İrem Gökçel - Frito Lay Türkiye Satış İnsan Kaynakları
Yayınlanma tarihi 07 Aralık 2010.
İrem Gökçel - Frito Lay Türkiye Satış İnsan Kaynakları
Yayınlanma tarihi 18 Ekim 2010.

Çıtır Puan ile, çalışanlar istedikleri bir zaman, herhangi bir seçim-onay sürecine takılmadan, birbirlerine Çıtır Puan gönderebiliyorlar. Puanı göndermek istedikleri çalışma arkadaşlarının adını belirliyor, onu takdir etmek istedikleri kategoriyi seçiyor, puan seçeneklerinden birini belirleyerek puanlarını anında ulaştırıyorlar. Sadece puan göndermek yetmiyor. Bunun yanında puan gönderirken eğlenceli bir mesaj da yapılan takdirin etkisini artırıyor, aynı zamanda iş yerine eğlenceyi de beraberinde getiriyor.Yayınlanma tarihi 15 Temmuz 2010.
Türkiye’de sayıları 2,5 milyona, dünyada ise 130 milyona yaklaşan bloglar, yazarlarına paylaşım ve kendini ifade etme olanaklarının yanı sıra para kazanma ve kariyer imkanı da sunuyor.
1 milyonun üzerinde üyeye ve günlük 1,2 milyon tekil ziyaretçiye sahip blog platformu Blogcu.com’un bağlı olduğu Nokta Medya’nın Üst Yöneticisi (CEO) Tümay Asena, sıradan bir blog yazarının, iyi bir içeriğe sahipse ayda 200 dolara kadar gelir elde edebildiğini, mikrosite haline dönüşmüş blogların ise aylık reklam gelirinin 500 ile 1000 dolar arasında değiştiğini kaydetti.
Asena, Türkiye’de blog yazarlığının, en çok interneti aktif kullanan genç nüfus arasında yaygın olduğunu, yazarların yaklaşık yüzde 40′ının 20-30, yüzde 30′unun 10-20, yüzde 18′inin 30-40 yaş aralığında bulunduğunu belirterek, cinsiyet dağılımına bakıldığında ise erkek ağırlıklı bir tablo ile karşılaşıldığını, Blogcu.com üzerinde blog kullanıcılarının yüzde 72′sinin erkek, yüzde 28′inin kadınlardan oluştuğunu anlattı.
Blog yazarlığının, internet üzerinde saygı gören bir unvan olduğu için bu konudan haberdar olan ve paylaşacak birşeyleri olan herkesin, mutlaka bir blog açıp neler olacağını görmek istediğini ancak birçoğunun bir süre sonra vazgeçtiğini söyleyen Asena, “Blogcu.com üzerinde şu anda 1,2 milyondan fazla blog yaratılmış durumda. Son 2 ayda bloguna herhangi bir içerik eklemiş olan blogcu sayısı ise 200 bin civarında” diye konuştu. Asena, blog konuları açısından değerlendirmesinde, yılbaşından bu yana Blogcu’da en çok yazı yazılan konuların sırasıyla sinema-TV, müzik, spor, teknoloji ve hobiler olduğunu, 2007-2009 döneminde özellikle yemek ve hobi kanalları ön plana çıkarken 2010 itibariyle bu eğilimin daha güncel konulara kaydığını belirterek, bunun yanında beyin sağlığı, Harry Potter ve arkadaşlarının resimleri, Morgan Freeman’ın tüm filmlerinin senaryoları gibi spesifik konularda da bloglar bulunduğuna işaret etti.
Blogların, bir süre sonra az miktarda teknik bilgiyle birer “mikrosite”ye dönüşebildiğini, bu anlamda bir öğrenme aşaması oluşturduğunu kaydeden Asena, bunun şarkı sözlerinden eğitime, mizahtan yemek tariflerine kadar birçok konuyu içeren blogun içeriğinin sürekli güncellenmesi ve böylece arama motorları tarafından da daha sık indekslenmesinden kaynaklandığına dikkati çekti.
