Etiket arşivi | "inovasyon"

Nokia Kullanırken Hayatımızı Kolaylaştıracak Fikirlerin mi Var ?


İnsanların mobil telefonlarında kullanabilecekleri güzel fikirlerin var mı? Belki de hayatımızı kolaylaştıracak bir uygulama fikri? Peki bunu başkalarıyla paylaşmak ve hayata geçeceği anı görmek ister misin? İşte sana fırsat!

Nokia’dan fikirlerinizi başkalarıyla paylaşabileceğiniz ve onların da fikirlerine göz atabileceğiniz yepyeni bir site: http://www.ideasproject.com/

Aklında bir fikir varsa, seni böyle alalım: http://www.ideasproject.com/login.jspa

Ne yapmalıyım ?

http://www.ideasproject.com’a/ girdikten sonra,

1. “What’s your idea” (aklındaki ne?) linkine tıklayın.

2. Uygulamanız için akılda kalıcı bir isim bulun.

3. Eğer Ideas Project sizinkine benzeyen fikirleri getirmiyorsa, fikrinizi detaylı bir şekilde karşınıza gelen kutucukta açıklayın.

4. Fikriniz hangi konu ile ilgili ise “Tag” bölümüne ismini yazın.

5. “Create idea” linkine tıklayın. Bu kadar!

Kategori Girişimcilik, HaberlerYorum (0)

Bilgiarena//11 – 360 Derece Girişimcilik


2005 yılında kurulan  BİEK’in amacı başta  Bilgi öğrencileri olmak üzere tüm üniversite öğrencilerine yönelik öğretici ve gerçekçi etkinlikler yapıp üniversite ile iş dünyasını birleştirmektir. 5 yıl gibi kısa bir sürede sadece okul içinde kalmayarak İstanbul’daki birçok öğrenciye de ulaşan ve kendini tanıtan BİEK  bu aşamada birbirinden eğlenceli etkinliklerde birbirinden değerli konuklar ağırlamanın yanısıra günümüzde sektörlerinde lider firmaların CEO’ları veya üst düzey yöneticileriyle yaptıkları keyifli birçok etkinliğe imza atmış ve şirket gezileri yaparak üyelerine iş yaşamını, düzenini ve çalışma sistemlerini bizzat yerinde görmelerini sağlamıştır.

2008 yılında başlayan ve bu yıl 4. kez düzenlenecek olan  BilgiArena adlı bir etkinlik 3 gün süren; sunumlar, paneller, konferanslar ve vak’a çalışmalarından oluşan, yaklaşık 3000 kişilik bir sirkülasyonun olduğu; okulumuzda bugüne kadar yapılan en büyük ve en etkili kariyer organizasyonudur. BilgiArena ile geleceğin profesyonellerinin, İş dünyasına ilişkin belirli bir konuyu, BİEK tam 3 gün boyunca, uzman kişi ve şirketlerin sunduğu farklı perspektiflerden dinlemelerine olanak sağlayacaktır.

İlki 2008 yılında düzenlenen BİLGİ ARENA//08’nın teması “İnovasyon” olarak belirlenmişti. Google, HP, Sabancı Holding, Garanti Bankası, Nintendo, Brightwell Holding gibi inovasyon konusunda öncü firmaların üst düzey yöneticileri ağırlandı.

2009 yılında ise “Trendler” temasıyla yola çıkan BİLGİ ARENA//09’nın 1000’den fazla katılımcısı, Coca-Cola, Garanti Bankası, THY, Pepsi, Turkcell, Efes Pilsen gibi her biri kendi sektöründe lider olan, trendleri yaratan ve yakalayan firmaların yöneticileri ile bir araya gelme şansını yakaladılar.

2010 yılında Top Brands başlığı ile yola çıkan BilgiARENA//10 atölye çalışmaları, söyleşiler ve vaka çalışmaları eşliğinde Arçelik, Microsoft, Turkcell, Sabancı, Adidas, Garanti Bankası, Coca Cola, Microsoft, T-box, Kodalfa ve Inditex gibi sektörün önde gelen firmalarının temsilcilerini bir araya getirdi.

Bu seneki Bilgiarena//11 etkinliğimizin temasını ise “360 Derece GİRİŞİMCİLİK“ olarak belirlendi. Bu bağlamda, ülke ekonomilerinin gelişmesinde büyük rol oynayan girişimciliğin her yönünü, çeşitli panel, atölye ve vaka çalışmaları ile masaya yatırmayı amaçlıyor. 16-17-18 Mart tarihlerinde Dolapdere Kampüsünde gerçekleşecek etkinlik hem bilgilendirici söyleşiler, şaşırtıcı başarı hikâyeleri ve şirketlerin yeni dönem politikaları hem de birbirinden eğlenceli aktivitelerle bezenmiş sürprizler katılımcıları bekliyor.

Bütün bu içeriğe ek olarak 18 Mart gününde gerçekleşecek olan Speed Networking adlı etkinlik ile başarılı Bilgi mezunu yöneticileri önce tango gösterisi ardından çay&kahve ve Küba müzikleri eşliğinde hoş bir sohbet ortamında ağırlanacak.  Sonrasında Kapanış partisi ile katılımcılarına yorgunluklarını unutturmayı hedefliyor.

BİEK  2011′de de kapılarını hedefi “bilgiyi paylaşmak” olan yeni üyelere açmıştır  ve böyle devam etmeyi hedeflemektedir.

   BilgiArena//11  360’ GİRİŞİMCİLİK ETKİNLİK PROGRAMI

            ***Girişimciliğin Kaynama Noktası***

16 Mart Oturumları [1.Gün]

I.Oturum (10:30-12:15)
 
 BilgiArena//11 Etkinliği Açılış Konuşması
 Deniz Ülke Arıboğan – Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi &
 Şerafettin Düztepe- Öğrenci Dekanı    &     BİEK YK Başkanı

* “ TOBB’un Girişimciliğe Yaklaşımı”
TOBB Genç Girişimciler Kurulu
II.Oturum (12:30-13:30)

* ‘‘KOSGEB-Girişimciliğe Tam Destek’’
-  Necla Haliloğlu/KOSGEB Girişimcilik Şube Müdürü

III.Oturum (14:00-15:00)

* ‘‘Endeavor Türkiye – Genç Görenler TV Programı [CNBC-E ile Canlı Yayın] ile Aytunç Kocabalkan’’

-Doç.Dr. Göksel Aşan – Moderatör
-Mehmet Aksel-Mutfak Sanatları Akademisi Kurucusu ve Endeavor Girişimcisi
-Emre Mermer-Dükkan Burger İstanbul Kurucusu,Endeavor YK Üyesi,Endeavor Girişimcisi 

-Fatih İşbecer-“Pozitron” Kurucusu ve Endeavor Girişimcisi

IV.Oturum (15:30-16:30)

