Etiket arşivi | "finans krizi"

Kriz Yılı İkrazatçıyı Zengin Etti


Küresel krizin yoğun olarak hissedildiği 2009 yılında, ödünç para verme işiyle uğraşan “ikrazatçılar”, bankaların nakit kredi için uyguladığı faizin 6 katı, 2008 yılında kendi uyguladıklarından da 2 kat daha fazla bir faiz oranıyla ödünç para verdiler.

Hazine verilerine göre, 2009 yılında ikrazatçıların aylık yüzde 7,9 oranında faiz uyguladığı, bunun da çoğunlukla doğrudan kredi verme niteliği taşıdığı belirtildi. Aynı dönemde bankaların aylık kredi faizi ise yüzde 1,25 civarında idi. Oysa ikrazatçıların geçmiş yıllardaki faaliyetleri çoğunlukla çek-senet kırma işleminden kaynaklanıyordu. 28 ikrazatçıyı isimleri ve kâr-zararlarıyla tek tek açıklayan Hazine’nin tespitlerine göre, bu grup geçen yıl 12.6 milyon liralık kâr elde etti.

Sayıları 25′e düştü

Hazine Müsteşarlığı Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı 2009 yılı İkrazatçılar Faaliyet Raporu’nda, öncelikle ikrazatçıların tanımı yapıldı. Buna göre ikrazatçılar; faiz veya her ne ad altında olursa olsun ipotek almak suretiyle ödünç para verme işleriyle uğraşan kişilerden oluşuyor. Raporda, ikrazatçılık yapmak isteyenlerin Hazine’den izin alması gerektiği vurgulanarak, izin almadan ödünç para verenlerin Türk Ceza Kanunu’nun “tefecilik” hükümlerine göre takibata uğradığı hatırlatıldı. Rapora göre ikrazatçılık 1994 yılında gündeme geldi ve şimdiye kadar 76 kişiye ödünç para vermesi için izin verildi. Ancak bunlardan 48′inin izinleri daha sonra çeşitli nedenlerle iptal edildi. 2009 yılı sonu itibariyle İstanbul’da 18, Ankara’da 6, Antalya, Denizli, İzmir, Yalova’da da 1′er ikrazatçı var. Ancak 2010 yılı başında incelemeye tabi tutulan 3 ikrazatçının daha izni iptal edildi ve şu anda sayı 25′e düştü. Ayrıca 4 ikrazatçıyla ilgili de inceleme devam ediyor. Raporda 2002 yılında ikrazatçılık faaliyet izni verilmesinin durdurulduğu belirtilerek, bu durumun halen devam ettiği ifade edildi.

Aylık yüzde 7,9 faiz aldılar

Hazine’nin tespitlerine göre 2009 yılında ikrazatçıların yaptıkları işlem sayıları yüzde 20 düşerken, işlem hacimleri yüzde 10 arttı. 2009 yılında ödünç para verme işlemlerinde aylık yüzde 7,9 oranında faiz alan ikrazatçılar, bunun nedenini, “ödünç para verme riskinin bu piyasa için oldukça yüksek olmasından kaynaklanması” olarak açıkladılar. Bu faiz 2008 yılında yine ikrazatçıların istediği aylık yüzde 3,1 oranındaki faizin iki katı. 2009 yılında bankalar aylık yüzde 1.25 oranında faiz uyguladılar. Yani ikrazatçılar bankaların uyguladığı yüzde 1.25′lik faizin 6 katı oranında bir faizi ödünç para verirken istediler.

Raporda, 28 ikrazatçının sermayesi, dönen varlıkları, kâr-zararı ve ödediği vergilere ilişkin bilgiler yer aldı. İkrazatçıların geçen yıl dönen varlıklarının toplamı 178 milyon 493 bin lira oldu. Toplam 21 milyon liralık kâr elde eden ikrazatçılar ödedikleri vergi ve harçlardan sonra toplam 12.6 milyon lira tutarında katma değer elde ettiler. Geçen yıl en yüksek kârı 4.6 milyon lira ile Avram Peres elde etti. Zümrüt Ağırbaş 4.4 milyon lirayla ikinci, Vitali Yangın da 3.6 milyon lirayla üçüncü sırada yer aldı. İkrazatçıların yarattığı istihdam sayısı ise 238 kişi olarak belirlendi.

Referans

Kategori HaberlerYorum (0)

Küresel Finans Krizi


Fortune Türkiye okurları, bu yazımızda 2008 Küresel Finans Krizi’ni çıkış nedenleri ve yapısal özellikleri ile inceleyeceğiz. Bu aşamada öncelikle finansal krizin tanımını yapıp daha sonra finansal küreselleşme ile krizi birlikte ele alarak küresel finans krizine ulaşacağız. Hepinize keyifli okumalar diliyorum.

Finansal kriz literatürüne katkılarıyla dünyanın önde gelen iktsatçıları arasında  sayılan Charles P. Kindleberger, Cinnet, “Panik ve Çöküş” isimli eserinde finansal krizin açıklamasını “güzel bir kadın gibidir, tanımlaması zordur fakat karşılaşınca anlarsınız” şeklinde yapmıştır. İlk kez bir finans krizini güncel olarak takip eden benim gibi genç iktisat öğrencileri için bu tanım oldukça etkileyicidir.

