Etiket arşivi | "iş hayatı"

Eğitim ve Esnek Çalışma Gelirden Daha Önemli


PwC, Yeni Nesil İş Hayatında araştırması için 75 ülkeden 4.634 üniversite mezunu gençle görüştü. Çıkan sonuçlara göre katılımcıların tamamı iş-özel yaşam dengesine önem veriyor.

PwC, Yeni Nesil İş Hayatında araştırması için 75 ülkeden 4.634 üniversite mezunu gençle görüştü. Araştırmaya Türkiye’den de 49 kişi katıldı. Katılımcılar 31 yaşın altında ve 2008–2011 yılları arasında mezun olan gençlerden oluşuyordu. Araştırmaya göre, çalışma hayatına 2000’den itibaren girmeye başlayan yeni nesil için eğitim ve gelişimin yanı sıra iş ile özel hayat dengesi, finansal getiriden daha büyük önem taşıyor. Yeni Nesil İş Hayatında anketine katılanların işverenden bekledikleri en büyük 3 değer şöyle sıralandı:

* yüzde 22 ile eğitim ve gelişim

* yüzde 19 ile esnek çalışma

* yüzde 14 ile finansal gelirler.

Çalıştıkları işte hızla yükselmeyi bekleyen milenyum nesli için kariyer en önemli öncelik.

* Katılımcıların yüzde 52’si kariyer konusunun bir işvereni tercih etmelerindeki en önemli etken olduğunu belirtirken,

* En önemli öncelik sıralamasında daha yüksek maaş yüzde 44 ile ikinci sırada yer alıyor.

* Yeni nesil kendisinden önceki nesille birlikte çalışmaktan memnun ve mentorluklarına değer veriyor olsa da bazı çatışma işaretleri de yok değil. Örneğin katılımcıların yüzde 38’i kıdemli yöneticilerin genç çalışanlarla ilgilenmediğini söylüyor.

Türkiye’deki katılımcıların;

* Yüzde 88’i, bir işi kabul ederken etkilendikleri faktörün kişisel gelişim imkânları olduğunu söylüyor.

* Bu oranı yüzde 44’le kurumun bilinirliği izliyor.

* Ücret ve yan haklar, katılımcıların iş ararken taviz verebileceklerini belirttikleri konuların başında geliyor.

* Katılımcıların yüzde 70’i hiyerarşik yapının ve eski moda yönetim anlayışının, genç çalışanlara hitap etmediğini söylerken katılımcıların tamamı iş – özel hayat dengesinin önemli olduğunu belirtiyor.

Sadece çalışmak için doğmadılar

Araştırma sonuçlarını değerlendiren PwC Türkiye İK Hizmetleri Lideri Murat Demiroğlu global sonuçlarla Türkiye sonuçları arasında çok büyük farklar olmadığını belirterek şunları söyledi: “Yeni nesil çalışma hayatında sadece bir işten veya tutarlı bir kariyer çizgisinden fazlasını istiyor ve bu taleplerini seslendirmek konusunda internet sayesinde daha öncekilere göre çok daha fazla olanağa sahipler. Araştırmamız yeni neslin, katı kurumsal yapılardan ziyade esneklik, çeşitlilik ve hareketlilikten yana olduğunu gösteriyor. Bu eğilim, ileride önceliklerinin farklılaşmasıyla değişiklik gösterebiliyor ama özellikle paradan fazlası sunulduğunda iyimserlikleri ve tutkuları ağır basıyor. Çünkü sadece çalışmak için doğmadılar, doğdukları dünyada yaşam standardı yüksek, alternatifleri var ve internetin de sağladığı iletişim olanakları çok fazla. Araştırma sonuçları, yeni nesil işgücü için cazip olmak isteyen işverenlere de ne yönde değişmeleri gerektiği konusunda ipuçları veriyor. Global çalışma sonuçlarını bizim Türkiye’de yaptığımız yerel araştırma sonuçları ile birlikte değerlendirdiğimizde, Türkiye ve dünya arasında bu açıdan çok büyük farklar bulunmadığını söyleyebiliriz ”

