Etiket arşivi | "kriz"

Bizim Sektörde İşsizlik Olmaz


Gemi ve yat sektörü son yıllarda Türkiye’nin dünyada iddialı olduğu alanlardan biri haline geldi. Sektör her ne kadar krizin etkilerini halen hissetse de geleceğe umutla bakıyor. İstihdam açısından ise özellikle gemi personeline çok ihtiyaç var. İstanbul Gemi ve Yat İhracatçılar Birliği Başkanı Başaran Bayrak’a göre bir denizci asla işsiz kalmaz…

Sektörde yaşananları konuşmak üzere İstanbul Gemi ve Yat İhracatçılar Birliği Başkanı Başaran Bayrak’la bir araya geldik.

Birliğin kurucu başkanı olan Bayrak, sektörün 2010 yılında 1.1 milyar dolarlık ihracata imza attığını, gerçekte ise bu rakamın daha fazla olduğunu söylüyor:

“Bizde sektörün bir kısım ihracatı makine ihracatı altında gidiyor. Ayrıca yan sanayi ve tamir bakım hizmetleri var. Bunları da toplarsanız 2.5 milyar dolar civarında bir rakama ulaşıyoruz.”

Bayrak, global krizin kendi sektörlerini olumsuz etkilediğini ve bu krizin etkilerinin halen geçmediğine işaret ediyor. Bayrak’ın verdiği bilgiye göre sektörün ihracatı 2008 yılında 3 milyar doların üzerinde bulunuyormuş. O dönemde sadece Tuzla’daki tersanelerde yan sanayiyle birlikte çalışan sayısı 150 bine ulaşmış.

YERLİ PAYI GİDEREK ARTIYOR

Bayrak, şöyle anlatıyor:

“Gemicilik ve yatçılık, üzerinde çalışılmaya değer bir sektör. İhracatımız ithalatımızdan fazla. Gemiler yerli, dizaynlar yerli… Sektörde yerli katkı payı oranı da yüzde 55 seviyesinde. Aslında krizden önce yerli imalat sanayi hızla adapte oluyordu. Eğer kriz olmasaydı yerli katkı yüzde 70′lerin üzerine çıkardı.

Başbakanımız yerli otomobil, yerli uydu, yerli füze diyor ama yerli gemiyi saymıyor. Çünkü onlar zaten yerli. Daha önce ithal edilen birçok malzemeyi de artık Türkiye’de üretebiliyoruz.”

ASLAN PAYINI UZAKDOĞU ALIYOR

Gemi sektöründe aslan payını Kore, Çin ve Japonya’nın aldığını anlatan Bayrak, bu üç ülkenin pazarın yüzde 92′sine sahip olduğunun altını çiziyor. Diğer ülkeler ise kalan yüzde 8 için mücadele ediyor.

Bayrak, Uzakdoğu ülkelerinin sektöre çok ciddi teşvikler ve destek verdiğini belirtiyor. Bu sayede kendi sanayileri de oluşmuş durumda ve sektörde çok büyük bir egemen güç halindeler.

TÜRKİYE FASONCU DEĞİL, TERZİ USULÜ ÇALIŞIYOR

Türkiye ise sipariş üzeri yapılan gemilerde dünyada beşinci sırada. Yatta da dördüncülüğü zorluyor. Yani Türkiye bu sektörde ‘terzi usulü’ çalışıyor.

Bayrak da sektörün bu özelliğine dikkat çekiyor:

“Biz terzi usulü siparişte Avrupa’da hemen hemen birinciyiz. Diğer birçok sektör gibi fasoncu değiliz. Müşteriler bize ihtiyaçlarını söyler, biz de dizayn edip üretiriz….”,

ASKERİ İHRACAT DA BAŞLADI

Son yıllarda savunma sanayinin de sektöre destek vermeye başladığını anlatan Bayrak, Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın MİLGEM projesinin bu anlamda çok önemli oldunu söylüyor:

“SSM 4-5 yıl içinde 6 milyar euroluk yatırım planlıyor ve bunu Türk tersanelerine vermeye başladı. Çıkartma gemisi, denizaltı kurtarma ve diğer unsurlarla ilgili çeşitli ihaleler yapıyor. Bu şekilde sektörde ciddi bir know how oluşuyor. Üstelik bu sayede ihracat da başladı. Türkmenistan, Kazakistan, Pakistan ve Mısır gibi ülkelere hücumbotlar ve çeşitli ürünleri göndermeye başladık.”