* “Arda’nın Mutfağı”
   Arda Türkmen
  11 Lebnon ve Roka Davet Kurucusu, CNNTÜRK Program Yapımcısı

V.Oturum (16:45-17:45)

 * “Sosyal Girişimcilik Paneli”
Hülya Denizalp /Gençtur Kurucusu – Moderatör
Ass.Prof Lisa DiCarlo /Babson College, Aysegül Güzel / Zumbara ,
James Halliday / HubIstanbul

17 Mart Oturumları [2.Gün]

I.Oturum(10:00-11:00)

* ‘‘Sağlıklı Büyüyen Ekonomi”
- Muharrem Usta /Medical Park YK Başkanı

II.Oturum(11:15-12:15)

* ‘‘Sosyal Medyanın Digital Pazarlamaya Etkisi’’
-  Yüce Zerey / Coca-Cola Interaktif Pazarlama Müdürü

III.Oturum (12:45-13:45)

 * ‘‘En Girişken Holding – E&Y World of Enterpreneurship’10 Türkiye Birincisi’’
-Canan Çelebioğlu / Çelebi Holding YK Başkan Vekili

IV.Oturum (14:00-15:00)

* ‘‘Yeni Nesil Pazarlama’’
-   Levent Erden

 V.Oturum (15:15-16:15)

  *‘‘Türkiye’nin Girişimcilik Destek Modeli – Girişimcilerin melekleri”
  -  Kutlu Kazancı / Galata Business Angels Genel Sekreteri

Özel Oturumlar(16:30-18:30)
 
* Girişimcilik Simülasyonu
- Genç Başarı Eğitim Vakfı –‘‘İş Fikrinizi Nasıl Hayata Geçireceksiniz?’’
  Ozan Sönmez- Bilgi Üniversitesi MBA Program Koordinatörü Yardımcısı 

 *  “Case Study”
     Dominos Pizza
 
18 Mart Oturumları [3.Gün]

 I.Oturum (10:30-11:45)

* “Kırmızı’da durmadılar !”                                                                     GreyIstanbul Reklam Ajansı

II.Oturum (12:00-13:00)

* “Kadın Girişimciler Heryerde”
 - Dilek Bil – KAGİDER/Dernek Başkanı

III.Oturum(13:30-14:45)

* ‘‘Bir Fütüristin Girişimcilik Anıları’’
- Alphan Manas / Brigthwell Holding YK Başkanı

IV.Oturum (15:00-16:15)

* ‘‘ E-Girişimcilik Paneli ’’
-  Ercan Yaris-Fizy Kurucusu
-   Anıl Süren-Şehir Fırsatları

V.Oturum(16:30-17:30)

 * “ Global Markanın Tatlı Rekabeti”
- Didem Evgulu/ Şölen Çikolata Marka Müdürü
- Hayat Kapukaya/Şölen Çikolata Ürün Kategori Müdürü

Özel Oturumlar (17:30-19:00)

Bilgi mezunları ile Speed Networking
                               &
                 Kapanış Kokteyli

www.istanbulbiek.com   
Tanju ALKAŞ – Başkan
Melis Bakırsever – YK Başkan Yardımcısı
Pınar Özgen – YK Üyesi
S.Erhan Alpaslan – YK Üyesi
Zeynep Elvan Cengiz – YK Üyesi
 

Kategori GirişimcilikYorum (0)

Hayatı Değiştiren Fikirler Başarı Getirir


Geçtiğimiz 10 yılda özellikle tüketici elektronikleri alanında önemli inovasyonlar gerçekleşti. İnsanların ihtiyaçlarına basit çözümler sunan bu buluşlar iş yapış tarzımızı, hızımızı ve en çok da birbirimizle ilişkilerimizi değiştirdi. Buluşlar, sahiplerine ve öncü şirketlere ise, önemli ticari başarılar sağladı. Hızla büyüyen dev pazarların yaratılmasını sağlayan bu akıllı fikirler aslında hayatımızı geri dönülmeyecek şekilde değiştirdi. Nasıl mı?

Evden çıkmadan para ve anahtarla eş önemde, kesinlikle unutulmaması gereken nedir? Cep telefonunuz mu?  Gözünüze çarpan ilginç bir olayın veya güzel bir manzaranın resmini çekmek için cep telefonunuza mı uzanıyorsunuz? Trafiğe çıkmadan hangi yoldan gideceğinize cep telefonunuzdan trafik yoğunluğuna baktıktan sonra mı karar veriyorsunuz? Nerede kiminle neler yapıyor olduğunuzu tüm arkadaşlarınızla anında Facebook’ta mı paylaşıyorsunuz? Arabanızda yolunuzu kaybetmemek için GPS yol haritasına mı bakıyorsunuz? iPhone’unuz  ve kol altında taşıyabildiğiniz dizüstü bilgisayarınız sizinle tatilden toplantıya her yere mi geliyor? Yüzlerce şarkının kayıtlı olduğu bir MP3′ünüzü işe gelip giderken vapurda, otobüste veya spor yaparken mi dinliyorsunuz?  Bu soruları okurken hafif tebessümle başınızı sallayıp onaylıyorsanız, siz değişime uyum sağlamış bir insansınız.

Gelişen teknolojiler size her türlü gereksiniminizi cebinizde taşıma imkanı tanımakta. İş, bilgi alışverişi ve eğlence size adeta alternatif bir boyuttan geliyor, istediğiniz zaman istediğiniz yerde sizinle buluşuyor. Dijital teknolojilerin nasıl tüketim alışkanlıklarımızı değiştirdiğini anlamak için, 10 yıl öncesinde nasıl iş yaptığımızı, eğlendiğimizi, arkadaşlarımızla bağlantı halinde kaldığımızı düşünmemiz yeterli. İş yapmak için ofise veya internete bağlanılan bir yere mahkumduk, cep telefonu adı üzerinde cebimizde taşıyabildiğimiz büyüklükte bir telefondu, müzik dinlemek için CD’lerimiz, radyomuz vardı. Şimdi istediğimiz yerde çalışmakta özgürüz. Tabii bu özgürlüğün de getirdiği kısıtlamalar yok değil, Blackberry’nize gecenin bir yarısı düşen bir müşteri emaili saate, mekana ve sizin o an uyuyup uyumadığınıza bakmadan, özenle cevap bekliyor; hem de hemen! Peki, tüketici davranışlarınız nasıl değişti? Hangi teknolojik inovasyonlar biz tüketicilerin hayatını kolaylaştırdı?

