Etiket arşivi | "p&g"

Marka yaratın satın alalım


Çeyrek asırlık Türkiye geçmişi bulunan P&G’nin Yönetim Kurulu Başkanı Saffet Karpat, son beş yılda marka olma bilincinin geliştiğini söyledi. Karpat’ın markalaşma aşamasındaki firmalara da bir mesajı var: Türkiye’de Efes, Beko gibi dünya çapında bir marka yaratılırsa neden ilgilenmeyelim.

Dünya genelinde 80 milyarlık cirosu olan tüketici ürünleri devi Procter & Gamble bugün Türkiye’de 24 seneyi devirdi. Alo, Pantene, Orkid, Prima, Blendax, İpana, Gillette gibi markaların üreticisi olan P&G, en eski uluslararası yatırımcılardan biri. İşte bu yüzden, şirketin değişimlere getirdiği yorum önemli. 1987′de Mintax’ı alarak Türkiye’ye girmesinin üzerinden geçen çeyrek asır, ihracatın özel izinle yapılabildiği günlerden bugün ihracatla güçlenen yarım milyar dolarlık yatırım, binden fazla direk, 6 bin dolaylı istihdam ile bölgenin yönetim merkezi olmak P&G’yi Türkiye’de söz sahibi yapıyor. 200 ülkede ürünleri satılan P&G, 2003′te Alman kozmetik devi Wella’yı bünyesine kattı, 2005 yılında ise 57 milyar dolara Gilette’i satın alarak Braun, Oral B, Duracell, Mach3 gibi markaların da sahibi oldu. Türkiye, İsrail, Orta Asya ve Kafkasya Yönetim Kurulu Başkanı Saffet Karpat’la satın alma stratejilerini masaya yatırdık, Türkiye’deki değişimleri, beklentilerini konuştuk. Karpat, Türkiye’de marka yaratmak alanında son 5 yıldaki büyük değişimlere dikkat çekerek, “En önemlisi artık marka olmanın önemini anladık… Eğer böyle bir marka olursa neden ilgilenmeyelim?” diyor.

 Bugün Türkiye’deki yerel markalarla ilgilenen yabancılar var. Siz de Türkiye maceranıza böyle başlamıştınız. P&G yerel marka satın almaya nasıl bakıyor?
Satın almalarda şirketin dünya çapında olmasına ve önemli markalar barındırmasına önem veriyoruz. Mesela Gillette ile beraber 5 büyük marka geldi. En az 100 ülkede satılan ürünler bunlar. Şirketin satın alma politikası var olan işindeki sinerjiyi artıracak, kendi bildiği, ileri götürebileceği işlere girmek… Bugün 24 tane 1 milyar doları geçen, 18 tanede yarım milyar doları geçen markamız var. Bir pazara özgü yerel marka alıp o pazarda büyümek gibi bir stratejimiz yok. Türkiye’de de dünya çapında bir marka olursa neden ilgilenmeyelim?

 Biz pek başarılı olamadık bu konuda…
Evet, Türkiye’nin geçmişine baktığımız zaman bölgesel ve dünya çapında marka yaratma açısından çok başarılı değil. Ama şöyle çarpıcı bir şey var: Son 5-10 yılda bu trend değişiyor. Herkes bunun önemini anlamaya başladı. Arçelik, Beko , Efes artık global birer marka oldular. P&G’nin 25- 30 markası dünyanın 200 ülkesinde satılıyor. Lider marka yaratmak istiyor P&G. Lider marka yaratınca daha başarılı olacağımıza inanıyorum.

 Avrupa hâlâ krizin yaralarını sarmaya uğraşıyor. Bir yandan sizin bölgelerde de istikrarsızlık yaşandı. P&G’nin global operasyonları nasıl etkilendi? Krizin etkisinden sıyrıldı mı şirket?
Bugün P&G’nin 80 milyar dolara yaklaşan cirosu var,yılda yaklaşık yüzde 3 büyüyor. 2008- 2009′daki krizin etkisi azaldı ama Avrupa büyümesi çok düşük. Dolayısıyla bizi de etkiliyor. 2010′da dünya çapında toparlanma başladı ama hiçbir zaman batı ülkelerinde yüzde 10 büyümez. Asıl büyüme alanı, içinde Türkiye’nin de bulunduğu gelişmekte olan pazarlar. Meksika, Hindistan,Çin, Rusya, Brezilya,Türkiye gibi pazarlar en önemli yatırım odaklarından.

 Ortadoğu bölgesindeki olaylar operasyonları nasıl etkiledi?
Olaylar dünya çapında dengeleri zorladı. Kritik olaylar, petrol fiyatlarını etkilemeye başladı. Maliyetler konusunda ciddi yükselmeler var. 2011′de de bunun süreceğini düşünüyoruz. Gelişmekte olan pazarlardaki dinamizm, hammadde fiyatlarının yükselmesi dünya ekonomisini etkiliyor. Bu noktada şirketlerin sürekli verimliliğe odaklanması, maliyetlerini düşürücü noktalara bakması gerekiyor. Mısır’da personelimiz zarar görmedi.

