Etiket arşivi | "kriz"

Ünlü Spekülatör Rahat Durmuyor!


 

Soros: Önlem alınmazsa yeni bir buhran gelir

 

ABD’li ünlü yatırımcı George Soros, Avrupalı liderlerin radikal önlemler alması gerektiğini, aksi takdirde Avrupa’daki krizin yeni bir buhrana yol açabileceğini aktardı. Amerikalı milyarder yatırımcı George Soros, Avrupa’daki krizin yeni bir büyük buhrana yol açmasından korkuyor.

 

George Soros, Avrupalı liderlerin radikal önlemler alması gerektiğini, aksi takdirde Avrupa’daki krizin yeni bir buhrana yol açabileceğini söyledi.

 

Soros, politika yapıcılardan, Yunanistan, Portekiz ve İrlanda’nın temerrüte düşme olasılığı karşısında hazırlıklık olmasını istedi.

 

Soros, Avrupa’nın buhrandan kaçınmak için bir Avrupa hazinesi kurmasının şart olduğunu ifade etti.

 

Kaynak: Habertürk

Kategori HaberlerYorum (0)

İyimser Ekonomistler de Uyardı


Moody’s'in başekonomisti Mark Zandi, Ağustos ayı istihdam verilerini değerlendirerek, ABD’nin resesyona çok yakın olduğunu söyledi

 

ABD yönetiminin 800 milyar dolarlık teşvik politikalarının sıkı destekçisi Moody’s'in başekonomisti Mark Zandi, Cuma gününkü Ağustos ayına ait olumsuz istihdam verilerinin, ekonominin resesyona çok yakın olduğunu gösterdiğini belirtti.

 

Bu zamana kadar birçok ekonomist ve uzman, ABD ekonomisinin bir resesyon daha yönelip yönelmeyeceğine ilişkin tahminlerde bulunuyor; ancak Beyaz Saray bu açıklamaları genellikle görmezden gelmeye devam ediyor. Ağustos ayının ortalarında bu konuya ilişkin görüş bildiren Başkan Barack Obama da, resesyon riskinin olduğunu düşünmediğini ifade etmişti.

 

Ancak işsizlik oranlarının Ağustos ayında hiçbir değişiklik göstermemesinin ardından görüş bildiren Moody’s'in ekonomisti Zandi, artık resesyona kesin girilmeyeceği konusunda çok emin olmadığını belirtti.

 

Zandi, masraflara tüketim, yatırımlar ve net dış ticaret rakamları eklendiğinde, 3. çeyrekte ekonominin yüzde 1 oranında büyüyeceğini, ancak üretim tarafına bakıldığında olumsuz rakamların büyüme oranını 0′a çok yaklaştıracağını, hatta ekside gelebileceğini söyledi.

 

Genellikle iyimser taraftan yana bir duruş sergilemiş olan Zandi, ABD ekonomisinin görünümünün net bir şekilde karamsar olduğunu ve resesyona çok yaklaşıldığını vurguladı, ancak resesyonun hâlâ önlenebileceğini savundu.

 

Resesyona girilmesi için işçi çıkarılmalarının başlaması gerektiğini belirten Zandi, şirketlerin henüz işten çıkarmalarda bulunmadığını, yalnızca yeni alımları durdurduğunu ifade etti. Zandi, şirketlerin güvenini geri kazanması hâlinde, ekonominin resesyona girmekten kurtarılacağını söyledi.

 

 

Kaynak: Bloomberght

 

Kategori HaberlerYorum (0)

Times: Kriz Fokurdamaya Başladı


 

İngiliz Times Gazetesi “Doğru kararlar alınmazsa, insanlar işlerini kaybedecek, tasarruflar, emeklilik fonları eriyecek, sıradan insanlar büyük bedeller ödeyecek” uyarısını yaptı.

 

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) ”Avrupa’nın borç krizinin dünyaya maliyeti büyük olur” uyarısına geniş yer ayıran Times gazetesi, telekulak skandalının gölgesinde kalan mali kriz riski konusunda uyardı.

Gazete “Dikkatler, anlaşılır bir şekilde, parlamento oturumuna yönelmişken, herkesin hayatını etkileyecek bir başka kriz fokurdamaya başladı” yorumunu yaptı.

