Etiket arşivi | "kariyer"

Geleceğin İşyerleri Nasıl Olacak?


Harvard Business Review, 2011 yılının ilk sayısında, pazarlama ve yönetim alanında ünlü düşünürlerin bu yılki hedeflerini ve çalışmalarını hangi alanlarda yoğunlaştıracaklarını açıkladı.

Kararlarımızı mantıkla değil, irrasyonel yollarla aldığımızı savunan Dan Ariely’den rekabet üstünlüğü teorisiyle ünlenen Michael Porter’e, Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz’den Google CEO’su Eric Schmidt’e kadar birçok düşünürün gündemini öğrenmek, iş hayatının yakın geleceğini görmek anlamına geliyor.

Bu düşünürlerin hedefleri arasında, en alt gelir grubundaki insanları 300 Amerikan Dolarına ev sahibi yapacak projelerinden (Vijay Govindarajan) sağlık hizmetlerinin maliyetlerini düşürmeye (Micheal Porter) kadar birçok makro proje olduğu gibi, genetiği değiştirilmiş ürünlerle ilgili çeşitli konular var. Ben bu makalede yer alan makro konuları bir tarafa koydum ve özellikle çalışma hayatında, yakın gelecekte bizleri etkileyecek konulara odaklanmak istedim.

Yaşadığımız değişim, hepimizin düşüncelerini değiştirmesini gerektiriyor. Hepimiz yeni sorular sormak ve çözüm alternatiflerine taze bir zihinle yaklaşmak zorundayız.

Aşağıda okuyacağınız fikirler, iki seneyi aşan bir zamandan beri, benim bu blogda anlatmaya çalıştığım düşüncelerle çok örtüşüyor ve aynı zamanda burada tartıştığımız konuların ne kadar güncel ve taze olduğunun da bir kanıtı. Belki de bu makaleden bu kadar etkilenmemin en önemli nedeni bu.

Bakın yönetim gurularının gündeminde neler var?

1. INSEAD profesörlerinden Hermina Ibarra, liderliğin emir-komuta zincirinden çoktan çıktığını, artık şirketlerin ve kurumların tek bir merkezde toplanan güçler tarafından yönetilemeyeceğinin altını çiziyor.

Yeni ekonomide insanların, ancak motivasyona dayalı ve yetkilendirmeye ağırlık verecek bir liderlik anlayışıyla yönetilebileceğini savunuyor. Ibarra, kısa dönemde başarılması gereken en öncelikli konunun, bu yeni yönetim anlayışının performansını somut olarak ölçebilmek olduğunu öne sürüyor. Ibarra, bu yöntemin başarısını kanıtlamak ve kullanımını yaygınlaştırmak için çalışacak.

Bugün yaptığımız iş ne olursa olsun hepimiz bize değer verilmesini, desteklenmeyi ve katkımızın bir anlamı olduğunu hissetmek istiyoruz. Etrafımız iyimser, paylaşımcı, işbirliğine yatkın kişilerle çevrili olduğunda enerjimiz yükseliyor. Böyle bir ortam bulduğumuzda, en kritik ve problemli anlarda bile dayanıklılığımız artıyor. Adil ve şeffaf bir ortam bizim sadakatimizi arttırıyor; bizi çalıştığımız kurumun yoldaşı yapıyor.(Lideri Başarılı Kılan Onun Yoldaşlarıdır)

İnsani sermayenin her geçen gün daha da önemli bir hale geldiği sanayi sonrası ekonomilerde, liderliğin insan odaklı etkilerinin ölçülebilir olması şüphesiz “teoriden-pratiğe” geçmeyi de hızlandıracak.

2. Dünyanın en meşhur tasarım danışmanlık şirketi IDEO’nun CEO’su Tim Brown, yakın gelecekte stratejik esneklik konusunun çok daha önem kazanacağını söylüyor.

Sadece strateji geliştirirken değil, iş modellerini düzenlerken, çalışanlarımıza liderlik ederken, müşterilerimize değer sunarken çok daha esnek olmamız gerekeceğinin altını çiziyor.

Tim Brown, stratejik esnekliğin, yüksek belirsizlik ortamında her şeyin önüne geçecek bir özellik olduğunu söylüyor.

Stratejik esneklik, risk alabilme kabiliyetini gerektiriyor. Fakat bir şirketin stratejik esnekliğe sahip olması için hem yönetimin hem de çalışanların esnek bir anlayışa sahip olmaları gerekiyor. Tim Brown, çalışanların inisiyatif alıp yaratıcı bir zihniyetle risk alacakları; ama aynı zamanda aldıkları kararların hesabını verecekleri (accountability) bir sistemi nasıl kuracağımızı sorguluyor.

3- Wharton profesörlerinden Peter Capelli, yaratıcı ekonomilerde kariyer yönetiminin artık kıdeme dayalı bir terfi yöntemiyle yapılamayacağının altını çiziyor ve çalışanların şirkete hangi katkıyı yapacaklarının, şirket tarafından değil kendileri tarafından tanımlanır hale geldiğini söylüyor.

Kulağa garip geliyor ama yeni ekonomide çalışanların yönetimden bir iş tanımı beklemek yerine, şirkete nasıl katkıda bulunacaklarını kendilerinin tarif etmesi gerekiyor.(Bugünün Şirketleri Çalışandan Ne Bekliyor?)

