ölçekleyebilirse bu yeni bir fırsat yaratır. Daha önce elinde olmayanla büyüme fırsatı sağlar. Rekabetin önüne geçme şansı yaratır. Bağlantı varsa fırsat ile bunların arasında vardır. Fırsat da şanslıların yani hazırlık ile fırsatın karşılaştığı yerde bekleyenlerin yanında olur. Bir bilenlerin yanında değil. Bu şanslı doğanların bazı ortak özellikleri vardır. Eğer yakından bakarsanız hepsinin kumaşında aşağıdaki desenleri görürsünüz. Bu desenleri görmek, kolay anlamak zordur. Yaşamak daha da zordur. Bu beş desen kağıt ya da ekran üzerinde alt alta, liderlerde ise eksiksiz olarak yan yana bulunur.

• SOĞUKKANLILIK
• VİCDANLILIK
• ÇALIŞKANLIK
• YUKSEK BİREYSEL MOTİVASYON
• CANLI ve ENERJİ DOLU OLMAK

Bu özellikler krizleri fırsata çeviren değil, krizlerde yapmadığını yapan, bu sayede fırsatlar yaratan ve her seviyede karşılaşılabilen liderlerde bulunur. Bu kimi zaman şirketin olabilecek en tepe noktası veya kurumun en ücra odasıdır. Ha, bu arada unutmadan; bu şanslı liderler “Sen benim başıma gelen en güzel şeysin” diye karşılarlar krizi. O da yetmez “Havada fırsat kokusu var” diye enerji dolu bakarlar, baktırırlar. Onların morali bozulmaz. Bozulsa da sizin haberiniz olmaz. Onlar yılmaz, yılsalar da yüzlerinden okunmaz.

Bu dönemde liderler kendi içinde de ayrıma uğrarlar. Krizi fırsata; karlılığa değil adamlığa, en önemlisi kamu vicdanına önem verenler, 1000 adam atarken 100.000’leri kaybedeceğini düşünebilenler fırsata çevirir. Diğerleri yüzünü duvara, ruhunu kısa dönemli kara çevirir. Krizde iyi liderler çok doğru az yanlış, kötü liderler çok yanlış az doğru yaparlar. Yanlış yapanların üç değil bir yanlışı bin doğruyu götürür. Krizde yapılan yanlışlar amfi ile güçlendirilen ses gibi daha yüksek seviyede çıkar. Ve nedense ses düzeyinin yoğunluğundan mı, kriz döneminde hassaslaşan kulaklardan mıdır nedir, bu yanlış melodiler hiç unutulmaz.

Ben Çinli değilim diye söylediklerimi dinlemeyebilirsiniz, bu yaklaşıma saygı duyarım ama kriz döneminde hiçbir şeyi farklı yapmadan fırsata dönüştüreceğini düşünen biri iseniz bundan hicap duyarım. Hiçbir şeyi dinlemeseniz bile ne olur tek bir şeyi dinleyin. Kriz gelir geçer önemli olan dağıtıp geçmemesidir. Unutmayın Sufi dervişlerin dediği gibi “BU DA GEÇER YAHU.”

“Dün yaptığını yapıp bugün farklı sonuç beklemek deva bulmaz bir ruh hastalığıdır.” (Einstein)

Tanyer SÖNMEZER

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)