Etiket arşivi | "istihdam"

Karlar Artarken İstihdamı Düşünen Yok


İyi bilançolara rağmen şirketlerin gündeminde işe alım planı yok. Vergi verenlerin parasıyla iflastan kurtulan şirketler bile istihdam değil, yeni pazar arayışı derdinde.

Piyasalar Avrupa bankacılık stres testi sonuçlarını çok inandırıcı bulmasa da olumlu bir şekilde atlattı. İki hafta önce başlayan bilanço rüzgârı ise piyasalarda görülen “boğa”ya benzer yükselişi ateşlemeye devam ediyor. ABD’li bilişim devi Intel ile alüminyum üretiminin lideri Alcoa’nın beklentilerin üzerinde gelen kâr rakamları ile başlayan 2010 ikinci çeyrek şirket bilançoları rüzgârı her gün yeni bir kâr ya da gelir artışı ile süsleniyor. Şu ana kadar sanayi devi Dupont’tan Microsoft ve Apple’a kadar bir çok şirket tahminlerin üzerinde bir performans tablosu açıkladı. Kârını yüzde 80′e yakın artıranlar bile oldu. Hatta krizde zor duruma düşen Wall Street bankaları bile bilançolarındaki kâr hanesinde milyar dolarlar yazdı. Borç krizi içinde oldukları için kamudan özel sektöre kadar herkesin ciddi biçimde kemer sıktığı Avrupa’daki şirketlerin karneleri bile adeta yıldızla dolu. Son olarak dün de dünyanın en büyük çelik üreticisi olan Avrupalı ArcelorMittal ikinci çeyrekte 3 milyar dolar ile beklentilerin üzerinde kâr açıkladı. Air France’in kârı 26 milyon euro ile tahminlerden fazla gelirken, WellPoint’in kârı yüzde 4 arttı. LG Electronics’in karında ise yüzde 33 düşüş görüldü.

Yani bilançolar genel olarak hala iyi gelmeye devam ediyor. Piyasalar da şirketlerdeki kâr artışını krizden çıkışta önemli bir haberci olarak fiyatlıyor. Hatta Dow Jones pazartesi günü 2009 Şubatı’ndan bu yana en yüksek seviyesine çıkarak 2010 zararının tümünü hem şirket bilançoları hem de iyi gelen yeni ev satışları rakamlarının etkisiyle kapattı. Ancak artan kârlara rağmen şirketlerin yeni istihdam yaratma gibi bir kaygısı yok.

Berkeley Üniversitesi profesörlerinden Robert Reich’in son analizine göre artık yüksek kârlar yüksek istihdam anlamına gelmiyor ve şirket kârları ile istihdam rakamları arasında ciddi bir ayrışma yaşanıyor. Bir çok Amerikan şirketinin eskiden olduğu gibi büyük işe alımlar gerçekleştirmeyeceğini düşünen uzmanlar, tüketicilerin kendi ürünlerini satın almaya başladıklarına inanana kadar yeni iş alımlarına da gitmeyeceğini öne sürüyor. Bu durumda işletmelerin işe alımlarını artırmaya başlamaları için gözler tüketici güveni ile tüketici harcamalarında olacak. Son verilere bakılırsa durum hiç iç açıcı değil. Salı günü açıklanan tüketici güven endeksi şubat ayından bu yanaki en düşük seviyesine geriledi.

İşe alıma ilişkin ses yok

Dev şirketlerin çoğundan karlarındaki artışa rağmen yeni istihdam yaratacakları yönünde en ufak ses çıkmıyor. Yani krizle beraber maliyetleri düşüren, bunun içinde ilk hedef olarak işten çıkarmalara giden şirketlerin bir çoğu krizden toparlansa bile işçi alımı yapmayacak. Bu da bilançolardaki pembe tablonun ekonominin gerçek anlamda bir iyileşme kaydedilebilmesi için en önemli ayağı olan istihdama yansıyıp yansımayacağı yönünde şüpheler uyandırmaya başladı. Uzmanlara göre artan şirket kârları ile bu şirketlerin sağladıkları istihdam arasındaki oran hiç bu kadar büyümemişti. İstihdamı artırma planlarının olmamasının en büyük sebebi de bu büyük şirketlerin üretim faaliyetlerini daha çok Asya gibi ucuz iş merkezlerinde gerçekleştiriyor olması. Yani istihdam yaratılsa bile bu ABD’li işsizlere fazla yaramayacak.

Örneğin ABD’li otomotiv devi Genaral Motors (GM) Çin’de ABD’de sattığından daha fazla araç satıyor. Ancak zaten bu araçların büyük kısmını yine Çİn’de üretiyor. Çin’de 32 bin çalışanı bulunan GM’in ana pazarı olan ABD’deki çalışan sayısı ise sadece 52 bin kişi. Şirketin 1970′lerde ABD’deki çalışan sayısı ise 468 bin kişiydi. İşin en ironik yanı ise devlet tarafından iflasın eşiğinden kurtarılan GM alsında bir anlamda vergi mükelleflerinin paraları sayesinde ayakta kalabildi. Yani ABD’li kendi vergisi ile kurtarılan ve yüzde 60′ına devletin sahip olduğu GM’de iş bulamıyor. Hatta GM inkar etse de kimilerine göre şirket kurtulmak için devletten aldığı maddi yardımla yine kendini düşünüyor ve satış yapamadığı ABD pazarı yerine Çin’de büyümeyi tercih ediyor.

