Etiket arşivi | "ihracat"

Dış Ticaret Verileri Açıklandı


Türkiye İstatistik Kurumu’ndan açıklama…

 

 

Türkiye’de Temmuz ayında ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 24,2 artarak 11 milyar 875 milyon dolara, ithalat ise yüzde 29,9 artarak 20 milyar 889 milyon dolara ulaştı. Aynı dönemde dış ticaret açığı 6 milyar 514 milyon dolardan 9 milyar 14 milyon dolara çıktı. Böylece dış ticaret açığı tekrar 10 milyar doların altına gerilemiş oldu. Beklenti ise 9.5 milyar dolar sevieylerindeydi.

 

2010 Temmuz ayında yüzde 47,1 olan Avrupa Birliği’nin (AB) ihracattaki payı, 2011 Temmuz ayında yüzde 47,7’ye çıktı. AB’ye yapılan ihracat, 2010 yılının aynı ayına göre yüzde 25,8 artarak 5 milyar 662 milyon dolar olarak gerçekleşti.

 

2011 Temmuz ayında en fazla ihracat yapılan ülke Almanya oldu. Bu ülkeye yapılan ihracat 2010 Temmuz ayına göre yüzde 23,7 artarak 1 milyar 301 milyon dolar olurken, Almanya’yı sırasıyla İngiltere (785 milyon dolar), İtalya (739 milyon dolar), Irak (656 milyon dolar) ve Fransa (604 milyon dolar) takip etti.

 

Rusya Federasyonu ithalatta ilk sırada yer aldı. Bu ülkeden yapılan ithalat yüzde 19,1 artarak 2 milyar 058 milyon dolar olarak gerçekleşti. Rusya Federasyonu’nu sırasıyla Çin (2 041 milyon dolar), Almanya (1 894 milyon dolar) ve İtalya (1 249 milyon dolar) izledi.

 

İHRACATTA MOTORLU KARA TAŞITLARI İLK SIRADA

2011 Temmuz ayında fasıllar düzeyinde en büyük ihracat kalemi, “motorlu kara taşıtları ve aksam parçaları” (1 milyar 526 milyon dolar) olurken; bu fasılı “demir ve çelik” (1 milyar 022 milyon dolar), “kazanlar, makina ve cihazlar, aletler ve bunların aksam-parçaları” (981 milyon dolar), “örme giyim eşyası ve aksesuarları “ (862 milyon dolar) ve “elektrikli makina ve cihazlar, bunların aksam-parçaları” (691 milyon dolar) izledi.

 

Kaynak: Habertürk

Kategori HaberlerYorum (0)

Türkiye’nin İhracatı Neden Hâlâ Çukurdan Çıkamadı


Aşağıdaki grafiği gördünüz mü? Grafik, dünyadaki toplam ticaret ile Türkiye’nin toplam ihracatının seyrini bir güzel gösteriyor. Görünen şudur: Dünya, ihracat açısından bakıldığında, 2010 yılının ilk çeyreği sonunda içine düştüğü çukurdan çıkmış gibi görünmektedir. Ama bakın Türkiye çukurun içinde kalmıştır. Neden böyledir ve de ne yapmak gerekir? “Allah Allah, bu nedir” diye meraklananları aşağıya bekleriz efendim.

Gelin tespitlere hemen başlayalım isterseniz. “Türkiye neden çukurda kalmıştır?” Bunu bir süre önce yazdığımı hatırlıyorum. Hatta Türkiye’yi, Meksika ile karşılaştırmanın mümkün olabileceğini söylemiştim. Öyle ya, biri Avrupa Birliği (AB) pazarına yakındı, öteki ise Amerika Birleşik Devletleri (ABD) pazarına. Türkiye’nin AB pazarına yakınlığı ve AB pazarının yaygınlaşan Yunan krizi nedeniyle ille de yavaş toparlanacak olması Türkiye’nin ihracatının yukarıdaki grafikte ‘yan yan’ gitmesine neden olmaktadır. Grafik bu konuda herhalde açıktır. Dünya, ortalama olarak bakıldığında uğradığı kaybı telafi ederken, Türkiye hâlâ kriz çukurundadır. Türkiye, 2010 yılının ilk çeyreğinde ihracatta uğradığı kaybın ancak yüzde 25′ini telafi edebilmiştir. Bu ne demektir? Kriz öncesi dönemin tepe noktasından krizin dip noktasına kadar uğranılan ihracat kaybının halen ancak yüzde 25′i yerine konabilmiştir. Türkiye’nin ruh ikizi Meksika’da ise 2010 yılının ilk çeyreğinde kriz nedeniyle maruz kalınan ihracat kaybının yüzde 75′i telafi edilebilmiştir. Bu performans ne ile alakalıdır? ABD’de devreye konulan talep genişletici politikalar ile Avrupa’daki politikasızlık arasındaki farkla alakalıdır ortadaki farklı performans. Bu, galiba ihracat rakamlarına bakıldığında dikkate alınması gereken ilk noktadır.