Para kazanabilmek için özgün, kaliteli, sürekli güncellenen içerik
Asena, bloglar üzerinden reklam ile para kazanabilmenin de mümkün olduğuna işaret ederek, bunun için kullanıcıların özgün, kaliteli ve sürekli güncellenen içerik ile bloglarına belirli bir ziyaretçi hacmi sağlaması gerektiğini vurguladı. Çeşitli reklam servislerinin veya satış ortaklığı sağlayan firmaların reklamlarının bloglara eklenmesi ile blog sahibinin, tıklama bazında veya satıştan komisyon şeklinde gelir elde edebildiğini söyleyen Asena, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sıradan bir blog yazarı, iyi bir içeriğe sahipse ayda 200 dolara kadar gelir elde edebiliyor. Biraz da teknik bilgiye sahip kullanıcıların çok daha yüksek gelir elde etmeleri mümkün olabiliyor. Örneğin mikrosite haline dönüşmüş bloglar ayda 500 ila 1000 dolar arasında reklam geliri elde edebiliyorlar. Bu tip mikrosite olmuş bloglar, markaların da büyük ilgisini çekiyor ve daha yüksek gelir elde edebildikleri blog sponsorluk anlaşmaları da yapabiliyor. Sponsorluklar arasında, blogun marka görselleri ile giydirilmesi, markanın yeni çıkan bir ürününün blog sahibi tarafından test edilip, sayfasında yorumlanması gibi bir çok farklı çalışma bulunuyor.”
Şirketlerden blogculara kariyer olanakları
Öte yandan, reklamverenlerin de son bir senedir, hem kurumsal bloglar hem de kampanyaları için bir iletişim mecrası olarak kullandıkları kampanya blogları oluşturmaya başladıklarını kaydeden Asena, bu bloglar sayesinde markaların, tüketici kitlesi ile daha samimi bir etkileşim kurabildiğini ve bloglar üzerinde oluşturdukları içeriklerin, “Facebook’ta paylaş, Twitter’da paylaş” butonları gibi mekanizmalar sayesinde tüm sosyal medya mecralarında yer bulabildiğini anlattı. Fritolay Grubu markası Lay’s'in son kampanyasını tamamen bir blog üzerinden gerçekleştirdiğini, blogun 1,5 ayda 500 bine yakın kullanıcı tarafından ziyaret edildiğini; Renault, Dacia, Opel, Dalin, Knorr, Tat gibi markaların da kampanya blogu oluşturan markalar arasında yer aldığını aktaran Asena, şu bilgileri paylaştı:
“Diğer yandan başarılı blog yazarları zaman zaman marka temsilcileri haline dönüşebiliyor. Bir moda blogu yazarı Reebook ile bir finans blogu yazarı ise Garanti Bankası ile çalışabiliyor. Efes Pilsen bir kampanya ile kendi blog yazarını dolayısıyla kendi çalışacağı blogu seçti. Pirelli, blog yazarlarından performans konulu içerik hazırlayıp bloglarında yayınlamalarını talep etti. Çalışmalarda blog yazarlarına çeşitli ödüller verilebiliyor. Markalar ayrıca blog yazarları ile çeşitli sebeplerle toplantılar gerçekleştiriyor. Özellikle lansman dönemi öncesinde kendilerine bilgi veriyorlar. Microsoft, Nokia, Renault gibi markaların yöneticileri ile bir araya gelerek onlarla tanışma fırsatı yakalayan blog yazarları için bu durum ayrıca kariyer fırsatları da sağlıyor mutlaka.
Referans
Yayınlanma tarihi 12 Mayıs 2010.
Frito Lay’de staj yapmak için adayların hangi yolu izlemeleri gerekmekte?
Frito Lay Türkiye olarak staj başvurularımızı kariyer.net üzerinden alıyoruz. Üniversitelerde yaptığımız sunum ve aktivitelerde, öğrencilere şirketimizi tanıtarak kariyer.net üzerinden başvurmaları konusunda yönlendiriyoruz.