Piyasaların, Yunanistan’daki krizin İspanya ve İtalya’ya yayılmasını önleyecek adımları atmakta ayak direyen Avrupalı liderlere karşı sabrının taşmakta olduğunu kaydeden Times, yaklaşmakta olan krize ilişkin şu uyarıda bulundu:

”Sorunun çözümü için bir sihirli formül yok, ayrıntılar da çok teknik. Ama yeni bir mali krizin sonuçları Avrupa vatandaşları için teknik olmayacak. Eğer doğru kararlar alınmazsa, insanlar işlerini kaybedecek, tasarruflar, emeklilik fonları eriyecek, kredi temerrüdüne dayalı takas sözleşmesi ya da Avrupa Mali İstikrar Paktı kavramlarını hayatları boyunca duymamış olan sıradan insanlar büyük bedeller ödeyecek.”

Bazı politikacılar, alınacak önlemlerin Avrupa Birliği için sonuçlarından kaygılı, özellikle de paar birliğinin dağılmasında. Ancak ekonomik sonuçlar ikinci mali krizden bankacıların değil, siyasetçilerin nefret edilen kişiler olacağı anlamına gelecek. Üç yıl önce Lehman Brothers’ın çöküşü felakete yol açan bir domino etkisi yaramıştı. Yarın toplanacak Avrupalı liderler, ülkelerini benzer tehlikelerden korumak istiyorlarsa, sözlerin yeterli olmadığını anlamaları gerek. Şimdi eylem zamanı.”

Kaynak: Ntvmsnbc



 

 

Kategori HaberlerYorum (0)

“PONZI OYUNUNDA HAZİN SON”


A- FİNANSAL İSTİKRARSIZLIK HİPOTEZİ VE MINSKY MOMENT

 Ana akım iktisat (mainstream), ekonomide istikrar doğal işleyişle gerçekleşir ve görünmez el (invisible hand) ekonomiyi dengelemektedir kabulü temelinde, diğer varsayımlarını inşa etmektedir. Ekonomi geçici olarak şoklar ile dengeden uzaklaşsa bile, denge; ekonomideki itki ve güdüler (saik) ile tekrar kendiliğinden sağlanır. Bu iktisadi akımı benimseyen iktisatçılar, devlet müdahalelerini dengede istikrarsızlık yaratan bir neden olarak görürler. Alternatif bir iktisadi bakış olarak, Minsky, ekonomik istikrarsızlığı ve konjonktürel dalgalanmaları, gelişmiş finans kurumlarını içeren komplike yapılı ekonomilerde görülen bireysel çıkar davranışlarının doğal ve ayrılmaz bir parçası olarak nedenselleştirir.

Finansal kırılganlık ve finansal istikrarsızlık ile birlikte aşırı borçluluk tanımları Minsky ile farklı bir boyut kazanmıştır. Minsky, finansal kırılganlığı finansal sistemin doğal bir özelliği olarak görür ve krize olan duyarlılık olarak tanımlar. Finansal kırılganlık teorisi ekonominin niçin krize eğilimli ve içsel olarak kırılgan olduğunu açıklar.

Finansal sistemdeki istikrarsızlık seviyesini notasyonlar ile tanımlamak adına ‘hedge, spekülatif ve Ponzi finansman’ kullanılmıştır. Bu ayırımı yaparken dikkate alınan kriter; ekonomik birimlerin nakit gelirlerinin, nakit ödeme yükümlülüklerini dönemler arasında ‘‘karşılayıp karşılayamamasıdır.’’

Hedge finansman; tüm dönemlerdeki nakit gelirlerin, nakit ödeme yükümlülüklerini yerine getirebilmekte olduğu durumu tanımlar. Örnek olarak faiz oranlarındaki bir artış ile yükselen nakit ödeme yükümlülükleri nakit gelir ile rahatlıkla karşılanabilmektedir. O halde diyebiliriz ki; hedge finansmanlar, finansal piyasalardaki olumsuzluklara doğrudan duyarlı değillerdir.

Spekülatif finansman; bazı dönemlerdeki nakit gelirin, o dönem nakit ödeme yükümlülüklerini gerçekleştirecek seviyenin altında kalması, ama, tüm dönemler göz önüne alındığında; toplam nakit gelirinin toplam nakit ödeme yükümlülüğünü karşılayabilmesidir. Bununla birlikte, nakit ödeme yükümlülüklerinin nakit gelirler tarafından karşılanamadığı dönemlerde yeniden borçlanma gereksinimi doğmaktadır. Bu borç alımı sırasında faiz oranlarının yüksek bir seviyede olması, borçlu durumdaki ekonomik birimlerin ilerki dönem nakit borç ödeme yetilerini kaybetmesi anlamına gelebilir. Görüldüğü üzere spekülatif birimler finansal piyasalardaki değişimlere duyarlıdırlar. Bu birimler nakit ve likiditesi yüksek finansal varlıklar tutma ihtiyacındadırlar. Fakat konjonktürün iyileştiği dönemlerde belirsizlik azalmakta ve likit varlıkları elde tutmanın maliyeti yükseldiği için spekülatif finansman hacmi genişlemektedir.