Kaynak: Sabah Gazetesi

Kategori RöportajYorum (0)

Nüfusun yüzde 25′i Y Kuşağı oldu şirketler ‘hızlı terfili’ çözüm buldu


Şirketler, 1980-1999 arası doğan ve Y Kuşağı olarak adlandırılan, hızlı terfi edip eğlenerek çalışmak isteyen yeni nesil jenerasyonu verimli çalıştırabilmek için kolları sıvadı. Microsoft, Unilever, Coca-Cola, IBM, Apple, P&G, Turkcell ve HSBC gibi şirketler kariyer hırsı ve sabırsızlık özelliği nedeniyle diğer çalışanlarla sıklıkla sorun yaşayabilen Y Kuşağı’nı ‘mutlu’ edecek çözümlere odaklandı

 1980-1999 arası doğan ve insan kaynakları literatürüne ‘Y Kuşağı’ olarak geçen jenerasyonun ‘yönetici olma hırsı’ İnsan Kaynakları (İK) politikalarını yeniden şekillendirdi; şirketler parlak ama iş sadakati düşük gençleri verimli çalıştırmak için kolları sıvadı. Dünyada Microsoft, Unilever, Coca-Cola, IBM, Apple, P&G, Xerox, Chicago Abbott Laboratuarları gibi şirketler Y Kuşağı’na yönelik çözümleri ile dikkat çekerken Türkiye’de ise Turkcell ve HSBC gibi şirketler yolun daha başındayken gözlerini en tepeye diken bu gençler için İK çözümleri üretiyor. Bir önceki neslin aksine Y Kuşağı’nı daha hızlı terfi ettirip, işte ve iş dışında daha keyifli vakit geçirmeleri için avantajlar sunan ve ödül sistemiyle bağlılıklarını artıran şirketlere her gün yenisi ekleniyor.

KİMDİR BU Y KUŞAĞI?
‘Y kuşağı Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 25′ini kapsıyor. Bu kişilerin 5-10 yıl içinde yönetici pozisyonlarında olmalarını bekliyoruz’ diyen HRM Danışmanlık’ın Kurucusu Aylin Nazlıaka Coşkunoğlu, Y Kuşağı’nın tipik özellikleri hakkında şu bilgileri verdi: ‘Bu kuşak bireyci ve girişimcidir. En önemli ortak özellikleri kendine güven, özgürlüğüne düşkün ve seçici kişiler olmalarıdır. Ayrıca hız ve teknoloji tutkunluğu da ortak paydalarıdır. Yüksek adaptasyon becerileri ve bireysel karar alma eğilimleri onları önceki kuşaklardan ayıran diğer belirleyici özelliklerdir. Kurumsal yapılar içindeki mekanizmaları çok fazla benimsemiyorlar ve hatta mümkün olduğunca uzak kalmayı tercih ediyorlar. İş hayatına bakış açılarında “İş ve yaşam dengesini sağlamak’ önemli bir pay sahibi. Sadakat duyguları düşüktür.’

TAHAMMÜLLERİ AZ
Y Kuşağı’nın değişime, kendilerini gösterme fırsatına ve yaratıcılığa çok hevesli olduklarına dikkat çeken Coşkunoğlu, ‘Aynı anda birçok işle ilgili hayalleri ve paralel kariyer planları var. Bu yüzden şirketler ve İK departmanları onları tatmin etmek için yaratıcı ve güncel uygulamalar geliştirmek zorundalar.  Sürekli öğrenmeye, işte eğlence ve tutku arayışına, beklentilerini anında gerçekleştirmek eğilimine, yetki arzusuna sahipler;  iş ve özel yaşam arasında denge kurma isteği belirgin özellikleri. Bu yüzden terfi olanakları ararlar. Kendi uygun bulduğu zaman geri bildirim yapar ve almak isterler. Eleştiriye tahammülü az olduğu için IK departmanlarının gelişim faaliyetlerine ağırlık vermesi bu kuşak için uygun bir yaklaşım’ diyor.

Turkcell’de çalışanların yüzde 50′si Y Kuşağı!
TURKCELL İş Destekten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Selen Kocabaş, ‘Turkcell Grubumuzda 11bin çalışanı olan bir aile olarak yüzde 50 üzerinde çalışanımız Y jenerasyonu. Günümüzde ‘Y kuşağı’ olarak adlandırılan  kuşağın özellikleri, beklentileri çok farklı ve bu nesil artarak iş hayatında yerini almakta. Genç kuşak, işini mutlaka severek yapmak, kendini yaptığı işe, ürettiği şirkete ait hissetmek istiyor. Yaratıcı ve girişimci özelliklerinin yanı sıra; seçici, sabırsız ve otoriteye meydan okuyan da bir nesil var’ diyor. Turkcell olarak çalışanlarının memnuniyetini en üst seviyeye taşımak için ek menfaat programları sunduklarını belirten Kocabaş, ‘Çalışanlarımızın yaşam tarzlarına ve farklı bireysel ihtiyaçlarına göre ek menfaatlerini kendilerinin oluşturmasına imkan sağlayan esnek ek menfaat uygulamamız Flex Menu’yü 2007′de projelendirerek, 2008 yılı başında hayata geçirdik. Flex Menu ile tüm çalışanlarımıza ihtiyacı olsa da olmasa da sunulan tek tip standart ek menfaat programları yerine, çalışanlarımızın inisiyatif kullanarak, kendilerine en uygun ek menfaat paketlerini oluşturabilmelerini hedefledik. Bu da çalışanlarımıza özgürlük sağlıyor. Çalışanlara yönelik sosyal aktivitelere oldukça önem veren bir şirketiz. Turkcell’de ofisten geç saatte çıktığınız bir gün koridorlardan geçerken bir odadan keman sesleri, başka bir odadan tiyatro grubunun çalışmalarını duyabilir, bir başka köşede sihirbazlık yapan birilerini görebilirsiniz.

İlk günden CEO koltuğuna göz dikiyor
l ÖNCEKİ kuşaklara göre daha çok bireyci ve girişimci l Kendine güveni ve özgürlüğüne düşkünlüğü ile dikkat çekiyor. l Her işi kabul etmiyor. Önlerinin açık olduğu kurum ve pozisyonları tercih ediyorlar. l BULUNDUKLARI ortama adaptasyonu ile insan kaynakları tarafından tercih ediliyor. l KURUMSAL ‘formaliteler’ onları bağlamıyor. l Bu durum finans gibi kuralların bol olduğu sektörlerde sıkıntı yaratıyor. l İŞ sadakatleri çok düşük. l ONLARI emir vererek çalıştıramıyorsunuz. Katılımcı oldukları sürece verimliler. l HIRSLILAR, rekatebetten korkmuyorlar ve çok kısa sürede yükselmek istiyorlar. l YÜKSELME hırsları diğer jenerasyonlarla sorun yaşamalarına neden oluyor. l Daha ilk günden gözlerini ‘genel müdür koltuğuna’ dikmeleri, bunu açık yüreklilikle her ortamda dile getirmeleri ve google’da ‘nasıl CEO olunur’u aramaları, sadece İK yöneticilerini değil, kurumdaki herkesi tedirgin ediyor.
l Muhtemelen şu an çalıştıkları şirkete daha lise sıralarında karar vermiş oluyorlar.