Askeri ihracatın sektör açısından çok önemli bir gelişme olduğunu altını çizen Bayrak, şöyle devam ediyor:

“Özel sektörde bir bilgi birimi oluşmaya başladı ve paraya dönüşecek. Bu askeri ihracat çok yeni ama istikbali olan bir gelişme. Biz Türkiye olarak önümüzdeki dönemde üçüncü dünya ülkelerinin askeri gemi ihtiyaçlarını karşılayacağız, buna kesinlikle inanıyorum. Ama bir başlangıç gerekiyordu. Önce kendi savunma sanayin senden talep edebilecek ki sen de kendini adapte edebilesin. Bu işlerde askeriyenin mantalitesini de anlamak lazım. Bizim dizayn büroları askeri amaçlı projeler üretecek artık. İleride TSK’nın tüm gemilerini de biz yapıyor olacağız.”

SEKTÖRE DESTEK GEREKİYOR

Sektörün devlet tarafından da desteklenmesi gerektiğini belirten Bayrak’a göre Uzakdoğulu ülkeler bunu çok iyi yapıyor. Satışlara yönelik özel finansman modelleri oluşturup siparişleri çekebiliyorlar. Türkiye ise finansman sıkıntısı nedeniyle Avrupa’dan istediği miktarda siparişi alamıyor.

Son yıllarda İstanbul Deniz Otobüsleri’nin (İDO) de yerli sanayiye döndüğünü anlatan Bayrak, alüminyum katamaranlar dışında araba vapurları, yolcu gemileri, gezi tekneleri ve deniz taksilerinin Türkiye’de yapıldığını belirtiyor.

Türkiye’de mevcut durumdaki tersane sayısının fazla olduğunu ve atıl bir kapasite oluştuğunu belirten Bayrak, yeni tersane bölgelerinin oluşturulmasıyla birçok insanın bu sektöre girdiğini ifade ediyor:

“Türkiye’de 70 faal tersane var, bi o kadar da yatırım var. Şu anda fazla ama 2023 yılında 10 milyar dolarlık ihracat potansiyeli düşünülüyorsa önümüzdeki dönemde ihtiyaç olacağı da kesin.”

ELEMANA ÇOK İHTİYAÇ VAR

Gemi ve yatlarda çalışacak elemanlar konusunda ciddi bir açık olduğunun altını çizen Bayrak, son yıllarda özellikle meslek okulu sayısındaki hızlı artışa karşın halen bu açığın kapanmadığını belirtiyor. Gemilerde maaşların da çok iyi olduğunu anlatan Bayrak, şöyle devam ediyor:

“Sadece kaptan olarak da düşünmeyin. Gemilerde birçok türde işte çalışacak elemana ihtiyaç var. Denizcilik dünyada da hep aranılan bir iş koludur. Denizci işsiz kalmaz, tam tersi futbolcu gibi transfer edilir. Şu anda gemi mühendisliğini bitiren bir genç, 1500 dolara başlangıç yapabilir.

Özellikle deniz meslek okullarını bitirenler mutlaka iş bulur. Hatta Filipinler gibi bazı ülkeler bu işten ciddi döviz girdisi sağlar. Neredeyse bütün Avrupalı gemiler Filipinli personel tarafından çalıştırılır.”

12 BİN DOLARA KADAR ÇIKIYOR

Üst düzey seyir yapabilecek bir kaptanın 7-12 bin dolar artı prim aldığını belirten Bayrak, denizcilik mesleğini tüm gençlere tavsiye ediyor:

“Gittikçe büyüyen bir trend ve önemli bir iş kolu. Ama kolay iş değildir. Evden uzak, gece yok gündüz yok. Zaten genelde denizciler ömürlerinin sonuna kadar denizde çalışmazlar, 5-10 sene sonra karaya geçmeye çalışırlar.”

 

Kaynak: Hürriyet

Kategori Denizyolu, SektörelYorum (0)

Türk Şirketleri Esnek Çalışma Modellerini Tercih Etmiyor


Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğü’nün PERYÖN işbirliğiyle yaptığı araştırma, Türk şirketlerinin esnek çalışma modellerini tercih etmediklerini ortaya koydu

Kriz zamanlarında eleman çıkarmak yerine esnek çalışma modellerini uygulamaya başlayan Türk şirketleri, kriz sonrasında ise sabah 09.00, akşam 18.00 çalışmaya devam ediyor. Bazı işverenler bu modellerin çalışma yasasının saat sınırı doğrultusunda uyguladıklarını söylese de bazıları -teknoloji şirketleri dışında- ‘esnekliğin’ çalışanlar tarafından suiistimal edindiğinden yakınıyor.

