Etiket arşivi | "işveren markası"

Günümüz Gençlerinin Şifresi Çözüldü


Gençler kendilerini anlattı! İşte Y kuşağının bilinmeyen yüzü…

 

İşveren markası ve iletişimi konularının uzmanları olan theadea ve Realta’nın ortaklaşa yaptığı araştırma gençler hakkında hayli şaşırtıcı sonuçlar ortaya koyuyor. Bilinenin aksine kendilerini ‘güvenilir çalışan’ olarak tanımlayan Y jenerasyonu; yani bugünün gençleri bireysel kimliğin de kendileri için çok önemli olduğunu vurguluyor.

 

İnternet üzerinden gerçekleştirilen ankete 101 farklı üniversiteden 14 bin 215 öğrencini katıldı. Önümüzdeki 10-15 yıl içinde iş hayatının yaklaşık %60-70′lik kısmını Y kuşağından olanların oluşturacağı bekleniyor. Peki nedir bu Y kuşağı? Y jenerasyonu ile birlikte iş yaşamı nasıl değişecek? Geleceğin yöneticilerinin özellikleri neler olacak? Ekonomi ve iş dünyasına yön vereceklerin kimyası nedir? Bakın şimdinin gençleri geleceğin iş adamları/kadınları kendilerini nasıl tanımlıyorlar.

 

Güvenilir Kuşak

 

Kendilerini güvenilir çalışan ve güven veren olarak tanımlayan gençler, görev tamamlanıncaya kadar azimle çalıştıklarını ama aynı zamanda rutin işleri pek tercih etmediklerini söylüyorlar. Genel olarak kararlara saygılı yaklaşan Y jenerasyonu iş hayatında gelen fikirlere saygı duyup, değerlendirmeye alacağa benziyor. Yani gelecekte otoriter yönetici kavramı yok olacak ve yerini her fikre açık ve fikirlere saygı duyan yeni bir yönetici tanımına bırakacağa benziyor. Bunun yanı sıra yardımsever ve işbirliğine açık olma özellikleri olan y jenerasyonuyla iyi ve verimli ekip çalışmalarının ortaya çıkması olası.

 

Tatlı Rekabetçiler

Rekabetin olması gerektiğini düşünen ve rekabeti sevdikleri ortaya çıkan ama aynı zamanda uyum ve iletişim konularına önem veren bu gençlerle, geleceğin iş dünyasında; acımasız rekabet koşulları yerine olması gerektiği kadar, tatlı ama sıkı rekabet koşulları oluşacak gibi görünüyor. İş dünyası, sektörler ve firmalar adına düşünüldüğünde de bu gayet işe yarar ve güzel bir özellik olsa gerek.

 

Uzlaşmacı Yöneticiler Geliyor

 

Gençler yakın çevrelerinde uyumsuzluk- anlaşmazlık olsun istemiyorlar; yani uzlaşmacı- uzlaştırmacı özellikleri var. Ayrıca açık iletişim seven gençlerle iş hayatında iletişimsizlikten kaynaklanan problemler ortadan kalkacak gibi duruyor. Y jenerasyonunun özellikle iş birlikçi ve açık iletişim özellikleri de göz önüne alındığında, günümüzde şirketlerde yaşanan iletişimsizlik problemleri ve birbirinden bi’ haber departmanların sorunları çözülebilir; böylece firmalar kendi içlerinde sadece departman bazlı çalışmaktan uzaklaşarak, firmanın bir bütün olarak çalışması gerektiği gerçeğini uygulamaya dökebilirler.

 

Fikirlere Saygılılar Ama Kendi Bildiklerini Yapıyorlar

 

Bir karar alacakları zaman ailesine ve yakın çevresine fikir danışan Y kuşağı gençleri, genelde hayatları ile ilgili konularda kendi bildikleri gibi yaşamayı tercih ediyorlar. Ankete katılan gençlerin yarısından fazlası kendilerinin nefret ettiği ama ailelerini memnun edecek şeyleri yaptıklarını söylüyor. Ayrıca yeteneklerine çok fazla güvenen Y kuşağı için başarı ve kazanma kavramları önem taşırken; başarının sebebini ise kendi yeteneklerine bağlıyorlar.

 

Y Kuşağının Eksileri

 

Y kuşağının ailesine ve yakınlarına bağlılığının yüksek olduğunun ortaya çıktığı ankette gençlerin bireysel kimliğe ve başarı kavramına da bir hayli önem verdikleri gözleniyor. Ayrıca bu jenerasyon her ne kadar işbirlikçi olsa da, bireysel öne çıkma, başarılı olma çabaları ekip içi çalışmalarda sorun yaratabilir. Çünkü yaptıkları işi en iyi kendileri yapmak isteyen gençler, başkaları başarılı olduğunda kendilerini kötü hissedebiliyorlar. Bunun yanında, iş arkadaşları başarılı olduğunda buna sevindikleri ortaya çıkan y kuşağı genel olarak daha insancıl, çalışkan, başarı odaklı, iletişimin öneminin farkında olan, özgün ve özgür özellikleriyle öne çıkacak gibi görünüyor.