Siz onları mülakata alırken onlar aynısını size yapıyor
COŞKUNOĞLU, Biz Y kuşağını işe alırken en çok fark yaratan nokta olarak şunu görüyoruz; siz onları mülakata alıp değerlendirirken onlar da sizi ve şirketinizi mülakata alıyorlar. Daha çok kendini düşünen, hırslı, rekabeti seven bir çalışan profili oluşturuyorlar.  Daha çok yetki ve takdir, daha az kontrol istiyorlar. Çoğunlukla finans, bilişim ve reklam sektörlerinde çalışan bu kuşağın en büyük özelliği davranış kalıpları; sorgulayıcı ve girişimci bir yapıya sahipler. Bu kuşak, kendileri için doğru olan işi bulduğunda çok yüksek performans gösteriyorlar. Onlara yöneticiden ziyade arkadaş gibi yaklaşmak, kalıcı ve aidiyet duygusu yüksek çalışanlar olmalarını sağlıyor’ dedi.

Aylin LÖLE

Akşam Gazetesi

Kategori HaberlerYorum (1)

”Her Şey Bugün ve Gelecek Nesiller İçin”


Alo, Pantene, Orkid, Prima, Blendax, İpana, Gilette ve diğerleri… Son 23 yılda günlük yaşamımızda karşımıza sık sık çıkan bu markalar, Procter & Gamble (P&G) ürünleri… P&G bunları üretirken günümüzdeki ve gelecek nesiller için tüketicilerin yaşamlarını iyileştirmek adına topluma ve çevresine katkı sağlayan projeleri de hayata geçirmeyi hedefliyor. Bu projeleri konuşmak üzere P&G Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Saffet Karpat ile sohbet edeceğim bu hafta:

P&G’nin küresel yardım platformu “Yaşa, Öğren, Başar” ile Türkiye’de gereksinim içinde olan 0-13 yaş çocuklara yönelik programlar geliştiriyorsunuz. Bunun için konusunda yetkin kamu ve sivil toplum kuruluşlarıyla birçok sosyal sorumluluk projesine imza atıyor, böylelikle de yılda 2 milyon çocuğun yaşamına dokunuyorsunuz… Biz, söyleşimize en son çalışmadan başlayalım: P&G Türkiye ve Darüşşafaka Cemiyeti’nin yürüttüğü “Hayalden Gerçeğe Projesi” ile Darüşşafakalı ve Mardinli çocuklar ortak hayallerine ulaştı geçtiğimiz günlerde.

“Kurumsal amaç söylemimizdeki ‘bugün ve gelecek nesiller için’ sözcükleri, sürdürülebilirlik anlayışını işimizin tam merkezine koyma ve iş süreçlerindeki uygulama kararlılığımızı gösteriyor. P&G Türkiye ve Darüşşafaka Cemiyeti’nin 2009 yılında başlattığı, Darüşşafakalı öğrencilerin önderliğinde tüm çocukların hayallerini gerçeğe dönüştürmeyi amaçlayan ‘Hayalden Gerçeğe Projesi’, P&G’nin tüm dünyada sürdürdüğü ‘Yaşa, Öğren ve Başar” Global Yardım Platformu’nun Türkiye’deki adımlarından birisi.

Hayalden Gerçeğe Projesi, çocukların ilk hayaline Nisan ayında Darüşşafaka Eğitim Kurumları bünyesinde hizmete açılan ‘Fatin Gökmen Hayalden Gerçeğe Planetaryumu’ ile hayat verdi. Geçtiğimiz günlerde sizin de katıldığınız etkinlikte  ise Türkiye’de kültürel miraslara çocukların gözünden bakmak için Darüşşafakalı ve Mardinli öğrenciler, ortak bir hayalde buluştular. Çocuklar, Mardin’in kültürel mirasını, eşsiz doğal güzelliklerini fotoğraflarıyla ölümsüzleştirdiler. Ardından gazetecilerin önderliğinde ‘Hayalden Gerçeğe Mardin Gazetesi’ni hazırladılar.

İlk olarak Darüşşafakalı ve Mardinli 90 çocuğun bir araya geldiği Hayalden Gerçeğe Projesi’nin fotoğraf programı, Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’da gerçekleşti. Mardinli çocuklarla İstanbul fotoğraflarını paylaşan Darüşşafakalılar, Mardin’in güzelliklerini de Mardinli öğrenciler eşliğinde keşfettiler.”
Siz de fotoğrafla ilgileniyorsunuz ve etkinliğe çocuklarla birlikte katılıp fotoğraflar çektiniz…

“Biz P&G olarak çocukların yetenekleri çerçevesinde hayallerini gerçekleştirmekten ve onlarla birlikte üretiyor olmaktan çok mutluyuz. Ben şahsen fotoğraf sanatıyla amatör düzeyde de olsa ilgilendiğimden onların atölye çalışmalarına katıldım. Çocukların gezide, fotoğraf çekimlerinde ve gazeteyi hazırlarken gösterdiği uyum, duyarlık ve paylaşımları ile gururlandık. Ortaya çıkardıkları fotoğraflar ve değerli gazetecilerin önderliğinde hazırladıkları ‘Hayalden Gerçeğe Mardin Gazetesi’ bizim için çok anlamlı bir eserdir.”

Projenin bir sonraki ayağı nerede gerçekleştirilecek belli mi?