Üretim Doğu Asya’ya kayıyor

Şirketlerin artan kârlara rağmen işçi alımına gitmemelerinin bir diğer sebebi de paralarını emekten tasarruf eden teknolojilere harcamalarında yatıyor. Örneğin ABD’li Ford geçen hafta açıkladığı 2.6 milyar dolar kâr ile 1999′daki rekor kârının 3′te 2′sine ulaştı bile. Ancak şirketin çalışan sayısı 10 sene önceye kıyasla yarı yarıya azaldı. Avrupalı şirketler ise maliyetlerde yeni kesinti planları açıklıyor. Kısa süre önce Avrupalı ilaç devi GlaxoSmithKline de Avrupa pazarındaki harcamalarını her yıl yüzde 3 azaltma kararı aldı. Alman enerji şirketi EON ise yıllık 1.5 milyar euroluk bir maliyet kesintisi daha açıkladı. Ayrıca bazı şirketlerin Çin’deki ucuz tedarikçilerle işbirliği de artıyor. Dolayısıyla Avrupalı istihdama olan ihtiyacı da azalıyor. Özellikle Çin’in yuanı dolar çıpasından çıkarmasını ardından Avrupalı üreticiler Bangladeş ve Vietnam gibi tedarikçilere kaymaya başlayacak.

Referans

Kategori SektörelYorum (0)

İstihdamı Perakende ve İnşaat Sektörleri Sırtladı


Türkiye’de bir yılda istihdam 725 bin kişi arttı. Mart 2009-Mart 2010 arasında istihdamını en çok artıran sektörse telekomünikasyon oldu. Çoğunlukla beyaz yakalı eğitimli istihdamının olduğu telekomünikasyonda yıllık artış yüzde 146 olarak belirlendi. En fazla istihdam sağlayan sektörün başında ise inşaat geldi. Mevsimsel etkiler de yaşansa sektörde bir yılda 143 bin 302 kişiye iş kapısı açıldı. Perakende sektörü de en fazla istihdam sağlayan sektörlerde ikinciliği aldı. Bu sektör bir yılda 79 bin 474 kişiye iş sağladı. İstihdamı en çok düşen sektörse tütün ürünleri ve imalatı oldu. Bu sektördeki kayıp yüzde 51′i buldu. En fazla istihdam kaybeden sektör olarak ise kumar ve müşterek bahis faaliyetleri sektörü geliyor. Burada çalışan 29 bin 748 kişi işini kaybetti. Kamunun işe aldığı her bir kişiye karşı özel sektör sekiz istihdam yarattı. Kamunun istihdam artışı ise eğitimden sağlandı.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) istatistiklerine göre bir yıllık süreçte 88 faaliyet grubundan 71′inde istihdam arttı, 17′sinde azaldı. 2008 Mayısı’nda 9 milyon 703 bin 722 olan sigortalı sayısı, krizin etkisiyle yüzde 14 azalarak 2009 Martı’nda 8 milyon 410 bin 234′e düştü. 2010 Martı’nda ise 2008 seviyesini yakalayamasa da sigortalı sayısı yüzde 8′lik bir artışla 9 milyon 136 bin 36′ya yükseldi. SGK verileri, 2010 Mart itibariyle bir önceki yılın aynı dönemine göre Türkiye’de istihdamın 725 bin 802 kişi daha arttığını gösterdi.

İnşaat ipi göğüsledi

İstihdamdaki artış sıralamasında Avrupa Birliği’nin faaliyet sınıflamalarını gösteren ‘Nace’ koduna göre ipi göğüsleyen sektör, 172 bin 747 kişi ile inşaat oldu. İnşaatı, 79 bin 404 kişi ile perakende, 79 bin 11 kişi ile eğitim, 49 bin 305 kişi ile yiyecek-içecek hizmetleri, 36 bin 633 kişi ile büro yönetimi faaliyetleri, 30 bin 678 kişi ile kara taşıma ve boru hattı taşımacılığı, 24 bin 399 kişi ile tekstil, 19 bin 57 kişi ile gıda imalatı ve 20 bin 224 kişi ile güvenlik sektörleri izledi. Konaklama 16 bin 165 kişiye iş verirken, bitkisel ve hayvansal üretim sektörlerinde ise 563 kişilik sigortalı artışı oldu.

En fazla kayıp bahiste

Bu sektörlerdeki sigortalı istihdam artışı yüzleri güldürürken bazı sektörlerde de istihdam azaldı. Sigortalı işini kaybedenler arasında kumar ve müşterek bahis faaliyetlerinde çalışanlar, 29 bin 748 kişi ile en çok işsiz yaratan sektör oldu. Tütün imalatı sektörü bir yılda 7187 sigortalı çalışanını kaybetti. Karayolu dışındaki diğer ulaşım araçlarını kapsayan sektör 5485 sigortalısını yitirdi. Suyun toplanması, arıtılması ve dağıtılması, kanalizasyon, atık maddelerin değerlendirilmesi sektörü ise toplamda 7350 çalışan kaybetti. Hava yolu taşımacılığı da kaybedenler listesinde yer aldı ve bu sektör de 1094 çalışanına veda etti. İdari danışmanlık faaliyetleri 6828 çalışan kaybetti. Veterinerlik hizmetlerinde çalışan 7200 kişi de bu arada işsiz kaldı.

Kamunun etkisi sınırlı

İstihdam verilerinde kamunun etkisi sınırlı oldu. Kamuda istihdamı artıran en önemli sektör eğitim oldu. Eğitimde bir yıllık verilere göre yaşanan 79 bin 11 kişilik istihdamın 62 bin 926′sı kamudan geldi. Toplamda kamu, 82 bin 441 sigortalı istihdam yaratabildi. Aynı dönemde özel sektör, istihdamı 643 bin 361 artırdı. Böylece özel sektörün işe aldığı her sekiz kişiye karşı kamu bir kişiyi işe aldı. Kamuda yaşanan istihdam azalmasında, tütün ürünleri üretim faaliyetleri etkili oldu. Azalma, Tekel işçilerinin yaşadığı sorunla paralellik gösterdi. 8540 kamu çalışanı işsiz kaldı.

