Etiket arşivi | "finans"

Yeni Yıl İlaç ve Finansa İyi Gelecek!


 

Manpower’ın “2012, 1′inci Çeyrek İstihdama Genel Bakış Araştırması”, işverenlerin 2012′den umutlu olduğunu ortaya koyuyor. Sonuçlara göre işverenler, ilaç ve finans başta olmak üzere sigorta, gayrimenkul ve kurumsal hizmetler sektörlerinde işe alımların gerçekleşeceğini söylüyor

Yeni yıla sayılı günler kala çalışanlar zam oranlarını merakla beklerken şirketler de 2012′nin yatırım ve istihdam planlarını hazırlıyor. İş gücü çözümleri sunan Manpower tarafından gerçekleştirilen “2012, 1′inci Çeyrek İstihdama Genel Bakış Araştırması”na göre Türkiye’deki işverenler 2012′nin ilk çeyreğinde işe alımların gerçekleşeceğini öngörüyor. Bin temsilci işverenin yer aldığı araştırmada, katılımcıların yüzde 31′i çalışan sayısının artacağını tahmin ederken, yüzde 9′u azalacağını öngörüyor. Sonuçlar yeni yılın “Net İstihdam Görünümü”nün ise bir önceki çeyreğe oranla yüzde 2 artarak yüzde 22′ye ulaştığını ortaya koyuyor. Dünya çapındaki devlet ve özel kurumlardan yaklaşık 65 bin insan kaynakları müdürü ve üst düzey işe alım yöneticisinin yer aldığı araştırmada ocak ve mart 2012 arasındaki dönemde -41 ülke ve bölgede tahmin edilen istihdam eğilimleri, küresel işgücü pazarında devam eden ekonomik güçlükler ve genel belirsizlik ortamına rağmen- 41 ülkenin 31′inde işverenler, iş gücü sayılarını değişik oranlarda artırmayı planlıyor.

 

İlaç ve finans revaçta

Sonuçlara sektörler bazında bakıldığında en iyimser tahminler sırasıyla yüzde 36 ve yüzde 33 Net İstihdam Görünümü’yle ilaç ve finans, sigorta, gayrimenkul ve kurumsal hizmetler sektörlerinden geliyor. Üretim sektöründe işe alım pazarının görünümünün yüzde 29 olacağı tahmin edilirken, tarım ve madencilikte yüzde 28, inşaatta yüzde 25, kamu ve sosyal hizmetlerde yüzde 23, perakende ve toptan ticaret sektöründe ise yüzde 22′lik Net İstihdam Görünümü beklentisi var. Bununla birlikte restoran ve otelcilik alanında, geçen çeyrekte olduğu gibi bu çeyrekte de olumsuz istihdam beklentisi dile getiriliyor. Geçen çeyrek ile karşılaştırıldığında işe alım beklentileri 11 sektörün 7′sinde önceki çeyreğe göre daha yüksek. Sektörler arasında en kayda değer yükselme beklentisi ise madencilik (yüzde 14 puan) ve ilaçta (yüzde 13 puan) var. Beş bölgenin tümünde işverenler 2012′nin ilk çeyreğinde istihdam sayılarının artacağını söylüyor. İşverenlerin yüzde 31′lik bir Net İstihdam Görünümü beklediği Karadeniz Bölgesi’nde iş arayanlara gün doğacak. Marmara ve Ege Bölgesi’nde de sırasıyla yüzde 24 ve yüzde 23 puanlık ciddi bir işe alım beklentisi var. Akdeniz Bölgesi’ndeki işverenler yüzde 19 ile dengeli bir artış beklerken, Orta Anadolu’da yüzde 17 puanlık kayda değer büyüme tahmini bulunuyor. Önceki çeyrekle karşılaştırıldığında beş bölgenin dördünde işverenlerin işe alım beklentilerinde artış olduğu kaydediliyor. Akdeniz Bölgesi’nde işverenler yüzde 8 puanlık iyileşme öngörüsünde bulunurken, Karadeniz Bölgesi’nde ise bu rakam yüzde 5 puan seviyesinde.