İkinci nokta ise şudur: TEPAV iktisatçılarının dün yayımladıkları politika notunda altı çizilen önemli bir nokta şudur: Hadise doğrudan doğruya AB pazarındaki daralma ile de alakalı değildir. Dolayısıyla yukarıdaki ilk tespit doğru olmakla birlikte tek açıklayıcı değişken de değildir. Türkiye ile aynı pazara mal satan Çek Cumhuriyeti ve Macaristan’da ihracat kayıpları yılın ilk çeyreğinde çok daha hızlı telafi edilmiştir. Örnek verelim: Macaristan, ihracattaki kriz kayıplarının yüzde 41′ini ilk çeyrekte telafi etmiş bulunmaktadır. Aynı telafi oranı Çek Cumhuriyeti için yüzde 43 civarındadır. Ama Türkiye hâlâ yüzde 25′tedir. Daralan pazar her üç ülke için de aynı pazardır ama bakın pazar Türkiye için daha hızlı daralmaktadır. Özellikle Türkiye’ye orta teknolojili ürünlerde rakip olma eğiliminde olan Polonya ve Romanya’nın durumu ortadadır. Avrupa pazarında bizden daha iyi performans gösteren, AB pazarına yakın ülkeler vardır. Bu ikinci tespitin de akılda tutulmasında fayda vardır.

Peki, bu neden böyle olmaktadır? Bu gelişme, şirketlerimizin kendi kararları da olmayabilir. “O da ne demek” demeyin azıcık bekleyin. 2002 yılı sonrasında pek çok sektörde şirketlerimiz uluslararası değer zincirinin içinde faaliyet göstermeye başlamışlardır. Bu değer zincirlerinin yönetim merkezleri son dönemde artan bir hızla İstanbul’a yönelmektedir. İşte bu değer zincirlerini yönetenler Türkiye’nin ihracat pazarı olarak, AB pazarını değer zincirinin başka üyelerine bırakmasına ve de yeni pazarlara açılmasına karar vermiş olabilirler. Açıktır ki, otomotivde ve yan sanayide çalışan bir işletmenin karar alma merkezi Türkiye’de değildir. Dünyanın hangi bölgesine kimin servis yapacağına ilişkin kararlar Türkiye’de alınıyor da değildir. Hal böyleyse ikinci noktada altı çizilen eğilim önemli olabilir. Türkiye’nin ihracattaki eksen kaymasının kararı Batı başkentlerinde verilmiş olabilir. Türkiye, piyasaların kararı ile düşük teknolojili bir imalat sanayi ihracatçısı iken, orta teknolojili bir ülke haline gelmiştir. Türkiye’nin bir sanayi stratejisi olmadığı için küresel eğilimler Türk sanayiini biçimlendirmiştir. Şimdi de aynı dinamikler ihracatımıza eksen kaydırtıyor olabilir. Bu da dikkate alınması gereken üçüncü noktadır.