 

Kaynak: Hürriyet

Kategori İnsan KaynaklarıYorum (0)

Marmara Community Club


Marmara Community Club, Marmara Üniversitesi’nin en eski ve en büyük kulüplerinden biridir. Marmara Community Club 1988′de kurulan Economists’ Club ve 1990′da kurulan Marmara Society’nin 2000 yılında güçlerini birleştirmesiyle birlikte çalışmalarına Marmara Community Club olarak daha güçlü bir şekilde devam etmiştir. Her yıl düzenlediği geleneksel organizasyonları Eğitim Günleri, Eğitim Fuarı, Kariyer Günleri, Kitap Fuarı, Thinker & Talker Kamp ve Kültür Festivali’dir. Bu geleneksel organizasyonlarının yanı sıra yeni organizasyonlar içinde araştırmalarını ve hazırlık çalışmalarını hız kesmeden sürdürmektedir.

Bu yıl 13-14 Mart 2012 tarihlerinde Marmara Üniversitesi Anadoluhisarı Kampüsü BESYO Konferans Salonu’nda gerçekleştireceği Kariyer Günleri’12(www.youtube.com/watch?v=HfA9dxl0RuY) organizasyonuna Türkiye’nin sayılı firmaları katılacak ve öğrencileri iş hayatı ve kariyer planlamaları üzerine bilgilendirecektir. Ayrıca bu yıl Kariyer Günleri’12 organizasyonunun sonunda tam katılım gösteren 5 öğrenciyede Marmara Community Club olarak düzenlediğimiz bu yıl 3-6 Mayıs 2012 tarihlerinde gerçekleşecek olan Thinker & Talker Kamp’12(www.youtube.com/watch?v=VS1PowPDGrQ)’ye ücretsiz katılım davetiyesi kazanacaktır.

Bizimle ilgili merak ettiğiniz herşeyi internet sitemiz http://marmaracommunity.net/ üzerinden edinebilirsiniz. Ayrıca çok yakında başvuru süreci başlayacak olan Thinker & Talker Kamp’12 organizasyonumuzla ilgili bütün haberleride thinkerandtalker.org sitemizden edinebilir ve başvurunuzuda yine sitemiz üzerinden yapabilirsiniz.

Kategori Kulüp EtkinlikleriYorum (0)

Meksika’da İlaç Şirketi Kurdu ‘En Güçlü 100 Kadın’ Arasına Girdi


Yıllarca yurtdışında uluslararası şirketlerde çalıştıktan sonra Meksika’da bir ilaç şirketi kuran Ayşe Koçak, 3 yıl içinde 100 milyon dolarlık satış rakamına ulaşınca, Meksikalıların dikkatini çekti. Meksika’da yayınlanan CNN Expansion adlı dergi, Ayşe Koçak’ı ülkenin “en güçlü 100 kadını” arasında gösterdi.

Riskli işlere atıldım

Geçen hafta yapılan Türk-Meksika İş Konseyi’ne konuşmacı olarak davet edilen Ayşe Koçak, hikayesini şöyle anlattı: “Bundan 18 yıl önce Türkiye’de üniversite eğitimimi tamamladıktan sonra uluslararası bir ilaç şirketinin Türkiye ofisinde çalışmaya başladım. 2000 yılına kadar şirketin Avrupa, Afrika ve Ortadoğu birimlerinin sorumlusu olarak çeşitli ülkelerde görev yaptım. 2000 yılında New York’taki merkez ofiste çalışmaya başladım. 2007 yılında şirketten ayrılıp, daha riskli ve girişimcilik gerektiren işlere atıldım.” San Francisco’da biyoteknoloji üzerine çalışan bir şirkete katıldığını belirten Koçak, şöyle konuştu: “Klinik araştırmalar yapan bu şirkette amacımız hisseleri piyasaya açmaktı. 2 yıl burada çalıştım. Bu sırada birçok yatırımcıyla tanıştım. Benim tecrübelerimle yatırımcıların ihtiyaçları örtüştü. Bunun üzerine ben bu yatırımcılara katıldım ve ilk olarak 2009’da Meksika’ya gelerek şirketi kurdum.”