Artan madencilik ruhsatları ve paralel olarak gelişen maden arama faaliyetleri, bu sektörlerde de sigortalı istihdamın artmasına yardım etti. Metal cevheri madenciliğindeki istihdam, bir yılda yüzde 39 arttı. Bu sayede 4 bin 737 kişi iş bulmuş oldu.

Enis Tayman / Referans

Kategori SektörelYorum (0)

2010 Mezunları İçin İşe Girme Önerileri


2010 mezunları için, esneklik ve ısrarcılık, başlangıç seviyesindeki işlere kabul edilmelerinde anahtar rol oynayacak!

Monster’ın yeni mezunlar ve firmalar arasında yaptığı araştırma sonuçlarına göre: 2010 mezunları, daha uzun süre iş aramaya, düşük başlangıç maaşlarına ve belkide eğitim aldıkları alanların dışında çalışmaya hazırlıklı olmalılar!

Türkiye’de www.monster.com.tr sitesiyle hizmet veren yetenek kaynağı Monster’ın üniversite öğrencileri arasında yaptığı araştırmaya göre:

Mezun olmaya hazırlanan öğrencilerin %93’ü mevcut ekonomik koşullar nedeniyle iş bulmanın onlar için daha uzun zaman alacağını, öğrencilerin %32’si başlangıç maaşı olarak aylık net 1000-2000 TL arası kazanacaklarını, %49’u ise kendi alanlarının dışında çalışacaklarını düşünüyor.

İşveren firmalar arasında yapılan araştırma sonuçlarına göre ise , 2009 yılında firmaların %54’ünün yeni mezunları işe almayı planlarken bu yıl, bu oranın %46’ya düştüğünü gösteriyor. Yeni mezunları işe almayı planlayan bu firmaların %60’ı geçen sene ile aynı sayıda mezun işe almayı planlarken, geçen seneden %11’lik bir artışla %16’sıdaha fazla mezun işe alacaklarını belirttiler.

Monster’ın araştırmasına göre, firmalar %36’sı  yeni mezunları işe alırken karakter özelliklerine, %34’ü staj ve iş deneyimlerine, %20’si eğitim altyapılarına önem verdiklerini belirtiyor.

Türkiye’de işsizlik oranı halen yüksek de olsa, uzmanlar 2010 mezunlarının esnek davranarak ve ısrarcı olarak başlangıç düzeyindeki işleri kabul etmeleri gerektiğini söylüyor.

İş Bulmak İçin En İyi Yollar

Üniversitelilerin %78’i sahip olduğunuz bağlantıların en iyi iş bulma taktiği olduğunu düşünüyor.

Araştırmaya katılan Üniversite Kariyer Merkezi yetkilileri; insanları insanların işe aldığını, bu yüzden bilgisayarınızın başından kalkıp kampüsünüzdeki etkinliklerin, kariyer fuarlarının, firma tanıtım seminerlerinin ve öğrenci grupları ile akademik departmanlar tarafından düzenlenen organizasyonların fırsatlarını değerlendirmenizi öneriyor.

Sosyal Medyanın Önemi Artıyor

İş arayanların %38’inin, işveren firmaların ise işe alım değerlendirmelerinde %42’sinin sosyal medyayı kullanması, sosyal medyanın öneminin son yıllarda büyük oranda arttığını gösteriyor. Eski araştırmalarda iş arayanların %15’i, firmaların ise %21’ i sosyal medyadan faydalandıklarını belirtmişti. Yani bu da demek oluyor ki sosyal medyanın önemi geçtiğimiz yıllara göre ikiye katlandı.

Üniversite Kariyer Gelişim birimlerinin yetkilileri, sosyal medyanın geleneksel iş arama yöntemlerinin tamamlayıcısı olarak önemli bir rol oynadığını belirtiyor. Bilgi toplamak, fırsatlara bakmak ve bağlantı kurmak amacıyla sosyal medya sayesinde yeni mezunlar firmaları ve online kariyer sitelerini takip edebilirler.

İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencisi Deniz Yıldırım iş ararken sosyal medya kullanımıyla ilgili: “İş ararken sosyal medya kullanımından yanayım zaten, videolu cv tam benim konum, facebook, twitter, linkedin, bloglar,kariyer siteleri ne denk gelirse.” dedi.

Şu an Youth Republic’te marka yöneticisi olarak çalışan genç profesyonel Elçin Temel işini bir blog sayesinde bulduğunu anlatırken: “İş ararken sosyal medyayı kullanıyorum. Özellikle blogları çok yararlı buluyorum. Şu an çalıştığım işten ajansın kendi blogu sayesinde haberim oldu.” dedi.

Osmangazi Üniversitesi öğrencisi Erinç Aşçıoğlu iş ararken twitter, linkedin,frienfeed gibi sosyal mecraları aktif olarak kullandığını belirtti. Araştırmaya katılan bir diğer öğrenci katılımcılardan biri de çalışmak istediği şirketin sahibini Facebook’tan bulup mesaj atarak iş başvurusunda bulunduğunu söyledi.