Cep telefonu ve fotoğraf makinasının uyumu

Tüketici elektronikleri alanındaki gelişmeler tasarımcıların kendi ihtiyaçlarını gidermek için ortaya koydukları pratik çözümlerle doğdu. Örneğin, yazılım mühendisi Phillippe Kahn, 11 Haziran 1997′de doğan bebeğinin hastanede resmini çekmek için ilk kez cep telefonuyla fotoğraf çekmeyi başardı. Hastanede eşinin doğum yapmasını beklerken cep telefonundan  fotoğraf göndermeye yarayan yazılım kodları yazmaya başlamış, cep telefonuyla fotoğraf makinasını kabloyla bağlayarak, kızının ilk resmini cep telefonundan çekmiştir. Kahn bu fotoğraf gönderme sistemini PictureMail adı altında ticarileştirmiş ve bugün Verizon ve Sprint gibi Amerikan cep telefonu şirketlerinin kullandığı mobil fotoğraf mesajlaşma servisini LightSurf şirketiyle sunmaya başlamıştır.

Fotoğraf makinalı cep telefonları hızla gelişmiş; Kasım 2000′de Sharp J-SH04 Japon pazarına girmiş, Sprint ise Sanyo SCP-5300 ile Amerikalı tüketicilerle Aralık 2002′de tanışmıştır. Yaklaşık 400 dolara satılan bu fotoğraf makinalı telefon, arkada LED flaşı, 5 cm’in üzerinde ana ekranı, 2.5 cm’lik LCD dış ekranı, x16 dijital zoom, ve renk/açıklık/beyaz ayarı seçenekleriyle fotoğraf makinası özellikleri öne çıkan bir telefondu.

Cep telefonuna dijital fotoğraf makinalarının entegre edilmesi dijital fotoğraf makinalarındaki teknoloji gelişmeksizin hayata geçemezdi. Elektrik mühendisi Steve Sasson 1973′te optik bilgiyi dijital veriye çevirebilen CCD (charge-coupled device) teknolojisini geliştirmek üzere işe alındı. Sasson öncelikle bir dijital devre kurdu, bu devrenin üzerinde Motorola tarafından tasarlanmış fotoğraf makinasına analogu dijitale çeviren bir aygıt, Kodak film kamera lensi ve Fairchild Semiconductor tarafından geliştirilmiş bir CCD’yi birleştirdi. Bu protototipin ağırlığı yaklaşık 4 kiloydu, 0.01 megapiksel çözünürlüğe sahipti. Sadece siyah beyaz imajları kaset bandının üzerine kayıt edebiliyordu. Sasson, 1975 Aralık’ında ilk dijital resmi çekmesi ve hafızaya alması 23 saniye sürdü. Bu deney, fotoğraf sanatının yönünü değiştirecekti.

iPhone uygulamaları hayatımızı değiştirdi

Cep telefonu bireyin vazgeçilmesi haline geldi de mobil teknoloji mi daha da ilerledi yoksa mobil teknolojinin ilerlemesiyle cep telefonu hayatımızın daha da önemli bir parçası mı oldu uzun uzadıya tartışılabilir bir konu. Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan… Ancak bir gerçek var ki, öyle ya da böyle, cep telefonunda bulunan bir çok uygulama hayatımızı kolaylaştıran hizmetler sunmaya başladı. Bu alanda, iPhone başı çekti. Kişiye cep telefonu ve bilgisayar fonksiyonlarını kişiselleştirme özgürlüğü tanıdı. Iphone’un farklılığı ne moda olmasından, ne şık görüntüsünden ne de fonksiyonel olmasından kaynaklanıyor. Iphone’u özel yapan işletim sistemi. iPhone piyasaya çıkmadan önce, cep telefonu uygulamalarının kontrolü tamamen cep telefonu operatörü şirketlerindeydi. Operatörler, kullanıcıların telefonlarını nasıl kullanacaklarını yönlendirmekte, bir başka deyişle operatörlerin bu uygulamalarla ne kadar kar sağlayacağını belirlemekteydi. Apple, iPhone ile operatörlerin tekeline son verdi. Kullanıcılara aynı bilgisayarlarında yaptıkları gibi, fonksiyonları kişiselleştirme olanağı sundu. Herkese yeni fonksiyonlar yaratma ve satma fırsatı sağladı.  Bugün Apple 3. Nesil iPhone kullanıcılarına 300,000 uygulama seçeneği sunuyor. Bu fonksiyonel, eğlenceli ve bilgi veren uygulamaların yanı sıra, iPhone ile birçok dokunmatik ekran özelliği standart hale geldi: çimdik atarak büyütüp, küçültmek; telefonun yönünü değiştirerek görüntüyü yatay veya dikey hale getirmek gibi özellikler iPhone ile dokunmatik telefonların olmazsa olmazı oldu.

iPhone’un en yararlı uygulamalarından biri de GPS ile yön bulmak. Size A noktasından B noktasına yol göstermenin yanı sıra, sesli yol tarifleri sayesinde hangi kavşaklardan döneceğinizi, çevrede değişen trafik durumlarını ekrana bakmadan duymanız ve yolunuzu belirlemeniz oldukça kolay. GPS, Amerika’da acil vakalarla uğraşan polislerin sıklıkla başvurdukları bir sistem haline geldi. Ayrıca, anne babaların çocuklarının nerede olduğunu saptaması, çalınan malların bulunması ve suçluların yakalanması için oldukça işe yarayan veriler sunmakta GPS. Tabii, her teknoloji beraberinde eksiler de getirmekte. GPS’le beraber hususiyetle ilgili birçok sıkıntı meydana gelmekte. Bu durum GPS cihazlarının hızlı artışını önlememekte: Amerika’da 2000′de satılan taşınabilir GPS cihaz sayısı 107.000′ken, 2010′da bu sayı 15.6 milyona çıkmıştır.

Herşey iPod ile başladı

Steve Jobs, Apple iPhone ile cep telefonunun hayatımızdaki yerini değiştirmeden önce, iPod’la müziği hayatımızın merkezine koydu. Nasıl selpak, orkid ve post-it jenerik isimler haline geldiyse, iPod da MP3′ü gölgede bıraktı. İlk iPod 10 Kasım 2001′de piyasaya verildi. 399 dolara satışa sunulan beyaz stilize iPod oyun kartlarından biraz küçük olup, 5GB belleğiyle, 1000 şarkıyı kaydedecek kapasiteye sahipti. Apple, ilk 18 ayda 1 milyonun üzerinde iPod sattı. iPod’u piyasaya çıkarmadan yaklaşık 1 yıl önce, Apple iTunes’u kurdu. Yasal olarak müzik indirme yazılımı iTunes online müzik satışı diye bir kavramın oluşmasını sağladı. Apple, 2008′in Nisan ayında Walmart’ı arkada bırakarak Amerika’nın en büyük müzik mağazası haline geldi. Müziğin yanı sıra, film ve televizyon dizilerinin satışına başladı, amatör ve bilgi içerikli videolardan oluşan podcastlerin yaratılmasına ortam hazırladı. Bugün iTunes’dan indirilen şarkı başına 99 cent, albüm başına ise 9.99 dolar vererek yasal olarak şarkı indirmeniz mümkün.