Ponzi finansman; çoğu dönemlerde nakit gelirlerinin, nakit ödeme yükümlülüklerini yerine getirebilme gücünden yoksun olduğu finansmandır. Ponzi finansman birimlerinde, borcu ödeyememe acizliği sebebiyle sürekli yeni borçlanma ihtiyacı doğmaktadır. Bu gibi durumlarda Ponzi finansman birimleri, para piyasası dayatmalarına katlanmak zorunda kalırlar. Bununla birlikte, yüksek kâr güdüsüyle, ekonomilerin genişlediği ve konjonktür dalgalarının tepe yapmaya yaklaştığı zamanlar, hedge birimler; yüksek riskli, spekülatif ve Ponzi finansman yapılarına geçme eğilimindedirler.

 Finansal istikrarsızlık hipotezi iki temel varsayım içermektedir. Bunlardan ilki; ekonomiler pür istikrarlı veya pür istikrarsız finansmandan oluşmazlar. Gerçekte ekonomiler hem istikrarlı hem de istikrarsız finansmanlar içermektedirler. İkinci olarak ise; uzun dönem yüksek performanslı refah ekonomilerinde sistemi istikrarlı yapan finansal ilişkilerden sistemi istikrarsız yapan finansal ilişkilere geçer. Minsky, bu sağlam finansal birimlerin kırılgan finansal birimlere dönüşümünü kaçınılmaz bir son olarak açıklamaktadır. Bunun nedenini ise konjonktür dalgası süresince gerçekleşen beklenti değişimlerine bağlamaktadır. Konjonktür dalgasının dip kısmında beklenen ve gerçekleşen kârlar düşük seviyededir. Dalganın dip bölgesinden çıkışta ilk zamanlar kârlar yükselmektedir. Fakat ekonominin dibe vurmasıyla belleklerde oluşan karamsarlık, beklentilerde hala kötümserlik seviyesindedir. Bu aşamada borçlanma ihtiyatlı bir şekilde gerçekleştirilir. Dipten çıkış istikrar kazandıkça artan kârlar ile birlikte beklentiler de kötümserden iyimsere dönüşmektedir.

İstikrarlı bir ekonominin ilk aşamalarında kaynaklar rasyonel yatırım kararları ile değerlendirilir. Zamanla daha riskli kaynaklara yönlenilerek spekülatif finansman birimine geçilir. Daha fazla riskle birlikte gelen daha fazla kâr elde etme ve bireysel çıkar sağlamaya yönelik arzular bu davranışların arkasında yatan nedenlerdir. İhtiyatlı firmalar rakiplerinin gerisinde kalmamak için borçlanarak bu rekabette ayakta kalmaya çalışırlar. Geleneksel ve sürdürülebilir borç yapıları yerini irrasyonel ve aşırı borç yapılarına bırakır. Bu durum finansal bir balonun oluşmasına neden olur. Elde likit tutmanın maliyeti arttığı için likit varlıkların oranları azaltılır. Bunun yerine kısa vadeli borçların oranı artırılır. Netice olarak hedge birimler yerlerini spekülatif birimlere bırakmaktadır. Kısa vadeli istikrarsız finansman yöntemi birçok firmanın tercih sebebi olmuştur.

İstikrarlı ekonominin ilk dönemlerinde borçlanabilme esnekliği nispeten daha yüksektir. Bu nisbi yüksek esneklik aynı zamanda likit kaynaklara erişimin kolaylığı demektir. Fakat ilerleyen zamanlarda likidite sorunu ile karşılaşıldığında, finansal istikrarsızlık kendini hissettirmeye başlar. Likidite sıkışıklığı, yüksek risk ile yüksek kazanç vadeden spekülatif ve Ponzi birimlerinin nakit ödeme yükümlülüklerini yerine getirememesine neden olur. İşte bu noktada ihtiyaçtan dolayı zararına satışlar gözlenmeye başlar. Zararına satışlar arzı artan varlıkların fiyatlarının sert düşüşler ile yüzleşmesine ve borç-deflasyon sürecinin başlamasına yol açar. İhtiyaçtan dolayı zararına satışın başladığı an “minsky Moment” (Minsky Anı ) olarak tanımlanmaktadır.