Sektöründe ilk kadın müdür

Meksika’da sıfırdan 100 milyon dolarlık satış rakamına ulaştıklarını söyleyen Koçak, “Meksika’da faaliyet gösteren birçok dev uluslararası şirketin kadın başkanları ve yöneticilerinin yer aldığı listeye girdim. Ülkenin ilk kadın ilaç şirketi genel müdürü oldum” dedi. ? (A.A.)

Kadınları destekleyen projeler yürütüyor

KENDİ şirketinde de kadınları desteklemek için projeler yürüttüklerini anlatan Ayşe Koçak, şu bilgileri verdi: “Çalışanlarımızın kız çocuklarını bir çatı altında toplayıp, onlara da rol model olmak gibi bir projemiz var. Çünkü Meksika’da iş dünyasında çok fazla kadın yok. Mesela Türkiye’ye göre kadınlar çok daha geri planda kalıyorlar. Belki eğitimlerini alıyorlar, iş hayatına da başlıyorlar ama aile kurduktan sonra çok fazla devam etmiyorlar. Bu anlamda Türkiye’ye de benziyor Meksika. Ama kadınlar burada Türkiye’den daha geri plandalar. O anlamda belki bizim 20 sene gerimizdeler bana göre. İşe birini alırken de kadın olmasını istiyorum.”

 

 

Kategori HaberlerYorum (0)

Case Study: İş Performansının Öngörülmesinde Facebook Profilleri IQ Testlerinden Daha mı Çok İpucu Veriyor ?


Bir kişinin Facebook profili o kişinin ne tür bir çalışan olabileceğini ortaya koyabilir mi?

Uygulamalı Sosyal Psikoloji Dergisi’nde yayımlanan yeni bir çalışmaya göre cevap, her ne kadar sinir bozucu olsa da EVET!

Eğer böbürlenerek kendi kendinize “Ben dikkatle Facebook sayfamdaki suçlayıcı olabilecek tüm fotoğrafları, yorumları ve duvar mesajlarını sildim” diye düşünüyorsanız gelecekteki işvereninizden henüz gizleyemediğiniz gerçek doğanız ortaya çıkabilir: Gelecekteki iş başarınızı gösteren önemli kişilik özelliklerini ölçen bir değerlendirmeye göre, muhtemelen dışa dönüklükte düşük, dürüstlükte ise yüksek puan alacaksınız.

Gelecekteki işvereninizin sizin Facebook profilinizden edinebileceği diğer şeyler yeni deneyimlere açık olma (Yeni Zelanda`da açıklarında bir buzuldaki tatil resimleri) duygusal istikrar (arkadaşlarınız sürekli teselli mi ediyor ?) ve geçimlilik (sürekli arkadaşlarınızla bir şeyleri mi tartışıyorsunuz?)

Northern Illinois Üniversitesi, Evansville Üniversitesi ve Auburn Üniversitesi`nde 500 kişilik bir örneklem grubuna, insan kaynakları uzmanı olan 6 araştırmacı tarafından, anahtar kişilik özellikleri konusunda yapılan 2 çalışmada gruptakilerin Facebook sayfaları bir klavuz olarak kullanıldı.

Değerlendirmeyi yapanlar proje üzerinde her bir kişinin Facebook sayfasına 5-10 dk harcadıklarını ve yorgunluktan kaçınmak için günde bir ve bir buçuk saatten daha fazla zaman geçirmediklerini belirttiler. Araştırmacılar örneklem grubu üyelerinden “büyük beş” olarak bilinen dışa dönüklük, dürüstlük, duygusal istikrarlılık, geçimlilik ve yeni deneyimlere açık olmayı içeren kişilik özelliklerini oylamalarını istediler. Bunun sonucunda insan kaynakları yöneticilerince yüksek puan alan kişilik özelliklerinin genel anlamda gelecekteki iyi iş performansı göstergesi kabul edildi.