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi öğrencisi Doğukan Güler hayalindeki işi şöyle tanımladı: “hayalimdeki iş kendimden sorumlu olduğum, sürekli kimsenin emrini almadığım iş:)”

Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Göktürk Akın ise hayalindeki işi; ”İnsanın kendini rahat hissedebileceği, sosyal ortamı kuvvetli,çok ciddi hiyerarşinin olmadığı, bana değer verildiğini hissettiğim bir iş ortamı hayal ediyorum.”olarak tanımladı.

Araştırmaya katılan üniveriste öğrencileri iş başvurusu yaparken bir ilanın hangi özelliklerinin daha önemli olduğu sorulduğunda, %79 aranan özelliklerin, %78 iş ilanındaki tanımın, %70 lokasyonun ve %60 maaş ve diğer olanakların başvuruyu cazip kıldığını söylediler.

Monster da hem iş arayanların arayış süreçlerini kolaylaştırmak, hem de işverenlerin, kişiler hakkında profesyonel anlamda bilgi edinebilmelerine olanak tanımak ve şirketlerin kurumsal markalarını yeni nesil iletişim kanallarında gösterebilmesine olanak sağlamak amacıyla sosyal medya kanallarını etkin olarak kullanıyor.  Monster’ın Facebook üzerinde pazarlama işleri, sağlık işleri, satış işleri, yurtdışı işleri, bilişim işleri, finans işleri, mühendislik işleri gibi farklı kategorilerde iş ilanlarını duyuran grupları bulunuyor; sektöre özel grupların yanı sıra MT(yönetici adayı), staj gibi belirli pozisyonlara yönelik gruplar da mevcut; aynı zamanda twitter, linkedin, friendfeed gibi kanallar üzerinden de güncel iş fırsatlarını sıcağı sıcağına gençlerle paylaşıyor. Böylece iş arayanlar internette arkadaşları ile sohbet ederken, oyun oynarken, çalışırken, www.monster.com.tr sitesine girmeden de ilgilendikleri alanlardaki iş ilanları ile kolaylıkla buluşabiliyor. Adayların tek yapması gereken bu sosyal mecralarda monstercomtr şeklinde bir arama yapmak ve karşılarına çıkan onlarca gruptan ilgilendikleri alanlardakileri profillerine eklemek. www.monster.com.tr’nin şu an Facebook, Twitter, Friendfeed ve Linkedin olmak üzere 4 ayrı sosyal medya platformunda 80’den fazla grubu bulunmakta. Grup üyeleri, ilgilendikleri alanlarda en güncel ilanları, anında, Facebook,Twitter, Friendfeed, Linkedin anasayfalarından zahmetsizce takip edebiliyorlar ve beğendikleri iş ilanlarına tıklayarak halihazırdaki Word CVlerini 5 dk da kolayca yükleyip o iş ilanına başvurabiliyorlar.

Ufkunuzu Genişletin!

Medya yapımcılığı alanında okuyan  bir öğrenci, televizyon veya film yapımcılığı şirketinde, asistan olarak iş bulmayı umuyor, ancak aynı zamanda realistliği de elden bırakmıyor.  “ Şu anki stajımdaki 25’li yaşlarında olan bazı iş arkadaşlarım stajyer olarak çalışmak zorundalar çünkü başka seçenekleri yok. Abartmadan söylüyorum ki, iş alanında hangi fırsatı yakalarsam onu değerlendiririm.” Medya yapımcılığı öğrencisi, bunun doğru yaklaşım olduğunu vurguluyor ve ilgilendiğiniz kariyer alanları ile yaşamak istediğiniz şehirler konusunda daha geniş bakmanızı öneriyor. “ İlk işinizin hayalinizdeki iş olmamasını çok fazla sorun etmeyin.” diyerek de rahat olmanızın önemini vurguluyor.

Bu da demek oluyor ki, var olan ekonomik koşullar nedeniyle endişeleneceğinize, diğer mantıklı fırsatları ve alternatifleri değerlendirin. İş deneyimi kazanmak için ne yapmanız gerekiyorsa onu yapın.

Son olarak liderlik ve öğrenme arzusu gibi yeteneklerinizi geliştirin. Bu yıl ortalama 300-400 yeni mezunu perakende satış mağazalarında çalışmak ve 30-40 tanesini de işletme eğitimi programlarında eğitecek olan bir firmanın sahibi, eğer önemli karakter özellikleriniz varsa, gerekli yetenekleri edinmek için eğitilmeye daha uygun olduğunuzu belirtmiştir.

Monster.com.tr Gelişen Pazarlar Bölge Direktörü Güray Mert;

Yeni mezunların kariyer yolculuklarında  bir yere varabilmeleri için yola çıkmadan önce nereye gitmek istediklerine karar vermeleri çok önemli. Bir kez bu kararı verdikten sonra şu anda nerede olduklarını ve hedeflerine  nasıl ulaşacaklarını anlamaları da mümkün olur.

Gençler için eğitim ve iş fırsatlarının bu kadar az, rekabetin bu kadar yoğun olduğu bir ortamda bunu yapmanın lüks olduğunu düşünenler olabilir. Ancak tam da bu tür ortamlarda ne istediğini bilmek ve kararlı biçimde amacının peşinden gitmek ve bu kararlılıklarını işverenlere net biçimde gösterebilmek gençlerin fark yaratmalarını sağlar.

Gençler, interneti eğlence ve bilgiye ulaşmanın ve sosyalleşmenin yanında iş aramak ve başvurular yapmak için de yoğun biçimde kullanıyorlar.  Biz bunun da ötesine geçip interneti, özellikle de sosyal ağları  kariyer seçimleri konusunda bilgi toplamak, fikir ve yardım almak için de kullanmalarını öneriyoruz. Sizin gibi olan ya da iş hayatınızda olmak istediğiniz gibi olan insanları bulun, onlarla iletişime geçin. Böylece ne istediğinizi ve kim olduğunuzu keşfetmeniz daha kolay ve eğlenceli olur.