Bunların yanı sıra; çevresindekilerin mutluluğunu kendi mutluluk kaynakları olarak gören bu gençler için bu durum iş hayatında çeşitli dezavantajlar sağlayabilir ve problemler çıkarabilir.

 

Yakın çevresiyle fikir ayrılığına düşmek istemeyen Y kuşağı için hep benzer fikirli kişilerle görüştüğü ve aynı görüşün hakim olduğu ortamlarda bulunduğu düşünüldüğünde; her ne kadar açık iletişime ve başkalarının görüş ve düşüncelerine önem verseler de yakın çevrelerinde başka fikir olmamasını tercih eden bir gençlik geliyor. Bu durum çevresinde farklı fikir olsun istemeyen Y kuşağının en büyük eksilerinden biri olurken, kabaca 10 sene sonra da iş hayatının temel sorunlardan biri olacak gibi görünüyor.

 

Y kuşağının öne çıkan bazı özellikleri;

 

• Yardımsever

• Bireysel kimliğe çok önem veren

• Güvenilir

• Hevesli

• Çok yönlü düşünebilen

• İşbirlikçi

• Aktif hayal gücüne sahip

• Enerjik

• Sosyal ve konuşkan

• Buluşçu ve özgün

• Sanata değer veren

• Rekabetçi

• Yeteneklerine güvenen

• Özgür

• Açık iletişimi seven

• Ailesine önem veren

 

 

Peki Şirketler Neler yapmalı?

 

theadea’nın Realta işbirliğiyle yaptığı anket sonuçları, Y kuşağının değerlerini ve özelliklerini özetlerken; onların kendi kendilerini nasıl tanımladıklarını da gösteriyor. Evet, Y kuşağının birçok avantaja çevrilebilecek yönü var, ama aynı zamanda dezavantaj olabilecek özellikleri de var. Bu durumda şirketler yeni çalışanlarını alırken, bu özelliklere göre önlemler almalı ya da yeni yönetim stratejileri belirlemeliler. Ayrıca içeride var olan X kuşağı ile gelecek Y kuşağının ilişkilerinin de nasıl olacağını değerlendirmeliler. Sonuçta Y kuşağı yavaş yavaş X kuşağının yerini almaya başlıyor, çok az zaman sonra da şirketler tamamen Y kuşağına emanet ediliyor olacak.

 

Güvenilir, dinamik, buluşçu, özgün ve rekabetçi bir kuşak geliyor. Daha uyumlu çalışanlar, daha yüksek kar ve daha başarılı şirketler için herkes onları bilsin, herkes onları tanısın. En önemlisi ise şirketlerin neler yapacakları. Stratejilerinizi belirleyin, gelecek planlarınızı yapın, koltukları emanet edeceğiniz gençlerin yeteneklerini daha iyi sergileyebilecekleri ortamlar yaratın, böylece şirketinizi daha ileriye taşıyın. Yani Y kuşağı planlarınızı yapmak için elinizi çabuk tutun!

 

Kategori Haberler, İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)

Nedir bu İŞVEREN MARKASI?


Şirketler yeteneklerin, yeteneklerse en iyi olduklarını düşündükleri şirketlerin peşinde…Beklentisi yüksek olan yetenekleri cezp etmek ve bağlılık yaratmak son derece zor. Bu durumun farkında olan şirketler arasında “En çok çalışılmak istenen şirket” olmak için kıyasıya bir rekabet söz konusu. İşveren markası çalışmaları da tam bu noktada önem kazanıyor.

Bu kavramın ne olduğunu nasıl oluştuğunu, en çok çalışılmak istenen şirketlerin işveren markasını nasıl yönettiğini PERYÖN dergisi Ocak-Şubat sayısında çok kapsamlı bir şekilde ele aldı.

İşveren Markası kavramının yaratıcısı People in Business firmasının Türkiye temsilcisi olan Realta Danışmanlığın CEO’su Ali Ayaz’ın da konu üzerine görüşlerini dile getirdiği bu çalışma özellikle İşveren Marka çalışmalarına yeni başlamış firmalar için dikkatle okunması gereken bir kaynak.

Apple, Google, Berkshire Hathaway, Johnson & Johnson, Amazon.com, Procter &Gamble, Toyota Motor, Goldman Sachs, Wal-Mart, Coca Cola… Onlar Fortune Dergisinin 2010’da belirlediği “Dünyanın En Beğenilen Şirketleri”… Listede 40 şirket daha var. Ve Turkcell, Garanti, Arçelik, Koç Holding, Eczacıbaşı Holding, Coca Cola, Unilever, Procter & Gamble, Ülker, İş Bankası, Doğuş Grubu… Onlar da Capital Dergisi tarafından 2010’da belirlenen “Türkiye’nin En Beğenilen Şirketleri”… Listede 10 şirket daha var. Bu şirketler pek çok ortak özellikleriyle “en beğenilenler” listelerinin ilk sıralarında yer alıyorlar. Finansal açıdan iyi olmalarını bir yana koyarsak, her yıl binlerce iş başvurusu alıyorlar, en yetenekliler o şirketlerde çalışmak istiyor, çalışanlar “daha az oranda” işten ayrılıyor, sanal ortamda haklarında iyi şeyler söyleniyor. Elbette bu tek taraflı bir eylem değil, onlar da yetenek neredeyse oraya gidiyorlar, çalışanlarına değer veriyorlar, sanal ortamda etkin şekilde var olmaya çalışıyorlar, “işe almadıkları adayların bile” haklarında olumsuz düşünmemesi için çaba gösteriyorlar.