Örneklem grubunun üyelerinden, bir öz-değerlendirme yapıp IQ testi çözmeleri istendi. Bir çalışmada, araştırmacılar, kişilik özelliklerinin değerlendirilmesinden 6 ay sonra iş performansları hakkında sorular sormak üzere örneklem grubundaki bu kişilerin işverenlerini takip etti.

Araştırmacılar, değerlendiricilerin örneklem grubundaki kişilerin Facebook sayfalarında ifade ettiği kişilik özellikleri hakkında genel olarak hemfikir bulundu ve kendi değerlendirdikleri kişilik özellikleriyle iyi kişilik özelliklerinin güçlü bir korelasyonunun olduğu belirtildi. Daha da önemlisi, bir kişinin iş performansının IQ testi yerine onların Facebook sayfalarındaki bilgilere göre değerlendirilmesinin daha doğru bir yol olduğu görüldü.

Çalışma iş başvurusu yapanın Facebook sayfasına bakmayı yararlı bulup önermiş olsa da, çalışmanın yöneticisi Donald Kluemper, işverenlerin bu alanda dikkatli olmaları gerektiğini vurguladı.

Bir Facebook sayfası işverene telefon mülakatında sormasının yasal olmadığı pek çok bilgi vermektedir. Bu yüzden bir kişinin cinsiyeti, ırkı, yaşı ve hatta engelli olup olmadığı bilgileri Facebook sayfasında görülebilir.

Yine de, 2011 yılında Reppler sosyal medya servisi tarafından yapılan bu çalışma işe alım müdür ve sorumlularının %90 ını süreçte başvuru yapanın Facebook sayfasına bakıp bakmama konusunda kararsız bırakmıştır.

Kluemper`a göre kişinin Facebook sayfasını kontrol ederek bir takım bilgilere ulaşmak için efor sarf etmek değerli ve kullanışlı olabilir. Ancak bu çalışma işe alım süreçlerini tamamen Facebook üzerinden yapmaya itmemelidir. Zaten kullanılan ve orada olan herhangi bir diğer seçim aracı kez yüz binlerce denenmiştir. Temel olarak, bu alanda yapılacak daha çok iş var.

 

http://ideallyfree.com

 

Kategori İŞ'in Püf Noktası, Serbest KürsüYorum (0)

Para Motivasyon Sağlar Mı?


Hepimiz para kazanmak için çalışıyoruz ama tek başına para kazanmak yetmiyor. İnsan daha fazlasını istiyor; çalıştığı yerden başka şeyler de bekliyor.

• Öncelikle çalıştığı yerin doğru düzgün olmasını istiyor. İnsanın vicdanını zedeleyen işlerin yapılmadığı, doğayı kirletmeyen, devlete vergisini veren bir şirkette çalışmak istiyor.

• Patronun hakkını korurken başkalarını yok saymayan; insana insan gibi davranan bir şirkette çalışmak istiyor.

• İnsana kaba davranılmayan, asgari nezaketin korunduğu, üstlerin astlara insan muamelesi yaptığı bir yerde çalışmak istiyor.

• Mesai saatlerinin insaflı olduğu, çalışanların özel hayatlarına saygılı bir yerde çalışmak istiyor.

• Tedarikçilerini ve bayilerini adam yerine koyan; yaptığı işi onlar sayesinde yaptığının farkında olan ve onların da haklarını gözeten bir iş yerinde çalışmak istiyor.

• Müşterileri insan yerine koyan bir yerde çalışmak istiyor.

• Karar alırken çalışanlara da söz hakkı tanıyan bir iş yerinde çalışmak istiyor.