Rekabet, verimlilik artışı ve maliyetlerde düşüş yaratan esnek çalışma modelleri konusunda yeterince bilgi sahibi olmadıkları için uygulamayan patronlar da bulunuyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğü‘nün Türkiye Personel Yönetimi Derneği (PERYÖN) işbirliğinde gerçekleştirdiği araştırma dünyada artan esnek çalışma modellerinin Türkiye’deki uygulama haritasını çıkardı.

Dünyada esnek çalışma modelleri ve Türkiye uygulamaları konularının tartışıldığı ve İstanbul, Çorlu, Denizli, Antalya’da düzenlenen paneller ile Ulusal İnsan Yönetimi Kongresi paralelinde yapılan araştırma esnek çalışma modellerinin halen Türkiye’de çalışma hayatı içinde çok net bilinmediğini ortaya koydu.

Klasik çalışma modellerini tercih eden işyerlerinin yüzde 56′sının esnek çalışma modellerinin anlamı, avantajları ve dezavantajları ile uygulama konusunda yeterli bilgisi bulunmuyor. Araştırmaya katılanların yaklaşık yüzde 27′si bu uygulamaların ücret ve sosyal hak kaybına neden olduğunu düşündüklerini ifade ediyor. Yasal düzenlemelerden kaynaklanan sorunlar yüzde 24.7 ile önemli bir tercih edilmeme nedeni iken yapılan işin niteliğine uygun olmadığını söyleyenlerin oranı ise yüzde 26.3. Diğer tercih edilmeme nedenleri olarak ise sürekli hizmet anlayışı, sendika, SGK primi, kıdem konuları ve henüz yaygın bir uygulama olmayışından işverenlerin yoruma dayalı uygulamalardan kaçınması sıralanıyor.

Esnek Çalışma Modelinde Kadınlar Önde

Toplamda 435 bin 432 çalışanı bulunan 216 şirketin katıldığı araştırma sonuçları esnek çalışma modellerini bu çalışanların sadece yüzde 5,9’unun -25 bin 687 kişi- uygulayabildiğini gösteriyor. Buna göre kadınların yüzde 3,4’ü, erkeklerin ise yüzde 2,5’i esnek çalışıyor. Esnek çalışma modelinin yaklaşık yüzde 58 ile ağırlıklı olarak ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar iş kollarında uygulandığı görülüyor. En çok tercih edilen esnek çalışma türleri ise araştırmaya katılan firmalarının yüzde 24′ünde telafi çalışması ve yüzde 18′inde ise kısa çalışma sistemi olarak uygulanıyor. Ayrıca 216 şirketin yüzde 89′unda, yani 192 şirkette haftalık çalışma süresi 37.5 – 45 saat ile yasal sınırlar içerisinde. Katılımcıların yüzde 11′ine karşılık gelen 24 işyerinde ise haftalık çalışma süresinin 4857 sayılı İş Kanunu’nda belirtilen 45 saatin üzerinde bulunuyor.

Maliyet Düşürüyor

Esnek çalışma modeli uygulayan işyerlerinin yüzde 30,5’i esnek çalışma modellerini personel maliyetlerini azalttığı için tercih ettiklerini belirtiyor. Yine bu modeli uygulayanların yüzde 29,1’i verimlilik, performans ve rekabet edilebilirliği artırdığı, yüzde 26,6’sı ise çalışma saatlerinin iş yüküne göre ayarlanabilmesini kolaylaştırdığı gerekçesiyle esnek çalışma türlerini uyguladıklarını söylüyor.

 

Kaynak: Kariyer Atölyesi

Kategori HaberlerYorum (0)

Ünlü Spekülatör Rahat Durmuyor!


 

Soros: Önlem alınmazsa yeni bir buhran gelir

 

ABD’li ünlü yatırımcı George Soros, Avrupalı liderlerin radikal önlemler alması gerektiğini, aksi takdirde Avrupa’daki krizin yeni bir buhrana yol açabileceğini aktardı. Amerikalı milyarder yatırımcı George Soros, Avrupa’daki krizin yeni bir büyük buhrana yol açmasından korkuyor.