 

Temkinli büyüme söz konusu

Araştırmayı değerlendiren Manpower Türkiye Genel Müdürü Ebru Coş, sonuçların dördüncü çeyrek öngörüleriyle karşılaştırıldığında, işverenlerin işe alım hızlarında az da olsa yükselme olduğunu söylüyor. Türkiye’de en güçlü istihdam beklentisinin ilaç, finans, sigorta, gayrimenkul ve kurumsal hizmetler sektörlerinde olduğunu vurgulayan Coş, geçen çeyreğe oranla işe alım beklentilerinde en dikkat çeken iyileşmenin yüzde 14′lük artışla madencilik ve yüzde 13′lük artışla ilaç sektöründe gerçekleştiğini ifade ediyor. Coş, “Personel azaltmayı öngören işveren sayısının yüzde 8 oranında düştüğünü görüyoruz. Ayrıca Avrupa’daki borç krizine ilişkin tablo netleşene dek işverenlerin daha ziyade bekle-ve-gör politikası izleyeceğinin ve çalışan sayılarını artırmadan önce mevcut trendleri değerlendirmek istiyor. Çünkü Avrupa’daki borç sorunu, kıtanın en büyük ihracat pazarı olan Türkiye’yi de doğrudan etkiliyor” şeklinde konuşuyor.

 

Beş ülke istihdamda öne çıkıyor

Araştırmanın dünya genelindeki sonuçlarına göre Türkiye, Hindistan, Brezilya, Tayvan ve Panama’daki işverenler dünya genelinde, ilk çeyrek için en güçlü işe alım planlarını dile getiriyor. Öte yandan Yunanistan, Macaristan ve İtalya’daki işverenler en düşük Net İstihdam Görünümü’ne sahip ülkeler. İşe alım tahminlerindeki iyimserlik 30 ülkede ve bölgede son üç ay içinde, 23 ülkede ise geçen yılın aynı dönemine kıyasla azalıyor. Avrupa’nın borç sorunları, en büyük ihracat pazarı Avrupa olan Çin dahil tüm dünyadaki işverenlerin istihdam planlarını etkilemeye devam ediyor. Çin’de işveren güveninin geçen yıla göre önemli ölçüde azalmasında, Çin hükümetinin ekonomiyi yatıştırmak için yürürlüğe soktuğu girişimlerin rolü var. Öte yandan, ABD’de 13 sektörün dokuzunda istihdam tahminleri hem üç ay öncesine hem de geçen yıla göre ya daha olumlu ya da istikrarlı kalmaya devam ediyor.

 

“Hareketlilik olacak”

Baraka Kurumsal ve Kişisel Danışmanlık Kurucusu Reha Abi de yeni yılda Türkiye’nin büyümesine paralel olarak iş gücü pazarında iki tür hareketlilik olacağını dile getiriyor. “Birincisi yıl sonunda kişisel ve performansları nedeniyle işten ayrılacakların yerine işe alımların yaratacağı istihdam, ikincisi de planladıkları büyüme nedeniyle bütçeledikleri yeni elemanların alınmasıdır” diyen Abi, perakende ve üretim sektörlerinde 2011 yılında başlayan büyüme hareketinin devamlılık göstereceği kanaatinde. Abi, “İlaç ve sağlık sektöründe yapılan yeni yapılanma nedeniyle bir miktar küçülme söz konusu olabilir ama 2012 ikinci yarınsında sektörün tekrar yavaş ve kararlı büyümesine devam edeceğine inanıyorum” diyor. (Net İstihdam Görünümü, toplam istihdamda artış öngören işverenlerin yüzdesinden, önümüzdeki çeyrekte işyerlerinde istihdam düşüşü bekleyen işverenlerin yüzdesi çıkarılarak hesaplanmıştır.)

Sabah

Kategori Serbest KürsüYorum (0)

3 bölgenin en iyi bankası seçildi


EMEA Finance, 2010 yılında gerçekleştirdiği başarılı dış borçlanma işlemleri sebebiyle Akbank’ı Avrupa, Ortadoğu ve Afrika bölgesinde “Dış Borçlanmada En Başarılı Finansal Kuruluş”u olarak seçti.