Vodafone Türkiye İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı ve İcra Kurulu Üyesi, Rengin Onay;

Vodafone Türkiye olarak ekonomik daralma döneminde dahi yatırımlarımıza devam ettiğimiz için büyümemizi sürdürmekte bu bağlamda da taze kana ihtiyaç duymaktayız. Bunun yanı sıra daha etkin ve efektif bir organizasyonel yapı oluşturarak şirket içi yetkinliklerimizi artırma ve sektörde daha rekabetçi bir iş gücüne sahip olma hedefimiz doğrultusunda da işe alımlarımız devam etmektedir. İşe alımlarımızı gerçekleştirirken en iyi yetenekleri şirketimize kazandırma hedefimizden ödün vermeyerek, global seçme-yerleştirme araçları ve alanında uzman yetenek danışmanları ile son derece dikkatli ve özenli bir seçme ve yerleştirme süreci uygulamaktayız.

Vodafone Türkiye olarak hayata geçirdiğimiz All Stars Yetenek Programı’nda Y Jenerasyonunu, aile odaklı, esnek çalışma ortamından hoşlanan, az çalışma saatlerine yüksek ödeme bekleyen, kendine güvenen, başarı odaklı, ekip çalışmasına önem veren, hiyerarşiden hoşlanmayan, gelişimlerine ve kariyerlerine odaklı – eğer bu konuda tatmin olmazlarsa çok sık iş değiştirebilen – teknoloji ile iç içe, yaratıcı, dahil olmak isteyen jenerasyon olarak tanımlanıyoruz. Dolayısıyla işe giriş aşamalarında yapılacak farklı mülakat teknikleri, yarışma ve vaka çalışmalarının yanı sıra asıl önemli olan, işe girdikten sonra bu yetenekleri bünyede tutabilmek. Bunun için de şirket kültürünün hazır olması, yöneticilerin yetenek geliştirme yetkinliklerine sahip olması ve şirket içinde çeşitli gelişim araçlarının bulunması gerekmektedir. Vodafone Türkiye, gençlere yatırım yapan bir firma olarak söz konusu hazırlıkları gerçekleştirmektedir. Adayların da ne istediklerini bilerek ve o yönde sabırla kendilerini geliştirmeye hazır bir şekilde başvurularını gerçekleştirmeleri ve kariyerlerine ilk adımlarını atmaları önem taşımaktadır.

Garanti Bankası İşe Alım ve İşveren Marka Yöneticisi Nurdan Taş;

Üniversiteden yeni mezun olan öğrencilerin, kariyer seçiminde öncelikle onları mutlu eden şeyleri, beceri ve ilgi alanlarını belirlemelerini; daha sonra da içinde bu parçaları barındıran meslekleri tanımak için araştırma yapmalarını, sormalarını, danışmalarını ve denemelerini öğütlüyoruz. Önceki yıllarda mezun olan öğrencilerin seçtiği ve çok memnun olduğu iş, herkes için en doğru seçim olmayabilir ya da kampüste dolaşan “hangi şirket ne kadar veriyor” söylentilerinin de kariyer seçim sürecinde bir etkisi olmamalı. Öğrencilere, okudukları bölüm ne olursa olsun, ilgi alanlarını değerlendirebilmeleri ve mutlu bir şekilde çalışacakları iş ortamını keşfedebilmeleri için, mümkün olduğunca çok farklı sektörden, farklı kurumda staj yapmalarını öneriyoruz.

Youth Republic Ajans Başkanı Serhat Gürcü:

“Stajlar çok önemli fırsatlar. Kesinlikle staj yapmalarını öneririm. Ancak bu konuda ülkemizde hem işveren hem de iş arayan tarafında önemli sorunlar var , staja bakış açılarını değiştirmeleri gerekiyor. Profesyonel staj mantığında olmalılar ve bu mantıkta işleyen şirketleri bulmalılar. Bir diğer önerim bir çalışma programı oluşturup çevrelerinde ve dünyadaki iş fırsatlarını sistematik bir şekilde araştırmalarıdır. Girişimcilik yükselen trend ve dünya yeni iş fırsatları için hiç bu kadar iyi olmamıştı. Internete girsinler ve girişimci yanlarını keşfetsinler. Kariyer seçimi konusunda benim önerim bir sektöre yönelmekten çok kendilerine yönelip onları heyecanlandıran ve kendilerine uygun olan işlere yönelmeleri. Gerisi kendiliğinden gelecektir. Gençlerde gördüğüm en yaygın durum ne istedikleri hakkında en ufak bir fikre sahip olmamaları. Kafası karışık bir genç hangi yükselen sektöre yönelse çok da başarılı olamayacaktır. “ dedi.

monster.com.tr

Kategori Haberler, İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)

İstihdam Bilmeceleri


Şaşırtıcı haber internete hafta sonu düştü. Çin hükümetinden Yuan’ın değerinin piyasa koşulları tarafından belirlenebileceği yönünde işaretler gelmişti. Gözlerime inanamadım. Şüpheyle karşıladığımı söylemeliyim.

İyimser tefsir, Çin’in küresel ekonominin gerçekleri ile yüzleşmeyi nihayet kabul etmesidir. Kötümser tefsir, Yuan’ın Euro’ya karşı değer kazanmasını döviz sepetine geçerek telafi etmektir. İkincisi daha makul duruyor.