Arkadaşlar, meslektaşlar, benzer ilgi alanlarına sahip kişiler arasındaki bilgi alışverişi mobil veya net ortamında hızla yaygınlaşmakta. Bunun arkasındaki en önemli sebep kişilerin birbirlerinden haberdar olma isteği. Sosyal ağlar üzerinde kişiler kendi deneyimlerini, resimlerini, bilgilerini anbean paylaşmak ve arkadaşlarının yaşadıklarını, düşüncelerini de aynı şekilde duymak istiyorlar. Geçtiğimiz 10 senede sosyal ağların biraraya getirdiği insan sayısı yaklaşık 1 milyar kişi, Facebook’un bugün 350 milyon aktif kullanıcısı var.

2002′de Jonathan Abrams benzer ilgi alanları olan kişilerin birbiriyle bağlantı kurmasını sağlayan bir yazılım yazmayı düşünmüş, kişilerin kendi web sayfalarını oluşturabilecekleri ve tanıdıklarını davet edebilecekleri bir web bazlı sistem kurmuştur. Bu ilgi alanlarına göre insanları aynı platformda toplama ve kullanıcıların mesajla birbirini davet etme sistemi o kadar orijinal bulunmuş ki, sistem 4 yıllık Amerikan patentiyle ödüllendirilmiştir. Mart 2003′te Abrams’in kurduğu Friendster ilk sosyal networktur. İlk 8 ay içinde hiçbir reklam veya pazarlama aktivitesi yürütmeden 2 milyon kullanıcıya ulaşmıştır. Friendster’ı daha başarılı tasarımlarıyla MySpace ve Facebook takip etmiştir. 3G cep telefon networklarının gelişimiyle de mesaj formatında haberleşme aracı olan Twitter popüler olmuştur. 140 karakterle kullanıcılara kısa ve öz bir mesaj vermeyi hedefleyen Twitter şirketlerin ürün ve servisleriyle ilgili tüketicilerin nabzını tuttukları bir ortam haline gelmiştir.

2008 baharında Amerikalı fotoğrafçılık öğrencisi James Buck Mısır’da El Mahalla El Kubra’daki tekstil fabrikasında çıkan protestoları haber yapmak amacıyla bulunurken kendini karmaşanın içinde bulmuş, protestocularla göz altına alınmıştır. Cep telefonundan Twitter’a gönderdiği ‘Arrested’ (tutuklu) mesajı onun nerede, ne amaçla bulunduğunu bilen arkadaşlarına ve Amerikan güçlerine ulaşmış, Buck birkaç saat içinde serbest bırakılmıştır. Bu efsanevi örnekte olduğu gibi Twitter zor durumlarda bir haber kanalına dönüşüp bir bilgiyi tüm dünyaya aktarma gücüne sahiptir.

Hep tesadüfler, ortak tanıdıklar, kişilerin bilmediğimiz bağlantıları ortaya çıkınca durur ‘Dünya küçük’ deriz. Bugün teknoloji dünyayı daha da küçülttü. Sınırlar, diller, gelenek ve görenekler internet ve mobil teknolojilerin gelişmesiyle hızla içiçe geçmekte. Dünya vatandaşı olmak eskiden çok gezmiş olmak, farklı kültürlere ilgi ve yakınlık göstermek, yabancı dil konuşmak olarak düşünülürdü. Bugün internet ve akıllı cep telefonları bizi yerimizden kıpırdamadan dünya vatandaşı yapmaya yetiyor.

Datassist’in katkılarıyla Dünya Gazetesinden alınmıştır.

Kategori HaberlerYorum (0)

Girişimcilik Tek Çaredir ve Buna Risk Denir


Risk almak için büyük işlerle uğraşmaya gerek yoktur. Risk, emin olamadığınız her şey için alınabilir gibi görünse de öyle değildir. Risk, birçok seçeneğin arasından birini seçmek değildir asla. Benim için risk, deneyebilecek başka bir şansınız olmadığında aldığınız karardır.

İyi bir girişimci risk alandır denir. İyi bir girişimci aslına bakarsanız, gördüğü fırsatı ilk olarak değerlendirendir. Risk de buradan gelir zaten. İlk olmak, riskli ve bir o kadar da zordur. Girişimci olmanız için risk alıyor olmanız gerekir. Yatırımcı ile girişimci arasındaki fark budur. Yatırım da bir risktir diyeceksiniz. Ama bu benim tanımıma uymuyor!

Yatırımcının önünde bir çok seçenek vardır. Sürekli dener, olmadı yine dener. Kazanır ve kaybeder. Girişimci de buna çok yakındır ama asla bir yatırımcı bir girişimci kadar deli olamaz! Girişimci, parasız dolaşmayı göze alabilmiştir, yatırımcı bu kadar deli değildir. Girişimci “olmaz” ‘ları olur yapmak için çabalar, yatırımcı “olur” ‘u oldurtur. 1′e 3 verecek bir bahis kuponunun 10′a 30 vermesini sağlar yatırımcı. Oysa girişimci 1′e 300 verecek bir kupon hazırlamanın peşindedir. Yatırımcı, yükselme eğilimindeki bir hisse senedine parasını yatırandır. Girişimci ise tabanı gören hisse senedine yükselişe geçecek ümidiyle para yatırandır.

Girişimci varsa yatırımcı gelecektir. Önemli olan yatırımcının ne kadar melek olduğunu ayırt edebilmektir.

Girişimci geleceği öngörendir bir bakıma. Yatırımcı ise inandığı öngürülere destek olandır. Fonlayandır kısaca. Girişimci şirketin kendisidir. Yatırımcı onun hisselerine ortak olandır. Girişimci fikir üretir, yatırımcı bu fikri kara çevirme çabasındadır. Bunun içindir ki yatırımcı pasiftir. Aslolan girişimcidir. Girişimci varsa yatırımcı gelecektir. Girişimci varsa proje üretilecektir. Girişimci varsa kalkınma gerçekleşecektir. Yatırımcı nasıl olsa bulunacaktır. Önemli olan yatırımcının ne kadar melek olduğunu ayırt edebilmektir.

Girişimci adayları dört gözle uzak doğu, yakın batı demeden araştırır, okur ve takip eder. Amerika girişimciliğin pazarıdır. Sosyal medya bu konuda üzerine düşen desteği zaten vermektedir. Ülkemizdeki çoğu girişimcinin yaptığı, yurt dışından iş fikirlerini ithal etmektir. Bu yüzdendir ki böyle yapanlar uyanık yatırımcılardır. Girişimci değil!

Amerika’da tuttu burada neden tutmasın?