İşveren markası nedir?

Bu şirketler çok yüksek “marka değerlerine” sahipler. Bu marka değeri ürün ve hizmetlerinin kalitesinin yanı sıra “işveren markaları” ile yarattıkları değerden kaynaklanıyor. Peki, son birkaç yılda sıkça duyduğumuz işveren markası ne anlama geliyor? İşveren markası nasıl yaratılıyor? Şirketlerde işveren markasını kimler yönetiyor?

İşveren markası en basit anlatımla “bir şirketin çalışılabilecek en iyi yer olarak algılanması” anlamına geliyor. Kavram ilk olarak 1990’larda gündeme geldi. Danışmanlık şirketi People in Business’in Yönetim Kurulu Başkanı Simon Barrow ve London Business School Öğretim Üyesi Tim Ambler tarafından 1996’da yazılan makalede “İnsan Kaynaklarında marka yönetimi tekniklerinin denenmesi” konusunda görüşler ortaya kondu.

2001’de ABD’de 138 şirket arasında yapılan bir araştırma şirketlerin yüzde 40’ının işveren markası uygulamaları yaptığını gösterdi. İki yıl sonra The Economist dergisinin okurları arasında yaptığı araştırmada İnsan Kaynakları ile ilgili okurların yüzde 61’inin işveren markası kavramından haberdar olduğu ortaya çıktı. İzleyen yıllarda Simon Barrow, Jackie Orme (UK Chartered Institute of Personnel Directors), Steve Pogorzelski – Dr. Jesse Harriot (Monster) gibi farklı yazarlar “işveren markası”konusunda kitaplar yazdı.

Pogorzelski ve Harriot’ın Türkçe’ye “Yetenekleri Bulmak” olarak çevrilen “Finding Keepers” isimli kitabında işveren markasının içeriği şöyle tanımlanıyor: “Bir işveren markası o işyerinde çalışanların fiziksel, zihinsel ve duygusal deneyimlerinin toplamını ve aynı zamanda orada çalışmayı düşünen adayların yaşamayı umdukları deneyimi içerir. O işyerinde çalışmanın hem gerçek hem de varsayılan özelliklerini ifade eder. Örgütünüzün isminin yaydığı işveren markası görüntüsü ya sadakat, verimlilik ve gurur duygusu verir ya da vermez.”

İşveren markasının kapsamı son derece geniş.Şirketin itibarı, kültürü, vizyonu, şirket hakkındaki olumlu-olumsuz tüm haberler, kulaktan kulağa yayılan görüşler, işveren markasının rakipleriyle kıyaslanması, web site ya da eposta yoluyla yapılan iş başvuruları, mülakatlar, adayın çalışanlarla görüşmesi ve işyerini gezmesi, şirketin ürünlerini, hizmetlerini kullanma, müşteri hizmetlerine başvurmaya kadar uzanan geniş bir liste var.

Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehtap Köktürk, küreselleşme, kurumsal yönetim gibi kavramların iş hayatına yerleşmesi ile birlikte işveren tanımının da karışmaya başladığını söylüyor. Bu durumun marka kavramında değişim yarattığını belirtiyor:“İşveren sermaye sahibi mi, yatırımı yapanlar mı, üst düzey mi, yöneticiler mi? İşveren değişti. Bu değişince ürünün markası, firma markası veya işveren markası kendini ayrıştırdı. Marka imajının oluşması çok uzun zaman alıyor. Ama işveren markası oluştuktan sonra en ufak bir olumsuz bilgi, davranış imajı çok çabuk çökertiyor.”

En kısıtlı kaynak: Yetenek!

Peki işveren markası neden özellikle son 5-6 yılda gündeme oturdu? Bunun en önemli nedeni “yetenek kıtlığı”. Küresel rekabet, şirketlere yalnızca “en iyi ürün ve hizmeti” piyasaya sunarak hayatta kalamayacaklarını gösterdi. Teknoloji ve iletişim devrimi, iş hayatına yeni giren, beklentileri önceki kuşaklardan çok farklı olan yeni neslin istihdamı ve elde tutulabilmesi için “farklı çözümler” bulunmasını gerektiriyor. İş hayatındaki devrimi ve büyümeyi yaratan kuşak bugün hala yerini koruyor. Marka bilinci ve algısına sahip bu kuşağı korumak ve yeni neslin ihtiyaçları için “yaratıcı uygulamalar” bulmak gerekiyor.