Yuan’dan söz edince aklıma aklıma aşırı değerli TL geldi. Dün sabah acaba siyasi sorunlar dövizi yükseltir mi diye bekledim. Beyhude umutlanmışım. TL az da olsa değer kazandı. Anlayan beri gelsin…

2008’le karşılaştırma

2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikalarının ekonomiye giydirdiği deli gömleğini yıllardır eleştiriyorum. Yüksek faizler ve beraberinde gelen aşırı değerli TL’nin en büyük zararı istihdama verdiğini özellikle vurguluyorum.

Tekrar edeyim. Türkiye’nin en önemli sorunu istihdam yetersizliği ve işsizliktir. Bütün anketlerde vatandaşın da aynı kanıda olduğu çıkıyor. Her sorulduğunda önce işsizlikten şikâyet ediyor. Önce o sorunun çözümünü istiyor.

Mart istihdam verileri yayınlandıktan sonra, geçen yıla kıyasla istihdamda görülen artışa dikkat çekildi.

Ekonominin tekrar istihdam yarattığı söylendi. Sanki işsizlik sorunu hafifliyor gibi bir hava oluştu.

2009’la karşılaştırma aslında aldatıcıdır. Geçen yıl ilkbahar ayları üretimin ve satışların dibe vurduğu dönemdi. Doğal olarak istihdam da düşmüştü. Talebin toparlanması ile birlikte üretim ve istihdam da artışa geçti.

Resmin daha iyi görülmesi için biraz çalıştım. Mart sayılarını kriz öncesi yıllarla karşılaştıran tablolar hazırladım. 2008’le karşılaştırmayı bugün sizlerle paylaşıyorum. Diğerlerini de önümüzdeki aylarda yayınlarım.

Ayrıntıdaki şeytanlar

İki yılda çalışabilir yaştaki (15+) nüfus 1.7 milyon, iş gücü ise 2.3 milyon artıyor. İş gücü dışı nüfus 500 bin azalıyor. Katılım oranı 2.8 puan yükseliyor. İlk bilmece budur. Ekonomi büyürken nüfus ve iş gücü artışı paralel gidiyordu. Krizle birlikte iş gücü daha hızlı artmaya başladı. Neden?

Devam edelim. İki yılda istihdam 1.4 milyon, işsizler 1 milyon yükseliyor. İstihdam artışı tarım ve tarım-dışı arasında eşit bölünüyor. 700 bin. İkinci bilmece: Tarımda istihdam neden artıyor? Türkiye “tarımlaşma mucizesi” (!) mi keşfetti?

Vatandaş iş deyince aslında ücretli istihdamı kasdediyor.

İki yıllık artış sadece 600 bindir. Yaratılan istihdamın geri kalan 800 bini kendi hesabına çalışanlar ve ücretsiz aile çalışanıdır. Üçüncü bilmece: Bu insanlar ne üretiyor?

İlk çeyrek milli geliri yakında açıklanıyor. Takvim ve mevsim etkisi temizlenince, 2008 ilk çeyreğini yakalaması bekleniyor. Halbuki iki yılda istihdamda yüzde 6,6 artış var. Ortalama verimin aynı oranda düşmesi anlamına geliyor.

Neden?

Son olarak kriz öncesinde yüzde 11 olan işsizlik oranının canlanmaya rağmen yüzde 13,8’e tırmandığını belirtelim.

Fark (2.8 puan) katılım oranındaki artışa eşittir.

Görüldüğü gibi bilmeceler iç içedir.

Özet: işsizlik açısından iyimser olamadığımı söylemeliyim.

Asaf Savaş Akat / Vatan

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)

“Kriz Oldu Şirket Bağlılığı Arttı!”


Zirveleri seviyorum.  Her ne kadar hepsine katılamasam da, biraz seçici olmaya da çalışarak, bazılarına katılıyorum.  Farklı fikirler ve uygulamalar ender olarak sunum konusu olsa da, sanırım en büyük faydayı yeni birileriyle tanışarak, ayaküstü değişik konulardan bahsederek alıyorum.

Geçenlerde katıldığım bir zirvede yine ayaküstü konuşma fırsatı bulduğum İK profesyonellerinden bir tanesi bana söyle dedi:

Bizim şirkette turnover krizden önce oldukça yükselmişti.  Krizde azaldı.  Herkes haline ve mevcut işini koruduğuna şükretmeye başladı.  Aksiyon almadan turnover problemini çözmüş olduk.  Kriz oldu şirket bağlılığı arttı.  Bir İK’cı olarak krize sevindim valla…

Yarı şaka yarı ciddi; kocaman bir gülümsemeyle söylenmiş bu söz biraz karambole geldi, konu çabuk geçti, üzerinde yorum yapamadım…

Aslında gözlem doğru.  Sadece son krizde değil, daha önce tarih boyunca yaşanan ekonomik krizlerde de aynı şekilde gözlemlenen bir durum bu: Çalışanlar mevcut işlerine sarılıyorlar, işten ayrılmayı düşünmüyorlar, mevcut kriz ortamını en az hasarla atlatma isteğinde oluyorlar.

Sorum şu: Bu durum şirket bağlılığının gerçekten artttığı anlamına mı geliyor?

Hayır, sadece dış ortamın elverişsizliğinden dolayı geçici (sadece kriz sonuna kadar) işte kalmayı tercih ediyorlar.  Krizden sonra iş aramaya devam edecekler.  Yani şirkete karşı olan hislerinde ve algılarında bir değişiklik yok.  Şirket bağlılığı problemi çözülmüş değil, sadece bir süre için ertelenmiş durumda.