Bu işte tam olarak yatırımcının işidir. Ülkemizde girişimcilik gibi algılansa da yatırımcının yaptığı işlerden bir tanesidir.  Bir girişimci elbette yukarıda bahsettiğim iş modelini uygulayabilir. Bundan kendi girişimleri için kaynak yaratabilir. Arzulanan ise her girişimcinin “yeni ne yapılabilir” diyerek araştırmasıdır. Uzun vadeli düşünmeli, yeni iş modeli geliştirmeli ve büyük oynamalıdır. Bunun için de öncelikli olarak geleceğin sektörlerini iyi belirlemelidir. Öncü olmalıdır. Sektör yaratmalıdır!

Girişimci kaybetmeyi göze alandır. Girişimci aşıktır! Yatırımcı sevginin peşinden koşar, girişimci gerçek aşkın! Girişimci tutkalarıyla sınırlarını zorlayandır, kendi şarkısını kendi sözleriyle söyleyendir. Yatırımcı başkalarının sözleriyle sınırlı bir ilişki peşinde olandır.

İşsizliğin giderek artığı bu dönemde tek çare girişimciliktir.

Riski alacak olan girişimcidir. Almak zorundadır da. Öyleyse herkes hayal kurmalıdır. Düşlemeli ve yaşamalıdır. İşsizliğin giderek artığı bu dönemde tek çare girişimcilikse bu bir risktir. Artık her türlü yeniliğin yapıldığı, daha keşfedilecek bir şeyin kalmadığı sanılan bir ortamda bunu başarmak daha da zorlaşabilir. Ama girişimcilik biraz da henüz farkına varılmayan ihtiyaçların ortaya çıkarılmasıdır. Birileri bu riski almalı ve tek çare de budur. İşsizliğe karşı elimizdeki tek seçenek!

Erman Akdeniz / Businews Genel Yayın Yönetmeni

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (1)

Galatalı Melekler


İstanbul’dan uluslararası teknoloji şirketleri çıkarmayı hedefliyorlar. Yatırıma hazırlar ancak öncelikle girişimcilerdeki ışığı görmek istiyorlar

Çocukluk döneminde okuduğu mucit kitapları Ziya Boyacıgiller’in hayatını şekillendirir. Hayatını teknoloji yatırımlarına adar. Amerika’da kurduğu Maxim isimli teknoloji şirketi kısa zamanda hatırı sayılır bir büyüklüğe ulaşarak ölçek yaratır. 1993 yılından itibaren her yıl ortalama yüzde 30 büyüttüğü şirket yıllık 1,5 milyar dolarlık satış yapar hale gelir. Şimdi ise şirketin borsa değeri yaklaşık 15 milyar dolar seviyelerinde. Deneyimli girişimci 2000 yılında şirketten ayrılıp, Türkiye’ye dönme kararı aldığında ise Silikon Vadisi’ndeki deneyimlerini kullanarak Türkiye’den başarı hikayeleri çıkarma kararı alır. Ancak çevresindekilerin tepkisi bu tür başarıları Türkiye’de yakalamanın Amerika’daki gibi kolay olmadığı yönünde olur. O ise kendisi gibi Silikon Vadisi’nden dönme kararı almış arkadaşları ile 2003 yılında yeni bir başarı hikayesi için yola koyulur. Taksim’de buluşarak yapılan toplantılarda gelişen ADSL pazarı üzerine iş modeli geliştirirler. Yaptıkları modemleri otellere satmak üzere karar alırlar. Bu fikri beğenen Ziya Boyacıgiller arkadaşlarının fikrine bir miktar finansal destek sağlar. Ziya Boyacıgiller, “Ben her zaman projenin devamını görmek için az bir miktar finansman yaparım. Aynı pokerdeki gibi kartları görecek kadar yatırımda bulunurum” diyor ve ekliyor: “Kartları görünce devam edip etmeme kararı alırım.” Nitekim A planı istenilen sonucu vermiyor. Ardından girişimciler B ve C planlarını devreye sokuyor. Böylelikle hem Türkiye’de hem dünyada söz sahibi olan Airties şirketinin temelleri atılıyor. Ziya Boyacigiller, böylelikle Türkiye’den de Silikon Vadisi’ndeki gibi başarı hikayeleri çıkarılabileceğini ispatlıyor. Bu durumu ise Karl Lewis’in kırdığı rekora benzetiyor. “Karl Lewis koşana kadar kimse 10 saniyenin altında koşamadı. Ancak o koşunca herkes 10 saniyenin altında koşmaya başladı” diyor. Böylelikle başarılı örneklerin Türkiye’de yeni başarıların önünü açacağını dile getiriyor.

Buna karşın Türkiye’de birçok girişimci fon bulamadığı için birçok başarılı fikir daha başlangıç aşamasında son buluyor. İşte bu girişimcilere yardım için 16 melek yatırımcı 2010 yılının başında İstanbul’daki ilk melek yatırımcı derneği olan Galata Business Angels’ı (GBA) kurdular. Melek yatırımcılar bu dernek sayesinde İstanbullu teknoloji girişimcilerinin uluslararası başarılar yakalamasında öncülük yapmayı hedefliyor. Bunun için hem fon hem de bilgi birikimlerini girişimcilere kullandırmaya hazırlar. Ancak öncelikle girişimcilerin fikirlerinin uygulanabilirliğini görmek istiyorlar.

16 MELEK

Peki, kim bu Galatalı Melekler? Bu platformun temeli Inovent Yatırım ve İş Geliştirme Direktörü Elbruz Yılmaz’ın pazarda yaptığı araştırma ve görüşmeler sonucunda atılıyor. Potansiyel melek yatırımcılar ile otuza yakın görüşme yapılıyor. Yatırımcı ve girişimcilerin ihtiyaçları araştırılıyor. Modele ilgi duyan melek yatırımcılar ile detaylı görüşmeler yapılıp İstanbul’un GBA için elverişli olup olmadığı sınanıyor. Oluşum için gerekli girdiler saptanıp, aksiyon planları geliştiriliyor. 2010 yılında İstanbul’da bir teknoloji ticarileştirme şirketi olan Inovent’in öncülüğünde aktif melek yatırımcılar tarafından kurulan GBA’nın Başkanı Mynet Kurucusu Emre Kurttepeli, Genel Sekreteri ise Elbruz Yılmaz oluyor. eBay, yemeksepeti.com, Mynet, Airties ve Markafoni gibi başarılı yatırımların kurucularından ve üst düzey yöneticilerinden Sina Afra, Ziya Boyacıgiller, Ferhan Cook, Altuğ Acar, Nevzat Aydın, Melih Ödemiş, Burak Büyükdemir, Uğur Şeker, Serhat Görgün, Ömer Hızıroğlu, Candace Johnson, Jim Cook ve Juliana Garaizar gibi pek çok isim yer alıyor derneğin üye listesinde. Üyelik davetle yapılıyor ve seçici bir süreç sonrası üye olunabiliyor. GBA Başkanı Emre Kurttepeli, “Üyelerin çeşitli görevleri ve sorumlulukları var. Öncelikle aktif melek yatırımcı olmalılar, maddi ve manevi olgunluğa erişmiş olmalılar ve melek yatırımcılığın gerektirdiği zamanı ve emeği vermeye hazır olmalılar” diyor ve ekliyor: “Bunun dışında GBA içerisinde yatırım seçme kurulu kapsamında bazı üyeler yatırım yapılabilecek girişimci ve iş fikirlerinin seçiminde aktif olarak çalışıyor olacaklar. Yönetim kurulu yapısı ve görev dağılımları önümüzdeki haftalarda netleşecek.”