Capelli, gerek çalışanların kişisel gelişimlerini planlarken gerekse şirketlerin insan kaynakları politikalarını oluştururken, bu yeni anlayışa göre bir yol izlemelerinin önemini vurguluyor. Çünkü bugün insanlar artık kariyer planlaması yapmıyorlar, kendi hayat projelerini kurguluyorlar.

Yeni ekonomide şirketler, niteliği değişen bu çalışan kitlesinin yaratıcılığından faydalanabilmenin alt yapısını oluşturmak zorunda.

4. London Businesss School profesörlerinden Lynda Gratton da insanların kariyerlerini, bir anlam tarifi çerçevesinde planladıkları görüşünü destekleyenlerden. Gratton liderliğinde kurulan “Future of Work” konsorsiyumu, işi bir adım daha ileriye götürerek bu anlam arayışının, şirketin içinde bulunduğu değer zincirindeki tedarikçi, dağıtıcı ve üreticiler için de geçerli olduğunu söylüyor.

Şu an sayıları marjinal gibi görünse de, artık sadece insanlar değil şirketler de sürdürülebilir bir değerin ve anlamın parçası olmak istiyorlar. Bu konu aslında gelecekte daha çok gündeme gelecek bir rekabet stratejisi olacak; çünkü önümüzdeki dönemlerde toplum, şirketlerden toplumsal konularda daha açık tavırlar almasını talep edecek.(Toplum Sosyal Sorumluluğu Devletten Değil, Şirketlerden Bekliyor)

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde daha fazla anlam ve değer üzerine kafa yoracağımız kesin. Markamızı hem içeride (çalışanlarımızla) hem de dışarıda (müşteriler, tedarikçiler, dağıtıcılar ve tüm değer ortaklarımızla) daha anlamlı bir platforma dönüştürmek için çalışacağız.

5. Daniel Pink’in önceliği, “ödül ve ceza” sisteminin kalıcı bir yarar sağlamıyor olması. Daniel Pink, 21. Yüzyılda, çalışanların yaptıkları işi gönüllü olarak yapacakları ortamları yaratmanın şart olduğunu söylüyor.

Ben şirketlerin, sivil toplum kuruluşlarından öğreneceği çok şey olduğuna inanıyorum. Birbirinden bağımsız insanları, hiç bir maddi çıkar vaat etmeden, aynı amaç etrafında birleştirebilen bu toplum kuruluşlarının, kullandıklarını yöntemleri, her şirket yöneticisinin incelemesi gerekir. İnsanların kurdukları gönüllü ilişkilerin, ödül-ceza yöntemlerine göre çok daha iyi ve çok daha kalıcı sonuçlar verdiği aşikar.

6. Babson College profesörlerinden Thomas H. Davenport, şirketlerde aldığımız kararların pekala sezgilerle de alınabileceğini, en azından analitik karar süreçlerinin sezgilerle dengelenebileceğini öne sürüyor. Bu bakış açısının kurumlarda karar almayı daha yaratıcı, esnek ve demokratik kılacağını düşünüyor.(Stratejide Sezgilere yer Var mı?)

Önümüzdeki dönemin en temel konularından biri, sezgileri verilerle, duyguları akılla nasıl evlendireceğimizdir. Nasıl ve ne yaparsak, mantıktan feragat etmeden duyguları ve sezgileri karar süreçlerimize dahil edebiliriz?

Ralph Waldo Emerson’un söylediği gibi, “Dünyayı düşünceler yönetir ve büyük insanlar, bu görüşe inananlar arasından çıkar.”

Geleceğin şirketleri, bu yazıda adı geçen yazarların ileri sürdükleri fikirlerle yaratılacak. Ama geleceğin şirketleri kendiliğinden oluşmayacak.

İçinde yaşadığımız zaman bizden değişim talep ediyor. Bu değişimi ve dönüşümü gerçekleştirmek için şirket liderlerinin, büyük düşünmeleri gerekiyor. Liderlerin kalıplaşmış fikirlere hatta kendi fikirlerine bile meydan okumaları gerekiyor.

 

www.temelaksoy.com

Kategori İŞ'in Püf Noktası, Uzman GörüşüYorum (0)

İş Dünyasında Networking


İş dünyasında, aynı amaçtaki insanların birbirine yardım etmek ve bilgi paylaşımı için bir araya gelmesine networking adı verilir. Türkçe terminolojide biz buna çevre edinmek diyoruz. Sizin için önemli olabilecek bağlantılarla tanışırken, kendinizi doğru şekilde tanıtmak için yaptığınız otuz saniyelik konuşmanın ismi asansör konuşması (elevator pitch) dır. Karşınızdaki kişiyle bir daha, tekrar uzun sohbet etme imkânı bulamayabilirsiniz, bu yüzden her durum için işinizi anlatan düzgün ve sonuç odaklı cümleler cebinizde olmalı. Ne yaptığını doğru anlatamayan insanlar, karşılarındakinin kendilerini anlamasını bekleyemezler. Özellikle, iş dünyasında insanların sizi yaptığınız işle özdeşleştirmesini sağlayacak, anahtar kelimelere sahip olun. Bunlar sizin diyalogunuzun vazgeçilmezleri olsun. Bu her karşılaştığınız kişiyle, her zaman ve her yerde yapabileceğiniz bir şey olmalıdır. Woody Allen, “başarının yüzde sekseni, insanın kendini göstermesidir” der. Var olmak, görünür olmaktan geçer. Bunun için katıldığınız toplantılarda ve networking aktivitelerinde yapmanız gereken ve yapmamanız gereken belli başlı yazılı olmayan kurallar vardır. Şimdi bu kurallara göz atalım:

1. Benim bundan çıkarım ne? Networking, iş dünyasında olan ancak bir arada çalışmayan insanları bir araya getirmek için tasarlanmıştır. Burada amaç direk satış yapmak, reklam yapmak veya fırsatçılık değildir. Müşteri edinmeye çalışmak yerine ucu açık sorularla kendinizi ve yaptığınız işi anlatmayı deneyin.