“‘Hayalden Gerçeğe Projesi’ ile önümüzdeki dönemde Türkiye’nin farklı noktalarında daha çok çocuğa ulaşmayı istiyoruz. Programın bir sonraki durağının Safranbolu olması için çalışıyoruz. Sonraki programlar için de çocuklardan hayallerini, projelerini bekliyoruz.”

Siz de bütün meraklılar gibi, daha okul yıllarındayken fotoğraf çekmeye başladınız değil mi?

“Evet, lisede… Tabii filmler siyah beyazdı o yıllarda ve biz, onları karanlık odada kendimiz kâğıda basıyorduk… Böylelikle fotoğrafçılığın temellerini öğrendik. Bunları böyle öğrendiğiniz zaman yaptıklarınız hayatınız boyunca hobiniz oluyor. Her zaman bir fotoğraf makinem oldu. Gittiğimiz yerlerden bir hatıra olarak yakaladığımız bir enstantane, hayatımızdan bir parçayı belgelemek gibi bir şey… Geçen gün düşünüyordum herhalde 50 değişik ülkede fotoğraf çekmişimdir. Seyahatlerimde görüyorum bir sürü insan yanlarına fotoğraf makinelerini almıyorlar, çünkü belki de nasıl çekileceğini bilmiyorlar.”

Yine siyah-beyaz mı devam ediyorsunuz, renkli mi?

“Vallahi siyah beyaz çektiğim oluyor. Esasen şimdiki yeni teknolojiyle inanılmaz imkânlar var. Eskiden fotoğrafçılığın keyfi başkaydı; makine kapalı kutu, her şeyi ayarlıyordunuz, ışık nereden geldi falan ona göre çekiyordunuz. Çekiyor, sonra bir hafta bekliyordunuz… Banyo olacak, basılacak, gelecek, ondan sonra bir bakıyordunuz flu çıkmış resimler. E tabii yeni teknolojiyle şimdi her şeyi ekranda görebiliyorsunuz.”
Fotoğraflarınızla bir sergi açmayı düşünmüyor musunuz?

“Esasen bir gün bütün arşivlerimi temizlemek istiyorum. İstediğim kadar fotoğrafçılıkla, çektiğim fotoğraflarla vakit geçiremiyorum, onları arşivlemem lâzım. Basılmış olanlar var, bazılarının negatifleri var. Kocaman bir kutu içinde duruyorlar. Tabii elektronik fotoğraflar son yıllarda çıktı. Onların bilgisayarlarda arşivlenmesi daha kolay. Elektronik çektiklerimden attıklarım çok, en azından 3′te 2′si. Çünkü çektikten sonra bakıyorsunuz istediğiniz kalitede çıkmamış. Ama epey bir arşivim oldu. Hatta oradan güzel bir kitap bile düşünebilirim… Esasen güzel bir düzenlemeyle, altlarına da hatıralarla birlikte kitap olabilirler. Ama biraz bekliyorum…”

“Çocukların hayata sağlıklı bir başlangıç yapmalarını sağlayarak yaşamalarına; öğrenme yeteneklerini artıracak yer, araç-gereç ve programlarla öğrenmelerine ve hayatta başarılı olmalarını sağlayacak yeni beceriler geliştirmelerine destek olmayı amaçlıyoruz” deniliyor P&G Türkiye’nin ilkelerinden söz ederken… Bu anlamda, 16-17 senedir ergenlik çağındakilere yönelik bir projeyi sürdürüyorsunuz: ERDEP…

“P&G’nin markalarından biri olan Orkid, Milli Eğitim Bakanlığı Sağlık İşleri Daire Başkanlığı’nın işbirliği ile Ergenlik Dönemi Değişim Projesi’ni (ERDEP) yürütüyor. 1993-2009 yılları arasında tüm Türkiye’de 81 ilde 10 milyon öğrenciye ulaşan bir program bu. Gençlerin, yaşadıkları fiziksel ve ruhsal değişiklikler konusunda bilgilendirilmesi, ergenlikten genç yetişkinliğe geçerken karşılaştıkları sorunların sağlıklı ve mutlu bir şekilde aşılması hedefleniyor.

Program kapsamında ilköğretim okullarının 6. ve 7. sınıflarındaki öğrenciler ve öğrenci ailelerine ulaşılıyor. Eğitimler ilköğretim okullarında konunun uzmanı ‘proje eğitmenleri’nin verdiği bir saatlik ders dışı etkinlik olarak yapılıyor. Eğitimi takiben Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Birimi tarafından hazırlanmış ve Talim Terbiye Kurulu tarafından onaylanmış öğrenci eğitim kitapçıkları ve veli mektupları katılımcılara dağıtılıyor.”

Ya erkek çocuklar?

“Aynı şekilde erkek çocuklarda da eğitime başladık… Yüz bakımı, sivilce, sakal traşı, hijyen gibi konularda…”

Aileler bu projelere nasıl yaklaşıyorlar?

“Çocuklar, anneleriyle geliyorlar. Özellikle kızlar. Belki Türkiye’nin her yerinde değil, ama Anadolu’ya, köylere kasabalara gittiğimiz zaman kız çocuğunun iyi bir eğitim alması için gördük ki annelerin de eğitime ihtiyacı var, onları da davet etmeye başladık bazı yerlerde. Onlar da katılınca çok etkili oluyor.”

P&G Türkiye olarak 23 yıldır öncü ve uzun soluklu projeler oluşturarak topluma katkılarda bulunmayı sürdürüyorsunuz. Bunlarda birisi de “Özel Olimpiyatlar.”

“P&G Türkiye ve Migros, 2004 yılından bu yana zihinsel engelli gençleri, çocukları hayata bağlamak ve başarmalarını sağlamak amacıyla tükitecilerin de destek verdiği bir kampanya düzenliyor.