Dördüncü nokta ise şudur: İhracatta iyi performans mümkündür. Mesela Endonezya 2008 krizinden en fazla faydalanan ülkelerden biridir. Hükümetimiz ‘uyuyan güzel’ iken, Dünya Bankası imkânlarından en çok Endonezya yararlanmıştır. Orada 2010 yılının ilk üç ayına bakıldığında artış yüzde 115 dolayındadır. Yani Endonezya ihracatında bir kriz etkisi yoktur. Unutmayayım da size, bir ara, Batılıların kafa karışıklığından en çok yararlanan uyanık ülkeleri de anlatayım. Yakında bu sütunlarda…

Beşinci nokta ise genel bir toparlama olsun isterseniz, ihracatımızın hâlâ çukurdan çıkamamasının biri konjonktürel, öteki yapısal iki nedeni vardır. Konjonktürel olan, AB pazarındaki daralmadır. Bu önemlidir ama Türkiye’nin pazar kayıplarını açıklamak için yeterli görünmemektedir. İkincisi ise yapısaldır: Yeni-normal tasarlanırken dünya çapında bir yeni pazar paylaşımı gerçekleşiyor gibi görünmektedir. Hal böyleyse pazar kayıpları kalıcı olabilir. Bu durumda ‘yeni pazarlara erişim miti’nden bahsetmeye başlamak faydalı olacaktır. Kaybedilenin yanında kazanılan hâlâ küçüktür. Vaziyet böyle böyle ise Türkiye’nin ihracat destek sistemini süratle yenilemesi bir geçici tedbir değil, olmazsa olmaz bir zorunluluktur.

Buyrun buradan yakın bakalım. Şimdi hangisi doğrudur? Bu durumda, bu hadise, son günlerde sıkıldıkça konuşulan yeni ‘ihracat stratejisi’nin neresine sığmaktadır?

Saygıyla duyurulur.

Güven Sak / Referans

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)

Türkiye Katma Değeri Düşük Ucuz Ürünler İhraç Ediyor


Türkiye’nin 432 ton demir satışından elde ettiği gelirle 1 ton ilaç, 2 bin 612 tır çimento satışından elde ettiği gelirle 1 TIR bilgisayar, 1 TIR domates satışından elde ettiği gelirle de sadece 7 kilo domates tohuma satın alabildiği savunuldu.

Ankara Ticaret Odasından (ATO) araştırmaya ilişkin yapılan açıklamada, Ar-Ge’ye yaptığı yatırım tutarı bazı uluslararası şirketlerden bile düşük kalan Türkiye’nin, ileri teknoloji ürünleri ihracatının toplam ihracatı içerisindeki payının yüzde 3′te kaldığı, ağırlıklı olarak “katma değeri düşük ucuz ürünler ihraç eden Türkiye’nin” 2009 yılındaki dış ticaret açığının yarısından fazlasının ileri teknoloji ürünleri dış ticaretinden kaynaklandığı kaydedildi. Açıklamada, ATO’nun yaptığı belirlemelere göre; Türkiye’nin ileri teknoloji ürünü ihracatının 2009 yılında 3,1 milyar dolar düzeyinde kaldığı, aynı yıl yapılan toplam 102,1 milyar dolarlık ihracatın sadece yüzde 3′ünün ileri teknoloji ürünleri olarak isimlendirilen, “Hava taşıtları, uzay araçları, aksam ve parçaları, Eczacılık ürünleri, Ofis, Muhasebe ve Bilgi İşleme Makineleri, Radyo, Televizyon, Haberleşme Teçhizatı ve Cihazları ve Tıbbi Aletler, Hassas Optik Aletler ve Saatler”den meydana geldiği belirtildi. Türkiye’nin aynı yıl yaptığı ileri teknoloji ürünleri ithalatının ise 15,5 milyar dolar olarak gerçekleştiği ifade edilen açıklamada, Türkiye’nin 2009 yılında yaptığı 140,8 milyar dolarlık ithalatının yüzde 11′ini ileri teknoloji ürünlerinin oluşturduğu kaydedildi. Açıklamada, ham petrol, doğal gaz ve petrol ürünleri ithalatı hariç tutulduğunda ise ileri teknoloji ithalatının toplam ithalat içerisindeki payının yüzde 14′e çıktığı belirtildi.