2.Nicelik değil niteliğin önemi: Bulunduğunuz ortamdaki herkesle tanışıp kendinizi tanıtamazsınız. Hedefiniz, otuz kişilik bir ortamda on kişiyle tanışmak, kendinizi anlatmak ve onları anlamak olmalıdır. Burada amaç, birbirinden farklı insanların içinde bulunduğu, yarar sağlayacak ve etkin bir network kurmaktır. Bunun için, açık, sade ve net anlatımlara yönelin.

3.Paylaşmanın Etkisi: Çoğu insan bilgisini paylaşmaktan kaçınır. Genel kanı, bilgiyi doğru zamanlarda kullanırsan ve kendine saklarsan, vazgeçilmez kişi olacağındır. Networking’te ve yeni insanlarla tanıştığımız her ortamda sadece konuşmayın, aynı zamanda deneyim aktarın. Karşınızdakine deneyim aktarmak sizin güçlü yönlerinizi de ortaya çıkaracaktır. Bu konuyla ilgili çok sevdiğim bir söz var “bilgiyi kullanırsan büyürsün, bilgili paylaşırsan efsane olursun” Paylaşmaktan kaçınmayın.

4.Köprü Kurmak: Hayatımız boyunca ilişkilerimizi derinleştirmek için uğraşırız. Sık görüştüğümüz kişilerle zaten güçlü bağlarımız oluşmuştur. Networking’ler de tanışacağınız kişiler sizin, yeni köprüler kuracağınız, uzun vadede daha yakın olacağınız kişilerdir. Bunun için biraz emek harcamanız ve iletişimde kalmanız gerekmektedir.

5.Ayrıntılarda Boğulmak: Networking’te, kendinizle ilgili vereceğiniz bilgiler karşınızdaki kişi için; siz ve ne yaptığınızla ilgili ana fikir sağlayacaktır. Anlattıklarınız, karşınızdaki kişinin dikkatini çekmeli ve ihtiyaçlarına yönelik bilgiler içermelidir. Karşınızdaki kişinin soruları ve ilgi alanları sizin bahsedeceğiniz ayrıntıları belirlemedir.

6.Tanıdık Simaların Çekimi: Yeni bir ortama girdiğimizde, eğer tanıdık bir sima varsa hemen o kişinin yanına gideriz ve diğer insanlarla tanışmak yerine önceden tanıdığımız, güvenli sularda vakit geçirmeyi yeğleriz. Bu çok tipik bir networking hatasıdır. Siz orada yeni insanlarla tanışmak için bulunuyorsunuz. Tanıdığımız kişilere hal hatır sorduktan sonra, yeni kişilerle tanışmak için harekete geçin.

7.Ortak Yönlerin Keşfi: İnsanlar kendilerine benzeyen insanları sever ve onlarla yakınlık kurarlar. Bu kaçınılmaz bir şeydir. Networking’te, yeni tanıştığınız kişilerle ortak ilgi alanlarınızı, tanıdığınız kişileri, varsa üye olduğunuz dernek ya da kuruluşları bulmaya çalışın. Keşfettiğiniz ortak yönler, sizin birbirinizi daha iyi anlamanıza ve yakınlaşmanıza sebep olacaktır.

8.Dinlemenin Gücü: İyi bir networker olmak için sahip olunması gereken en önemli özelliklerden biri iyi bir dinleyici olmaktır. Karşınızdakinin anlattıklarına ilgi göstermeniz ve sorular sormanız işinizi kolaylaştırır. İnsanlar sizin ne kadar iyi bir dinleyici olduğunuzu anladıkça, kendilerini daha çok anlatacaklardır.

Eskiden “hamili kart sahibi yakınımdır” diye kullanılan ve kartvizitlerin arkasına yazılan bir cümle vardı. Bugünün iş dünyasında uzun soluklu ve iyi diyaloglar kurmak hâlâ önemini korumaktadır. Kişisel networkunuzu kuvvetli tutmanız ve yeni insanlar tanımanız, size yeni iş kapıları, yeni pazarlar ve hatta ortaklıkların kapılarını açabilir. Yeni ilişkilerinize başlarken fikir alışverişleri yapmak, beklentisiz yardımlaşmak ve karışınızdakine kendi networkunuzu sunmanız çok faydalı olacaktır. İyi bir networke sahip olan kişi rekabet avantajı elde etmiş demektir. Bu iletişimi güçlü tutmak için ise düzenli ilişkiler, karşınızdaki kişiyle samimi ve doğru bilgi paylaşımı çok önemlidir.

Sizde networkünüzü kurarken bu kuralları uygulamanız ve geliştirmeniz dileğiyle.