 

George Soros, Avrupalı liderlerin radikal önlemler alması gerektiğini, aksi takdirde Avrupa’daki krizin yeni bir buhrana yol açabileceğini söyledi.

 

Soros, politika yapıcılardan, Yunanistan, Portekiz ve İrlanda’nın temerrüte düşme olasılığı karşısında hazırlıklık olmasını istedi.

 

Soros, Avrupa’nın buhrandan kaçınmak için bir Avrupa hazinesi kurmasının şart olduğunu ifade etti.

 

Kaynak: Habertürk

Kategori HaberlerYorum (0)

İyimser Ekonomistler de Uyardı


Moody’s'in başekonomisti Mark Zandi, Ağustos ayı istihdam verilerini değerlendirerek, ABD’nin resesyona çok yakın olduğunu söyledi

 

ABD yönetiminin 800 milyar dolarlık teşvik politikalarının sıkı destekçisi Moody’s'in başekonomisti Mark Zandi, Cuma gününkü Ağustos ayına ait olumsuz istihdam verilerinin, ekonominin resesyona çok yakın olduğunu gösterdiğini belirtti.

 

Bu zamana kadar birçok ekonomist ve uzman, ABD ekonomisinin bir resesyon daha yönelip yönelmeyeceğine ilişkin tahminlerde bulunuyor; ancak Beyaz Saray bu açıklamaları genellikle görmezden gelmeye devam ediyor. Ağustos ayının ortalarında bu konuya ilişkin görüş bildiren Başkan Barack Obama da, resesyon riskinin olduğunu düşünmediğini ifade etmişti.

 

Ancak işsizlik oranlarının Ağustos ayında hiçbir değişiklik göstermemesinin ardından görüş bildiren Moody’s'in ekonomisti Zandi, artık resesyona kesin girilmeyeceği konusunda çok emin olmadığını belirtti.

 

Zandi, masraflara tüketim, yatırımlar ve net dış ticaret rakamları eklendiğinde, 3. çeyrekte ekonominin yüzde 1 oranında büyüyeceğini, ancak üretim tarafına bakıldığında olumsuz rakamların büyüme oranını 0′a çok yaklaştıracağını, hatta ekside gelebileceğini söyledi.

 

Genellikle iyimser taraftan yana bir duruş sergilemiş olan Zandi, ABD ekonomisinin görünümünün net bir şekilde karamsar olduğunu ve resesyona çok yaklaşıldığını vurguladı, ancak resesyonun hâlâ önlenebileceğini savundu.

 

Resesyona girilmesi için işçi çıkarılmalarının başlaması gerektiğini belirten Zandi, şirketlerin henüz işten çıkarmalarda bulunmadığını, yalnızca yeni alımları durdurduğunu ifade etti. Zandi, şirketlerin güvenini geri kazanması hâlinde, ekonominin resesyona girmekten kurtarılacağını söyledi.

 

 

Kaynak: Bloomberght

 

Kategori HaberlerYorum (0)

Times: Kriz Fokurdamaya Başladı


 

İngiliz Times Gazetesi “Doğru kararlar alınmazsa, insanlar işlerini kaybedecek, tasarruflar, emeklilik fonları eriyecek, sıradan insanlar büyük bedeller ödeyecek” uyarısını yaptı.

 

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) ”Avrupa’nın borç krizinin dünyaya maliyeti büyük olur” uyarısına geniş yer ayıran Times gazetesi, telekulak skandalının gölgesinde kalan mali kriz riski konusunda uyardı.

Gazete “Dikkatler, anlaşılır bir şekilde, parlamento oturumuna yönelmişken, herkesin hayatını etkileyecek bir başka kriz fokurdamaya başladı” yorumunu yaptı.

Piyasaların, Yunanistan’daki krizin İspanya ve İtalya’ya yayılmasını önleyecek adımları atmakta ayak direyen Avrupalı liderlere karşı sabrının taşmakta olduğunu kaydeden Times, yaklaşmakta olan krize ilişkin şu uyarıda bulundu:

”Sorunun çözümü için bir sihirli formül yok, ayrıntılar da çok teknik. Ama yeni bir mali krizin sonuçları Avrupa vatandaşları için teknik olmayacak. Eğer doğru kararlar alınmazsa, insanlar işlerini kaybedecek, tasarruflar, emeklilik fonları eriyecek, kredi temerrüdüne dayalı takas sözleşmesi ya da Avrupa Mali İstikrar Paktı kavramlarını hayatları boyunca duymamış olan sıradan insanlar büyük bedeller ödeyecek.”