Bu başvuru sürecinden sonra, toplu mülakat ve case çalışması söz konusu. Öğrencilerin kendilerini farklılaştırmak için bu süreçlere şirketi ve yapılacak işi iyi tanıyarak katılmaları gerekiyor. İnternet sitesini incelemek, departmanlar konusunda araştırma yapmak, beraber çalışabilecekleri kişileri google’da aratmak anahtar kelimeler bulmalarına yardımcı olabilir.
Stajyer alımı yaparken, departmanların her stajyer için atadıkları projeleri de göz önüne alıyoruz, bu projeler stajyerler için adeta iş tanımı haline geliyor. Ayrıca, staj süreleri boyunca projeleri hakkında geribildirimler alıyorlar, staj sonunda bir sunum yapıp bize bir rapor sunuyorlar. Ayrıca, doldurdukları anketler ile staj süreci için “neleri iyi yapıyoruz, neleri daha iyi yapabiliriz” sorularına yanıt bulabiliyoruz.
2010 yazında ne kadar stajyer alıyorsunuz? Uzun dönem staj yapma olanakları ve kış stajyeri kabul ediyor musunuz?
Fabrikalar ve merkez ofis dahil, en az 50 stajyer alacağız. Bizde staj prosesi kışın mesleki çıraklık eğitimi alacak lise stajyerlerini; yazın ise zorunlu stajı olan üniversite öğrencilerini kapsıyor. Bu kapsam dışındaki tüm istihdamımıza part time gözüyle bakıyoruz. Part timer üniversite öğrencileri arkadaşlarımız, kışın departmanlarda yer alarak kendilerini geliştirebilirler.
Staj süreniz nedir? Staj için ‘zorunlu stajı’ olan adaylara ayrı bir değerlendirmeniz oluyor mu?
Yaz staj sürecimiz öğrencilerin zorunlu staj dönemlerini kapsıyor. Bu da 20 ila 40 işgünü arasında olabiliyor. Yeni kanun ile gelen bu uygulamanın, zorunlu stajı olmayan bölüm öğrencilerinin staj bulma süreçlerini zorlaştırdığı ise çok açık.
Staja alım şartlarınız neler? Adaylarda ne gibi özellikler arıyorsunuz? Adayların hangi sınıfta okudukları karırınızı etkiliyor mu?
PepsiCo bünyesindeki şirketlerde stajyer yada çalışan olarak istihdam edilen kişilerin işe alımları PepsiCo yetkinlikleri baz alınarak yapılır. Yine PepsiCo değerlerimiz “Sorumluluk ve Güven, Yetkin Çalışanlar ve Sürdürülebilir Büyüme” değerlerimizi taşıyan / taşıyabilecek arkadaşlarla beraber olmak, bizi mutlu ediyor.
Çoğunlukla 2. ve 3. sınıfta okuyup zorunlu stajı olan arkadaşlarımızı alıyoruz.
Stajyerlerinize sunduğunuz olanaklardan söz eder misiniz?
Stajyerlerimiz yemek ve servis olanaklarımızdan, şirket aktivitelerimizden yararlanabilirler. Düzenlediğimiz tüm organizasyonlara da katılımlarını sağlarız.
Hangi departmanlara stajyer alıyorsunuz?
FritoLay Türkiye dahilinde, stajyerlerimiz ile proje yapabilecek ve bu konuda onları da yetiştirebilecek tüm departmanlar stajyer alabiliyorlar. Yaptığımız mülakatlarda, özellikle tüm öğrencilerin pazarlama departmanına yönlendiğini görüyoruz. Bu durum, gelecek zamanlarda tek bir departman için rekabetin artmasına, diğer departmanların ise “yedek” te tutulmasına zemin hazırlıyor. Öğrencilere, tüm departmanların yarattıkları katma değer konusunda bilinçlendirme yapıp onları farklı departmanlara da yönlendirerek, hem bu işleri tecrübe etmelerini hem de kendilerini anlamalarında yardımcı olmayı hedefliyoruz. Bu bakış açısı, gelecekte satış ve destek departmanlar gibi çok önemli ve kritik rolleri olan departmanlar için yetenek savaşında bize yardımcı olacak.