Duygu Eren

www.sabah.com.tr

Kategori İŞ'in Püf Noktası, Uzman GörüşüYorum (0)

Kariyer Koçluğu


Kariyer koçluğu doğru meslek seçimi, iş kurma ve terfi etme alanlarında yapılan bir çalışmadır. Öncelikle kişinin doğal yetenekleri, değerleri, zevkleri ve bilgisi doğrultusunda kendisine en uygun, mutlu ve başarılı olacağı işi bulmasını sağlar. Ömrümüzün üçte birini çalışarak geçireceğimizi düşünürsek, çalışmanın bir yük, bir mecburiyet olmaktan çıkarılıp; zevk ve tatmine dönüştürülmesi çok büyük bir anlam taşır.

Doğru seçimi zaten yapmış kişiler içinse kariyerini bir üst seviyeye taşıması, işini geliştirmesi, daha fazla para kazanması veya terfi etmesi için hedef odaklı ve planlı eylem çalışmaları yapılır.

Kariyer koçluğu lise öğrencilerinden başlayıp her yaş grubu için yapılabilecek bir çalışmadır. Emekli olmuş ama hala kendini mutlu edecek işi bulamamış ya da gerçekleştirememiş kişiler için bile kariyer koçluğu olumlu sonuçlar verir.

Kariyer Koçluğu Neler Sağlar?

Doğru meslek, doğru pozisyonun belirlenmesi

Daha fazla kazanç sağlanması

Sınırlarınızın ve olumsuzluklarınızın keşfi ve ortadan kaldırılması

Fırsatların farkına varılması, yaratıcılığın geliştirilmesi

Yeni hedef ve stratejilerin belirlenmesi

Yaşam dengesinin kurulması

İletişim becerilerinin artması

Hayatınızdaki enerji kaçaklarının farkına varılması

Zaman yönetiminin sağlanması

Koçluk Süreci:

Kariyer koçluğunu daha iyi anlamak ve tanışmak için ücretsiz bir ön görüşme

Karar verdikten sonra ilk seans 2 saat, daha sonrakiler haftada 1-1.5 saat olmak üzere başlayabilirsiniz.

İlk program 4 haftalıktır. Daha sonra koç ve koçluk alan kişinin ortak kararıyla devam süreci belirlenir.

Koçluk alan kişi muhakkak her seansta bir fayda sağlar ancak hedef söz konusu olduğunda minimum 12 seanslık bir çalışma yapılması uygundur.

 

www.arzubiyiklioglu.com

 

Kategori İŞ'in Püf Noktası, Uzman GörüşüYorum (0)

Parası Olmayan Girişimcilere Destek Olacak


Herkes kendi işini kurmak ister… Türkiye iş fikri olup da buna kaynak bulamayan girişimcilerle dolu.

Birçok iş fikri yeterli sermaye bulunamadığı için proje aşamasından öteye geçemiyor. Bu soruna çare olabilecek ve girişimcilere sermaye desteği sağlayabilecek projelerin sayısı ise her geçen gün artıyor. KOSGEB ve kalkınma ajansları girişimcilere sermaye desteği sağlayan en önemli kurumların başını çekiyor. Son günlerde bu desteklere bir yenisi daha eklendi;Türkiye Melek Yatırımcılar Derneği…

Barrack Obama tarafından ABD’de gerçekleştirilen ve tüm dünyada sadece 265 girişimcinin davet edildiği Girişimciler Zirvesi’ne çağırılan Türk girişimcileren birisi olan Türkiye Melek Yatırımcılar Derneği Başkanı Baybars Altuntaş bu zirvede Obama’nın birebir görüştüğü tek girişimci olmuş. 2 hafta önceTürkiye Melek Yatırımcılar Derneği Başkanı seçilen Altuntaş’ın kariyeri ise birçok girişimciye örnek olacak türden…

Baybars Altuntaş ile girişimciliği, kendi hikayesini ve Melek Yatırımcılar Derneği’nin iş fikri olup da parası olmayanlara nasıl destek olacağını konuştuk…

- Dünyanın en önemli girişimcileri arasında yer adığınız kariyeriniz nasıl başladı?

Boğaziçi Üniversitesi’nde İngilizce Öğretmenliği bölümünde okurken, franchise ile ilgili okuduğum bir makale ile başladı benim hikayem. O zamanlar her İngilizce Öğretmenliği öğrencisi gibi tercümanlık yaparak, seyahat acentelerinde çalışarak harçlığımı çıkarıyordum.

- Okuduğunuz makalede sizi etkileyen ve harekete geçiren ne oldu?