Sanayi sonrası toplum, sadece yaptığımız işlerin değil, işleri yapma şeklimizin de değiştiği bir dünya yarattı. Artık hepimiz tanımlanması da kontrol edilmesi de zor; ama daha yaratıcı işler yaptığımız ortamlarda çalışıyoruz. (Yeni nesil şirketler nasıl olacak?) , (Yaratıcı bir iş ortamı nasıl olur?)

İşler daha yaratıcı ve esnek hale geldikçe insanların çalışma hayatından beklentileri de değişti.

Sahip oldukları niteliklere kıyasla daha az gelir elde etmelerine rağmen yaptıkları işi sevdikleri için yapmaya devam eden birçok insan var. Bu insanlar yaptıkları işte öyle bir anlam buluyorlar ki işin kendisi ödül haline gelebiliyor.

Diğer taraftan ödül ve cezayla insan çalıştırmak giderek zorlaşıyor. Koyulan ödüller cazibesini yitiriyor, cezalar az geliyor. İnsanlar ödül ve cezaya bağımlı hale geldikçe iş yapmaya gönüllü olmuyorlar. Kimse “ekstra” geliri olmayan işi yapmak istemiyor.

Ödül ve ceza odaklı işyerleri, çalışanlar üzerindeki kontrolü her geçen gün daha fazla artırırken çalışanlar da daha “zeki ve yaratıcı” aldatma yöntemleri buluyorlar. Ödül ve cezanın dozu arttıkça iş ahlakı yozlaşıyor.

Daniel Pink, 2008 yılında yaşadığımız küresel finans krizinin nedenlerinden başında ödül-ceza sisteminin olduğunu söylüyor. Pink’e göre, üst düzey finans yöneticilerine verilen yüksek primler, onların ahlak dışı davranmalarına yol açtı. Alacakları ödülün ışıltısı gözlerini kör etti, yaptıkları yanlışların sonuçlarını göremez oldular. Sonunda ABD’de binlerce işyeri battı, milyonlarca insanın hayatı derinden etkilendi.

Para, bizim başkaları için harcadığımız zamanın ve kattığımız değerin karşılığıdır. Para bir “hak ölçüsüdür.”

Fakat para her şeyi satın alamaz. Paranın değerini ve önemini asla yadsımıyorum; ama çalışanların kalbini kazanacak, onları şirkete bağlayacak şey asla para değildir. Onların yaptıkları işe gönülden yapmalarını sağlayacak ortam tek başına parayla yaratılamaz.

Öyle ortamlar vardır ki ne kadar para verirlerse versinler insan bir saniye bile orada durmak istemez. İnsan haksızlığa uğradığı, yaptıklarının beğenilmediği, kendisinden daha fazlasını alabilmek için iyi olduğu zamanlarda bile kötü olduğunu duyduğu, destek yerine azar işittiği, sorunlarını anlatmaya cesaret bulamadığı, hatalara karşı hoşgörünün düşük olduğu şirkette, kendi iç motivasyonu ne kadar güçlü olursa olsun fazla kalamaz.

Harvard Üniversitesi öğretim görevlilerinden otantik liderlik üzerine uzmanlaşan Bill George, çöküşe giden şirketlerdeki en önemli hatanın sadece “rakamlarla yönetmek” olduğunu söyler. Bir şirket, aldığı tüm kararları sadece kârlılığı düşünerek alırsa uzun dönemde ayakta kalamaz.

Şirketlerin kârlılıklarını gözetmeleri elbette şarttır. Şirket yanlış bir iş yapıyorsa ya da yaptığı işi yanlış yapıyorsa kâr edemez. Kâr etmek, bir şirketin “doğruları” yaptığının kanıtıdır. Ayrıca kâr etmek şirketin büyümesi, yeni yatırımlar yapması için birikim yaratması demektir.

Peter Drucker “Kârlılık bir şirketin amacı değil, o şirketin yaptığı işin doğru olduğunu kanıtlayan bir geçerlilik testidir.“ der.