Bazı politikacılar, alınacak önlemlerin Avrupa Birliği için sonuçlarından kaygılı, özellikle de paar birliğinin dağılmasında. Ancak ekonomik sonuçlar ikinci mali krizden bankacıların değil, siyasetçilerin nefret edilen kişiler olacağı anlamına gelecek. Üç yıl önce Lehman Brothers’ın çöküşü felakete yol açan bir domino etkisi yaramıştı. Yarın toplanacak Avrupalı liderler, ülkelerini benzer tehlikelerden korumak istiyorlarsa, sözlerin yeterli olmadığını anlamaları gerek. Şimdi eylem zamanı.”

Kaynak: Ntvmsnbc



 

 

Kategori HaberlerYorum (0)

Türkiye ve Kriz


2008, bankacılık sisteminin çöküşe geçtiği bir yıldı. Yılın son çeyreğinde yaşanmaya başlanan ekonomik kriz ile dünya ekonomisi alt üst oldu.

Bu krizden Türkiye de nasibini aldı. Ancak bu kriz Türkiye’ye, Amerikan ekonomisinde yaşattığı etkiyi yaşatmadı. Elbette bunun birçok sebebi var: Türk bankacılarının gerek 2001 krizindeki tecrübeleri, gerekse daha temkinli hareketleri tüm dünyada ilgiyle takip edildi. 2001 krizinde edinilen tecrübeler ile aynı hataya bir kez daha düşülmesi engellenmeye çalışıldı. Öyle ki, Oxford Üniversitesi James Martin 21’st Century School Direktörü Dr. Ian Goldin, Türkiye’nin kriz yönetimi konusunda ileri seviyelere ulaştığını belirtti.

Aslında kriz, Türkiye’yi güçlü devlet yaptı. The Future Laboratory isimli bağımsız araştırma kuruluşu tarafından hazırlanan “Geleceğe Dayanıklı Avrupa”   araştırmasına göre, Türkiye küresel kriz ortamında yüksek performans sergileyen beş Avrupa ülkesinden biri oldu. Çalışmada Türkiye, Fransa, Almanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti yeni güçlü devletler olarak nitelendirildi.

Eski Uluslararası Para Fonu (IMF) Başekonomisti Simon Johnson, İngiltere’nin borç problemiyle karşı karşıya bulunan Yunanistan ve İspanya ile aynı kategoride görülebileceğini söyledi. Simon’a göre, Avrupa’nın hasta adamı İngiltere’nin bütçeyi yakın gelecekte kontrol altına alacağına ve güvenilir adımlar atacağına dair ikna edici çalışmalar yapması gerekiyor.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ise Yunanistan ve İtalya’nın, Türkiye kadar açık olmadığını dile getirdi. Türkiye’nin bu krizi, en hafif yaralarla atlatma başarısını ise politikasını açık seçik bir şekilde ortaya koymuş olmasına bağladı.

IMF ile yaptığımız görüşmelerden de henüz bir sonuç alınamadı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, “Eğer Türkiye bu krizden bu kadar büyük darbe yediyse, nasıl oluyor da daha önceki krizlerde olduğu gibi IMF’ye gidip el açmadık? Son bir yıl içinde 22 ülke, bunların içinde AB üyesi olan ülkeler de var, IMF’nin kapısını çaldı ve program yaptı. Çünkü kendi başlarına bu işi götüremediler. Türkiye bu krizi kendi tedbirleriyle, kendi kaynaklarıyla götürdü” şeklinde bir açıklamada bulundu.

Kayı Group’un sahibi Talha Görgülü’ye göre, IMF’ye ihtiyacımız yok. Türkiye, elindeki imkanları en güzel şekilde değerlendirdiği takdirde IMF’den alacağı paranın üzerinde bir gelir elde edebilir. Üstelik bu şekilde düşünen birçok kişi var. Türkiye Perakendeciler Federasyonu Başkanı Şeref Songör ve Altınbaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı İmam Altınbaş da aynı düşünceleri paylaşıyor. İmam Altınbaş: “IMF ile yapılacak anlaşma, ki bence olmamalı, Türkiye’yi mevcut durumun daha gerisine götürmemeli, elini kolunu bağlamamalı” dedi.