B- KRİZDEN KORUNMAK VE KRİZDEN ÇIKIŞ İÇİN ÖNERİLER

B.1.1- Büyük devlet (The big government)

 Hemen belirtmek gerekir ki 1929 Büyük Buhran’dan geriye kalan kapitalist sistemden daha iyi bir kapitalist sistemi bizlere sunan büyük devlettir. Büyük devletin olduğu bir ekonomide, derin bir depresyon ortamına gidişatta büyük bütçe açıklarıyla ekonomi sürdürülebilir ya da özel sektör kârları artabilir. Bu kârların devamlılığıyla üretim ve istihdamda devamlılık ve artış görülür. Vergi ve harcama planları iyi planlanmış bir büyük devlet aynı zamanda enflasyon önünde bariyer görevi üstlenebilir. Öte yandan, çok büyük bir devletle birlikte gelen yüklü vergi ve yüksek harcamalar ne ihtiyaç ne de arzu edilen bir durumdur. O halde sorulması gereken, ne kadar büyüklükte bir büyük devlet, sorusudur. Minsky bu soruya: “Özel kesim yatırımlarında gözlenen dalgalanmaları telafi edebilecek ve durgunluk tehlikesi bulunan ekonomilerde bütçe açıkları vererek özel sektörün kârlarını sürdürmesini sağlayabilecek büyüklükte bir büyük devlet” cevabını vermiştir.

B.1.2- İstihdam stratejisi

Minsky, istihdam stratejisine yönelik, emek piyasasının dört unsuruna dikkat çekmektedir:

i. Enflasyonist olmayan bir ücret tabanında iş olanakları sağlayacak, kamusal, özel ve karma kurumların tesis edilmesi.

 ii. Transfer ödemelerinin yapısının degiştirilmesi.

 iii. İşgücüne katılmaya yönelik engellerin kaldırılması.

iv. Parasal ücretleri ve işgücü maliyetlerini sınırlayan ölçülerin geliştirilmesi.

İstikrar politikası kâr üzerinden çalışmasına rağmen, istikrar politikasının insancıl hedefi tam istihdama yakın bir yaklaşım sağlamaktır. Belirli işlerin garantisi politikaların amaçlarından değildir. Kârlar gibi, tüm işlerde garanti sağlamak hedeftir. Mevcut strateji, sübvanse talep yoluyla tam istihdama ulaşma gayretindedir. Kullanılan enstrümanlar; finansman koşulları, yatırım teşvikleri, hükümet sözleşmeleri, transfer harcamaları ve vergilerdir. Bu politika stratejisi kronik enflasyon ve periyodik yatırım yükselişleri ile finansal kriz ve istikrarsızlık ile sonuçlanmaktadır. Politikaların çözmesi gereken problem; tam istihdam için strateji geliştirmektir. İstikrarsızlığı, enflasyonu ve işsizliği artırmak değil.

B.1.3- Son kredi mercii (Lender of last resort intervention)

İzninizle 2007- 2008 krizinden bir açıklama ile başlayalım. İlk kez 2007 Temmuz ayında kredi borçlarını ödeyemeyen borçluların bazıları evlerini satma kararı aldılar. Zamanla borçlarını ödeyemeyen kişilerin sayısı arttı ve bu kişiler de evlerini satışa çıkardılar. Netice itibariyle satılık ev arzındaki bolluk ev fiyatlarını, ödenmesi gereken borç yükümlülüğünün altında bir değere indirdi. Bu esnada Lehman Brothers gibi büyük finans kuruluşları, ödeme yükümlülüğünde oldukları devasa borçları, yüksek risklerle vermiş oldukları kredilerden geri dönüş sağlayamayınca ödeyemediler. Bunun üzerine Lehman Brothers 15 Eylül 2008 günü iflas talebinde bulundu. Birçok finans kuruluşuyla borç-alacak ilişkisinde bulunan milyarlarca dolarlık bu finans devinin iflası, ardından birçok iflaslar getirdi.

İşte Minsky, “son kredi mercii” ile bu büyük iflasların önüne geçilebileceğini ileri sürmektedir. Son kredi mercii sorumluluğunu merkez bankalarının üstlenebileceğini belirtmektedir. Bunun için merkez bankalarına daha geniş yetkilerin verilmesi gerekliliğine dikkat çekmektedir. Bunlar; günümüzde yaşadığımız gibi varlık fiyatlarında ani düşüşler yaşandığında bu etkiyi finans kontrolünde tutmak şeklinde olmalıdır. Çünkü düşen varlık fiyatlarıyla birlikte istihdam ve gelir de düşmektedir. Yukarda anlatılanlar 1986 yılında Hyman Minsky tarafından “Stabilizing an Unstable Economy” isimli eserinde açıklanmıştır. Herşey ne kadarda 2005’ten 2010’a dek gerçekleşenler ile örtüşüyor değil mi ?