Haber, Avrupa’da giderek yaygınlaşan franchise modeli ile ilgiliydi. Konu çok ilgimi çekti ve yazıda görüşlerini belirten Avrupa Franchise Birliği Başkanı’nın telefonunu ve faks numarasını buldum. 25 kuruşa çektiğim bir faks ile kendisini franchise modeli ile ilgili bir seminer düzenlemesi için Türkiye’ye davet ettim. Davetimi kabul etti konferansı gerçekleştirdik. Sonra o beni Almanya’ya davet etti derken ben kendimi Ulusal Franchise Derneği’ni kurarken buldum

Tabii o zamanlar (90′ların başı) Türkiye’de franchise diye bir terim ve iş modeli henüz hayatımıza girmemişti. Mc Donald’s Türkiye’ye yeni geldiği ve önünde metrelerce kuyrukların oluştuğu zamanlardan bahsediyorum. Yazıyı okuduktan sonra kendi kendime şöyle düşündüm;

‘BAŞKA ŞUBEMİZ YOKTUR’ YAZISINDAN GURUR DUYARDIK

“ABD’den hamburgerci, kilometrelerce öteden gelmiş İstanbul’da şube açmış ve önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Bizim Bursa’daki kebapçı İstanbul’a gelemiyor, gelmek istemiyor. Amerikalı Mc Donald’s’ın sahibi ‘dünyada 5 bin tane şubem var ‘diye gurur duyuyor, bizim lahmacuncumuz kebapçımız, bozacımız da kasasının arkasına yazdığı ‘başka şubemiz yoktur’ diye gurur duyuyor.Birbirinden olabilediğince farklı bu iki anlayış beni çok düşündürdü.“

- O düşüncedeki temel yanlışlık neydi sizce?

90’larda girişimciler, bir ürün icat ettiklerinde bunun sırrını kimseye anlatmaz ve o işi çocuklarına bırakmak isterlerdi. Oysaki hiçbirisi çocuklarım bu işi yapabilecek mi, yapmak ister mi?’ diye hiç düşünmezlerdi. Üstelik işini çocuklarına bırakmak isteyen girişimcilerin çoğunun henüz çocuğu yoktu. Hatta bu görüşe sahip ve evli olmayanlar bile vardı.

Siz bu mantıkla hareket ederseniz yaptığınız işin taklitleri, benzerleri ürer. Ondan sonra taklitlerle uğraşmak için hukuki işlemlere para harcarsınız. Hem de taklitlerin sayısı arttığı için onlar gerçek gibi durur ben tek başıma sahte bile kalırım.

- Bu mantık artık değişmiştir herhalde?

Tabii ki. Artık girişimcilerimiz çok değişti. 90’lı yıllardaki mantıktan kurtulmaya başladık.

- Türkiye Franchise Derneği’ni nasıl kurdunuz?

Haberden etkilenerek 25 kuruşa çektiğim faksın ardından Alman Franchise Birliği Derneği Başkanı cevap vererek Türkiye’ye geldi ve ‘Batıdan Doğuya Marka Transferi’ başlıklı bir seminer gerçekleştirdik

O toplantıda sadece tercümanlık yapıyorken gazete ve dergilerde organizatör olarak adım çıkmış; “Baybars Altuntaş’ın önderliğinde Doğudan Batıya Marka Transferi…”

DERSTEN SONRA GENEL SEKRETERLİK

- Ama sadece tercümandınız…

O makaleyi okumadan önce ‘Franchise’ ile ilgili hiçbir bilgim yoktu. Alman Franchise Birliği Başkanı’nın davetimi kabul etmesinden sonra konuyla yakından ilgilenmeye başladım. Sonrasında Başkan beni Almanya’ya davet etti.

Almanya dönüşü konuya olan ilgiyi gördükten sonra Türkiye’nin ilk franchise derneği olan Ulusal Franchise Derneği’ni (UFRAD) kurdum. Derneğin kurulacağını duyan önemli işadamları derneğe kurucu üye olmak için başvurdular. Gördüğüm destek ve konuya olan ilginin sayesinde derneği çok hızlı bir şekilde kuruldu ve ben de o derneğin genel sekreteri oldum. Ama gelişmeler öyle hızlıydı ki, okuldaki derslerden sonra derneğe gelip genel sekreterlik görevimi icra ediyordum.

PARA DEĞİL İNSAN BİRİKTİRDİM

- Bu dönemlerin size nasıl bir katkısı oldu?

3 ay içerisinde hayatımın yönünü değiştiren bu olaylarda maddi olarak hiç bir kazancım olmadı. Ama benim o zamanlar yaptığım sosyal girişimcilikti. Benim genç girişimcilere en büyük tavsiyem önerim insan koleksiyoncusu olmalarıdır. Pul, kitap, çiçek, para biriktirenler var ama ben kariyerimin başından beri insan biriktiriyorum.

- İlk para kazandığınız işinizi nasıl kurdunuz?

Derneği kurduktan sonra çevremdeki insanların sayısı giderek artmayı başladı. 400 dolarlık birikimim vardı ve yurtta kalıyordum. O parayla Boğaziçi Üniversitesi’nin binalarını döner sermayeden kiralayarak Boğaziçi Üniversitesi sertifikalı İngilizce kursları açtım. Aynı zamanda da Türk Hava Yolları dışında hostes yetiştiren ilk ve ozamanlar tek eğitim kurumunu da ben açtım. Bütün bu işlere girişimcilik ruhum, çevremde biriktirdiğim insanlar ve kendime olan güvenimle girdim.

- Başarısız olmaktan korkmadınız mı hiç?

Sonuçta çok büyük param yoktu olan paramı da gözden çıkarabilirdim. Yurtta kalıyordum ve 559C’ye biletle binerek derse gidiyordum. Başarısız olsaydım yine bu şekilde devam edecektim. Cesaretim ve doğru iş fikri ile başarılı oldum ve birkaç sene sonra kendi aracımla okula gitmeye başladım. Yani girişimcilere en b,ir diğer tavsiyem ise girişimci olmak için kesinlikle paraya ihtiyaçları olmadığıdır. Başarılı olmak için iyi bir fikriniz ve o fikri paylaşabileceğiniz insanların olması yeterli.