Dünyanın her yerinde şirketler en kıt kaynak olan yeteneğe ulaşmak için çok büyük bütçeler ayırıyor. Yetenekleri kendilerine çekmek için pazarlamanın gücünü kullanıyorlar ve işveren markalarını yaratıyorlar. Monster Worldwide Başkan Yardımcısı Jesse Harriot, “İK süreçleri artık 360 derece pazarlama stratejisine dönüşüyor. Aynı pazarlama iletişiminde olduğu gibi adaylara ulaştığımız bütün noktalarda ortak bir mesaj üzerinden iletişimimizi yapmalıyız” diyor.

İki yıldır üniversite öğrencileri arasında “Türkiye’nin En Gözde Şirketleri”araştırmasını gerçekleştiren Realta Danışmanlık CEO’su Ali Ayaz, Türkiye’de şu anda işveren marka konumlandırmasında büyük bir boşluk olduğunu ve bunu ilk yapan firmaların çok başarılı olacaklarını söylüyor: “Bunu yaparken fonksiyonel faydalar değil (iş güvencesi, yüksek maaş, yan haklar gibi), bu işyerinde kendini nasıl hissedeceği, sektör liderliği, çalışanların alanında en iyi olmaları topluma fayda gibi psikolojik değer önerileri üzerine yapmalılar.” Ayaz, işveren markasının şirketin finansal yapısına da büyük katkı sağladığını belirtiyor: “Harvard Business Review Ekim 2010 sayısında yayınlanan araştırmanın sonucuna göre ABD’de Best Buy’ın bir mağazasında çalışan bağlılığını binde bir oranında arttırmak, o mağazanın yıllık gelirini 100 bin dolar artırıyor. Artan bağlılık, düşen eleman dönüşüm oranları en önemli göstergelerdir.”

Çalışanlarını baş tacı eden şirketler

Başarılı işveren markası çalışmaları yaparak “en beğenilen şirketler” arasına giren şirketlerin en temel ortak özellikleri “çalışanlarına verdikleri önem”. Yetenekleri elde tutmak için yapılan çalışmaların yanı sıra, yetenekleri bulabilmek için de farklı projelere imza atıyorlar. İşveren markası stratejilerini oluşturmada ve uygulamada ise en büyük görev İK birimlerine ya da İK içinde oluşturulan ekiplere
düşüyor.

Türkiye’nin en çok çalışılmak istenen şirketleri arasında yer alan Türkiye İş Bankası’nda, işveren markası çalışmalarını 2008 Kasım ayından bu yana İnsan Kaynakları İletişimi Birimi yürütüyor. İş Bankası İnsan Kaynakları Yönetimi Bölümü Müdürü Ömer Karakuş, birimin görev tanımını şöyle anlatıyor: “Bankanın ‘tercih edilen işveren’ olarak bilinirliğini arttırmak için iletişim stratejileri tasarlamak ve geliştirmek, iletişimin hangi kanal yoluyla gerçekleştirileceğine dair planlamalar yapmak;

Bankamızın işgücü piyasasında doğru konumlandırılmasını sağlayacak aktiviteleri düzenlemek, İK fonksiyonları ile ilgili tüm çalışanlara yönelik iletişim faaliyetlerini planlamak ve tüm çalışanlarımıza duyurmak.”

İş Bankası’nda İK İletişimi Birimi, İnsan Kaynakları Yönetimi Bölümü’ne bağlı olarak çalışıyor. Faaliyetlerinin bir kısmını Bankanın kurumsal marka imajının yönetiminden sorumlu Kurumsal İletişim Bölümü ile koordineli olarak yürütüyor.

Garanti 5 yıl önce başladı

Türkiye’de işveren markası çalışmalarına ilk başlayan şirketlerden biri Garanti Bankası.Yaklaşık 5 yıl önce “işveren marka yönetimi stratejisi”ni oluşturan Garanti,Realta ve Capital’in araştırmalarında en beğenilen şirketler listesinde yer alıyor. Garanti Bankası İK Birim MüdürüOsman Tüzün, Garanti’nin çalışmaları arasında üniversite öğrencileri için Talent Camp (yetenek kampı),kampüslerde workshop, vaka çalışmaları ve tanıtım sunumları ile üç farklı staj programı yer aldığını söylüyor. Üniversite öğrencilerine yönelik organizasyonların duyurusu, yoğun olarak sosyal paylaşım sitelerinde yapılıyor. www.garantitalentcamp.com’da, organizasyonda yaşananlarla ilgili bilgilere ve katılımcıların düşüncelerine yer veriliyor.