Öncelikle “bağlılık” problemi sadece bize ait değil, küresel bir problem.  Gallup’un yaptığı araştırmalardan birinde aşağıdaki sonuç çıkmış:

Toplam ABD çalışanlarının sadece %25′i şirkete bağlı hissediyor kendini.  %60′ı şirkete bağlı olmadığını söylemiş.  Kalan %15 ise aktif olarak bağlı olmadığını belirtmiş.

Bu bağlı olmayan -ancak çeşitli sebeplerden dolayı şirkette çalışmayı devam eden- çalışanların Amerikan ekonomisine verdirdiği yıllık kaybın 254 milyar dolar ile 363 milyar dolar arasında olduğu tahmin ediliyor.  Bu maliyetin büyük bir bölümü mutsuz çalışanlardan kaynaklanan satış kaybı.  Basit olarak söylemek gerekirse, çalışanların düşük şirket bağlılığı müşteri memnuniyetini negatif bir şekilde etkiliyor; bu da doğrudan şirket kazancını…

Yine başka bir Gallup araştırması bize şunu gösteriyor:

Çalışan bağlılık yüzdeleri en üstteki şirketler, alt kısımda olan şirketlere göre aşağıdaki sonuçları alıyorlar:

%86 daha yüksek müşteri memnuniyeti

%70 daha yüksek üretim

%44 daha yüksek karlılık

%78 daha az iş güvenliği problemleri

Kriz herkesi, her sektörü çok negatif etkiledi.  Şirketlerde ekonomik çekinceler ve gelecek korkusundan dolayı istifalar azaldı ancak; çalışanlardaki bu tansiyonu etkili gözlenmeyip yönetemeyen, bu konuda iyi bir İK stratejisi belirleyemeyen şirketlerde işe olan konsantrasyon düştü, verim/performans azaldı.

Peki, bu durumda performansı düşük olan çalışanın kalması mı iyi, gitmesi mi?

Sonuç olarak, yazının başlığındaki cümleyi gülümseyerek söylemek, en hafif ifadeyle, öngörü eksikliğinin göstergesi sadece.  Yazık… Bu konuya daha ciddi yaklaşmamız lazım.

Tuğsel Akyol / kirmizimerdiven.com

Kategori HaberlerYorum (0)

İşsizlik Sanal da İstihdam Gerçek mi


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bazen öyle sözler sarf ediyor ki şaşırıp kalıyorum açıkçası. Mesela hafta sonu yaptığı konuşmada söyledikleri… Başbakan Recep Tayyip Erdoğan aşağıda okuyacağınız sözleri Sanayi Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Esnaf ve Sanatkârlar Değişim, Dönüşüm ve Destek (3D) Strateji Belgesi ve Eylem Planı’nın (ESDEP) açıklandığı toplantıda kendisine sorulan bir soru üzerine sarf etti. “İşsizlik yapısal bir sorun, bunu daha farklı bir biçimde çözmeyi düşünüyor musunuz” sorusuna verdiği ilk yanıt eminim ki birçok ekonomistin şaşkınlıktan olduğu yere mıhlanmasına neden olmuştur:

“İşsizlik bana göre yapısal bir sorun değil sanal bir sorun, insani bir sorun.”

Konuşmanın devamında ise daha dikkat çekici ve eleştiri dozu bir hayli yüksek sözler var. Şaşkınlıktan donup kalan ekonomistlerin yanına bu kez de işverenlerin katılmasına neden olacak -ve bana kalırsa da her kelimesi doğru- sözler:

“Çünkü şu anda Anadolu’nun birçok yerinde bu işin başında olanlar, insani olarak, işadamlarımızı söylüyorum, olaya yaklaşımda ne yazık ki parasal çıkar noktasındaki adımlarını birinci derecede ön plana çıkarıyor. ‘Ben nasıl daha fazla kazanırım’ derken, orada insanımızın sömürüsü yapılıyor, emek sömürüsü yapılıyor. Bu kadar açık konuşuyorum. Özellikle bunu tekstil sektöründe çok acımasızca görüyoruz. Özellikle bunu bayanların istihdam edildiği yerlerde çok acımasızca görüyoruz. Ve sosyal güvencesi noktasında bile bu tür acımasız davranışların olduğunu görüyoruz.”

Eğer karşımızdaki isim sol tandanslı bir siyasi lider olsaydı, emin olun bu kadar şaşırmazdım söylenenlere. Ama AKP hükümeti sadece Türkiye’de değil, dünyanın geri kalanında da uyguladığı ekonomi politikaları nedeniyle, “Türkiye’nin bugüne kadar gördüğü en neo-liberal hükümet” olarak tanımlanıyor. Hatta bugün kabinede akçeli işlerden sorumlu olarak görev yapan bir ismin henüz yurtdışında yaşarken ifade ettiği gibi: “AKP’nin tek bir ideolojisi var; o da pragmatizm.”

Türkiye tarihinin en kapsamlı özelleştirme programını uygulayan, başta sağlık olmak üzere kamunun sorumluluk alanındaki tüm hizmetleri özel sektöre devreden ya da devretmeyi planlayan bir iktidarın başbakanından bu sözleri duyunca, insanın şaşırması gayet normal değil mi sizce de?

İşsizlik sanal mı?