Amaç, özel sporcular ile ailelerine başarıya giden yolda destek olmak ve şans verilirse neler başarabilecekleri konusunda toplumda farkındalık yaratmak. Kampanya kapsamında 6 yılda 3 bin sporcuya kazanma şansı verildi. Yılda iki ay süren kampanya çerçevesinde her yıl Migros mağazalarında satılan P&G ürünlerinden elde edilen gelirin belirli bir bölümü 500 zihinsel engelli sporcunun eğitimini desteklemek amacıyla Özel Olimpiyatlar Türkiye Organizasyonu’na aktarılıyor. Kampanya desteğiyle yetişen özel sporcularımız, her yıl yurtdışında gerçekleştirilen Uluslararası Özel Olimpiyatlar Organizasyonlarında onur verici başarılar kazandılar… Biz de Altın Pusula Halkla İlişkiler Ödüllerinden birine değer görüldük…”

Şirket çalışanlarına yönelik  çalışmalarınızla bitirelim söyleşimizi…

“Sosyal Yardımlaşma Kulübü’müz var, gönüllü çalışanlar ile faaliyet gösteriyor. Gönüllüler, çocukların eğitimi, hayvanları koruma, kadınların gelişimi, insani yardım ve çevre konusunda pek çok projeye önderlik ediyorlar.

Bir de çalışanların iş ve özel hayatı arasında dengenin sağlanması, çalışanlar arasındaki işbirliği ve ileşitimin artırılması amacıyla kurduğumuz Soyal Etkinlik Kulübü’müz var. Kulübün düzenlediği, çalışan ve ailelerine yönelik aktivitelere yılda 500 kişi katılıyor.”

P&G’nin bazı sosyal sorumluluk projeleri

P&G Mahalle Afet Gönüllüleri

P&G Türkiye, Mahalle Afet Gönüllüleri Vakfı işbirliği ile üretim tesislerinin yer aldığı Gebze’ye deprem, sel gibi afetlerde büyük rol üstlenecek, içinde olası bir felaket durumunda gerekli olacak malzemelerin yer aldığı bir Mahalle Afet Destek Merkezi kazandırdı.

Ace Siverek Çatom – Çok Amaçlı Toplum Merkezi

Ace’nin 2001 yılında Şanlıurfa Siverek’te GAP İdaresi işbirliği ile kurduğu Çok Amaçlı Toplum Merkezi’nde dokuz yıldır süren faaliyetlerle, ACE ÇATOM’a devam eden kadınlara yaşam kalitesini artırmak amacıyla bilgisayar, resim, halı dokuma ve nakış gibi çeşitli eğitimler veriliyor ve bu sayede evlerine ek gelir sağlama imkanına kavuşuyorlar. ACE ÇATOM kurslara katılanların çocuklarını bırakabilecekleri bir çocuk yuvasına da sahip. P&G gönüllüleri her yıl bu merkeze giysi, oyuncak, erzak ve kitap yardımları yaparken kız çocuklarının okumasına da destek veriyorlar.

Ariel Color Activ AKUT işbirliği

Ariel Color Activ tarafından inşası gerçekleştirilen ve halkın AKUT tarafından acil durumlara karşı eğitilmesi amacını güden İskender Iğdır İlkyardım Eğitim Merkezi 28 Mart 2000 tarihinden bu yana Ataşehir’de hizmet veriyor. Merkezde, dağ ve doğa koşullarında kurtarma, deprem ve sel olmak üzere üç ana branşta teorik derslerin verildiği derslikler dışında, uluslararası standartlarda uygulama laboratuarları, ilkyardım deposu, enkaz maketleri, kaya tırmanış – iple iniş ve çıkış – sedye indirme – dar alan kurtarmaları uygulamalarının çalışıldığı çok amaçlı kule ve köpek eğitim tesisleri yer alıyor.

Ariel- Tansaş işbirliğiyle ÇATOM’A destek

Ariel ve Tansaş 2007 yılında düzenledikleri giysi bağışı kampanyası ile GAP İdaresi’ne bağlı Çok Amaçlı Toplum Merkezleri’ne (ÇATOM) destek verdi. Türkiye genelindeki Tansaş mağazalarındaki bağış kutularında iki ay süreyle toplanan giysiler, Ariel tarafından temizleyip tasnif ederek ihtiyaç sahiplerine dağıtılır hale getirildi. Kampanya boyunca toplanan 50 binin üzerindeki kıyafet, ÇATOM tarafından ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldı.

“Alo hijyenik beyazlar”dan hijyen eğitimleri

Alo Hijyenik Beyazlar, Türk İnfeksiyon Vakfı’nın (TİV) da hijyen eğitimleri başlattı. Özellikle çocukların hijyenin önemini sıkılmadan, severek öğrenebilmeleri için eğitim çalışmaları değişik mecralarda yürütülüyor. Hijyen eğitimleri çerçevesinde anne ve çocukları için içeriği TİV tarafından hazırlanan hijyen kitapçıkları bastırıldı; içinde çeşitli bilgisayar oyunları ve ödüllü yarışmaların da olduğu, www.hijyenikailem.com adresli internet sitesi yayına hazırlandı; eğitimlerin yürütüldüğü illerde “Hijyenik Ailem” konulu resim ve öykü yarışması düzenleniyor.

Alo Automat Beyaz Bir Gelecek Bölge Kalkınma Projesi

“Beyaz Bir Gelecek Bölge Kalkındırma Projesi” kapsamında Güneydoğu Anadolu’da çeşitli çalışmalar sürdüren Alo Automat, UMUT 2000 projesiyle çocuklara umut götürüyor. GAP İdaresi himayesinde ve TEGV ile ortaklaşa yürütülen projede 20 bin Güneydoğulu çocuk ilk kez bilgisayarla tanıştı. Yine “Beyaz Bir Gelecek Bölge Kalkındırma Projesi” çerçevesinde 19 Haziran 1999 tarihinde Alo Automat tarafından Şırnak’ın ilk çocuk parkının açılışı gerçekleştirildi.