Deneyimli aday alımları ise, çalışanlara sunulan faydaların ve değerlerin aktarıldığı medya haberleri ve kariyer fuarlarıyla destekleniyor. Tüzün, tüm çalışmaların etkinliğinin periyodik ölçümlendiğini vurguluyor: “2006’da en çok çalışılmak istenen şirketler arasında 6’ncıydık,2008’de 1’inci sıraya yükseldik. 2010’da yaklaşık 20 bin öğrenciden staj başvurusu aldık ve bu adaylar arasında uygun olan 2 binine staj imkanı verdik. Ayrıca, başvuru alımında işbirliği içinde çalıştığımız veri tabanları tarafından en çok başvuru alan banka olarak seçiliyoruz.”

Turkcell’de sorumluluk “İş Destek”te

Turkcell, Capital’in “Türkiye’nin En Beğenilen Şirketleri”listesinde 4 yıldır, Realta Danışmanlık’ın üniversite öğrencileri arasında gerçekleştirdiği “Türkiye’nin En Gözde Şirketleri” listesinde ise 2010’da ilk sırada yer alıyor. Turkcell’de işveren markası stratejisi “İş Destek Fonksiyonu” tarafından hayata geçiriliyor.

Turkcell İş Destekten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Selen Kocabaş, misyonlarını şöyle anlatıyor:“Organizasyonumuzun performansını arttıracak ve şirketimizi iş hedeflerine ulaştıracak çözümleri çalışanlarımıza sunmak”. Çalışanları “iç müşterileri” olarak gördüklerini kaydeden Kocabaş, İş Destek bünyesinde yer alan Turkcell İç Müşteri Yönetimi’nin çalışanlarla “sahada” yakın iletişimde bulunduğunu, işe giriş sürecinden itibaren birçok noktada danışmanlık yaptığını söylüyor: “Çalışanlarımızı tüm Turkcell yolculukları boyunca dinliyor; ihtiyaçlarını tespit ediyor ve çözümler üretiyoruz. 2009’da İç Müşteri Memnuniyeti ortalama skorumuz yüzde 98 oldu. İşe alım sürecinde iş görüşmesi yaptığımız tüm adaylara süreç memnuniyet anketi uyguluyoruz, bu uygulamanın örneklerine dünyada pek rastlamadık. Aday memnuniyet oranı yüzde 80’lerde.Bu
kişiler şirketimizle görüşme sürecini yaşamış ancak işe alım yapmadığımız adaylardan oluşuyor.”

Turkcell’de işveren markası çalışmaları personel devir hızı, çalışan memnuniyet oranlarına da olumlu yansıyor. Kocabaş, “Turkcell olarak yaklaşık 2 bin 800, Turkcell Grup olarak ise 11 bine yakın kişiye istihdam sağlıyoruz. İşten ayrılma (turnover) oranımızın düşük olduğunu söyleyebiliriz. Şirketimizde 2010’da yüzde 4,6 istifa gerçekleşti. Potansiyeli yüksek, yetenekli çalışanlarımızda ise bu oran yüzde 2,5 civarında seyrediyor. 2009’da çalışan bağlılığı oranımız yüzde 82 oldu” diyor.

Unilever’in hedefi “yetenek pazarında lider olmak

Unilever Türkiye de “En Beğenilen Şirketler” listelerinin müdavimleri arasında yer alıyor. Unilever Türkiye İnsan Kaynaklarından Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Lennard Boogaard “Çalışanlarımız, yaptığımız her işin merkezinde yer alıyor. Çalışanlarımıza daha kariyerlerinin başında büyük sorumluluklar veriyoruz” diyor: “Alanlarında uzman kişilerden eğitim alıyor, son teknikleri kavrayıp kullanabiliyorlar. Kendilerine verilen sorumluluk ve yetkiler sayesinde sonuca yönelik çalışıyorlar, böylece çok yönlü ve başarılı birer lider oluyorlar. Bugün sayıları 50’ye ulaşan Türk yönetici, gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkede orta ve üst düzeyde sorumluluk üstleniyor. Globalde, Unilever Türkiye diğer Unilever ülkelerine yetenek gönderen ilk beş ülke arasında yer alıyor.”

Unilever Türkiye’nin hedefi, ülkelerin “yetenek” pazarında da pazar lideri olmak. Boogaard, Türkiye’de işveren markalarını buna göre konumlandırdıklarını ve genel geçer bütün pazarlama prensiplerini kullandıklarını söylüyor: “İşveren markamızın tüketicisi olarak tabir edebileceğimiz genç yeteneklere; dinamik, kendini geliştirmeye zorlayıcı, kişilerin farklılıklarının bastırılmadığı bir çalışma ortamı sunuyoruz. İşveren marka stratejimizi de trendler, tüketicimizin istekleri doğrultusunda, sahip olduğumuz bu özellikleri paylaşmak üzere planlıyoruz. İşveren markamızın bir marka anahtarı var. Marka anahtarımızla işveren markamızı nelerin özel yaptığını ve markamızın duruşunu özetliyoruz, bizi diğerlerinden ayıran özelliklerimizi belirtiyoruz.”