Avrupa, Ortadoğu ve Afrika piyasalarının önde gelen finans dergilerinden EMEA Finance’in “2010 Yılı Başarı Ödülleri” değerlendirmesi sonuçları açıklandı. Akbank 2010 yılında Eurobond, seküritizasyon ve sendikasyon piyasalarında gerçekleştirdiği başarılı dış borçlanma işlemleriyle ve Ağustos 2010’da aldığı 1 milyar Euro tutarındaki sendikasyon kredisiyle EMEA Finance’ten,‘EMEA Bölgesinde En Başarılı Finansal Kuruluş ve En İyi Kredi’ ödüllerini kazandı.

Ödüle ilişkin bir açıklama yapan Akbank Uluslararası Bankacılıktan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hülya Kefeli, “Bu ödüllerle, sendikasyon kredilerindeki lider konumumuz bir kez daha tescillendi. Diğer taraftan, 2010 yılında Avrupa, Ortadoğu ve Afrika bölgesinde, sadece sendikasyon kredilerini değil, dış borçlanmada kullanılabilecek tüm araçları en etkin şekilde kullanan banka olduk. Bu başarının bir teyidi olarak “Dış Borçlanmada En Başarılı Finansal Kuruluş” seçilmenin gururunu yaşıyoruz” dedi.

Kefeli ayrıca, Türk bankalarının dış borçlanmada alternatif araçları daha etkin kullanmaya başladığını, bundan sonraki dönemde dış borçlanma piyasalarında Türk bankalarının isminin daha çok duyulacağını belirtti.

-“GÜÇLÜ MALİ YAPININ BİR TEYİDİ”-

EMEA Finance CEO’su Christopher Moore da yaptığı açıklamada, Akbank’ın borçlanma piyasalarındaki başarısının Bankanın güçlü mali yapısının ve saygınlığının teyidi olduğunu vurgulayarak, “Akbank, başarılı sendikasyon kredisi ve Eurobond ihracı ile 2010 yılı gibi belirsizliklerin sürdüğü zorlu bir dönemde kaliteli ve çeşitlendirilmiş yatırımcı portföyünü muhafaza etmeye devam etti” dedi.

Akbank EMEA Finance “2009 Yılı Başarı Ödülleri” değerlendirmesi kapsamında da,Ağustos 2009 tarihinde gerçekleştirdiği 900 milyon Euro tutarındaki sendikasyon kredisi ve Bedaş ve Dinçkök-Çez ortaklığı ile yapılan Sedaş ihalelerine sağladığı kredilerle “Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Bölgesi – En İyi Kredi İşlemi” ve “Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Bölgesi – En İyi Özelleştirme Kredisi Veren Banka” ödüllerinin sahibi olmuştu.

ANKA

 

Kategori HaberlerYorum (0)

Müdürlere dağıtılan prim internetten açıklanacak


Yeni Türk Ticaret Kanunu tasarısında şeffaflık için değişikliğe giden hükümet, şirket yöneticilerine ödenen her türlü prim, promosyon, seyahat ve temsil giderlerini internet sitesinden yayınlamayı zorunlu tutacak

Hükümet, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nda devrim niteliğinde bir değişikliğe gidiyor. Türkiye’deki yüzbinlerce şirkete istisnasız internet sitesi kurma zorunluluğu getirecek olan hükümet, şirket yöneticilerine ödenen prim-promosyonlar dahil her türlü paralar, seyahat ve temsil giderlerini internet sitesinden yayınlamayı zorunlu tutacak. Böylece her çalışan arkadaşının veya yöneticisinin ne kadar prim-promosyon aldığını öğrenecek.

İnternet sitesinde şirketin, “Değerleme raporları, hisselerin halka arz edilmesine dair taahhütler, iflasın ertelenmesine ilişkin kararlar, şirketin kendi paylarını satın almasına ilişkin genel kurul ve yönetim kurulu kararları, finansal tablolar, özel amaçlı bilançolar ve diğer finansal tablolar, denetçi raporları” da yayınlanacak. Bunu yapmayan yöneticiler cezalandırılacak.