2009 yılında 38,7 milyar dolar olan Türkiye’nin dış ticaret açığının yüzde 32′sini oluşturan 12,4 milyar dolarlık kısmının ileri teknoloji ürünü dış ticaretinden meydana geldiği belirtilen açıklamada, ham petrol doğal gaz ve diğer enerji ürünleri hariç tutulduğunda ise dış ticaret açığının yaklaşık yüzde 98;inin ileri teknoloji ürünleri dış ticaretinde verilen açıktan kaynaklandığının  hesaplandığı kaydedildi. Açıklamada, yüksek teknoloji endüstrilerinin, Ar-Ge yoğun endüstriler olduğu için genel olarak yüksek katma değerli, diğer bir ifadeyle “yükte hafif pahada ağır” mal üretiği, ihracatı ağırlıklı olarak orta ve düşük teknoloji ile tarım ürünlerine dayanan Türkiye’nin ise kelimenin tam anlamıyla “yükte ağır, pahada hafif” mal üretip sattığı ifade edildi. Bu nedenle Türkiye’nin bazen bir kiloluk bir ithalat için TIR’lar dolusu mal vermek zorunda kaldığına işaret edilen açıklamada, şu görüşlere yer verildi:

“Türkiye’nin ihracatının ağırlık olarak büyük bölümünü çimento oluşturuyor. Öyle ki 86,2 milyon ton olan 2009 yılındaki ihracatın 20,8 milyon tonluk kısmını çimento, klinker ve alçı ihracatı, 11 milyon tonluk kısmını demir çelik (yuvarlak, kütük, blum) ihracatı oluşturdu. İki ürünün toplam ağırlığı Türkiye;nin yaptığı ihracatın toplam ağırlığının yüzde 35′ine yaklaşıyor. Türkiye dışarıdan ortalama 570 dolardan (kilosu ortalama 156 dolar) bir adet dizüstü bilgisayar alabilmek için kilosu 6 sentten 2 bin 612 kilo çimento satmak zorunda kalıyor. Bir TIR’ın ortalama 24 ton taşıdığı dikkate alırsa Türkiye 1 TIR dolusu dizüstü bilgisayar alabilmek için 2 bin 600 TIR dolusu çimento satıyor.”

Cep telefonunun kilosuna ambalaj ve diğer aksesuarları da dahil 295 dolar ödeyen Türkiye’nin demir-çeliğin kilosunu ise ortalama 44 sentten sattığına dikkati çekilen açıklamada, yani bir TIR dolusu cep telefonu alabilmek için 670 TIR dolusu demir satmak gerektiği kaydedildi.

BİR KİLO KALP PİLİ BİR OTOBÜS DEĞERİNDE

Bir TIR ilaç alabilmek için 582 TIR dolusu ekmeklik un, 1 TIR dolusu aşı alabilmek 2 bin 88 TIR dolusu krom cevheri 1 kilo Alprazolan isimli ilacı almak için 1 TIR dolusu (yaklaşık 25 bin kilo) anorganik kimyasal ürün, organik, anorganik bileşik satmak gerektiği belirtilen açıklamada şöyle denildi:

“Türkiye 2009 yılında 30,5 milyon dolar vererek 9 bin 158 adet kalp pili ithal etti. Kalp pilleri için pil başına ortalama 3 bin 380 dolarlık bir ödeme yapıldığı dikkate alındığında, bir kalp pili alabilmek için yaklaşık bir TIR dolusu arpa vermek gerektiği ortaya çıkıyor. Bir kalp pilinin 20-25 gram olduğu dikkate alındığında da bir kilo kalp pili 168 bin doları buluyor. Buna göre de bir kilo kalp pili bir otobüsün değerine ulaşıyor. Yine 2,5 ton yük taşıyan bir kamyonet dolusu iç organ protezi alabilmek için 2,1 milyon dolar ödemek, diğer bir ifadeyle 160 tane otomobil vermek gerekiyor. İthalat fiyatı 300 bin doları aşan bir bilgisayarlı tomografi cihazı için de yaklaşık 25 TIR dolusu mermer gerekiyor. Türkiye, bir adet helikopter satın alabilmek için 49 TIR dolusu kabuksuz fındık ihraç etmek zorunda bulunuyor. 5 bin 610 kilo buğday verilerek ancak 1 kilo uçak ve helikopter yedek parçası alınabiliyor. Bir uçak alabilmek için de 723 TIR dolusu kuru kayısı satmak gerekiyor. Türkiye;nin toplam kuru kayısı ihracatı 6 uçak almaya yetmiyor.”