Kategori HaberlerYorum (0)

GençİK Toplantıları Devam Ediyor…


02.04.2011 Cumartesi günü farklı sektörlerden GençİK – İnsan Kaynakları Profesyonelleri-nin katılımıyla ” Sosyal medyada İnsan Kaynakları ve İşveren Markası “  konulu 2011 yılının ilk toplantısı gerçekleşti.

Kaynağım İnsan’dan İpek Aral Kişioğlu ve Schneider Elektrik’ten Onur Başat’ın Sunumlarıyla zenginleşen toplantıda İpek Aral Kişioğlu; kuşaklar, işveren markası, iç ve dış PR aktiviteleri, sosyal medya-bloglar, esnek çalışma saatleri konusunda değerli bilgilerini paylaşırken, Schneider Elektric’ten Onur Başat Schneider Electric’in sosyal medyaya geçiş sürecindeki tecrübelerini güncel örneklerle aktardı.

Verimli ve keyifli geçen etkinlik ile ilgili detayları dilerseniz İpek Aral Kişioğlu’nun blogundan takip edebilirsiniz.
http://bit.ly/gyeFjC

GençİK  Kimdir ?

İnsan Kaynakları Genç Profesyoneller Platformu, Türkiye ve dünyada İnsan Kaynakları alanındaki gelişmelere katkıda bulunan profesyonelleri paylaşım ve değişime öncülük için aynı çatı altında toplamayı ve birlikte gelişime zemin hazırlamayı amaçlayan bir platformdur. Platforma katılım gönüllülük esasına dayalı ve çalışılan şirketlerden bağımsızdır.

Oluşturduğumuz bu platform ile, İnsan Kaynakları alanında edindiğimiz ortak bakış açısını, kendisini bu alanda geliştirmek isteyen, insana ve insan kaynağına önem veren, alanında uzmanlaşmak isteyen genç İnsan Kaynakları çalışanlarına ve üniversitelere ulaştırmayı hedefliyoruz.

(Platform üyeleri, İnsan Kaynakları alanında yenilikler yapmayı, uygulamaları olumlu yönde geliştirmeyi ve başarılı olmayı hedefleyen, 18-30 yaş arası genç yetişkinlerdir.)

Ayrıntılı bilgi için

Funda Tabak -  Businews İçerik Yöneticisi

Kategori HaberlerYorum (0)

Employer Brand Management / İşveren Marka Yönetimi


09.03.2011 Çarşamba günü 3. kez düzenlenen Employer Brand Networking toplantısı farklı sektörlerden İK profesyonellerinin katılımıyla gerçekleşti.

Employer Brand networking toplantısına Realta ekibinin yanısıra, EnerjiSA Stratejik İnsan Kaynakları Müdürü Özge Pala ve Kurumsal İletişim Müdürü  Meltem Perdeci, Abdi İbrahim İnsan Kaynakları Müdürü Berna Borağan, Migros Yetenek Yöneticisi Ayşe Deniz Uğural, Yapı Kredi Bankası İK Kurumsal Bilgi Yönetimi Uzmanı Gülşah Üstün, Leroy Merlin İnsan Kaynakları Direktörü Pınar Akkaya,Türkiye İş Bankası İnsan Kaynakları Uzman Yardımcısı Didar Koru ve Bilgi Üniversitesi İş Geliştirme Uzmanı Ozan Sönmez katıldı.

Bilgi Üniversitesi Santral Kampüs Mütevelli Heyet Toplantı Odasında yapılan toplantıda Realta; katılımcılara İnsan Kaynakları yönetiminin en kritik konularından biri olan “İşveren Markası” kavramıyla ilgili değerli bilgilerini aktarırken, kavramın dünyadan tarihsel süreçleri, Türkiye’de son dönemlerde nasıl karşımıza çıktığı ve bu konuda izlenmesi gereken yöntemler hakkında önemli ipuçları verdi. Katılımcılarla arasında yarattığı güçlü iletişim ve katılımcıların aktif iştirakini hedefleyen sunumu büyük beğeni yarattı.

Realta Danışmanlık’ın düzenlediği Employer Brand / İşveren Markası çalıştayları Önümüzdeki aylarda da devam edecek.

Konuyla ilgili bilgileri www.realta.com.tr adresinden takip edebilirsiniz.

Funda TABAK – Businews İçerik Yöneticisi

Kategori HaberlerYorum (0)

NBA yıldızı Kobe Bryant THY’nin tanıtım elçisi


Türk Hava Yolları (THY), basketbol dünyasının en değerli oyuncularından Kobe Bryant ile marka tanıtım elçiliği için anlaştı.

ABD’nin Los Angeles şehrinde atılan imzaların ardından Bryant iki yıl boyunca THY’nin dünyadaki marka tanıtım elçisi oldu.
Yakında Los Angeles hattını açmaya hazırlanan THY, Kobe Bryant ile ağırlıklı olarak ABD ve Kobe’nin en çok hayranının bulunduğu Uzakdoğu, Ortadoğu bölgesinde ve tüm dünyada reklamlarıyla kitlelerle buluşacak. Bryant, THY’nin düzenleyeceği birçok organizasyonda ve halkla ilişkiler etkinliklerinde dünyadaki sevenleri ile sık sık bir araya gelecek.