Ace’den selzedelere Destek

Ekim 2006′da Güneydoğu Anadolu’da maddi ve manevi kayıplara neden olan sel felaketinden sonra bölge halkının ihtiyaçlarını tespit etmek üzere, Ace öncülüğünde Batman, Diyarbakır ve Şanlıurfa’daki afet bölgelerinde 3-4 aylık ihtiyacını karşılayacak kadar kişisel hijyen, temizlik ve bebek bezi ürünlerinin bulunduğu paketler ulaştırıldı.

Pantene Zihinsel Özürlü Çocuklar Rehabilitasyon Merkezi

1996 yılında yapımına Pantene Pro-V’nin katkılarıyla başlanan Zeytinburnu Zihinsel Özürlü Çocuklar Rehabilitasyon Merkezi’nin açılışı 28 Nisan 2001 tarihinde gerçekleştirildi. 0-14 yaş arası yatılı ve 0-21 yaş arası gündüzlü olarak zihinsel özürlülere eğitim, rehabilitasyon, bakım ve ailelere danışmanlık hizmeti veriliyor. Merkezde 30 yatılı, 200 gündüzlü zihinsel özürlü çocuğa 30 personel hizmet veriyor.

Müzikten basketbola hobileri olan bir CEO…

Siz, müzikle de ilgileniyorsunuz… Elektrogitar çalıyorsunuz ve ilk grubunuzu, yatılı olarak okuduğunuz Darüşşafaka Lisesi’nde 16-17 yaşlarındayken kurduğunuzu biliyoruz. Yoğun iş temponuza rağmen, müzikten vazgeçmediniz ve şirketin yönetici ve çalışanlarını bir araya toplayan ‘Fazla Mesai Orkestrası’nı kurdunuz. Sadece şirket aktivitelerinde değil, bazı barlarda da sahneye çıkıyorsunuz. Şirketin on ikinci katında bir odaya kapanmayan, hobileri olan, çalışanların arasında dolaşan bir yöneticisiniz…

“Tarihi, felsefeyi, bahsettiğim gibi fotoğrafı ve müziği seviyorum. 15 yaşında okul korosunda saz çalmaya başladım. Sonra gitar da öğrendim. Gençliğimden beri müziği hiç bırakmadım…

Gruba gelince aslında amacımız bir şirket gecesinde birkaç şey çalmaktı. Herkes o kadar hoşlandı ki biz bunu devam ettirelim dedik. Şu anda 4 yıl oldu ve çalışmalarımız bir şekilde devam ediyor. Gittikçe de daha iyi oluyor. Aramızda şirkette benim gibi deneyimli olanlar da 3-5 yıldır çalışanlar da var. Bir araya geldiğimiz zaman müzik konuşuyoruz, müzikle ilgileniyoruz. Bu parçayı doğru çaldık, çalmadık, bazen onlar daha iyi çalabiliyor ve ben onlardan öğreniyorum.”

Bu arada sizi resim sergilerinde de görüyoruz…

“Fırsat buldukça gidiyorum.”

Koleksiyonunuz var mı?

“Evde duvarlarda resimler asılı, koleksiyon denilecek bir seviyede değil ama var. Resimlerimin hiçbiri röprodüksiyon değil…”

Sporla aranız nasıl?

“Ben basketbol oynuyordum.”

Profesyonel mi?

“Hiçbir zaman profesyonel olmadım, ama bir ara ciddi seviyede oynuyordum. İkinci ligde oynuyordum. Darüşşafaka’dayken lisede genç takımda, A takımında, sonra sakatlandım bırakmak zorunda kaldım.”

Hâlâ spora devam ediyor musunuz?

“Oynuyorum, ama eskisi kadar zıplayıp atlayamıyorum. Daha çok yürümeyi seviyorum, arada sırada da basketbol…”

Faruk Şüyün – Dünya Gazetesi

Kategori RöportajYorum (0)

Sosyal Sorumluluk Projeleri Hem Topluma Yarıyor Hem de Şirketlere


Sosyal sorumluluk projeleri şirketlerin marka bilinirliğini artırmadaki en önemli kozlardan biri haline geldi. Kimi okul açıyor, kimi diş fırçası dağıtıyor, kimi tarihe saygı gösteriyor, kimi ise kansere savaş açıyor. Bundan hem toplum hem de şirket fayda sağlıyor.

Küresel rekabette daha büyük pazar payına ve marka bilinirliğine ulaşarak rakiplerinin bir adım önüne geçmek için büyük bir mücadele veren şirketlerin son dönemdeki gözdesi sosyal sorumluluk projeleri. Sosyal sorumluluk projeleri şirketlerin marka bilinirliğini artırmadaki en önemli silahlarından biri haline geldi. Kimi okul açıyor, kimi diş fırçası dağıtıyor, kimi tarihe sahip çıkıyor, kimi ise kansere savaş açıyor…

Şirketlerin birbiri ardına hayata geçirmeye başladığı sosyal sorumluluk projeler öyle bir boyuta ulaştı ki bu alanda yapılan harcamalar artık bilançolarda milyon dolarlık kalemler olarak yerini aldı.

Türkiye’de aralarında Zorlu Holding, Koç Grubu, Sabancı Grubu, Turkcell, Sanko Holding gibi büyük şirketlerin de aralarında bulunduğu birçok firmanın sosyal sorumluluk projeleri bulunuyor. Şu anda üzerinde çalışılan sosyal sorumluluk projelerinin sayısı ise 100′e yakın.

Türkiye’de sosyal sorumluluk projelerinin ulaştığı boyut resmi olarak bilinmese de tahminler 750 milyon ile 1 milyar dolar civarında olduğu yönünde.

Günah çıkarma mı?