GİRİŞİMCİLERE TAVSİYELER:

* Harekete geçmekten çekinmeyin

* Takipçi olun

*Başarısız olmaktan korkmayın

*İnsan kazanın. İnsan kazanırsanız para da kazanırsınız.

* İyi bir girişimcinin paraya ihtiyacı yoktur

* Girişimcilerin bilmesi gereken 3 rakam: 7, 24, 365

 

İNSAN KAZANIRSAN DAHA KOLAY PARA KAZANIRSIN

- Para kazanmanın yolu sizce insan tanımaktan mı geçiyor?

İnsan kazanmak benim kariyerimde ve hayatımda hep önceliğim oldu. Çünkü doğru insanları tanımak parayla olan bir şey değil. Parayla ancak ve ancak para kazanabilirsin, insan kazanamazsın. Ama insan kazanırsan, para kazanabilirsin, hayallerini gerçekleştirebilirsin. En iyi ressam da müzisyen de iş adamı da olmak isteseniz insanlar tanıyarak başarıya çok daha kolay ulaşabilirsiniz..

PARA OLMADAN GİRİŞİMCİLİK OLMAZ DİYE YANLIŞ BİR GÖRÜŞ VAR

Girişimcilikte para olmazsa olmaz diye yanlış bir olgu insanların beynine kazınmış. Benim annem ilkokul öğretmeni, babam emekli askerdi. Onlardan beş kuruş destek almadan 25 kuruşa faks çekerek başladım her şeye ve 400 dolara şu an sahip olduğum şirketi kurdum. Türkiye benim gibi birçok örnekle dolu. İyi bir girişimci olmanın parayla hiçbir alakası yok.

- Genç girişimcilere tavsiyeleriniz neler?

Ne olursa olsun doğru olduğuna inandıkları iş fikirleri varsa imkanlarını sonuna kadar zorlasınlar. Bütün fırsatları değerlendirsinler. Sonuçta fikir iyi olduğunda topu koşturacak adam da doğruysa o işin tutmaması diye bir şey olamaz.

ONLAR PAS GEÇTİ BEN FAKS GEÇTİM

Kendimi çok önemli bir örnek olarak görüyorum. Benim okuduğum ve sonrasında Almanya’ya faks çektiğim dergiyi yaklaşık 20 bin kişi okumuştur. Belki de 19 bin 999 kişi o haberi pas geçti. Ben faks geçtim.

Faksı geçtikten sonra, işi takip ettim. Bana hiç kimse ‘sende para var mı, sen kimlerdensin, sen ne cüretle Almanya Franchise Birliği Başkanı’na faks geçersin’ demedi. Baktılar ki fikir doğru topu koşturan adam da doğru, istekli de. Bu yüzden top sürerken kimse bir şey diyemedi.

BEN O LAFLARI ÇOK DUYDUM

-Türk girişimciler de kendine güven eksikliği var mı? Özellikle genç girişimciler başarısız olmaktan çekinebiliyor. Ne diyorsunuz?

Tam aksine öğrenci veya genç girişimciler daha çok destek görüyor. Kesinlikle gemç girişimci olmak bir avantaj olarak algılanıyor. Ben kendi kariyerim boyunca öğrenciyim dedikçe puan topladım. Anneler, babalar dayılar, kardeşler, ‘Sana mı kaldı o iş, sana bırakırlar mı’ bu lafları çok duydum. Ama bana kaldı. Ben gittim ve aldım daha doğrusu.

MELEK YATIRIMCILAR DERNEĞİNİ İLE İŞ FİKİRLERİNE DESTEK OLACAK

-Bundan sonra melek yatırımcılık modeli ile iş fikirleri olan girişimcilere destek olmayı düşünüyorsunuz. Peki Melek Yatırımcılar Derneği girişimcilere nasıl destek olacak?

Melek yatırımcılar Derneği fikri olan fakat parası olmayan girişimcilere ulaşmak için kuruldu. Franchising modelinin 20 yıldır nasıl geliştiğini ben biliyorum. Artık franchise açılacak nokta kalmadı. Dünyadan gelmesi gereken birçok marka Türkiye’ye geldi. Bu noktada artık yeni iş modellerinin geliştirilmesi gerekiyor. Bu da ortaklık kültürü olmalı.

Dünya ekonomisinde sermaye birikti. O sermayeyi fikri olanlara açmalıyız. Şimdi ise artık yeni bir kulvarın açılması gerekiyor. Bir tarafta iş fikri olan fakat parası olmayan girişimciler, diğer tarafta ise parası olan ve doğru yatırımlar yapmak isteyen yatırımcılar var. Özellikle son yaşanan krizin ardından dünyada sermaye birikti. Zenginin daha zengin olduğu bir dünya ortamında bu sermayeyi fikri olan üretimi ve istihdamı artıracak iş fikirlerine yönlendirmek gerekiyor. Bunun yolu da melek yatırımcılık sistemi.

- Melek yatırımcılık sistemi dünyada hangi konumda?

