Etiket arşivi | "Nutrifarma"

Aynı Taşları Farklı Pazarlara Taşımak


Büyümek ve devler liginde olmak bazı sektörlerde önemli sorunları birlikte getirebiliyor. Bunların başında ise ilaç sektörü geliyor. Büyümeleriyle aynı oranda yenilikçi olamayan firmalar hantallaşıyor ve zamanla hareket kabiliyetini yitiriyorlar. Bu açıdan Ferrosan ilaç sektöründe multivitamin ve minerallere odaklanmış, orta büyüklükte bir firma olarak göze çarpıyor.

İlaç sektöründe orta büyüklükte olmanın avantajları ve dezavantajları neler?
Evet, biz orta büyüklükteyiz ve bizim sektörde birinci veya ikinci firma olmak çok önemli biz de bu firmalarla rekabet edebilmek için odağımıza çocukları, hamile kadınları ve kadınları koyduk. Hedef kitlenizi daraltırsanız pozisyonunuzda uzmanlaşabilirsiniz. Bütün jenerik gruplarda olmak yerine, biz nüfusun bu kısmıyla ilgileniyoruz. Ferrosan’ın bence en önemli gücü de burada çok büyük ve bürokrasilerin alıp başını gittiği bir firma değiliz, orta büyüklükte olmamız bize hız kazandırıyor. Fırsatlar ve tehditlere hızlı reaksiyon vermemizi sağlıyor. Sonuç da şu, figürlerimizi bütün bir sektörle kıyasladığımızda bizim çok daha iyi bir performans sergilediğimizi görüyorum. Ve bu sayede krizden de pek fazla etkilenmedik diyebilirim.

Son 15 yılda ilaç sektörü pek çok satın alma ve birleşmelere sahne oldu, çünkü büyük firmalar bazı zayıflıklarını kendilerinden küçükleri satın alarak kompanse etmeye çalıştılar. Bu da tabi pozitif ve negatif sonuçlar doğurdu. Orta büyüklükteki firmalar da bu sınırdadır her zaman. Ferrosan nasıl konumlanıyor bu sahnede?

Şimdilik bu birleşmeleri yapan firma biziz, Nutrifarma’yı aldık ve bizden küçük firmaları biz plan çevresinde aldık. Fakat satın alınmaya karşı da herhangi bir koruma elbette yok. Bu firmanın sahiplerinin kararlarıyla ilgili fakat şunu söyleyebilirim, geliştiğimiz ve iyi bir ciro sağladığımız sürece firma sahipleri ancak daha iyi bir alternatif için bunu düşüneceklerdir. Ben bununla ilgili bir edişe taşımıyorum açıkçası, çünkü pazardaki Premium pozisyonumuzu koruduğumuz sürece ana şirketimiz kim olursa olsun kazanan olacağız.

Ar- Ge çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Orta büyüklükte bir firmaysanız uzmanlaşmanız gerekiyor. Bizim hedef kitlemiz olan çocuklar, hamile kadınlar ve kadınlar. Ve bizim vitamin ve mineral sektöründe güçlü bir temelimiz var, bu oldukça büyük bir sektör. Biz bu nedenle bu gruba odaklanıp, yeni bileşenler elde eliyoruz. Sonra bu ürünleri kombine ediyoruz, farklı vitamin ve mineral kombinasyonuyla alabiliyorsunuz. Türkiye’de uzun yıllardır var olan ve büyüyen Nutrifarma’ya yatırım yaparak işimizi büyütüyoruz. Diğer ülkelerde başarılı olmuş ürünleri de Türkiye’de lanse ediyoruz. Bu bizim iş planımız, var olan taşları yeni pazarlarda konumlandırmak. Gelişme evet, içerden büyüyoruz ve diğer taraftan ürün portföyüne göre küçük firmaları satın alıyoruz. Örneğin İskandinavya’da Omega3 ürününde bir numarayız fakat bu bizim bu ürünü geliştirmemizden değil, bunu geliştiren firmayı satın almamızdan. Biz bu ürünlerin özlerini diğer firmalarla birlikte satın almış oluyoruz ve bilimsel geliştirmeler yapan ekibimizle kimi zaman kendi profilimize uyumlu hale getirerek kimi zaman yeni bileşenler ekleyerek kendi hedef kitlemiz için Ferrosan ürününü yaratıyoruz.

Amerika’da 2008 yılında 128 milyar dolar Ar-Ge yatırımından sonra sadece 8 tamamen yeni ürün piyasaya sürülebilmişti…

İşte bu büyük firmaların önemli sorunu. Devasa yatırımlar yapılıyor Ar-Ge’ye fakat küçük bir hatayla sadece bir üründe yapılacak hata bütün bu yatırımların çöpe gitmesine neden oluyor. Bu nedenle çok riskli bir iş. Biz bu mağduriyeti pek yaşamıyoruz, reçetesiz ve yiyecek destekleme ürünlerine daha fazla odaklanıyoruz.

Türkiye’ye yatırımın temel amacı nedir?