Kaynaklar:

l Hyman Minsky, ‘‘Stabilizing an Unstable Economy’’, Yale University Press, 1986
l Hyman Minsky ve Piero Ferri, “Market Processes and Thwarting Systems”, Working Paper, No. 64, Jerome Levy Economics Institute, (Nov1991)
l Hyman  Minsky, “The Financial Instability Hypothesis”, Working Paper, No. 74, Jerome Levy Economics Institute, (May 1992)
l Marc Lavoie, ‘‘Introduction to Post-Keynesian Economics’’, Palgrave Macmillan,2006
l Randall Wray ve Mathew Forstater, ‘‘Money, Financial Instability and Stabilization Policy’’, Edward Elgar Publishing Limited, 2006
l Stephen Rousseas, ‘‘Post Keynesian Monetary Economics’’, Palgrave Macmillan, 1998.

Fortune Kampus-Yusuf Yalçınkaya
Yıldız Teknik Üniversitesi, İktisat Bölümü, 4’üncü sınıf öğrencisi

 

Kategori İŞ'in Püf Noktası, Serbest KürsüYorum (0)

Türkiye ve Kriz


2008, bankacılık sisteminin çöküşe geçtiği bir yıldı. Yılın son çeyreğinde yaşanmaya başlanan ekonomik kriz ile dünya ekonomisi alt üst oldu.

Bu krizden Türkiye de nasibini aldı. Ancak bu kriz Türkiye’ye, Amerikan ekonomisinde yaşattığı etkiyi yaşatmadı. Elbette bunun birçok sebebi var: Türk bankacılarının gerek 2001 krizindeki tecrübeleri, gerekse daha temkinli hareketleri tüm dünyada ilgiyle takip edildi. 2001 krizinde edinilen tecrübeler ile aynı hataya bir kez daha düşülmesi engellenmeye çalışıldı. Öyle ki, Oxford Üniversitesi James Martin 21’st Century School Direktörü Dr. Ian Goldin, Türkiye’nin kriz yönetimi konusunda ileri seviyelere ulaştığını belirtti.

Aslında kriz, Türkiye’yi güçlü devlet yaptı. The Future Laboratory isimli bağımsız araştırma kuruluşu tarafından hazırlanan “Geleceğe Dayanıklı Avrupa”   araştırmasına göre, Türkiye küresel kriz ortamında yüksek performans sergileyen beş Avrupa ülkesinden biri oldu. Çalışmada Türkiye, Fransa, Almanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti yeni güçlü devletler olarak nitelendirildi.

Eski Uluslararası Para Fonu (IMF) Başekonomisti Simon Johnson, İngiltere’nin borç problemiyle karşı karşıya bulunan Yunanistan ve İspanya ile aynı kategoride görülebileceğini söyledi. Simon’a göre, Avrupa’nın hasta adamı İngiltere’nin bütçeyi yakın gelecekte kontrol altına alacağına ve güvenilir adımlar atacağına dair ikna edici çalışmalar yapması gerekiyor.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ise Yunanistan ve İtalya’nın, Türkiye kadar açık olmadığını dile getirdi. Türkiye’nin bu krizi, en hafif yaralarla atlatma başarısını ise politikasını açık seçik bir şekilde ortaya koymuş olmasına bağladı.

IMF ile yaptığımız görüşmelerden de henüz bir sonuç alınamadı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, “Eğer Türkiye bu krizden bu kadar büyük darbe yediyse, nasıl oluyor da daha önceki krizlerde olduğu gibi IMF’ye gidip el açmadık? Son bir yıl içinde 22 ülke, bunların içinde AB üyesi olan ülkeler de var, IMF’nin kapısını çaldı ve program yaptı. Çünkü kendi başlarına bu işi götüremediler. Türkiye bu krizi kendi tedbirleriyle, kendi kaynaklarıyla götürdü” şeklinde bir açıklamada bulundu.