Açıklamada, Türkiye’nin sadece ileri teknoloji ürünlerinde değil, tarım ürünlerinde de benzeri bir durum yaşadığına vurgu yapılarak tarım ürünü ihracatı yerine söz konusu ürünlerin tohumlarını geliştirip ihraç etmenin çok daha kazançlı sonuçlar verdiği, söz gelimi bir kilo domates tohumu alabilmek için 3 bin 429 kilo domates satmak gerektiği, bir başka ifadeyle 7 kilo domates tohumunun bir TIR dolusu domatese denk düştüğü öne sürüldü. Aynı şeyin diğer tohumluluklar için de geçerli olduğu belirtilen açıklamada, patlıcan tohumunun kilosu 6 bin 349 dolardan ithal edilirken, patlıcanın dışarıya kilosu 89 sentten satıldığı belirtildi. Açıklamada, “Bir kilo patlıcan tohumu 7 tondan fazla patlıcana denk geliyor. Bir TIR dolusu patlıcan 3,5 kilo patlıcan tohumu alabiliyor” denildi.

ATO Başkanı Sinan Aygün, Ar-Ge’ye bir uluslararası ilaç firması kadar bile kaynak ayıramayan Türkiye’nin yüksek teknolojiye seyirci kaldığını belirtti. Ar-Ge yoğun sektörlerin çok yüksek katma değerli ürünler üretip sattığına dikkati çeken Aygün, Türkiye’nin ileri teknoloji ürünü ihracatının, toplam ihracatının yüzde 3′ünü oluşturduğu, hatta AB’nin hesaplamalarına göre bu oranın yüzde 1,7 civarında kaldığını kaydetti. Aygün, buna karşılık ileri teknoloji ürünü ithalatının toplam ithalatın yüzde 11′inden fazlasını oluşturduğunu belirtti. Türkiye’nin orta ve düşük teknoloji ile tarım ürünü ihracatıyla uluslararası düzeyde rekabet edemeyeceğini ve sürekli yüksek tutarlarda dış ticaret açığı vermek zorunda kalacağını vurgulayan Aygün, artık yapısal hale gelen cari işlemler açığı sorununun ancak ileri teknoloji ürünü ihracatıyla çözülebileceğini bildirdi.”

Referans

Kategori SektörelYorum (0)

İhracatçının Yeni Kabusu, Güçsüz Euro


Türkiye, ortalama olarak her iki dolarlık ihracatının bir dolarını Avrupa Birliği ülkelerine yapmaya devam ediyor. Bir başka ifadeyle, ihracatın yarısı euro ile yapılıyor. AB’nin payı, son yıllarda yüzde 46 ile yüzde 51 arasında değişti. 2007′nin tümünde ve bu yılın ocak ayında yüzde 50.3 ve yüzde 50.6′lık oranlar oluşmuş. Yani, ortalama yüzde 50′lik bir oran söz konusu denilebilir.

Türk sanayicisinin artık ihracat için önemli miktarda ithal girdi kullandığı da bir gerçek. Ancak işte bu noktada dengesiz bir durum oluşuyor. Satılan ve alınan mallar için kullanılan dövizlerin ağırlığı farklı. İhracatın yarısı euro cinsinden, ama ithalatta bu oran üçte bir düzeyinde.

Euro/dolar paritesi euro lehine gelişirse, ihracatçı açısından sorun yok. Dolarla, yani görece ucuza ithal ettiği girdiyi kullanmak suretiyle gerçekleştireceği üretimi euro cinsinden ihraç edecek. Ama ya tersi olursa…

Önümüzdeki süreçte daha da belirginleşmesinden endişe edildiği gibi Amerikan ekonomisi toparlanma eğilimine Avrupa’dan daha hızlı girerse… Avrupa’daki çürük elmaların sayısı hızla artmaya devam eder, bu durum euronun durumunu daha da zayıflatırsa… ABD, faiz oranlarını hafif hafif yukarı çeker ve bu durum doların hızla güçlenmesi sonucunu doğurursa…

İşte ihracatçı şimdi de bu kabusu görmeye başladı. Türkiye istediği kadar başka pazarlar yaratmaya çalışsın, AB’nin biraz önce de belirttiğimiz gibi toplam ihracatta yüzde 50 dolayında adeta kemikleşmiş bir payı var. Bu pay yerinde durur durmasına ama, AB ülkelerine yapılan ihracattan elde edilen döviz de her geçen gün erir.