Stajyerlerinize mezun olduktan sonra kariyer fırsatı sunuyor musunuz?
Staj süreci, bir öğrenciyi en yakından tanımak için bulunmaz bir fırsat. Biz de, bizimle stajyer olarak çalışacak arkadaşlarımızı seçerken gelecek istihdam projelerimizi de göz önünde bulunduruyoruz.
Yayınlanma tarihi 30 Nisan 2010.
Pepsico ve Froto Lay üniversite son sınıf öğrencilerini davet ediyor!
Frito Lay, üniversitelerin son sınıfında okuyan öğrencilere yönelik satış eğitimi düzenleyerek, geleceğin satışçılarını belirliyor!
Satış Okulum eğitim programı ve katılım koşulları hakkında bilgi verilip, başvuruların toplanacağı buluşmada öğrenciler aynı zamanda PepsiCo ve Fritolay’ı daha yakından tanıma fırsatı elde edecekler.

Yayınlanma tarihi 21 Nisan 2010.
Birçok şirketin İnsan Kaynakları departmanında görev alan İK Uzmanlarının oluşturdukları GençİK platformu üyeleri, oluşumlarını Businews’a anlattı.
GençİK platformunu oluşturma fikri nasıl ortaya çıktı?
Grubumuz 2007’den bu yana faaliyet göstermekte olan, farklı sektörlerden genç insan kaynakları profesyonellerinin oluşturduğu bir platformdur. Her ay aramızdan farklı birinin evsahipliğini yaptığı toplantılarda benchmark çalışmaları yapıyor; projelerimizi paylaşıyoruz.
Yola çıkış amacımız, çalıştığımız firmalardaki insan kaynakları uygulamalarını kıyaslamak, farklı sektörlerdeki yenilikleri görmek ve belli başlı güncel mesleki kavramları tartışmaktı. Ancak 2009 başından bu yana, biz de değişimin gerekliliğini fark ettik ve proaktif bir platform olma yolunda ilk adımlarımızı attık.
Hedef kitlenizdeki kişiler kimler?
Bizler yapmış olduğumuz beyin fırtınaları sonucunda faliyetlerimizin kapsamını ve yönünü belirleyecek altı farklı iletişim ve etki grubu ortaya koyduk. Bu doğrultuda hedeflediğimiz kitleyi; üyelerimiz ve aktif çalışanlarımız, İK çevresinde söz sahibi olan dernekler ve medya kuruluşları, ulaşamadığımız ancak potansiyeli olan üyelerimiz, eğitim ve danışmanlık firmaları gibi tedarikçilerimiz, örnek aldığımız diğer kurumlar ve profesyonel yöneticiler olarak geniş bir çerçevede tanıtabiliriz.
Yakın dönemdeki ilk hedefimiz hem profesyonellere hem de henüz iş hayatlarına yön vermemiş üniversite öğrencilerine sesimizi duyurabilmek. Böylelikle İnsan Kaynakları Yönetimi kavramının bilinirliğini arttırıp, önemini vurgulamış olacağız.
Değişim ve gelişim için ne tür hazırlıklar yapıyorsunuz?
Yaklaşık 20 kişilik bir ekip olarak çalışıyoruz ancak bu yıl içinde bizimle birlikte çalışmak ve gelişmek isteyen yeni arkadaşlarımızla birlikte büyümeyi hedefliyoruz.