THY Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Topçu, anlaşma ile ilgili olarak 2011 sonuna kadar filolarına 23 yeni geniş gövdeli uçağın gireceğini belirterek, “Başta ABD ve Uzakdoğu olmak üzere yeni hatlar açacağız, mevcut hatlarda da frekans artışı yaparak daha çok sefer gerçekleştireceğiz. Ortaya çıkan bu büyük kapasite artışı ve yeni ürünleri müşterilerimize en etkili tanıtmak için basketbol dünyasının en popüler ismi Kobe Bryant ile anlaştık” dedi.

 
Kobe Braynt ise, “En kısa sürede Türk Hava Yolları ile uçmak ve mükemmel servisi ve üst seviyede övgü alan yemekleri kendim denemek için sabırsızlanıyorum” açıklamasını yaptı.

Miliyet Gazetesi – Ekonomi Servisi

Kategori HaberlerYorum (0)

GİDİLECEK TEK YOL, ZOR OLAN YOL… SİMON BARROW “İŞVEREN MARKASI”


Marka işverenler kaliteli istihdamı kendilerine çekerek çalışanlarından daha fazla verim alıyor ve rekabet ortamında rakiplerinin bir adım önüne geçiyor. Şirketlerin kurumsal imajlarını da artıran bu süreçte kararlı olmak şart…

Markalaşma kavramı, 19. yüzyılın kitlesel tüketici ürünlerinin önderlerine dayanan bir kavram. Bu önderler; gelişmiş demir-yolu ağı, geniş ölçekli üretim, yüksek kaliteli ürünler, uygun fiyatlar ve döner yazı baskısının icadı gibi etkenler sayesinde, yerel olarak üretilen markasız ticari malların satışını kitlesel pa-zara taşıdı. Böylece müşterilerin saygı duyduğu ve ürün kalitesi istikrarlı ve güvenilen markaların oluşturulma sürecinde kitlelere hitap eden reklamların önünü açtı. Bu strateji ve tekenler Unilever, Procter & Gamble, Jonhson & Johnson gibi 19. yüzyıl¬da kurulan şirketlerin başarılarına zemin hazırladı. 1930’lu yılların ortalarında P&G, marka yönetimi kavramını ortaya koydu. Bu kavram iş süreçlerinde tutarlılık, koordinasyon, planlama, üretkenlik ve ölçüm gibi farklılıklar getirdi.

1990’lı yılların ortalarından itibaren insan kaynakları yöneticileri işe alım, müşteriyi elde tutma ve ticari sözleşme süreçlerinin geliştirilmesinde rekabetçi bir avantaj elde etmek için marka gücünü kullanma gerekliliğini fark etmeye başladı. Ürünün markalaştırma süreci, ürünün temel boyutları ve müşterilere sunulma biçimine kılavuzluk ederken; kurumsal markalaştırma süreci bir şirketin, yatırımcılar gibi dış kitlelere nasıl sunulacağına ilişkin yön gösterir. ‘İşveren Marka Yönetimi’ ise hedeflenen istihdam deneyiminin olmak istediği yer ve bu gerçekliğin nasıl elde edilebileceğine ve iç ve dış yollardan nasıl iletişime dökülebileceğine dair temel niteliğindedir.

Bu yoğun düşünce tarzına yönelik ihtiyaç, yıllık işveren markası değerlendirme anketimizin 2010 yılı ‘People in Business’ sonuçlarıyla da ortaya çıktı. Bu anketin amacı işveren markası gelişimi, iletişimi ve yönetiminde mevcut uygulama standartla¬rını değerlendirmekti.

Orange, Axa, Pfizer, Lego, Medtronik, Xerox, Areva, Holcim ve McDonalds gibi şirketlerin de olduğu 104 kurum katıldı. Ankete katılan şirketlerin yüzde 34’ü 50 binden fazla, yüzde 26’sı 10 bin ve 50 bin arasında, yüzde 25’i bin ve 10 bin arasında ve geri kalanı 500 ile bin arasında tam zamanlı işçi çalıştırıyordu. Katılımcıların yüzde 45’i küresel bir işveren markası geliştirme çalışmasında bulunmuş; yüzde 16’sı tek bir coğrafi bölgeye odaklanmış ve yüzde 39’u da tek bir ülkeye odaklanmış durumdaydı. Sonuçlar; yoğun istihdam kapasitesine sahip olan bu şirketlerin ‘İşveren Marka’ olmayı ciddi, stratejik ve uzun vadeli bir sorumluluk olarak gördüğü ortaya koydu. Katılımcıların çoğu, işveren markasına işe alımlarda olduğu kadar şirket için¬de de odaklandıklarını belirtti.