Sosyal sorumluluk kavramı 1980 sonrası daha sık kullanılmaya başlansa da geçmişi 1950′lere kadar dayanıyor. Bir İngiliz düşüncesi olarak ortaya atılan kavram, daha sonra OECD’ye üye ülkeler tarafından geliştirildi. Bugün, başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere Avrupa Birliği (AB), Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlar tarafından yayımlanan bildirilerde (OECD Guidelines, EU Principles Brussels, UN Global Compact) sık sık öneminden bahsediliyor. Ancak firmaların gerçekleştirdiği sosyal sorumluluk projelerine yönelik “şirketler kepçeyle aldıklarını kaşıkla veriyor” ya da “günah çıkarıyorlar” eleştiriler de mevcut.

Yapılan bu eleştirilere katılanlardan biri de ünlü iktisatçı Milton Friedman. Friedman, 1970 yılında New York Times’da yazdığı bir makalesinde şirketlerin sosyal sorumluluk projelerini karlarını artırmak için yaptığına dikkat çekiyor. Friedman’a göre, sadece insanlar sorumluluk sahibi. “Kurumlar yapay bir insan olduğu için sorumlulukları da yapaydır. Şirketlerin de bütün olarak, böyle belirsiz bir konuda sorumluluk sahibi olduğu söylenemez” diyor.

Şirketlerin sosyal sorumluluk projeleri AB Komisyonu’nun da üzerinde durduğu güncel konulardan biri. Bu konuda Lizbon’da strateji çiziliyor ve ülkeler de mevzuatlarını buna uygun hale getiriyor. “The Green Paper” adı verilen bu çalışma kapsamında kurumlar mali performanslarının yanı sıra, çevre ve toplum için yaptıkları açısından da raporlanacak.

Markaya değer katıyor

Sosyal ve sorumluluk kelimeleri ilk okunduğunda toplumsal ya da topluma dair bir ifadeyi çağrıştırsa da bir o kadar markaya katma değer sağlıyor. Çevreden, eğitime, sağlıktan yoksulluk problemine kadar geniş bir alanda projeler, çok uluslu şirketlerde uzman danışmanlar eşliğinde seçiliyor, markaya neler kazandıracağı, satışları ne kadar artıracağı hesaplanarak hayata geçiriliyor.

Sosyal sorumluluk projeleri, Türkiye’de de özellikle son yıllarda büyükten küçüğe birçok firmanın literatürüne ve bütçe kalemlerine girmiş durumda. Bunlar çok geniş ölçekte uygulanan ve büyük miktarlar ayrılarak yapılan projelerden daha yerel ve bölgesel projelere kadar uzanıyor. Bu kadar geniş kapsamlı uygulanan projelerin giderleri ve reklam harcamaları da bir o kadar büyük. Öyle ki, bazı projelerin reklam ve tanıtım harcamaları projenin esas maliyetinin çok üstüne çıkabiliyor. Uzmanlara göre Dünya Bankası, OECD, IMF gibi kurumların sosyal sorumluluk çalışmalarına verdikleri önemin artması ve bunu hemen hemen her raporlarında dile getirmesi şirketlerin bu alana yapacakları yatırımları da artıracak.

Eğitim ve sağlık gözde

Türkiye’de de şirketler sosyal sorumluluk projelerinin şirketlerine ve markalarına katacağı değeri ölçmek için çeşitli araştırmalar yapıyor. ERA Research & Consultancy Kurucu Ortağı Elvan Oktar, yaklaşık 3 yıldır sosyal sorumluluk projeleri ve bu projelerin kamuoyu nezdinde algılanmasının ölçümlenmesi konusunda çeşitli araştırmalara ve çalışmalara imza atıyor. Oktar, şirketlerin en fazla “A firması çok az bütçeli bir sosyal sorumluluk projesi yapıyor, bizim firmamız onun 2 misli para harcıyor, nasıl oluyor da A firması sosyal sorumluluk alanında daha başarılı bulunuyor?” sorusu ile karşı karşıya kaldığını söylüyor.

Oktar, “Sosyal sorumluluk projelerinin kamuoyu nezdindeki etkisi birçok dış faktörle de bağlantılı. Burada etkin olan sadece projenin tasarımı ya da ayrılan bütçe değil. En önemli faktör ise doğru tanıtım” diyor.

Sosyal sorumluluk faaliyetlerinin toplumsal duyarlılıklarla da paralel olması gerektiğini belirten Oktar, şöyle “Kamuoyunu ilgilendiren ve eğitim, sağlık gibi ihtiyaç duyulan bir proje üzerinde çalışıldığı takdirde markaya getirisi daha fazla oluyor” diyor ve ekliyor, “Aksi takdirde çok yüksek bir geri dönüş beklemek doğru olmaz.”

Oktar’ın dikkat çektiği bir diğer nokta ise sosyal sorumlulukta sürdürülebilirlik… “Sürekli olmayan bir faaliyet ne kadar önemli olursa olsun zaman içinde unutulacaktır” diyen Oktar, sosyal sorumluluk faaliyetlerinin şirketlerin iş alanıyla bağdaştırılması gerektiğine de dikkat çekiyor.

Yaptığı araştırmada Türk halkının sosyal sorumluluk projelerine duyarlılığının her geçen gün arttığı sonucunun çıktığını söyleyen Oktar, şöyle devam ediyor:

“Halkın yüzde 75′i kurumların sosyal sorumluluklar konusunda tanıtım yapmaları gerektiği görüşünde. En başarılı bulunan sosyal sorumluluk projeleri ise genellikle eğitim ya da sağlık alanında. Bu da toplumsal sorunların başında bu iki konunun olmasından kaynaklanıyor. Toplum firmalardan en fazla eğitim ve sağlık konularında projeler bekliyor.”

Hüsranla sonuçlanan projeler

Topluma sağlayacağı faydanın yanı sıra hayat geçirilirken markaya neler kazandıracağı, satışları ne kadar artıracağı da hesaplanan sosyal sorumluluk projeleri, her zaman istenilen sonuçları vermiyor.