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’in girişimiyle Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nın 10 Ocak’tan itibaren TBMM Genel Kurulu’nda görüşülerek yasalaştırılması yönünde uzlaşan Ak Parti, CHP, MHP ve BDP uzlaşma komisyonu bugün bir araya gelecek. Hükümet, Türk Ticaret Kanunu’nda yapılacak eklemelere ilişkin partilere onlarca değişiklik önergesi sundu. Bugün toplanacak olan partilerarası uzlaşma komisyonu, bu önergelerden hangilerinin tasarıya eklenip eklenmeyeceğine karar verecek.

İnternet sitesi zorunlu
Tasarıda büyük sermaye şirketlerine internet sitesi kurma zorunluluğu getiren 1534. maddede değişiklik önergesi hazırlayan hükümet, internet sitesi zorunluluğunu, “halka açık olup olmadığına bakılmaksızın anonim şirket, limited şirket, komandit şirket gibi tüm sermaye şirketlerini” kapsayacak şekilde genişletecek. Artık Türkiye’deki yüzbinlerce şirket, internet sitesi kurmak zorunda olacak.

Şirketlerde şeffaflaşmayı savunan hükümet, şirket yöneticilerinin prim-promosyon dahil aldıkları tüm paraları internet sitesinden yayınlama zorunluluğu getirecek. Sitede, yönetim kurulu başkan ve üyeleriyle yöneticilere ödenen maaş dahil her türlü paralar, temsil ve seyahat giderleri, tazminatlar, sigortalar ve benzeri ödemeler tek tek yayınlanacak. İnternet sitesinin bu tür açıklama, karar ve raporlara ilişkin bölümü herkesin erişimine açık olacak. İnternet sitesine girmek için üye veya ortak olma şartı aranmayacak. Böylece şirket ortakları, şirket çalışanları hatta sokaktaki vatandaşlar bile merak ettiği yöneticinin ne kadar prim aldığını anında öğrenebilecek.

 Finansal tablolar da internette
Hükümetin tasarıya ekleyeceği önergede, şirketlerin internet sitesinde yayınlamak zorunda oldukları diğer bilgi ve belgeler şöyle yer aldı:
“Değerleme raporları, hisselerin halka arz edilmesine dair taahhütler, iflasın ertelenmesine veya benzeri konulara ilişkin kararlar, şirketin kendi paylarını satın almasına ilişkin genel kurul ve yönetim kurulu kararları, bilgi alma kapsamında sorulan sorular, banlara verilen cevaplar, finansal tablolar, özel amaçlarla çıkarılan bilançolar ve diğer finansal tablolar, denetçi raporları.”

6 ay sitede kalacak
Şirketlerin internet sitelerine konulacak tasarıda belirtilecek olan bilgiler en az 6 ay süreyle yayında kalacak. Bu süreye uyulmadığı taktirde açıklanan bilgiler, hiç yayınlanmamış kabul edilecek. İnternet sitesinde yayınlanacak finansal tabloların süresi ise 5 yıl olacak.

Şirketlerin internet sitesinde yayınlanması zorunlu olduğu halde yayınlamadığı başta yönetim kurulu kararları olmak üzere her türlü karar iptal edilebilecek. Yayınlamayı engelleyen veya bu konuda kusuru bulunan yöneticiler hakkında cezai işlem yapılacak.

Milliyet Gazetesi

Kategori HaberlerYorum (0)

“Sektörün neresinde bulunmak istediklerine karar vermeliler”


Sanem Aytekin, Yapı Kredi Bankacılık Akademisi’nde Liderlik ve Yetenek Gelişimi Yöneticisi. Kendisiyle İtalya’daki yeni görevi ve bankacılık sektörü ile ilgili bir söyleşi yaptık.

Sanem Hanım, bize Ankara’da başlayan İstanbul’a uzanan eğitiminiz ve kariyerinizden bahseder misiniz?