Peki, bu kadar çok kişi, Türkiye’nin bu krizi hafif yaralarla atlattığını ve IMF ile bir anlaşmaya varmanın gereksiz olduğunu söylerken neden TÜSİAD, hükümete bu anlaşma için adeta baskı uyguluyor? Burada çıkar çarkları kimin için dönüyor? Ali Babacan bu konuda neden hiçbir şey söylemiyor?

Bu konuyla ilgili olarak patronlar IMF’ye temkinli yaklaşırken, IMF’den umudunu yitiren yatırımcı, borsada satışa geçti. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, yurt dışına bağlı olarak bankacılık hisseleri öncülüğünde yüzde 3’e yakın değer kaybetti. İlk seansta dalgalı bir seyir izleyen İMKB yurt dışı piyasalardaki olumsuz görünüm ve Ali Babacan’ın IMF anlaşmasına ilişkin olumlu bir haber gelmemesinin ardından ikinci seansta kayıplarını artırdı. Ağırlıklı olarak bankacılık hisselerine gelen satışlarla kayıpları bir ara yüzde 42’ye ulaşan İMKB-100 endeksi kapanışa doğru kayıplarının bir kısmını geri alarak yüzde 2,96 düşüşle 50 bin  puanın altına indi. Endeks günü 49.933 puandan kapattı. Son dört işlem gününde endeksteki toplam düşüş yüzde 10 olarak gerçekleşti.

Oysa IMF taraftarlarının aksine, sadece turizmi ele alsak bile IMF’ye ihtiyacımızın olmadığını göreceğiz. Turizmciler, hükümetin kendilerine destek vermeleriyle birlikte IMF’ye olan ihtiyacın ortadan kalkacağını ve turizmde ciddi yerlere gelineceğini söylüyorlar. Turizm verilerini incelediğimiz zaman bu durum doğru gibi görünüyor. Nitekim, küresel krizi 2006 yılında yaptığı yorumlarla tahmin eden ve “Piyasa Kahini” olarak adlandırılan Nouriel Roubini, Türkiye için iyimser bir tablo çizdi. Yatırım için Türkiye’yi adres gösterdi.

Son dönemlerde Türkiye, turist sayısı ve döviz gelirlerindeki artış hızıyla dünya 20’nciliğe yükseldi. 2008’de dünya turizmi krizden dolayı ciddi oranda gerilerken, Türkiye yüzde 2’lik büyüme kat eden tek ülke olma başarısını elde etmişti. 2009’da ise dünyayı saran ekonomik krizin üzerine bir de domuz gribi rakip ülkelerde turist kaybı yaşatırken, ülkemize gelen turist sayısı her geçen gün arttı.

Vizenin kaldırılmasıyla, hükümet bu konuya önem verdiğini gösterdi. Vizesiz seyahat edilebilecek ülkelere, yapılan yeni çalışmalara yenileri de ekleniyor. Çalışmalar bu yönde iken ilk meyveler de toplandı. Suriyeli turistler, Türkiye için 15’inci pazar konumundalar. Vizelerin kaldırılması sonucu doğan potansiyel ile turizm hareketliliği gözle görülür şekilde yaşanıyor. Önümüzdeki dönemde sadece Suriye, Irak, İran gibi ülkelerden 7-8 milyon turist gelecek. Son birkaç ayda Suriye’den Türkiye’ye giriş yapan ziyaretçi sayısı yüzde 83 arttı. 10 ayda 400 bin olan ziyaretçinin yıl sonuna kadar 600 binleri bulması bekleniyor. Bu hareket içinse, otellerdeki yatak kapasitesi artırılmalı, sağlık, kongre, fuar alanları yapılmalıdır. Yeni tahsislerde bu turistlerin ilgi alanları da göz önüne alınmalıdır.

Sağlık turizmi de gelişen alanlardan biri. Kuzey Avrupa, hatta Kuzey Asya’dan termal, göz, medikal, estetik gibi sağlık sektörünü göz önüne aldığımızda Türkiye’nin geliri daha da artacak. Türkiye bunu planlıyor, kamu bunun peşinde.

Turizm Bakanlığı, 32’si termal, 14’ü kıyı turizmi, ikisi de kış turizmi olmak üzere 48 taşınmazı, 49 yıllığına turizm yatırımcılarına tahsis etmeyi hedefledi. 49 yıllığına yapılacak tahsislerden yararlanmak isteyen yerli ve yabancı girişimciler 4 ocak tarihine kadar başvurdu. İsteyen, pansiyon veya iki-üç yıldızlı butik otel; isteyen de dört-beş yıldızlı otel veya tatil köyü kurma hakkını elde etti.