Ama şirketin kâr etmeyi sürdürebilmesi için birlikte çalıştığı insanların da çıkarını düşünmesi gerekir, aksi takdirde şirketin kurduğu düzen kalıcı olmaz.

Şirket, kendi çıkarıyla çalışanların ve iş yaptığı diğer kesimlerin çıkarları arasında denge kurduğu zaman kalıcı, sürdürülebilir bir düzen kurabilir.

Çalışanların çıkarını düşünmek demek onlara sadece parasal ödül vermek değildir.

Şirketlerin her çalışanı iş gücünden öte insan olarak görmesi ve bu insanın hayatta aradığı anlamı bulacağı iş ortamı yaratması gerekir.

Kullandıkları markalardan katıldıkları etkinliklere, kurdukları sosyal ilişkilerden kendilerine biçtikleri rollere kadar hayatın her alanında “anlam” arayan insanlar için para artık tek başına bir motivasyon aracı değil. İnsanlar belirli geliri elde ettikten sonra “daha fazla parayla” motive olmuyorlar.

 

www.temelaksoy.com

Kategori İŞ'in Püf Noktası, Uzman GörüşüYorum (0)

Ne Kadar Başarılı Olduğunuzu Nasıl Anlarsınız?


Yılbaşlarında hayatımızın muhasebesini yaparız.

Tıpkı şirketlerin yaptığı gibi kendimize hedefler koyup bu hedeflere ulaşmak için kararlar alırız. 

Aslında iş hayatında öğrendiğimiz teknikleri özel hayatımızda da uygulamak yabana atılacak bir fikir değildir. Bence iş hayatımızla özel hayatımızın birçok benzerlikleri var.  

Harvard Üniversitesi’nin ünlü profesörü Clayton Christensen , işletme fakültelerinde öğrenilen bilgilerin şirketlerle sınırlı kalmaması gerektiğini söyler. Christensen, her sene bitiminde öğrencilerine okulda öğrendikleri bilgileri kendi hayatlarında nasıl uygulayacaklarını sorar.

Genelde birçoğumuz iyi bir hayatı, sahip olduklarımızla ve elde ettiklerimizle ölçme eğilimindeyiz. Bu anlamda hayatlarımızı ölçtüğümüz “tartı” aslında sadece maddi  kazançları ölçen bir tartıdır.

Maddi kazançlar elbette önemlidir ama hayattaki başarının tek ölçütü maddiyat değildir herhalde. Eğer öyle olsaydı hayat son derece sığ ve yaşamaya değmeyecek olurdu kuşkusuz. Her zaman söylediğim gibi belirli bir gelirin altında olmak sefalet getirir ama bu gelirin üzerine çıkıldığında mutluluk garanti değildir. Mutluluk gelirden başka “şeylere” bağlıdır.

Christensen’e göre insana mutluluk veren şeyler, öğrenmek, sorumluluk almak, üretmek, başkalarının yaşamına katkıda bulunmak ve bu yaptıklarından ötürü takdir görmektir.

Christensen, bu değerleri daha sürekli ve bilinçli bir şekilde hayatımıza sokabilmemiz için öncelikle bir “hayat yönetim stratejisi” geliştirmemizi öneriyor.

1-Bunun için ilk adım olarak “hayatımızda gerçekten önemli olan şeylerin” bilincine varmamızı söylüyor. Bunun için de değerlerimizin ve ilkelerimizin farkına varmamızın şart olduğunun altını çiziyor.

Eğer değerlerimizin neler olduğunu bilir ve tercihlerimizi bu değerlere göre yapabilirsek sadece zamanımızı değil, bütün hayatımızı daha anlamlı yönetebiliriz. Pek çoğumuz başkalarının ya da koşulların bir zorunluluk olarak karşımıza çıkardığı acil işlerle uğraşmaktan kendi “önemsediğimiz” işlere zaman ayıramıyorsak neyin önemli olduğuna karar veremediğimiz içindir. Zaman Kıtlığının Sebebi Plansızlık mıdır?