GBA öncelikle Türkiye’de melek yatırımcılar ile girişimcileri bir araya getirerek dünya çapında projelerin hayata geçmesini sağlamayı hedefliyor. Kâr amacı olmayan GBA’nın bir diğer hedefi ise Türkiye’ye girişimci melek yatırımcı ekosisteminin anlatılması ve bu yönde çalışmalar yapılması. Tüm bu hedeflere ulaşmak için ise dernek farklı metotlar uygulamayı planlıyor. Bunlardan biri yılda dört kez her çeyrekte düzenlenecek olan “GBA Venture Academy” olacak. Bir gün sürecek bu organizasyonda girişimcilerin fikirleri teste tabi tutulacak.

Bir diğer etkinlik ise her ay girişimci ve dernek üyelerinin bir araya geldiği atölye çalışması olacak. Bunlardan ilki mart ayında gerçekleşecek olan “Angel Investing 101”. Üçüncü bir çalışma ise dünyadaki melek yatırım dernekleri ile olan ortak faaliyetler. Fransa’nın en büyük teknokent alanı olan Sophia Antipolis bölgesinde bulunan Sophia Business Angels (SBA), GBA’nın dünyadaki ilk kardeş ağı. Bu derneğin üyeleri ilk olarak 30 Nisan’da SBA Venture Academy’e katılacaklar. İki dernek arasındaki ortaklık geniş kapsamlı olacak. SBA Ağ Yönetmeni Juliana Garaizar, “Ortaklığımız sadece know how paylaşımı ile sınırlı olmayacak” diyor.

NE BİLEN VAR NE DUYAN

GBA, SBA gibi kardeş melek yatırımcı derneklerinin sayısını artırmayı hedefliyor. Avrupa’da, özellikle Doğu Avrupa’daki ağlarla görüşmeler sürüyor. Dünyada birçok melek yatırımcı ağı yeni şirketlerin kurulmasına öncülük ediyor. Avrupa İş Meleği Ağı (EBAN, European Business Angel Network) rakamlarına göre Avrupa’da 334, Amerika’da ise 300 adet melek yatırımcı ağı var. Tahmini melek yatırımcı sayısı ise Avrupa’da 75 bin, Amerika’da ise 186 bin. Türkiye’de ise melek yatırımcı sayısı hakkında çok detaylı bir bilgi yok. Melek yatırımcı ağı ise üç tane. GBA dışında LabX’in melek yatırımcı ağı ile Ankara’da ODTÜ Teknopark yöneticileri ve Teknopark’ta bulunan birkaç şirket sahibinin girişimiyle kurulmuş olan METUTECH-BAN var. Ancak melek yatırımcıların şirket kurulumlarına yaptıkları ekonomik katkı Türkiye’de oldukça sınırlı. Emre Kurttepeli, “ABD’de melek yatırımcılar yeni şirketlerin kurulması için 2008’de 29 milyar dolar yatırım yaptılar” diyor ve ekliyor: “Son verilere göre dünyanın en büyük 16. ekonomisi olan Türkiye ekonomisi listede daha üst seviyelerde bulunan ülkelerin sadece küçük bir oranı kadar aktif melek yatırımı gerçekleştirebildi.” Tabii, dünyada melek yatırımcıların bu denli fazla yatırım yapabilmelerinde vergi teşviklerinin payı yadsınamaz. Juliana Garaizar, “Fransa’da Hükümetin servet vergisinde yaptığı indirim sayesinde iki holdingin 33 milyon doları 32 girişimciye kullandırma imkanı oldu” diyor. Türkiye’de ise melek yatırımcıların sayılarının azlığının nedeni ise hem genel olarak hem de hükümet nezdinde pek bilinirliklerinin olmaması. Birçok kimse normal bir yatırımcı ile melek yatırımcı arasındaki farkı bile bilmiyor. Bu durumda melek yatırımcılarının sayılarının az olmasının ve bu yüzden örgütlenememelerinin payı büyük. Türkiye’nin ilk aktif İş Meleği Ağı’nın (ODTÜ) Teknokent Teknoloji Yatırımcıları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Teknopark Genel Müdürü Mustafa Kızıltaş, “Yatırımcılarımız var ama yeteri kadar melek yatırımcımız yok. Hükümette melek yatırımcıları pek tanımıyor” diyor ve melek yatırımcıların bir başka sıkıntısına değiniyor: “Türkiye’de girişimciler melek yatırımcılara hazır değiller. Fikir ve hisse paylaşımı istemiyorlar.” Ancak bu yıl nisan ayında Türkiye’de yapılacak olan yıllık EBAN Kongresi, meleklerin sesini duyurmaları için önemli bir fırsat. Geçtiğimiz yıl Madrid’de düzenlenen EBAN Kongresi’nin 10.’su bu yıl 15-16 Nisan tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşecek ve yaklaşık 300 katılımcı olacak. Kongrenin Türkiye’de yapılıyor olması hem girişimciler hem de melek yatırımcılar için büyük bir fırsat.