İhracatçısınız; 2008 yılında AB’ye 100 euroluk mal satmış, cebinize 147 dolar koymuşsunuz. 2009′da geldiğinizde AB’ye yine 100 dolarlık mal satmışsınız, cebinize giren para 139 dolar. Dün, yani 1 Mart’ta ihracat yapıyorsunuz, bu sefer cebinize yalnızca 135 dolar giriyor. Bu paranın her seferinde biraz daha azalıyor olması kaygılarınızı artırıyor. Üstelik, çift yönlü darbe yiyorsunuz. Büyük olasılıkla giderek değerlenmekte olan dolar cinsinden ithalat yapıyor, içerde bu ithalatla getirdiğiniz ara mal ya da hammaddeyi kullanarak üretimi gerçekleştiriyor, daha sonra da bu üretiminizi zayıflayan bir dövizle, euro ile ihraç ediyorsunuz. Kar marjı giderek daralıyor, sıkıntı artıyor.

Bu durum Merkez Bankası üstündeki baskıların daha da artması sonucunu doğuracak. Türk parasının değerinin düşürülmesi istenecek. Herkes kendi açısından haklı. Peki Merkez Bankası’nın elinde ne gibi araçlar var? Faiz, zaten dip noktada sayılır, orada daha fazla hareket alanı bulunmuyor. Geriye hemen sonuç verebilecek bir araç olarak döviz alımlarında miktarın artırılması kalıyor. Bu işe yarar mı, kuşkulu. Döviz satmak isteyenlere iyi bir alıcı yaratılmış olur. Hele hele Türkiye’ye hızla döviz girmesine yol açacak yeni gelişmeler yaşanırsa. Örneğin, IMF ile bir anlaşma imzalanırsa… Ne tuhaf değil mi, neredeyse “aman anlaşma imzalanmasın” noktasına gelinecek, bunu da en çok ihracatçılar isteyecek.

İhracat (Milyar Dolar)
Euro/Top. Euro
Toplam Dolar Euro(A) (%) Parite(B) cinsi(A/B) AB’ye
2002 36.1 16.2 16.8 46.5 0.9495 17.7 20.4
2003 47.3 20.1 23.3 49.3 1.1287 20.6 27.4
2004 63.2 27.1 31.1 49.2 1.2428 25.0 36.6
2005 73.5 32.1 35.5 48.3 1.2452 28.5 41.4
2006 85.5 37.7 41.5 48.5 1.2578 33.0 47.9
2007 107.3 45.6 54.0 50.3 1.3663 39.5 60.4
2008 132.0 63.0 61.5 46.6 1.4663 41.9 63.4
2009 102.1 46.9 49.0 48.0 1.3900 35.3 47.0
2010-1 7.9 3.3 4.0 50.6 1.4303 2.8 4.0
İthalat (Milyar Dolar)
Euro/Top. Euro
Toplam Dolar Euro(A) (%) Parite(B) cinsi(A/B) AB’den
2002 51.6 29.2 19.1 37.0 0.9495 20.1 25.7
2003 69.3 38.2 27.5 39.7 1.1287 24.4 35.1
2004 97.5 53.7 39.3 40.3 1.2428 31.6 48.1
2005 116.8 67.1 44.9 38.4 1.2452 36.1 52.7
2006 139.6 82.1 52.4 37.5 1.2578 41.7 59.4
2007 170.1 102.3 60.9 35.8 1.3663 44.6 68.6
2008 202.0 130.4 64.2 31.8 1.4663 43.8 74.8
2009 140.9 84.8 49.0 34.8 1.3900 35.3 56.6
2010-1 11.5 7.6 3.4 29.6 1.4303 2.4

Alaattin Aktaş/Dünya Gazetesi

Kategori SektörelYorum (0)