1980 yılında Ankara’da doğdum. Ankara Yükseliş Kolejinde ilk, orta ve lise eğitimimi tamamladıktan sonra Bilkent Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okudum. Mezun olduktan sonra İstanbul’a taşınıp İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde MBA programıma ve eş zamanlı olarak çalışma hayatıma da 15 Nisan 2003’de Yapı Kredi Bankası’nda Stajyer Eğitim Uzmanı olarak başladım. Daha sonrasında yine Yapı Kredi’de sırasıyla Eğitim Uzmanlığı, Eğitim Danışmanlığı görevlerinde bulundum. 2008 yılında Eğitim ve Gelişim bölümünden ayrılıp İnsan Kaynakları Yönetiminde çeşitli fonksiyonlarda görevime devam ettim. Son olarak Yapı Kredi Bankacilik Akademisi’nde Liderlik ve Yetenek Gelişimi Yöneticisi olarak görev yapmaktayım.

Sizin yakın zamanda İtalya’ya gideceğinizi biliyoruz. Bize bu süreci anlatır mısınız? Kariyerinizde yurtdışı planınız var mıydı?

2006 yılında Yapı Kredi, Koçbank ve UniCredit ile birleşince tüm çalışanlar için farklı bir dönem başlamış oldu. Birleşme sonrasında UniCredit Group tarafından başlatılan bir program olduğu duyuruldu. UniCredit Group bünyesinde çalışan yetenekli çalışanlarını keşfetmek için kişilerin kendi kendine başvurabileceği ve çeşitli değerlendirme aşamalarından sonra başarılı olursa katılabilecekleri UniQuest isimli bir program başlatıyordu. Bu program kişilerin kendi alanından tamamen farklı bir alanda UniCredit bünyesinde farklı ülkelerden gelen kişilerle bir proje ekibi oluşturup bir proje geliştirmesi ve bu süreç sırasında kendisini fark etmesini ve geliştirmesini amaçlıyor. Bu programa başvurup kabul edildikten sonra benim hem kariyerime hem de kendi gelişimime bakışım oldukça değişti.

Örneğin, benim dahil olduğum projenin amacı UniCredit Group bünyesindeki Avusturya’daki bir banka icin müşteri memnuniyeti ve şikayet yönetimi araçlarını geliştirmekti. Hem çok zorlu bir süreçti hem de oldukça eğitici ve öğreticiydi. Çünkü bir yandan Türkiye’deki işimle ilgili tüm sorumluluklar devam ederken bir yandan hiç bilmediğim bir ülke ve banka için yine hiç tanımadığım hatta aynı dili bile konuşmadığım insanlarla çalışmaktaydım. Bu süreçte geliştirdiğimiz proje ile ilgili tabi ki pek çok şey öğrendik ama bunun yanı sıra farklı ülkelerden gelen insanlarla ortak bir dil oluşturmayı, aynı yerde yaşamasanız bile beraber proje geliştirmeyi, farklılıkları avantaja çevirmeyi, zaman yönetimini, kendini yönetmeyi ve kendinin farkında olmayı öğrendik. Siz de bilirsiniz şirketler bu gibi pek çok konuda eğitimler veriyor ama yaşayarak öğrendiğiniz zaman etkisi gerçekten çok farklı oluyor ve kalıcı oluyor.

Bu süreçte öğrendiğim birçok seyden sonra yurtdışında çalışmak ve yaşamak o kadar korkutucu gelmedi. Zaten UniQuest programı katılımcılarının UniCredit Group bünyesinde bir çeşit görünülürlüğü oluyor. Grubun yetenek hattında yer alıyor olmak, size bazı fırsatların açılmasını sağlıyor. Dediğim gibi daha önce yurtdışına gidip çalışmak istemezken- biliyorsunuz hepimiz için konfor alanımızın dışına çıkmak oldukça zordur- UniQuest programı süresince yaşadığım deneyimlerden sonra bunu yapabileceğime karar verdim. Ama tabi ki karşıma çıkan her fırsata sırf yurtdışına çıkmak amacı ile yaklaşmadım. Çünkü yurtdışında yaşamak çok heyecanlandırıcı gelse de çok zorlu bir süreç. Türkiye’deki tüm kariyerinize hatta hayatınıza bir süre ara verip hiç bilmediğiniz bir ortama gidiyorsunuz, bir anlamda pek çok şeye baştan başlıyorsunuz. Bu nedenle sonunda varmak istediğim yer ve kariyer hedeflerimi göz önüne alarak karşıma çıkan fırsatları değerlendirdim. Karşıma çıkan başka birkaç fırsattan sonra UniCredit Group’un Milano’daki merkezinde Liderlik Yönetimi ve Gelişimi takımından aldığım teklif ve yaptığım mülakat sonrasında bu işin kariyerim ve kişisel gelişimim açısından oldukça önemli bir etkisi olacağına karar verip kabul ettim.