PARA DEĞİL ABİ BULUYORLAR

Melekler fikir aşamasında yatırım yapmayı sevmiyorlar. Fikrin başlangıç aşamasında para kazandırdığını görmek istiyorlar

Melekleri diğer yatırımcılardan ayıran girişimcilere daha projenin ilk aşamalarında katılmaları ve finansman dışında mentorluk da yapmaları gösterilebilir. Mustafa Kızıltaş, “Sadece para değil, ağabey buluyoruz” diyor. Diğer yatırımcılara göre daha çok risk alıyorlar. Ancak yine de melek yatırımcılar sadece iyi bir fikre yatırım yapmıyorlar. EBAN Başkanı Brigittte Baumann, “Daha ilk adımda yatırım yapmayı sevmiyoruz. Girişimci biraz projenin para makinesini kanıtlamalı” diyor. Melek yatırımcı bir girişimciye yatırım yapmadan o projenin nasıl para getireceğini görmek istiyor. Girişimin para yapacağını görmeden destek olmayı tercih etmiyorlar. Brigitte Baumann, “Avrupa’da en büyük sorun çok fazla teknolojiye aşık olmamız. Sonuçta bir pazar oluşturmalı. Bir amacı, bir kullanışı olmalı” diyor. Melek yatırımcılar bir projeye yatırım yapmak için belli kriterlere bakıyor. Öncelikle aranan girişimci bir takım. Takım dağılırsa iş yürümüyor. İkinci kriter ise para kazanılabilen, ölçek üretimi yapılabilecek ve korunabilen bir inovasyon. Time ve Fortune tarafından dünyanın en güçlü 50 kadını arasında gösterilen SBA Başkanı Candace Johnson, “Her yatırım bir problemi çözüyor ve insanlar buna para veriyor” diyor. Üçüncü olarak ise projenin başlangıç aşamasında bir miktar değer oluşturabilmesi ve kısa sürede kâr oluşturması. Bunları sağlayan bir projeye ise melek yatırımcılar yatırım kararı alıyor. Ancak tüm bu kriterleri sağlaması bile bu projenin başarılı olacağı anlamına gelmiyor. Brigitte Baumann, “Her 10 projeden dördü batıyor, dördü kafa kafaya geliyor, ikisi ise başarılı oluyor” diyor. Galatalı melekler de İstanbul’da bu ikileri bulmaya çalışıyor.

AMERİKA’DA AĞ DA BÜYÜK, YATIRIM DA

Avrupa’da melek yatırımcı ağ sayısı Amerika’dan fazla olsa da ABD’deki melek yatırımcıların ekonomik gücü daha yüksek

Avrupa Birliği Amerika
Melek Ağ sayısı 334 300
Karlılık %31 %59
Tahmini melek yatırımcı 75 000 250 000
Tur başına yatırım 207 000 Euro 186 000 Euro
Tahmini Toplam Yıllık Yatırım 4 milyar Euro 20 Milyar Euro

Kaynak: EBAN, 2008 rakamları

BİR MELEK NE İSTER?

Bir melek yatırımcı, yatırım yapmadan önce üç hususa dikkat ediyor

GİRİŞİMCİ TAKIMI

Fikri oluşturan girişimci üyeler dağılırsa o iş de başarılı olmuyor

İNOVASYONUN ÖZELLİKLERİ

Taklit edilemeyen, ölçek üretimi yapılabilecek ve para kazanılabilecek bir inovasyon arıyorlar

PARA MAKİNASI

Melekler fikrin ilk aşamada az da olsa para getirmesini ve kısa vadede kâra geçmesini bekliyor

Osman Kurt

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)

Hindistan’ın Gelişimindeki Sır


2009′da Global Forbes 2000 listesine baktığınızda, 47 Hint şirketini görüyorsunuz. 2008′de 37 Hint şirketi var. Krize rağmen, Hindistan’da şirketler büyümeye devam etmiş, 10 şirket daha iş dünyasının referans aldığı Forbes listesine girebilmiş. Daha önceki yıllara tek tek bakıldığında bu büyümenin birden bire değil, adım adım seyrini görebiliyoruz. 2007′de 34, 2006′da 33, 2005′te 30, 2004′te 27, 2003′te ise 20 Hint şirketi Forbes’un ilk 2000′i arasında. Bu rakamlar, Hint pazarının son 6 yılda kendiyle yarışarak istikrarlı büyüyen bir pazar olduğunu göstermekte.

Düşünülenin aksine, parlayan şirketler sadece bilişim teknolojileri alanında değil; enerji, ilaç, banka, inşaat ve otomotiv gibi birçok sektörde faaliyet göstermekte. Forbes listesindeki şirketlerin bazılarının adına medyada sıklıkla rastlıyoruz: Tata Steel, Infosys Technologies, Wipro, Sun Pharma Industries, Hindustan Petroleum, Tata Motors. Dünya ekonomisinin gerileme yaşadığı bu sıkıntılı dönemde nasıl oluyorda Hindistan hızına hız katarak büyüyebiliyor? Bu sorunun cevabı birçok faktöre dayansa da, Hint işadamlarının dilinden düşmeyen kendileriyle ve başarılarıyla özdeşleştirdikleri bir iş yapış felsefesinin üstünde duruyorlar:JUGAAD

Jugaad; basit, ihtiyaca yönelik ürün ve servislere değer katan yenilikler bütünü anlamında kullanılıyor. Spontan kararlar almak, işi tamamlamak için engellere basit çözümler üretmek ve hep müşterinin ihtiyaçlarını gidermeyi esas almak jugaad’ın özelliklerinden.

Peki, nereden çıktı bu ‘jugaad’?

Jugaad, Hindistan’ın kırsal kesiminde kullanılan motorlu bir araç. Hem çiftçilerin bir yerden bir yere kolayca gitmesini, hem de mahsüllerini kısa mesafelerde taşımalarını sağlayan pratik bir buluş. Dört tekerlek ve bir motoru esas alan primitif araç sayesinde köylüler işlerine zaman kaybetmeden ulaşıyorlar, ağır yüklerini hayvan gücünden yararlanmadan hallediyorlar. Saatte maksimum 60 km hızla gidebilen bu araçlar dizel yakıtla çalışmakta. Berbat frenleri çoğu zaman bozuluyor, bir yolcu atlayıp tahta bir kalasla müdahale ederek fren görevi yapıyor. Eski su pompalarından yapılmış motorlarla sadece 400 dolar gibi bir maliyetle yola çıkan bu araçlar, trafikte kayıt altına alınmıyor. Dolayısıyla araç vergisi de vermiyorlar.

Jugaad’ın şekli hangi bölgede kullanıldığına, yani o bölgenin insanlarının gereksinimlerine göre değişiyor. Örneğin, çoğunluğun balıkçılıkla uğraştığı Hindistan’ın güneyindeki Tamil bölgesinde balıkçılar tuttukları balıkları pazara balık yatağı adını verdikleri jugaad’larla götürüyorlar. Üç tekerlekli bu araçlar, ağır vasıta süspansiyonu ve motosiklet motoruyla çalışıyor. Kısaca, tamamen ihtiyaçlar doğrultusunda farklı kullanıcılar tarafından yapıldığı için hiçbir jugaad birbirinin eşi olmuyor.