Bizim için hayatta nelerin değerli olduğunu saptamak başlangıç noktasıdır. Değerlerimizi ve önceliklerimizi ne kadar iyi belirlersek attığımız her adım, aldığımız her karar bizi hedefimize yaklaştırır.

2-Christensen’in dikkat etmemizi önerdiği ikinci konu ise “kaynaklarımızı anlamlı bir şekilde yönetmeyi öğrenmemiz.” Hedeflerimize varmak için belirlediğimiz stratejiler kaynaklarımıza bağlıdır. Sahip olduğumuz kaynakları verimli kullanmazsak hedefimize ulaşamayız. 

Sahip olduğumuz kaynaklar sadece parasal değildir. Belki paradan bile daha önemli olan sağlığımız, enerjimiz, zamanımız, yeteneklerimiz, deneyimlerimiz, cesaretimiz, bilgimiz, düş gücümüz, dostlarımız ve sosyal ilişkilerimiz gibi kaynaklarımız vardır.

Bu kaynakları hedefimize uygun olarak kullanıp kullanmadığımız konusunda ne derece bilinçliyiz? Çoğu insan ailesini birinci önemli varlığı olarak görür ama bunların pek azı gerçekten ailelerine ve çocuklarına yeterli vakti ayırırlar. 

Para da dahil olmak üzere sahip olduğumuz bütün kaynakları kullanırken daha bilinçli olmamız gerektiğine inanıyorum. Özellikle yılbaşı dönemlerinde kaynaklarımızı nasıl kullandığımızı yeni bir gözle değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorum. Böyle bir değerlendirmenin farkında bile olmadan yaptığımız  para ve zaman israfını ortadan kaldıracağına inanıyorum.

3-Christensen’in değindiği üçüncü önemli nokta, bir “kültür yaratmanın önemidir.” Christensen hayatımıza hâkim olan kültürün nasıl olduğuna dikkatimizi çekiyor ve bu kültürün bizi hedeflerimize ne kadar yakınlaştırıp ne kadar uzaklaştırdığını düşünmemizi söylüyor.

Aslına bakarsanız hepimizin hayatı, aldığımız kararların ve yaptığımız tercihlerin toplamından ibarettir. Nasıl insan olduğumuz, nasıl hayat yaşadığımız bugüne kadar yaptığımız tercihlerden başka bir şey değildir.

Yönetim konularından çok iyi bildiğimiz üzere, bir şirkette insan davranışları o şirketin kültürünün yansımasıdır. (Korku Kültürü, İşyerinde Disiplin Nasıl Sağlanır?)

Bu durum aileler için de geçerlidir. Doğan Cüceloğlu, “Bir ailede çocukların yüzü gülüyorsa bilin ki o aile sağlıklı bir ailedir.” der. Bir anne-baba çocuklarının doğru davranmadığından şikâyetçiyse önce aile içi ilişkilerin nasıl olduğuna bakmalıdır.

4- Christensen yaşamımızı yönetirken dördüncü adım olarak  “değerlerimizle uyum içinde yaşamanın”, en az değerlerimizi belirlemek kadar önemli olduğunu söylüyor. Hepimiz hayatımızı yaşarken kendimiz için değerler belirliyoruz. Fakat pek azımız gerçekten değerlerimizden ve ilkelerimizden taviz vermeden davranmayı başarabiliyoruz.

Maslow’a göre mutluluğun sırrı, kişinin kendi doğasına sadık kalmasıdır. “Bir kereden bir şey olmaz.” mantığıyla değerler yolundan sapan her adım, zaman içinde insanı yozlaşmaya ve mutsuzluğa götürür. Bu sebeple kendi vicdanına ve değerlerine uyumlu yaşamayan insanlar sadece güvenilmez olmakla kalmazlar, aynı zamanda kendileriyle barışık da olamazlar. 