Şu an için oluşturmuş olduğumuz bir takım çalışma gruplarımız var. 2009 yılından bu yana birçok eğitim firmasıyla görüşme fırsatımız oldu. Birçoğundan gelişimimiz için destek aldık ve almaya devam ediyoruz. Bizlere bugüne kadar Origo İnsan Kaynakları, United, Dale Carnegie, Realta, Dinamo Eğitim gibi alanında uzman firmalar destek oldu. Aramızdan dört kişi Realta’nın düzenlediği GMC simülasyon çalışmasına katıldılar. Geçen yıl iki arkadaşımız Koç Üniversitesi’nde çalıştıkları firmalardaki İnsan Kaynakları uygulamalarını aktaran bir sunum yaptılar. Böylelikle hedeflediğimiz üniversite öğrencilerine doğru bir adım atmış olduk. Web sitesi tasarımı, üyelik sistemi, benchmark için mail grubu çalışmalarımız devam etmektedir. En son Nisan başında 1980 sonrası doğan ve şu an iş hayatında hızla ilerleyen bizler, yani “Y kuşağı” hakkında, konunun uzmanı Evrim Kuran’dan bir eğitim aldık. Kendimizi bir başkasından dinlemek hepimizde gerçekten bir farkındalık yarattı ve daha genç arkadaşlara yönelik gerçekleştirmek istediğimiz projeler için bizi daha çok teşvik etti, birşeyleri değiştirebileceğimize dair inancımız arttı. Önümüzde daha birçok proje var, hepsi için ayrı bir heyecan duyuyoruz.
“Y kuşağı” olarak adlandırılan ve sizlerin de içinde yer aldığı yeni çalışan nesil hakkında neler düşünüyorsunuz?
Bizler biraz daha esnek ve serbest çalışmayı seviyoruz. Geleneksel organizasyon yapısının dışında biraz daha inisiyatif alabilen, karar yapısının daha çabuk ilerlediği, hızlı ve yaratıcı yapıların içinde yer almayı istiyoruz. Araştırmalar incelendiğinde “Y Kuşağı” çok daha sorgulayıcı, kariyer yolunu çok daha net görmek istiyor, kendisine de söz hakkı verilsin istiyor. Bu istekler kurum içinde gerçekleşmeyince ortaya mutsuz çalışanlar çıkmış oluyor. Bu durumda hem “Y Kuşağı” olup hem de İnsan Kaynakları fonksiyonunda yer almak çok daha zorlaşıyor. Çünkü hem kendi motivasyonunuzu yüksek tutmak zorundasınız hem de sizinle aynı kuşaktan olan, diğer fonksiyonlarda yer alan takım arkadaşlarınızın motivasyonlarını yüksek tutacak yöntemler geliştirmek zorundasınız.
Sizce organizasyonlarda “Y Kuşağı”na yönelik nasıl çalışmalar yapılmalı?
Y kuşağını organizasyonda tutabilmek ve ondan maksimum faydayı sağlayabilmek için beklentileri çok iyi analiz etmek gerekir. Öncelikle otorite kavramı yerine daha katılımcı yönetim biçimleri geliştirmek, kuralcı olmak yerine yenilikçi olmayı benimsemek bizlerin daha motive çalışmasını sağlar. Aslında “Y Kuşağı” olarak ne istediğimizi bildiğimiz için bu konuda fikir üretmemiz, yöneticilerimize göre daha kolay olacaktır. Örneğin proje bazlı/süreli çalışma koşulları yaratmak, motivasyonu arttırıcı eğitimler düzenlemek, kişisel gelişime destek olmak, kariyer yollarını çizip somut olarak önlerine koymak, arkadaş gibi yaklaşıp, bireysel hedeflerini şirket hedefleri ile uyuşmasını sağlayarak “kazan-kazan” ilişkisi yaratmak, özetle girişimciliği ön planda tutmak genç kuşağın sadakatini oluşturmayı ve maksimum verimi elde etmeyi sağlayacaktır.