Başbakan’ın sömürü konusundaki sözlerine tamamen katılıyorum. Evet doğrudur, işverenler 2001 krizinden bu yana üç kişinin yapması gereken işi bir kişiye yaptırıyor. Çalışma saatleri uzadı, buna karşılık reel ücretler geriliyor. Bu emek sömürüsüne ise ekonomi literatüründe ‘verimlilik artışı’ deniliyor. Fakat kapitalist ekonomi açısından bakınca, bu durum kimseyi şaşırtmamalı. Kapitalizmin ruhu da bu değil mi zaten: Emek sömürüsü… İşte bu nedenle her alanda, neredeyse radikal boyutta piyasacı bir yaklaşım sergileyen bir iktidarın bu sözlerinin samimiyetine inanmakta da zorluk çekiyorum.

Şaşırdığım ikinci nokta ise işsizliğin yapısal olmadığı meselesi… En basit hesapla Türkiye, 2001 krizi sonrası ortalama yüzde 7,5 büyüdü. Ülkeye oluk oluk yabancı sermaye aktı. Ama ‘bu denli başarılı’ bir ekonomik büyüme sürecine rağmen, işsizlik oranı ortalama yüzde 10 seviyesinin altına inmedi… Bu duruma ekonomi literatüründe ‘istihdamsız büyüme’ deniliyor. Bu, tesadüfi bir durum değil elbette. Uygulanan ekonomi politikaları tercihlerinin bir sonucu. Yani yapısal bir mesele. Bunun yanı sıra her yıl çalışma hayatına 700 bin civarı yeni insan katılıyor. Türkiye’de işsizlik şu an sıfır bile olsa; ülke, gelecek yıl en az yüzde 5 büyümeli ki istihdam piyasasına yeni katılan bu 700 bin kişiye iş bulunabilsin. Yani yapısal bir mesele…

Bu arada işsizlik rakamlarının gerçeği yansıtmadığını söylüyorsa Başbakan, kesinlikle haklı. Çünkü iş bulmaktan umudunu kestiği için istatistiklerde yer almayanlar da dahil edildiğinde, işsiz sayısı 5 milyonu, işsizlik oranı da yüzde 20′yi aşıyor. Böyle bakılınca, Başbakan haklı, işsizlik gerçekten de sanal. Ama Başbakan’ın umduğu biçimde değil…

Herkes bir işçi alsın…

Başbakan konuşmasında 1 milyon 300 bin üyesi olan TOBB’un her üyesinin 1′er işçi alma fikrini de yineledi ve bu konuda harekete geçmeyen TOBB’u net bir dille uyardı: “Bunu TOBB olarak siz çözdünüz çözdünüz, çözmediğiniz takdirde bundan böyle dolaştığım illerde, arkadaşlarım olarak bakanların dolaştığı illerde, sanayi ve ticaret odalarıyla birebir görüşeceğiz. Biz görüşeceğiz. Onlarla bu işi birebir konuşarak anlaşacağız. Çünkü bu, artık çözülmek durumundadır. Böyle emeği sömürerek, ‘Ben zengin oldum’ demek olmaz. Çalıştıracaksın, hakkını vereceksin.”

Bu konuda bir şey söylemek bile zul geliyor. Keşke gerçek olsa demekten kendimi alamadığım bu önerinin ‘tüccar hükümet’ tarafından dile getirilmiş olması ilk arıza. Çünkü bu, AKP’nin de yücelttiği piyasa ekonomisinin ruhuna taban tabana ters bir öneri. Kapitalizmin ahlakı kârı maksimize etmek üzerine kuruludur. Ve kârını maksimize etmesinin önüne geçecek her öneriye şiddetle karşı çıkar. Bu nedenle TOBB’un tavrını anlaşılır bulmak gerekir. Diyelim ki işverenler bunu kabul etti. Peki üyelerinin çoğunu esnafın ve en çok bir-iki işçi çalıştıran işletmelerin oluşturduğu TOBB gerçekten 1 milyon 300 bin kişiyi istihdam edebilir mi? Mümkün değil! Bu ise ikinci arıza.

İstihdam gerçek mi

Haydi şimdiye kadar söylediğimiz her şey yanlış olsun. Diyelim ki işsizlik hakikaten sanal. Peki istihdam gerçek mi? Maalesef hayır. Çünkü bir kere istihdamın yaklaşık yüzde 45′inin sosyal güvencesi yok. Ayrıca TÜİK, geçici işlerde çalışanları da; mesela çöplerden kâğıt toplayanları da seyyar satıcıları da iş sahibi olarak tanımlıyor. Bırakın sosyal güvenceyi, yarın var olup olmayacağı bile şüpheli işlerden bahsediyoruz. Bu mudur gerçek istihdam…

Tüm bunların yanı sıra kabul etmeseniz bile hükümetin yargıyla ilgili eleştirilerini anlamak mümkün. Silahlı kuvvetlerin konumuyla ilgili eleştirilerini de… Haydi diyelim ki hükümet yeni ve muhteşem işler yapmak istiyor; ama yargıdaki kastlaşma bunun önüne geçiyor. Ya da silahlı kuvvetler AKP’nin demokratikleşme hamlelerine direnç gösteriyor.

Peki kayıtdışı ile mücadeleye, sosyal güvencesiz çalışmayla ilgili tedbir alınmasına, ülkeye daha önce olduğu gibi sadece var olanı satın almak için değil, sıfırdan yatırım için sermaye gelmesine kim engel oluyor. Hükümet kendi sorumluluklarını başkalarına yüklemeyi bir tarafa bırakıp bir an önce ciddi ve tutarlı politikaları hayata geçirmeli. Çünkü şikâyet etmek ve birilerini sorumlu göstermek başka alanlarda işe yarayabilir ama burada yaramaz. Çünkü Allah’ın sopası yok ama piyasanın sopası var.

Deniz Bayramoğlu / Referans

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)

Advert

Facebook

Businews on Facebook

Stajını puanladın mı?