Biz uzun yıllar Nutrifarma ile çalıştık ve pazarı belli bir raddeye kadar bildiğimizi söyleyebilirim. Ben büyük bir potansiyel görüyorum. Büyük bir ülke, hızlı gelişiyor ve yaşam standartları yükseliyor. Biz bu pazara kadınlar ve çocuk ürünlerinde keskin bir rekabet ekliyoruz aslında. Bizim görüşümüz Ferrosan olarak henüz yeterince buradaki potansiyeli gerçekleştiremediğimiz. Bunun için 2008’i yatırım yılı olarak belirledik. Organizasyonumuzu yeniden şekillendirip, daha da keskinleştirdik. Diğer pazarlarda tanıttığımız ürünleri Türkiye’ye de ekledik. 2009 bizim için yeni Ferrosan yılı olacak. Agresif bir satış stratejisiyle satışlarımızı iki katına çıkarmayı planlıyoruz. Bunun yanında Türkiye pazarında güçlü penetrasyon sağlamak ve diğer pazarlarda başarılı olan ürünleri bu pazara getirmeyi hedefliyoruz.

Krizden pek etkilenmediğinizi ve 2008’i yatırım yılı olarak belirlediğiniz söylediniz, bu yılın genel bir değerlendirmesini yapabilir misiniz?

2008 bizim için satış ve karlılıkta rekor yılı oldu. Krizin etkilerini dördüncü çeyrekte hissettik fakat güçlü konumlanmamızla ve pazar payımızı bulunduğumuz birçok farklı yerde koruduk. Yüzde sekiz oranında büyüdük, bu oldukça rekabetçi bir pazarda yüksek bir oran sayılabilir. Türkiye’de ise oldukça önemli bir yıldı çünkü değişimin yılıydı 2008. Sadece bir distribütör olarak değil, Türkiye’ye taşınma, yatırım yapma ve burada yapılanma kararı aldık. Ferrosan’ın başarısı da buradan geliyor zaten, bütün bir coğrafyaya değil, belli pazarları seçerek büyüyoruz, Kuzey, Doğu ve Orta Avrupa’da ve orta büyüklükte bir pazar olarak Türkiye’de varız. Bizim büyük pazarlarla çalışma gibi bir geleneğimiz var yüksek gelişim seviyesinde. 2008 çok güçlüydü, 2009’un ilk iki ayı da bizim için tatmin ediciydi. Pazar payımız artırmak ve maiyetimizi azaltmaya çalıştık.

Yeniden yapılanmadan söz ettiniz, bunu biraz detaylandırır mısınız?

Genellikle, bizim firmamızda bütün çalışanlara bağlılık oldukça önemlidir. Orta büyüklükte bir firma olarak firmadaki her bir pozisyonun değerlendirmesini yapmak zorundayız. Öncelikli olarak mesajımızı iletecek yeni bir yönetici belirledik. Yakın zamanda Nutrifarma’nın duyulduğu fakat aktivitelerin pek yoğun olmadığı Doğu Anadolu’ya açıldık. Firmamızı ileriye götürürken Türkiye’nin her tarafını penetre edebildiğimizden de emin olmak istiyoruz. Ve bu göreve sadık insanlara ihtiyacımız var.

Yerel bir pazara girdiklerinde geçiş dönemleri firmalar için birçok zorluk barındırır. Sizin böyle bir deneyiminiz oldu mu?

Benim kişisel görüşüm, elbette bu değişimle birlikte çalışanlarım daha fazla baskı hissediyorlar, çünkü onlardan daha fazla enerji, motivasyon ve çalışma bekliyoruz. Ama aynı zamanda benim için önemli olan bütün çalışma arkadaşlarımın büyük bir firmanın parçası olduklarını hissetmelerini sağlamak. Tek bir firma var ve herkes bu ailenin bir parçası. Bizim değerlerimiz, işlerin yapılmasını sağlamak, beklentileri yükseltmek ve kişisel farklılıklara saygı duymak… Yönetici olarak benim görevim de tüm bunların aynı anda sağlanmış olduğundan emin olmak.

Türkiye ilaç pazarına baktığımızda yaklaşık 40 yıllık bir endüstri fakat daha genç pazarlar Türkiye’ye nazaran daha çabuk geliştiler, siz bunu nasıl değerlendiriyoruz?

Ben Türkiye’de büyük potansiyel ve daha önceki ziyaretimle karşılaştırdığımda müthiş bir değişim görüyorum. Ve bence bu çok doğru ve çekici bir pozisyon Ferrosan için, kendi insanlarımızla burada çalışmaktan çok memnunum. Rusya’da birinci veya ikiciyiz bahsettiğim hedef kitle için ve aynı pozisyonu Türkiye’de de yakalayacağımızı düşünüyorum.

Nutrifarma adını daha ne kadar süre kullanmayı düşünüyorsunuz?

Kurumsal politikamız Ferrosan adını bütün firmalarımızda kullanmak, tek bir firma ve tek bir aile olarak. Fakat zamanlama biraz da ülke yöneticimizin kararıdır. Öncelikle bir geçiş dönemimiz olacak bu açıdan. Bir süre Nutrifarma ve Ferrosan ismini birlikte kullanacağız ve 2009 sonunda Ferrosan ismini kullanmaya başlayacağız. Bu geçiş döneminde Ferrosan ismini biraz daha duyurmak amacımız.

Kategori RöportajYorum (0)


Advert

Facebook

Businews on Facebook

Stajını puanladın mı?