Kayı Group’un sahibi Talha Görgülü’ye göre, IMF’ye ihtiyacımız yok. Türkiye, elindeki imkanları en güzel şekilde değerlendirdiği takdirde IMF’den alacağı paranın üzerinde bir gelir elde edebilir. Üstelik bu şekilde düşünen birçok kişi var. Türkiye Perakendeciler Federasyonu Başkanı Şeref Songör ve Altınbaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı İmam Altınbaş da aynı düşünceleri paylaşıyor. İmam Altınbaş: “IMF ile yapılacak anlaşma, ki bence olmamalı, Türkiye’yi mevcut durumun daha gerisine götürmemeli, elini kolunu bağlamamalı” dedi.

Peki, bu kadar çok kişi, Türkiye’nin bu krizi hafif yaralarla atlattığını ve IMF ile bir anlaşmaya varmanın gereksiz olduğunu söylerken neden TÜSİAD, hükümete bu anlaşma için adeta baskı uyguluyor? Burada çıkar çarkları kimin için dönüyor? Ali Babacan bu konuda neden hiçbir şey söylemiyor?

Bu konuyla ilgili olarak patronlar IMF’ye temkinli yaklaşırken, IMF’den umudunu yitiren yatırımcı, borsada satışa geçti. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, yurt dışına bağlı olarak bankacılık hisseleri öncülüğünde yüzde 3’e yakın değer kaybetti. İlk seansta dalgalı bir seyir izleyen İMKB yurt dışı piyasalardaki olumsuz görünüm ve Ali Babacan’ın IMF anlaşmasına ilişkin olumlu bir haber gelmemesinin ardından ikinci seansta kayıplarını artırdı. Ağırlıklı olarak bankacılık hisselerine gelen satışlarla kayıpları bir ara yüzde 42’ye ulaşan İMKB-100 endeksi kapanışa doğru kayıplarının bir kısmını geri alarak yüzde 2,96 düşüşle 50 bin  puanın altına indi. Endeks günü 49.933 puandan kapattı. Son dört işlem gününde endeksteki toplam düşüş yüzde 10 olarak gerçekleşti.

Oysa IMF taraftarlarının aksine, sadece turizmi ele alsak bile IMF’ye ihtiyacımızın olmadığını göreceğiz. Turizmciler, hükümetin kendilerine destek vermeleriyle birlikte IMF’ye olan ihtiyacın ortadan kalkacağını ve turizmde ciddi yerlere gelineceğini söylüyorlar. Turizm verilerini incelediğimiz zaman bu durum doğru gibi görünüyor. Nitekim, küresel krizi 2006 yılında yaptığı yorumlarla tahmin eden ve “Piyasa Kahini” olarak adlandırılan Nouriel Roubini, Türkiye için iyimser bir tablo çizdi. Yatırım için Türkiye’yi adres gösterdi.

Son dönemlerde Türkiye, turist sayısı ve döviz gelirlerindeki artış hızıyla dünya 20’nciliğe yükseldi. 2008’de dünya turizmi krizden dolayı ciddi oranda gerilerken, Türkiye yüzde 2’lik büyüme kat eden tek ülke olma başarısını elde etmişti. 2009’da ise dünyayı saran ekonomik krizin üzerine bir de domuz gribi rakip ülkelerde turist kaybı yaşatırken, ülkemize gelen turist sayısı her geçen gün arttı.

Vizenin kaldırılmasıyla, hükümet bu konuya önem verdiğini gösterdi. Vizesiz seyahat edilebilecek ülkelere, yapılan yeni çalışmalara yenileri de ekleniyor. Çalışmalar bu yönde iken ilk meyveler de toplandı. Suriyeli turistler, Türkiye için 15’inci pazar konumundalar. Vizelerin kaldırılması sonucu doğan potansiyel ile turizm hareketliliği gözle görülür şekilde yaşanıyor. Önümüzdeki dönemde sadece Suriye, Irak, İran gibi ülkelerden 7-8 milyon turist gelecek. Son birkaç ayda Suriye’den Türkiye’ye giriş yapan ziyaretçi sayısı yüzde 83 arttı. 10 ayda 400 bin olan ziyaretçinin yıl sonuna kadar 600 binleri bulması bekleniyor. Bu hareket içinse, otellerdeki yatak kapasitesi artırılmalı, sağlık, kongre, fuar alanları yapılmalıdır. Yeni tahsislerde bu turistlerin ilgi alanları da göz önüne alınmalıdır.

Sağlık turizmi de gelişen alanlardan biri. Kuzey Avrupa, hatta Kuzey Asya’dan termal, göz, medikal, estetik gibi sağlık sektörünü göz önüne aldığımızda Türkiye’nin geliri daha da artacak. Türkiye bunu planlıyor, kamu bunun peşinde.