Bilkent Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler bölümü mezunusunuz? Üniversite hayatınızda da birçok projede etkin olarak görev almışsınız. Kısaca paylaşır mısınız?

Üniversite hayatım sırasında tabi ki ben de her öğrenci gibi akademisyenlerimiz tarafından verilen proje ödevlerinde yer aldım.  O dönem geliştirdiğimiz projelerin birçoğu aldığımız derslerle ilgiliydi. Bu ödev projelerimiz dışında MUN (Model of United Nations) ve Euroforum (Model of European Union Conference) gibi Avrupa ve dünya çapında tüm organizasyonu öğrenciler tarafından yürütülen ve birçok farklı ülkeden öğrencinin katıldığı projelerde yer aldım. MUN- Birleşmiş Milletler’in, Euroforum da Avrupa Birligi Konferansının birer simülasyonu tıpkı GMC (Global Management Challenge) gibi. Bu organizasyonlara gelen öğrenciler birer role atanıyor ve bu rolün tüm gerekliliklerini yerine getirerek bu organizasyonların gerçek gündemlerindeki konuları tartışıyor. Sonrasında çıkan karar metinleri ilgili organizasyonlara iletiliyor ve onların dikkatine sunuluyor. Örneğin ben katıldığım Euroforum simulasyonlarının birinde Yunanistan Başbakanı rolüne atanmış ve buna göre davranmak durumunda kalmıştım. Euroforum organizasyonuna yapılmaya başlandığı ilk yıldan itibaren üniversiteden mezun olana kadar dahil oldum. MUN için ise üniversite içinde bir ekip oluştururarak diğer öğrencileri bilgilendirmeyi hedeflemiştik.

Bunun dışında tabi ki başka sosyal faaliyetlerde de yer aldım: Örneğin Bilkent Üniversitesi’nde her sene yapılan Öğrenci Başkanlığı seçimleri hepimizin bildiği anlamda bir seçim sürecidir. Partiler vardır, adaylar vardır, konuşmalar yapılır. Bu süreçlerde de aktif olarak yer aldım.

Üniversite süresince sosyal veya okuduğunuz bölüm ile ilgili projelere dahil olmak kişiye farklı bölümlerde okuyan arkadaşlarla tanışma imkanı sağlıyor. Böylece herkes birbirinden çok farklı şeyler öğrenebiliyor. Tabi ki öğrenci iken hiç birimiz konuya bu şekilde yaklaşmıyoruz. Önemli olan derslerden başarı ile geçmek ve kalan tüm zamanı eğlenerek geçirmek oluyor. Ama sonuçta yaparken eğlenebileceğimiz ve aynı zamanda pek çok farklı yetkinliği geliştirebileceğimiz proje ve organizasyonları üniversitelerimiz de bulmak artık mümkün.

Sizi mezuniyetten sonra bankaya ve insan kaynakları alanına çeken sebepler nelerdi?

Açıkcası ben hep bir bankada çalışmak istedim. Bankacılık ve Finans sektörü bir şekilde vaad ettiği güvenceler ve hayatımızın en önemli yerinde olması nedeni ile hep çok çekici geldi. Ama aynı zamanda sayılar ve tablolar hep çok karmaşık ve sıkıcı geliyordu. Bu nedenle Bankacılık ve Finans sektörünün hızla değişen, yenilikçi yapısını ve İnsan Kaynaklarının insanlarla iç içe olan, yine yeniliklere açık ve tabi ki diğer fonksiyonlara göre sayılardan biraz daha uzak olan yapısını düşününce kariyerim bir banka da eğitim bölümünde başlamış oldu.