Jugaad’ın salt amacı ihtiyacı gidermek. Bu amaçtan yola çıkarak Hindu dilinde halk arasında jugaad’, uydurulmuş çözüm anlamına geliyor. Bahsedilen uydurma; kısıtlı kaynakları en iyi şekilde kullanarak işlerin yapılması, kimi zaman küçük parçaları biraraya getirerek yepyeni bir kullanım için bir araç oluşturmak, kimi zaman ise insanların geçimlerini sağlamasına destek olan çözümler yaratmak. Özetle, bir işin yapılabilmesi için en az zaman, para ve enerji harcayarak bulunan yaratıcı çözümlere halk arasında jugaad deniliyor. Jugaad, Hint iş adamlarının başarısı ve uluslararası üretimi olan Hint şirketlerinin yaygınlaşmasıyla, sırf halk arasında kullanılan bir tabir olmaktan çıkıp, uluslararası iş jargonu işinde yeni bir kavram olarak anılmaya başlandı. İş çevresinde jugaad; ‘sınırlı kaynaklarla müşteri ihtiyacını karşılamayı hedefleyen basit inovasyonlar’ anlamına geliyor.

Delhi bazlı bilişim şirketi Voxtron Dezign Lab’in sahibi Karan Vir Singh’e bilişim teknolojilerinin kültürle ne ilgisi var sorusu sorulduğunda yapılan her işte jugaad’ın yerinin olabileceğine dikkat çekiyor. Örneğin, radyatörden su sızıyorsa, radyatöre iki kaşık dolusu zerdeçal atarak sızıntıyı engellemek mümkün. Zerdeçal suyun içinde bir tabaka oluşturup sızıntının kaynaklandığı deliğe yapışıyor ve soruna basit bir çözüm oluşturuyor. Sudip Talukdar, Times of India gazetesindeki yazısında jugaad’ın yansımalarını ‘hayatta kalmak ve yokluklarla mücadele etmek üzerine kurulu Hint kültüründe; alternatifler üretmek, olmayan birşeyin yerine benzer birşey kullanmak, anlık müdahalelerle üretime devam etmek’ olarak nitelendiriyor.

Sınırlar içinde inovasyon

Bugün neden iş dünyası jugaad’ı konuşmaya başladı? Amerikan ve Avrupa basını hatta üniversite çevreleri neden jugaad’ın hint şirketlerinin başarısındaki rolünü araştırıyor? Krize karşın hızla büyüyen Hint ekonomisinin ardında ne tür faktörler var? Bunlar Batı’da ne kadar uygulanabilir? Şirket politikalarından, harcama bütçelerinden ve inovasyon çalışmalarından ne tür dersler çıkarılabilir? Tabii tüm incelemelerin kriz dönemine denk gelmesi de rastlantı değil. Batılı şirketler kendi yönetim kararlarını sorguluyor, neler yanlış yapıldı, neler farklı yapılabilir, başarılı uygulamalardan neler örnek alınabilir? Son dönemin gözdesi inovasyon için ne kadar para harcandı? Ürünler üretim aşamasına geldiğinde nasıl bir pazarlama stratejisi izleniyor? Hedef kitlesini genişletmek için ne tür reklamlar, tanıtım kampanyaları, projeler üretiliyor? Nasıl sanal ihtiyaçlar ve istekler yaratıldı? Tüm bunlar ekonominin altın döneminde daha çok kar sağlamak, teknolojiyi geliştirmek ve insanların refah düzeyini arttırmak uğruna geliştirilen uygulamalar.

Peki, altın dönemin bittiği bu dönemde ne yapmalıyız? Bugün yeni ihtiyaçlar yaratmanın değil, varolan ihtiyaçları karşılamanın zamanı. İşte bu nedenle sınırlar içinde inovasyon kavramına bakıyoruz. Temel odak, ürün, proses veya kişilerdeki beceriyi dışarı vurarak müşterilerin problemlerini çözmek. Bunu yaparken de, teknoloji ve bilimsel araştırma ve geliştirmeden çok yaratıcı doğaçlamaya başvurmak. Vu Technologies’in CEO’su Devita Saraf’ın Wall Street Journal’daki yazısına göre jugaad’ın tanımının bir başka adı da ‘meyve veren mühendislik.’ Bu yaklaşımın özünde, milyonlarca insandan oluşan müşteri kitlesine hizmet vermek mevcut. Örneğin, araba üreticilerini ele aldığımızda Almanya ve Japonya dikkat çekmekteydi, ancak son dönemde bir Hint markası Tata Nano basit bir vaatle piyasaya girdi. Tata Nano gözönündeki uluslararası araba firmaları gibi son model modern tasarım, şık aksesuvarlar veya yüksek beygirgücü gibi özellikler satmıyor. Ancak, arabayı herkesin ulaşım aracı yapmayı hedefliyor. Maliyetleri minimuma indirerek birçok ailenin hayali olan araba sahibi olmayı ulaşılabilir kılıyor. Araba, sadece belli kesimlerin ulaştığı bir prestij sembolünden, ihtiyacı olan herkesin ulaşabileceği bir araç haline geliyor. Yoksul nüfusun çoğunlukta olduğu birçok gelişmekte olan ekonomi için bu yaklaşım, bir reform niteliğinde.

Bu modelden hem Batı’nın hem de Doğu’nun çıkarabileceği çok ders var. Öncelikle, müşterilerin ihtiyaçlarına yönelik ürün ve servisler üretmek herşeyin üzerinde tutulmalı. Birçok inovasyon, belli bir vizyon ve yetenek sayesinde, büyük Ar-Ge yatırımlarına gerek kalmadan gerçekleşebiliyor. Ancak, birçok mühendis, Hint yatırımlarının başarısının direkt jugaad’a yorulmasına karşı. Tata’nın başarısının büyük ölçekli bir planlama, sıkı çalışma ve uzmanlığın bir bütünü. Jugaad ise, ihtiyacı karşılamada devreye giriyor.

Aslında, jugaad, kimi zaman negatif anlamlara gelebilen bir kavram. Hedeflerine ulaşmak için ne gerekiyorsa yap, ne olursa olsun, işi bitir. Hem iyi, hem de kötü kullanılabilecek bir strateji. Bir yandan önüne çıkan engelleri aş, farklı çözümler üret ve esnek ol anlamlarına gelirken, diğer yandan da işi bitirmek uğruna ödün ver, zamanında bitirmek için düşük kaliteli işler çıkar veya insanların hakkını ye, gibi algılanabiliyor.

Jugaad’ın örnek alınacak yönü, kısıtlamalar içinde değer katmayı bilmek. Bu anlayışın özümsenmesi, şirketlere uluslararası piyasada rekabet avantajı sağlayacaktır. Jugaad’ın maliyeti düşürmek ve kestirme yolları tercih etmek olarak anlaşılmaması çok önemlidir. İş etiği ve çevreye karşı duyarlılıklar gibi, şirketlerin önemli sorumluluklarını jugaad politikasını uyguladıkları için görmezden gelmeleri kabul edilemez. Bu alanlarda uzun dönemli planlamalar, doğaçlamaların önünde olmalı, çevre ve insan gerektiği şekilde korunmalıdır.

Dünya Gazetesi

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)