Turizm Bakanlığı, 32’si termal, 14’ü kıyı turizmi, ikisi de kış turizmi olmak üzere 48 taşınmazı, 49 yıllığına turizm yatırımcılarına tahsis etmeyi hedefledi. 49 yıllığına yapılacak tahsislerden yararlanmak isteyen yerli ve yabancı girişimciler 4 ocak tarihine kadar başvurdu. İsteyen, pansiyon veya iki-üç yıldızlı butik otel; isteyen de dört-beş yıldızlı otel veya tatil köyü kurma hakkını elde etti.

Türkiye’nin kış turizmi potansiyeli de önemli. Erzurum Palandöken’de 2011 yılındaki üniversitelerarası kış olimpiyatları için yapılan hazırlıkların yüzde 70’i tamamlandı. Dünyanın en iyi beş kayak merkezinden biri haline gelen Palandöken’de önümüzdeki yıl 25 bin kişi aynı anda kayak yapabilecek. Suni kar sistemiyle sezon 100 günden 180 güne çıkarılacak.

Tüm bunları sayısal olarak şöyle de ifade edebiliriz: Türkiye, dünya turizm pazarında yüzde 4,5 paya sahip. 2008 yılında Türkiye’ye gelen turist sayısı 26,3 milyon, turizm geliri ise 21,9 milyar dolar oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan belgeli yatak sayısı ise 425 bine ulaştı.

Dünya Turizm Örgütü verilerine göre, doğrudan ve dolaylı olarak 32 faaliyet dalında istihdam yaratan turizm sektöründe, Türkiye’de doğrudan yaratılan istihdam 2008 yılında yaklaşık 3,4 milyon kişi olarak hesaplandı.

Türkiye’ye gelen turist sayısı, 2009’un ilk 10 ayında ise, 2008’in aynı dönemine göre yüzde 1,96 artışla 24,45 milyon kişiye ulaştı. Turizm gelirleri ise yılın ilk dokuz ayında 16,26 milyar dolar oldu. 2009 yılında turist sayısının 26,5 milyon, turizm gelirinin ise 21 milyar doları bulması bekleniyor. Turizm Bakanlığı’ndan belgeli yatak sayısının 570 bine, belediye belgeli yatak sayısının ise 432 bine ulaşacağı, yatırım aşamasındaki 250 bin yatakla birlikte toplam yatak kapasitesinin 1,3 milyonun üzerinde olacağı tahmin ediliyor.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, turizmde yeni tahsis dönemine ilişkin olarak: “Ziyaretçi sayısını daha yukarı çekmek için tanıtım ve teşvik çalışmalarına ağırlık verdik. Enerji desteği, KDV indirimi, turizm işletmecilerinin ihracatçı kabul edilmesi ve KOBİ desteklerinden yararlanmaları Türk turizminin daha iyi noktalara taşınması için yapılan çalışmalardan bazıları” şeklinde konuştu.

İşte turizmin 2010 yılı öncelikleri:

  • İç kısımlarda ve gelişmemiş yörelerdeki turizm faaliyetleri desteklenecek.
  • Turizme hizmet veren planlama, yatırım ve danışmanlık firmaları belgelendirilecek.
  • Doğal ve tarihi çevrenin korunmasında hız ve etkinlik sağlanacak.
  • Turizm sektöründe insan gücü niteliği yükseltilecek.
  • Turizmde dış turizm için yeni yapılanmaya gidilecek. Sektör kuruluşlarının tanıtıma katılımı çalışmaları sürdürülecek.
  • İstanbul’un marka kent olarak dünya turizmine sunulması sağlanacak. Nitekim İstanbul’un yedi farklı yerinde yapılan organizasyonlarla tanıtım sağlandı. Böylece İstanbul, 2010 kültür başkenti olarak seçildi.
  • Turizm koridorları belirlenerek kültür ve eko turizmle ilgili yönlendirme faaliyetleri sürdürülecek.

Sadece turizm alanında bu kadar çok gelişmeye sahipsek, o zaman neden hala IMF’ye ihtiyacımız olduğuna inandırılmaya çalışılıyoruz?