Bu sistemde ABD’de desteklenen 270 bin melek yatırımcı ve 26 milyar dolar sermaye, Avrupa’da 75 bin melek yatırımcı 4 milyar dolar sermaye bulunuyor. Bugün bırakın 26 milyar doları 3 milyar doları Yunanistan’a versek krizden çıkar. Dolayısıyla bu ekonomik düzen içerisinde bu kulvarı o kadar iyi organize etmeliyiz ki. Melek yatırımcılığın üssü Türkiye olsun. Bence Türkiye’de 2 kişiden birisinde girişimcilik ruhu var.

TÜRKLER DÜNYADAKİ EN GİRİŞİMCİ İKİNCİ MİLLET

Eski Amerikan Büyükelçisi James F. Jeffrey, bir girişimcilik toplantısında, Amerika’dan sonra Türkler dünyadaki ikinci girişimci millet demişti. Türk girişimciler kendine güvendiğinde tek kelime Almanca bilmeden Almanya’ya giderek 10 milyar euroluk bir iş hacmi oluşturabiliyor.

- Melek yatırımcılıkta girişimcilere sadece sermaye desteği mi sağlanıyor?

Melek yatırımcılıkta paradan daha önemli olan bence mentörlük. Girişimciler melek yatırımcının tecrübelerinden de faydalanmalı. Sadece para vererek bir ortaklık kurulduğunda bu iş hisse senedi alımı olur. Ama melek yatırımcılıkta altın kural hem parayı vereceksin hem de bilgi birikimini paylaşacaksın. Deneyimlerinizi işin nasıl yapılacağı nasıl pazarlar keşfedileceğini bulacaksın.

- Melek yatırımcıların destekledikleri projelerde en büyük öncelikleri neler oluyor?

Bu sorunun cevabı çok basit. Melek yatırımcılar iş fikrinden ziyade topu doğru koşturacak kişiyi ararlar. Topu doğru koşturacak adamı bulduklarında hem sermayelerini hem de tecrübelerini o kişiye ve projesine aktarırlar.

- Melek yatırımcılar hangi projeleri daha çok destekliyor?

Melek yatırımcılar Avrupa’da daha çok iş fikri aşamasında olan (Seed Funding) denilen fikirlere yatırım yapıyorlar. Fakat biz daha bu noktada değiliz. Öncelikli olarak destekleyeceğimiz projeler fikir aşamasından öteye geçmiş olmalı. Mutlaka numune olacak. Örneğin bir internet sitesi projesi ise tasarımı tamamlanmış yayın hayatına başlamış olmalı. Ama zamanlar bu sistem oturdukça işler hale geldikçe bu şekilde fikirler bulmak zorlaşacak. Ondan sonra bizde sadece fikir aşamasında yatırımlara(seed funding) yöneleceğiz. Ben 5 yıl sonrasında bahsediyorum. Bu aşamalardan Avrupa’da geçmiş hatta ABD bu aşamaya 10 yıl önce ulaşmış ve aşmış.

-Destek verdiğiniz öncelikli sektörler neler?

ABD ve AB ülkelerindeki melek yatırımcılara baktığımızda mobil teknolojileri ve IT sektörünün en fazla yatırım çeken sektörler arasında yer alıyor. Türkiye’deki melek yatırımcılar da ağırlıklı olarak bu sektörlerdeki yatırımlara destek verecektir. Ama biz her projeyi ayrı ayrı değerlendirdiğimiz için iyi projelerin geldiği tüm sektörlere destek oluruz.

- Projelere vereceğiiz sermaye desteğinin bir aralığı var mı?

Melek yatırımcılık sistemiyle kurulan işlerin aldıkları melek yatırım sermayesinin dünya ortalamasının şirket başı 100 bin dolar seviyelerinde. Bizimde destek vereceğimiz projeler, genellikle 10 bin ile 500 bin dolar arası yatırımlar olacak.

-İş fikri olanlar projelerini size nasıl ulaştıracaklar?

Kurumumuzun internet sitesinde yer alan bölümde projelerini yazarak bize gönderiyorlar. Gönderilen projeler bizin derneğimizin ortak havuzuna düşüyor. Temmuz ayı başından bu yana bize ulaşan proje sayısı bini geçti. Ben ve ekibim bu başvuruları tek tek inceliyoruz. Bir sivil toplum kuruluşunun vatandaşlarla yakından ilgilenmesi gerekiyor. Bu doğrultuda bize ulaşan bütün maiilere elimizden geldiğince cevap vermeye çalışıyoruz.

 

Kaynak: Hürriyet

Kategori İŞ'in Püf Noktası, Uzman GörüşüYorum (0)

Bonus Akademisi 20 Mart 2012 Tarihinde Başlıyor


Bonus Akademisi, pazarlama ve satış konusunda uzmanlaşmak, bu alanda kariyer yapmak isteyen kişiler için hazırlanmış bir eğitim programıdır.

Bahçeşehir Üniversitesi tarafından desteklenen, Asemble Eğitim ve Danışmanlık tarafından geliştirilen ve uygulanan programın tüm konu başlıkları ve satışın alfabesini içeren bu özel eğitim; akademisyenlerin yanı sıra başarısıyla ilham veren Sinan Ergin, Mehmet Sezgin, Ottaviano De’Medici, Maurice Perrinet gibi profesyoneller tarafından verilmektedir.