Aldığı kararları sürekli ihlal edenler önce kendilerine olan saygılarını ve güvenlerini yitirirler.

5.Christensen’e göre hayatımızı yönetirken dikkatimizi çeken önemli bir konu da “alçak gönüllü olmaktır.” Birçoğumuz farkında olmadan şişik bir egoyla dolaşıyoruz. Bu sadece kendimizi beğenme ya da yaptıklarımızı abartma gibi dışarıya yansımıyor, belki de daha kötüsü başka insanları değersiz görmemize ve onları hafife almamıza da yol açıyor.

Christensen, eğer alçakgönüllü olursak herkesten bir şey öğrenebileceğimize dikkat çekiyor. Aslında sadece okuldan ya da bizden daha bilgili kişilerden değil hayatın kendisinden de öğreniriz. Hayat bize sürekli yeni öğrenme fırsatları sunar. Bizler hayatın öğrenme fırsatlarınını kullanabildiğimiz ölçüde gelişir ve olgunlaşırız. Eğer öğrenmeyi bırakırsak bir süre sonra hayata ayak uyduramaz oluruz.

Özgüveni yüksek insanlar hangi yaşta, hangi konumda olurlarsa olsunlar öğrenmeye açıktırlar. Özgüveni düşük insanlar da başkalarına üstünlük taslama kaygısıyla maalesef öğrenme ve gelişme fırsatını kaçırırlar.

6- Christensen’in hayatımızı yönetirken önerdiği ilkelerden sonuncusu “başarımızın ölçütünü doğru koymamızdır.”

Nasıl bir şirketi yönetirken elde edeceğimiz sonuçların, ne derece başarılı olabileceğini daha işin başında saptıyorsak hayatımızı yönetirken de aynısını yapmalıyız.

Sizin hayatınızın başarı kriteri (ölçütü) nedir? Ne yapar ya da hangi hedefe ulaşırsanız kendinizi başarılı addedersiniz? 

Christensen kendisi için gerçek başarı ölçütünün sahip olduğu para değil, etkileyebildiği diğer yaşamlar olduğunu söylüyor. Christensen’e göre bir insanın gelişmesine katkıda bulunmak en önemli başarı ölçütlerinden biridir. 

Charles Handy, “İnsanlar paralarını nasıl kazandıklarıyla değil nasıl harcadıklarıyla hatırlanırlar. Toprak altındaki bir insanın kaç milyon dolar kazandığını gösteren bir mezar taşı yoldan geçenlerin hiçbirini etkilemez. Önemli olan o milyonlarla ne yaptığıdır.“ der.

Hakikaten de insan hayatta ailesine, çocuklarına, değerli bulduğu bir amaca ya da ihtiyacı olan insanlara bir katkıda bulunmuyorsa ne kadar para kazanırsa kazansın tatmin olması mümkün değildir. 

Clayton Christensen’in dediği gibi hayatımızda gerçekten neyin önemli olduğunu işin başında belirlersek vardığımız her noktada, girdiğimiz her yeni yılda başarımızı ölçerken nasıl bir tartı kullanacağımızı da çok iyi bilebiliriz.  

Peter Marshal’ın da söylediği gibi “Yapılmış küçük işler, planlanıp da yapılmamış büyük işlerden çok daha önemlidir.” 

Yeni bir seneye başlarken sadece yeni kararlar almamız yeterli değildir, asıl önemlisi hayatımızın anlamını, hedeflerini, bu hedeflere gidecek yolları (strateji) saptamamız gerekir.

Eğer kendi değerlerimizi belirleyebilirsek karar almak çok kolaylaşır hatta kararlar kendiliğinden alınır.

Hiçbirimizin unutmaması gereken en önemli nokta, gerçek zenginliğin başkalarının hayatlarında yarattığımız olumlu farklar olduğudur.

 

www.temelaksoy.com

 

Kategori İŞ'in Püf Noktası, Uzman GörüşüYorum (0)