Türkiye’nin En Gözde Şirketleri araştırmamıza katılan 13bin 852 kişinin en çok çalışmak istediği sektör bankacılık ve finans sektörü çıktı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence bu çok beklenmedik bir durum değil. Özellikle Türkiye’de finans kuruluşlarının büyüklüğü ve gücü ortada; burada sadece bankaları düşünmemek lazım başka birçok finans kuruluşu da var ( örn. sigorta şirketleri, aracı kurumlar) hatta bu kuruluşların denetimini yapan ve yine finans dünyasının içinde olan denetçi şirketler. Bu kurumların birçoğu çok köklü kurumlar ve kuruldukları günden bugüne yaşanan birçok olumsuz ekonomik gelişmeye rağmen ayakta kalmayı başarmış. Bu açıdan bakınca bu kurumlar tabi ki iş hayatına yeni başlayacak herkes için bir güven uyandırıyor ve özellikle kurumsal şirketler olmalarından dolayı çalışanlarına sundukları pek çok avantaj var, bu avantajlar da oldukça çekici olabiliyor.

Ayrıca bankacılık ve finans sektörü çok hızla değişen ve gelişen bir dünya. Kişi güncel gelişmeleri mutlaka yakından takip ediyor olmalı. Bu da kişiye güncel kalma şansı sağlıyor. Bankacılık ve finans sektöründe benim gibi insan kaynaklarında çalışsanız bile sektörde olup biten gelişmelerden haberdar olmanız gerekiyor ki bankanızın stratejilerini anlayıp yapmakta olduğunuz işe ona göre yön verebilesiniz.  Kısaca dünya da olup biten herşeye en yakında duran ve bunlara kayıtsız kalamayan, yeniliklere ve değişime açık bir sektörde çalışmak gerçekten heyecan verici.

Özellikle Yapı Kredi Bankası ve bankacılığa ilgi duyan üniversite öğrencilere neler tavsiye edersiniz?

Bankacılık sektörüne ilgi duyan tüm öğrencilere verebileceğim en büyük tavsiye bu sektörün neresinde bulunmak istediklerine öncelikle karar vermeleri gerektiği olacaktır. Çünkü hepimizin bildiği gibi bankacılık sektörü demek hizmet sektörü demek. Bu hizmet sadece banka müşterileri olarak algılanmamalı, burda hem iç hem de dış müşteriye hizmet var. Bankacılık sektöründe iki önemli takım var: şubeler ve genel müdürlük. Şubeler tüm bankaların dış müşterilere açılan yüzü olurken genel müdürlük genellikle iç müşteri dediğimiz şubelere ve çalışanlarına hizmet vermekte. Bu nedenle bu sektör içinde hangi takımda olmak istediklerini önceden bankalarda yapacakları stajlarla ya da en azından bu sektördeki çalışanlarla konuşarak belirlemelerini tavsiye ederim. Her iki takımda olmanın kendine göre avantajları ve dezavantajları var.

Ayrıca bankacılık sektörü her iş kolunu kapsamakta: sadece satış değil pazarlama, finansal analiz ve raporlama, ürün geliştirme, kalite yönetimi, kurumsal iletişim ve insan kaynakları gibi pek çok fonksiyonu da içinde barındırıyor. Bu nedenle nerde olmak istediğine karar veren öğrenci bankacılık sektörü içerisinde kendine mutlaka bir yer bulacaktır.

Ama özellikle şubelerde çalışmak isteyen tüm öğrencilere artık bir zorunluluk haline gelen SPK lisanslarını önceden almalarını tavsiye ederim. Bu onları yaşayacakları süreçte bir adım önde olmalarını sağlayacaktır.

Teşekkür ederiz.

Simge Sezer / Businews

Kategori RöportajYorum (0)