“Y Kuşağı” çalışanlar, bizden bir önceki kuşak olan “X Kuşağı” yöneticilerimiz tarafından çoğu zaman hayalperest olarak algılanabiliyor. Biz aslında sadece birşeyleri değiştirebilmemiz için fırsat verilsin istiyoruz. GençİK oluşumu da bu anlamda “Y Kuşağı”nın buluşma platformu olarak düşünülebilir. Belki hali hazırda İnsan Kaynakları alanında faaliyet gösteren derneklerin çatısı altında kendimize yer bulabilirsek, bu isteğimizi çok daha kolay gerçekleştirebiliriz. Günümüzde İnsan Kaynakları organizasyonlar içinde destek fonksiyon olma durumundan sıyrılıp, çok daha stratejik bir fonksiyon olma yolunda giderken, bizler de bu sistemin birer parçası olarak taze fikirlerimizle bu süreci hızlandırmayı hedefliyoruz.
Y kuşağı İK’cıların karşılaşabilecekleri zorluklar neler olabilir?
Y kuşağını tanımlarken, eskiye oranla daha hareketli, düşündüğünü direkt olarak söyleyen, farklılıklara ihtiyaç duyan, operasyonu uygulamaktan ziyade akışı yönetmek isteyen bir nesilden bahsediliyor. Hal böyle olunca, Özellikle “olgunluk” kavramının ön planda olduğu İK’da kariyer, Y nesli için zorlayıcı bir hal alıyor. Özellikle nesil çatışmaları, kuralları nispeten bir pazarlama departmanına göre daha belli ve yer yer durağan olabilen bu departmanda daha sık görülüyor. Bizler de, hem içimizdeki yenilikçi ve akıntıya karşı durabilen gücü koruyup hem de ülkemizde İK’ya bakış açısını değiştirmeye çalışıyoruz. Bunun için kendimizi geliştirerek güçlü yönlerimizi daha görünür kılıyor, yaptığımız şeylerin sonuçlarını ispat ederek departmanın ve dolayısıyla bizlerin daha da değer kazanmasını hedefliyoruz.
Tüm bunların yanında, kendi neslimizdeki diğer kişilerin de hem mutlu olabilecekleri hem de değer yaratabilecekleri bir ortam sağlamakla yükümlüyüz (bunu başarmak eskisinden kat kat daha zor) , bu bizim varolma nedenimiz. Bu yüzden, her zamankinden daha çok araştırma ve uygulamaya, birbirimizden öğrenmeye ve Y neslinin özellikle önem verdiği “topluma fayda” çalışmalarına odaklanmamız gerekiyor.
GençİK’nın sosyal sorumluluk olarak hedefledikleri çalışmalar nelerdir?
Bizler “Y Kuşağı” olarak, “Y Kuşağı”na yönelik projeler gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Üniversitelerin kariyer günlerine katılarak İnsan Kaynakları fonsiyonun önemini ve iş alanlarını genç arkadaşlarımızla paylaşmak istiyoruz. Mülakat teknikleri, cv oluşturma gibi konularda kendilerine destek olarak; son sınıf ve lisansüstü öğrencilerine yönelik işe yerleştirme, okurken çalışmak isteyen öğrencilere yönelik stajyer havuzu oluşturma projelerini hızla hayata geçirmeye başlayacağız.
Yeni mezun, bir çok başarılı ve istekli arkadaşımızın hızla bizlere yetiştiği inancındayız. Grubumuza gönüllü olarak katılacak, takımımız içinde yer alacak yeni arkadaşlarımıza her zaman açığız. Eğer aramıza katılmak isteyenler olursa Facebook’ta yer alan GençİK grubumuza mesaj atarak bize ulaşabilirler.

Ayaktakiler Soldan Sağa: Selin Derya (Ezcacıbaşı), İrem Gökçel (FritoLay), Nesligül Şakrak (Tofaş), Tuba Gündoğdu (MSD İlaçları), Güldane Yılmaz (DHL), Furkan Aşkın(Avea)
Oturanlar Soldan Sağa: Özgecan Okan (MSD İlaçları), Serap Bostan (Boehringer-Ingelheim), Fatih Ayhan (Anadolu Grubu), Simge Sezer (Realta)