Kitabın sunuş yazısında Prof.Asaf Savaş Akat,  en genel haliyle mali piyasa dalgalanmalarının üç evresi “cinnet”, “panik” ve “çöküş”ü  şöyle açıklamaktadır. Cinnet; kâr hırsının büyüleyici etkisi ile sağduyunun unutulduğu, hayatları boyunca yaptıkları tasarrufların yapay cennetler vaat edenlere verilmek üzere sıraya girildiği anı, cinnet anını vurgulamaktadır. Cinnet, teşhisi kolay ama paniğe geçiş anı öngörülemeyen bir evredir. Her an paniğe dönüşebilir. Ve panik başlayınca tasarruf sahipleri daha önce tasarruflarını yatırdıkları mekânda bu sefer tasarruflarını kurtarabilmek için paniklemektedirler. Bu aşamada kamu yönetimi mutlaka devreye girer. Fakat bu dalgalanmalar altında kalmak istemeyen kamu yöneticileri geri dönülmez hatalar zincirine bir halka daha eklerler. Bu güvensizlik ortamında iflaslar çığ gibi büyür, karşılıksız alacaklar artar, talep düşer ve üretim azalır. Çöküş başlamıştır, cinnetin ve paniğin bedeli ödenmektedir.

Bu bölümde aslında ekonomide ulaşılmak istenilen ama aşırılık, denetimsizik ve kontrolden çıkmışlığın işe dahil olmasıyla sorunsallaşan durumlar üzerinde yoğunlaşacağız. Bu sorunsallar krizin yapısal özelliklerini ve temel noktalarını bize gösterecek.

Bunlardan ilki makro iktisadın inceleme alanlarından  –ulusal gelir, büyüme, işsizlik, enflasyon, ödemeler bilançosu vb.-  biri olan ekonomik büyümedir. Ekonomik büyüme hükümetlerin temel hedeflerindendir.  Ekonomik büyümenin önemini pekiştirmek için, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Kanunu’nun 4. Maddesi “Banka, fiyat istikrarını sağlama amacı ile çelismemek kaydıyla hükümetin büyüme ve istihdam politikalarını destekler” ifadesini hatırlamakta fayda var. Büyüme için izlenecek yollardan biri faizlerin düşük oranlarda tutularak paranın piyasada yeni yatırımlara akışını sağlamaktır. Serbest bırakılan bu para ile yapılan yatırımlar üretimi artırmak ile birlikte, işsizliği azaltacaktır. Teknolojik yenilikler ile birleşen bu üretim artışı daha verimli ve etkin olma şansını yakalayacak ve bu yolla ekonomik büyüme gerçekleştirilecektir. Ama bu ütopya gerçekleşmedi. Çünkü serbest bırakılan  bu parasal bolluk hali hazırda yatırımın fazla olduğu koşullarda verimli kullanılmadı.

Bir diğer olumlu başlayıp ama aşırılıklar ile birlikte olumsuz sonuç doğuracak gelişme, finansal mühendisliğin 1980’lerden itibaren almış olduğu yoldur. Son 30 yılda riskin azaltılması ve yeniden tahsisine olan müşteri talebi, arz koşullarının değiştirilmesine yönelik sermaye baskıları ve işlem maliyetlerinin azaltılması, enflasyon oranının düşülmesine katkısı, enformasyon ve teknolojide hızlı gelişmeler  bankacılık ve finansal sektörde yapısal değişimleri tetikleyen etkenlerdir. Bu süreçte bilimsel araştırmaların katkısı artmakla birlikte, beşeri sermayesi zengin, dünyanın sayılı üniversitelerinde finans eğitimi alan tecrübeli finans mühendisleri yetişti. Peki, bu mucitler bilgileri ile ne icat ettiler?

Krizin tohumu olarak adlandırdığım ve genetiği değiştirilmiş “menkul kıymetleştirme” ilk olarak 1980’lerde çalışmalara konu oldu. İlk haliyle menkul kıymetleştirme; fon akımlarının genellikle menkul kıymetler üzerinden yapılması olarak tanımlandı. Süreç içerisinde menkul kıymetleştirme; dolaşım kabiliyeti olmayan finansal kontratlara dolaşım kabiliyeti kazandırılması olarak işlevsellik kazandı. Bu ekonomik geliri artırıcı bir yenilik olan finansal inovasyondu. Dolaşım kabiliyetli finansal kontratlara sahip bir bilançonun manevra kabiliyeti artıyordu. Son olarak yapılan tanımdan, menkul kıymetleştirme; kredi kontratlarının (el değiştiremeyen finansal kontratlar) tahviller (el değiştirebilen finansal kontrat) haline getirilmesi olduğu anlaşıldı.

Peki bu durum nasıl olur da bizi krize “kilitler”?

İlk olarak banka krediyi açıyor. Sonra biraz önce bahsettiğimiz şekliyle kredi portföyünü menkul kıymetleştirme yoluyla el değiştirebilen tahvillere çeviriyor. Bu tahvilleri satarak  verdiği kredinin  nakdini geri alıyor. Kredi portföyü oluşturulduktan sonra banka bilançosundan ayrılmakta.Buraya kadar herşey güzel. Sadece bir kredi açıldı ve bir başka kuruma bu kredinin tahvili satıldı. Bir nevi arabuluculuk yapma görevi yerine getirildi. İşin tıkandığı nokta; bankaların verdiği krediyi bilançosunda göstermeme lüksü ile kredi riskini yeterince değerlendirmeden, herkese kredi vermeye başlamasıdır. İşte denetim ve kontrol sisteminin açığı burasıdır. Sistem bilanço dışına aktarılan riskleri göz ardı etmektedir.

Yusuf  Yalçınkaya / Yıldız Teknik Üniversitesi, İktisat 4. Sınıf Öğrencisi

Fortune Kampüs’ten alınmıştır.

Kategori Serbest KürsüYorum (0)