Aslıhan Ardıç

İstanbul Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu Dış Ticaret Bölümü, birinci sınıf öğrencisi

Fortune Kampüs

KAYNAKÇA

PARA Dergisi 20-26 Aralık 2009 sayısı haftalık ekonomi dergisi

FORTUNE Dergisi Şubat 2010 sayısı

Zaman Gazetesi (26-27-28-29 Ocak)

Marketing Türkiye 2009 aralık

Capital Dergisi Şubat 2010 sayısı

Dünya Turizm Örgütü istatistikleri

Kültür ve Turizm Bakanlığı verileri

Kategori Haberler, Serbest KürsüYorum (0)

Avrupa’nın Güneyi Sefa İçin Cefa Çekmeye Razı


Bugünlerde zor günler geçiren ancak gelecekte Avrupa’nın lokomotifi olmaya aday İspanya, Yunanistan ve Portekiz, ilerdeki güzel günler için kemer sıkmaya ve yavaşlayan ekonomiye razı olmak durumunda kalıyor.

Son dönemde Avrupa’nın güneyinde bulunan ülkelerin başarılı tahvil ihraçları gerçekleştirmesi ve ülkelerinin devlet tahvilleri arasındaki getiri farklarının azalması, euro bölgesindeki borç krizinin etkisini yavaş yavaş kaybettiğine yönelik beklentileri artırdı.

Ancak Yunanistan’daki ekonomik durgunluğun devam etmesi ve İspanya ve Portekiz gibi ülkelerde ise iki dipli resesyon olasılığının bulunması, Avrupa’daki ekonomik iyileşme üzerine büyük bir gölge düşürürken, piyasaların da bu ekonomilere karşı tedirgin olmalarına neden oldu.

KEMER SIKMA POLİTİKALARININ ETKİSİ

Mali yapılarını rayına oturmak için kemer sıkma önlemleri uygulamak zorunda kalan bu üç ülkedeki ekonomik faaliyetler yavaşladı.

Şu anda en kötü ekonomik görünüme Yunanistan’ın sahip olduğu belirtiliyor. Atina hükümeti 2012’ye kadar ekonominin büyüme evresine geçmesini beklemiyor ve bu yıl gayrisafi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) yüzde 4, 2011’de ise yüzde 2.6 oranında daralmasını bekliyor.

Diğer yandan İspanya hükümeti bu yıl yüzde 0.3’lük daralma beklerken, Portekiz ise ekonomisinin 2010’da yüzde 0.7 oranında büyüyeceğini öngörüyor.

GÜZEL GÜNLER İÇİN CEFA ÇEKMEK GEREKİYOR

Küresel finans araştırmaları şirketi Capital Economics’in Avrupa’dan sorumlu ekonomisti Ben May, “Yunanistan’daki mali sıkılaştırmanın bir süre daha devam etmesi gerekiyor. Güzel günlerin gelebilmesi için bir cefa çekmeleri gerekiyor” dedi.

May, Yunanistan ekonomisinin 2012’de büyüyeceği yönündeki tahminleri pek inandırıcı bulmadığını da sözlerine ekledi.

May, “Yunanistan’da uzun yıllar boyunca oldukça yavaş bir büyümenin yaşandığına şahit olacağız. Aynı durum ekonomik açıdan daha iyi durumda olsalar da İspanya ve Portekiz için de geçerli” diye konuştu.

HERŞEYDE BİR HAYIR VARDIR

Diğer yandan Yunanistan, İspanya ve finansal sorunlar yaşayan diğer ülkelerin kemer sıkma politikalarını artırması euro bölgesindeki diğer ülkeler ve Avrupa’nın geneli için hayırlı sonuçlar doğuracak bir felaket olarak bile kabul edilebilir.

İngiltere merkezli IHS-Global Insight’ın ekonomistlerinden Raj Badiani, “İleriki dönemde olumlu gelişmelere tanık olabiliriz. 2014 ve 2015 yıllarına gelindiğinde, bu ülkelerin kemer sıkma önlemlerinin yardımıyla çok daha güçlü olacaklarını ve daha yüksek büyüme oranlarına imza atacaklarına imza atacaklarını söyleyebiliriz” dedi.

Ancak Avrupa’nın güneyinde, yavaş büyüme hem yüksek işsizlik oranları hem de hükümet harcamaları yüzünden daha fazla kemer sıkma ihtiyacı doğurabilir.

Danışmanlık şirketi Ernst & Young Haziran sonunda yayınladığı bir raporda, kurumun kıdemli ekonomi danışmanı Marie Diron, “Avrupa’nın güneyinin zayıf büyümenin birkaç yıl değil uzun yıllar boyunca süreceği fikrine kendini inandırması gerekiyor” dedi.

Diron aynı zamanda, “Yunanistan, İspanya ve Portekiz 2014 yılına kadar kriz öncesi seviyelerine geri dönmeyecek” diye konuştu.

Hürriyet

Kategori SektörelYorum (0)