Bonus Akademisi Pazarlama ve Satış Dersleri, Türkiye’nin ihtiyacı olan pazarlama ve satış uzmanlarını yetiştirme ve iş sahibi yapma programıdır. Hızlı kariyer yapmak veya kendi işinizde başarılı olmak için en önemli ihtiyacınız pazarlama ve satış tekniklerini profesyonelce uygulayabilmenizdir.

Eğitim içeriğinin son derece kapsamlı olmasının yanı sıra, ders satleri ve fiyat politikası ile de büyük bir kolaylık sağlayan Bonus Akademisi tek bir noktada değil, eş zamanlı 6 şehirde düzenlenmektedir.

6. eğitim programı İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir ve Trabzon’da düzenlenecektir.

Bonus Akademisi Eğitimleri bu illerde bulunan Cinebonus salonlarında, canlı yayın sayesinde takip edilebilmekte, kurulan interaktif alt yapı sayesinde öğrenciler rahatlıkla eğitimenler ile iletişim kurup sanki oradaymış gibi derse katılabilmektedirler.

Salı ve Cumartesi günleri, 08.30 – 11.00 saatleri arasında gerçekleştirilen ve toplam 3 hafta süren program sonunda yapılan sınavın ardından öğrecilere Bonus Akademisi Sertifikası verilmektedir.

Eğitim sonunda, katılımcılar kendilerini test etmek için bir sınava gireceklerdir. Bu sınavda en başarılı olan katılımcı, Bahçeşehir Üniversitesi’nin desteğiyle yurt dışında dil kursuna gitme şansını yakalayacaktır.

Eğitimi başarıyla tamamlayan ve dileyen her katılımcının CV’sini başta Garanti Bankası ve Doğuş Grubu olmak üzere çok sayıda Bonus Üye iş yeri ve Türkiye’nin önde gelen firmalarının insan kaynakları ile paylaşmaktadır.

 http://www.pazarlamavesatisokulum.com

 

Kategori HaberlerYorum (0)

Kariyer Yolculuğunda “Israrcı Olmak”


 

Hayat çok kısa… Bir taraftan çok istediğimiz bir şey için uğraşmak mı yoksa akışına bırakıp elimizdeki ile yetinmek mi? Bunun kararını vermemiz gerekiyor.

 Çoğu zaman bir işte başarılı olmak, bir hayale ulaşmak veya istediğimiz bir şeyi elde etmek için çok çalışmamız, delice bir tutku ile yaptığımız işe sarılmamız ve en önemlisi planlarımızı aksatacak etkenlere ‘’hayır’’ diyebilmemiz gerekir.

 Gerçekleştirmek istediğimiz gaye her ne ise bu yolda gösterdiğimiz sabır bizim isteklerimize olan sadakatimizi yansıtır; eğer gerçekten samimi isek yaptığımız işte yol kat etmek için istikrarlı bir şekilde çalışmamız, emek vermemiz gerekir.

 Uğruna savaş verdiğimiz şeyi gerçekten istiyorsak hiçbir şey bizi kolay kolay yıldıramaz, defalarca yeniliriz, tekrar kalkarız tekrar deneriz tekrar düşeriz… Can sıkıcı gibi gözükebilir, ama olayın şu yanı var; her deneyişimizde istediğimiz şeye aslında biraz daha yaklaşırız. Bakmışız ki düşüp kalkarken birçok deneyim kazanmışız.

 Bu olay aslında bir bebeğin yürümesi olayı ile aynıdır. Bebek yürümeyi denemek için ayağa kalkar, çabalar, sonra düşer ama ısrarından vazgeçer mi? Tabi ki hayır! Sonra tekrar kalkar, tekrar düşer… Bu olay defalarca tekrarlanır; ama sonunda yürümeyi öğrenir. Bir bebek bile yürümek için gayret sarf ederken, tüm olumsuzluklara rağmen ısrarcı olurken, bizim üzerinde ısrarla durmadığımız işlerde olmuyor diyerek söylenmek ne kadar doğru bilemiyorum!

 Başkaları ne der?

Deneme çabalarımıza, ısrarlarımıza rağmen dış çevreden gelen ve bizim şevkimizi kıracak eleştirilere fazla takılmamalıyız. Bir işi yapmaya kararlı isek tereddüt etmeyip aklımıza; “başkaları ne der” sorusunu getirmemeliyiz mesela, “Yapamayacaksın, yine aynısı olacak” Hepimiz hayatımızda bunun gibi saçma cümleler duymuşuzdur  Hatta bu sözler yüzünden hedefine ulaşamayan, istediğini elde edemeyen, cesaret edip bir yerden başlayamayan kişiler tanıdım.

 İşte bu dakikadan sonra onlara bir gülümseme gönderelim. Neden mi? Cevabı çok basit; artık bu soru bizim için önemli değil! Bizim hedeflerimiz ve hayallerimiz var, biz bir işe inanırsak, bu iş yolunda gereken istikrarı gösterirsek ve gerçekten istediğimiz şey için ısrarla çalışmaya devam edersek onu mutlaka yaparız.

 Unutmayın!

 Elimizdeki ile yetinmeye çalışmak gerçek mutluluktan çok kendimizi kandırmaktır. Sahip olduklarımıza şükretmeli ama daha iyisi için mücadelede ısrarcı (istekli, gayretli, fedakâr) olmamız gerek!

 Kariyer Yolculuğu

Bu yazı Burak Abidin Aksoy tarafından kaleme alınmıştır…

 

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)