Türkiye’nin kış turizmi potansiyeli de önemli. Erzurum Palandöken’de 2011 yılındaki üniversitelerarası kış olimpiyatları için yapılan hazırlıkların yüzde 70’i tamamlandı. Dünyanın en iyi beş kayak merkezinden biri haline gelen Palandöken’de önümüzdeki yıl 25 bin kişi aynı anda kayak yapabilecek. Suni kar sistemiyle sezon 100 günden 180 güne çıkarılacak.

Tüm bunları sayısal olarak şöyle de ifade edebiliriz: Türkiye, dünya turizm pazarında yüzde 4,5 paya sahip. 2008 yılında Türkiye’ye gelen turist sayısı 26,3 milyon, turizm geliri ise 21,9 milyar dolar oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan belgeli yatak sayısı ise 425 bine ulaştı.

Dünya Turizm Örgütü verilerine göre, doğrudan ve dolaylı olarak 32 faaliyet dalında istihdam yaratan turizm sektöründe, Türkiye’de doğrudan yaratılan istihdam 2008 yılında yaklaşık 3,4 milyon kişi olarak hesaplandı.

Türkiye’ye gelen turist sayısı, 2009’un ilk 10 ayında ise, 2008’in aynı dönemine göre yüzde 1,96 artışla 24,45 milyon kişiye ulaştı. Turizm gelirleri ise yılın ilk dokuz ayında 16,26 milyar dolar oldu. 2009 yılında turist sayısının 26,5 milyon, turizm gelirinin ise 21 milyar doları bulması bekleniyor. Turizm Bakanlığı’ndan belgeli yatak sayısının 570 bine, belediye belgeli yatak sayısının ise 432 bine ulaşacağı, yatırım aşamasındaki 250 bin yatakla birlikte toplam yatak kapasitesinin 1,3 milyonun üzerinde olacağı tahmin ediliyor.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, turizmde yeni tahsis dönemine ilişkin olarak: “Ziyaretçi sayısını daha yukarı çekmek için tanıtım ve teşvik çalışmalarına ağırlık verdik. Enerji desteği, KDV indirimi, turizm işletmecilerinin ihracatçı kabul edilmesi ve KOBİ desteklerinden yararlanmaları Türk turizminin daha iyi noktalara taşınması için yapılan çalışmalardan bazıları” şeklinde konuştu.

İşte turizmin 2010 yılı öncelikleri:

  • İç kısımlarda ve gelişmemiş yörelerdeki turizm faaliyetleri desteklenecek.
  • Turizme hizmet veren planlama, yatırım ve danışmanlık firmaları belgelendirilecek.
  • Doğal ve tarihi çevrenin korunmasında hız ve etkinlik sağlanacak.
  • Turizm sektöründe insan gücü niteliği yükseltilecek.
  • Turizmde dış turizm için yeni yapılanmaya gidilecek. Sektör kuruluşlarının tanıtıma katılımı çalışmaları sürdürülecek.
  • İstanbul’un marka kent olarak dünya turizmine sunulması sağlanacak. Nitekim İstanbul’un yedi farklı yerinde yapılan organizasyonlarla tanıtım sağlandı. Böylece İstanbul, 2010 kültür başkenti olarak seçildi.
  • Turizm koridorları belirlenerek kültür ve eko turizmle ilgili yönlendirme faaliyetleri sürdürülecek.

Sadece turizm alanında bu kadar çok gelişmeye sahipsek, o zaman neden hala IMF’ye ihtiyacımız olduğuna inandırılmaya çalışılıyoruz?

Aslıhan Ardıç

İstanbul Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu Dış Ticaret Bölümü, birinci sınıf öğrencisi

Fortune Kampüs

KAYNAKÇA

PARA Dergisi 20-26 Aralık 2009 sayısı haftalık ekonomi dergisi

FORTUNE Dergisi Şubat 2010 sayısı

Zaman Gazetesi (26-27-28-29 Ocak)

Marketing Türkiye 2009 aralık

Capital Dergisi Şubat 2010 sayısı

Dünya Turizm Örgütü istatistikleri

Kültür ve Turizm Bakanlığı verileri

Kategori Haberler, Serbest KürsüYorum (0)