Şirketlerin İşveren Markası / Çalışan Değer Önermeleri (ÇDÖ) tanımlamasına başvurmak için en sık gösterdiği sebep, doğru yeteneği çekme becerisini artırmak olsa da son 4 yılda ankete katılan şirketlerin beşte birinden azı bu önermeleri işe alımlarda uyguladığını belirtti. ÇDÖ’leri belirleme sürecinde olan şirketlerde ise bu oran çok daha düşük kaldı.

İşveren markasının etkilerine dair en takdir gören ölçümler, çalışan bağlılığı ve markanın dış imajı. Bunların ardından çalışanları elde tutma ve genel marka müdafaası / bağlılığı geliyor. Ankete katılan kişilerin dörtte üçünden fazlası “işveren markası” stratejilerinin kendilerini başarıya götürdüğünü söylüyor. İşveren markasının etkilerine dair en takdir gören ölçümler, çalışan bağlılığı ve markanın dış imajı.

Son 4 yıl içinde işveren markası stratejisi benimseyen şirketler tarafından belirtilen iki ana fayda dış odaklı (artan ün ve ilgi çekme) olduğunu ifade etse de şirket içi getirileri olduğunu da söylüyor: Daha tutarlı iç iletişim (% 53); Daha üstün çalışan bağlılığı (% 44); Toplamda gelişmiş istihdam deneyimi (% 35).
Peki, işveren markası stratejilerini tanımlama sürecinde olan şirketler özellikle hangi noktalara önem veriyor? Yaptığı¬mız araştırmaya katılan şirketlerin yeni işveren marka önermelerini (yüzde 60) performans yönetimi, (yüzde 56) öğrenme ve gelişim ve (yüzde 40) liderlik davranışları gibi hususlarda eşleştirme eğiliminde olduğunu gösteriyor.

İşveren Markası projesine olumsuz bakan şirketler ise temel nedenlerini şöyle sıralıyor: Bütçe eksikliği, şirkette işlerin ters gitmesi ve planın başarıyla gerçekleştirilememesi, yetersiz bilgi ve uzun vadeli uygulama süreci…

İŞVEREN MARKA OLMANIN MALİYETİ

Peki ya maliyetler? İşveren markası geliştirme ve uygulama süreçlerine ne kadar harcama yapılıyor? İşveren markası geliştirme ve ilk yıl uygulaması için harcanan toplam ortalama miktar 110 bin ve 120 bin Euro arasında. Bu da çalışan başına 5 – 6 Euro harcandığını gösteriyor.

KİMLERE GÖREV DÜŞÜYOR?

İşveren markası geliştirme süreci genellikle görevler arası bir yaklaşım içerir. Ancak çoğunlukla pazarlama/iletişim depart¬manları yerine, İK departmanı tarafından yürütülür ve işveren markası stratejisi geliştirme sürecinde başı çekmek üzere yete¬nek yöneticilerine ve daha özel olarak tasarlanan pozisyonla¬ra (‘İşveren Markası Yöneticisi’ gibi) gittikçe artan bir dönüşüm söz konusudur. Ayrıca CEO’ların işveren markası geliştirme pro¬jelerini yönetme sürecinde daha “belirgin” rol alması yönünde bir eğilim görülüyor.

İşveren markası geliştiren şirketlerin çoğu bir çeşit dış danış¬manlık / ajans desteği alıyor. Bunlar arasında en tercih edilen kılavuzluk kaynağı, uzman işveren markası danışmanları. Şirketlerin çoğu,geliştirme sürecinde liderlerine ve diğer kilit değer taşıyan hissedarlara danıştığını belirtiyor.

SON SÖZ: ZOR YOLA GİRİN KAZANIN

İşveren Markası Yönetimi kolay bir şey değil. Dolayısıyla takip edilmesi gereken tek yolun, en zor yol olduğunu düşünüyorum. Bu yolda tutarlılık ve görevler arası çalışma uygulamaları gerekiyor. Çünkü elde edilen üne gölge düşüren çalışma deneyimlerini düzeltme işi çok daha maliyetli bir süreç olabilir.

Son olarak ‘İşveren Markası’ yaklaşımının geçici bir trend olmadığını söylemek istiyorum. Daha önce de belirttiğim üzere tüketici ürünleri marka yönetimi 80 yıldır var ve burada etkin pazarlama taşıdığı temel niteliğini korumaya devam ediyor. Aynı durum ‘İşveren Markası’ için de geçerli. Tabii bunun için işverenlerin, markalaşma sürecini yalnızca bir duruş ve stil oluşturma çabaları olarak yorumlamaması gerekiyor. Pazarlamacılar bunun yalnızca uzun vadede değer oluşturan kimlik ve promosyon anlamına gelmediğini, aslında marka deneyiminin gerçekliği olduğunu anlayalı yılar oldu.  Elbette reklamın da önemli bir rolü var. Ancak reklamın bir markayı mükemmel yapan süreçlerin yalnızca ufak bir parçası olduğunu unutmamak gerek. Bir işveren markası, şirketin istihdam üzerine söyledikleriyle değil yaptıklarıyla şekillenir.

Infomag

Kategori HaberlerYorum (0)