Almanya piyasasında hem ucuz markalarla mücadele etmeyi, hem de üçüncü dünya ülkelerinde yaşayanlara yardım etmeyi amaçlayan Kellogg’s'un hayata geçirdiği proje gibi… Uluslararası şirketlere sosyal sorumluluk danışmanlığı yapan Marjorie Thompson, bu noktada şekerleme üreticisi Cadburry’nin hayata geçirdiği sosyal sorumluluk projesine dikkat çekiyor. Thompson’a göre, Cadburry’nin çikolata tüketimini artırmak için okullardaki basketbol turnuvalarına sponsor olması başarısız örneklerden biri. ABD’deki tüketici dernekleri, çocukların yedikleri çikolatanın kalorisini yakmak için 4 saat boyunca basketbol oynamaları gerektiğini ortaya çıkarınca sonuç hüsran olmuş.

Uluslararası şirketlerin hayırseverliği

Phillip Moris: 2005 yılında 70 farklı ülkede toplam 28 milyon dolardan fazla yardımda bulundu.

2005 yılında 70 farklı ülkede toplam 28 milyon dolardan fazla yardımda bulundu.Coca Cola: Şirket, 2005 yılında toplumsal yatırım programları kapsamında 76 milyon dolarlık harcama yaptı.

Şirket, 2005 yılında toplumsal yatırım programları kapsamında 76 milyon dolarlık harcama yaptı.Microsoft: Geçtiğimiz yıl çeşitli ülkelerdeki sosyal sorumluluk projelerine 40 milyon dolar aktaran Microsoft, kar amacı gütmeyen 5 bin organizasyona 224 milyon dolar değerinde bilgisayar yardımında bulundu.

Geçtiğimiz yıl çeşitli ülkelerdeki sosyal sorumluluk projelerine 40 milyon dolar aktaran Microsoft, kar amacı gütmeyen 5 bin organizasyona 224 milyon dolar değerinde bilgisayar yardımında bulundu.Gilette: 5 milyon dolara Kanser evleri kurdu.

5 milyon dolara Kanser evleri kurdu.Türkler en çok eğitim projesi istiyor

Metro Grup’un desteği ile 2005 yılında Strateji GFK Araştırma Şirketi’nin yaptığı bir araştırmaya göre Türk halkı en çok eğitim alanında sosyal sorumluluk projeleri yapılmasını istiyor. 20 ilde 15 yaş ve üzeri bin 335 kişi ile görüşülerek yapılan araştırmada görüşme yapılan kişilerin yüzde 29,9′u şirketlerin eğitim ve öğretime yatırım yapmasını istiyor.

Sağlık ve sağlık hizmetlerine öncelik verilmesi gerektiğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 20,7. Görüşme yapılan kişilerden yüzde 11,9′u çevreye, yüzde 9,1′i hayır işlerine, yüzde 7,2′si çalışanlara, yüzde 4,7′si insan haklarına yönelik yatırım yapılması gerektiğini belirtiyor.

Araştırma, dünyada yükselen bir kavran olan “Kurumsal Sosyal Sorumluluk” çalışmalarının Türkiye’de nasıl uygulandığını ve halkın şirketleri hangi çalışmalarla özdeşleştirdiğini de ortaya koydu. Buna göre; Sabancı Holding, Koç Holding, Turkcell, Sanko Holding, Arçelik, Vestel, Ülker, Has Holding, Tofaş ve Doğan Yayıncılık eğitim ve öğretime verdikleri destekle anılıyorlar. Sağlık, çevre, spor, sanat, tüketici bilinci, çalışana destek, iş ahlakı, insan hakları” gibi “Kurumsal Sosyal Sorumluluk” konularının hepsinde başarılı görülen şirketler ise sırasıyla şöyle: Sabancı Holding, Koç Holding, Arçelik, Sanko Holding, Ülker, Turkcell, Vestel, Beko, Eczacıbaşı, Bosch, Doğan Holding.

Türkiye’de önde gelen sosyal sorumluluk projeleri

Turkcell

Kardelenler-Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları: Ailelerinin maddi yetersizliği nedeniyle öğrenimlerine devam edemeyen kız çocuklara eğitimde fırsat eşitliği sağlanıp genç kızların meslek sahibi ve ufku açık bireyler haline gelmeleri amaçlanıyor. Bu doğrultuda Türkiye genelinde 5 bin kız öğrenciye öğrenim bursu sağlandı.

Ailelerinin maddi yetersizliği nedeniyle öğrenimlerine devam edemeyen kız çocuklara eğitimde fırsat eşitliği sağlanıp genç kızların meslek sahibi ve ufku açık bireyler haline gelmeleri amaçlanıyor. Bu doğrultuda Türkiye genelinde 5 bin kız öğrenciye öğrenim bursu sağlandı.Doğan Holding

Aile İçi Şiddete Son

Kadınlar ve çocuklara karşı aile içindeki şiddet uygulamalarını sonlandırmayı amaçlıyor. Kampanyanın en önemli ayaklarından birini bir eğitim projesi oluşturuyor. Şehirleri semt semt dolaşan eğitim otobüsleri, binlerce kadın ve erkeğe eğitim veriyor. Büyük bir gönüllü topluluğu ise, kadınlara şiddete maruz kaldıklarında yapmaları gerekenleri, başvurabilecekleri yerleri anlatıyor.

Baba Beni Okula Gönder

Milliyet gazetesinin kız çocuklarının okula kazandırılması amacıyla başlattığı proje kapsamında şu anda öncelikli olarak 19 ilde çalışmalar yürütülüyor. Bu illerde kız yurtları yapılıp, kız çocuklarına eğitim bursları sağlanıyor. Kız çocuklarını okula göndermek istemeyen ailelerin ikna edilmesine çalışılıyor.

Koç Holding

-Ülkem İçin

Bu projesi ile, engelliler için çocuk parkı yapmak, okul tadilatına, laboratuvar kurulumun, bilgisayar bağışına ve kütüphane yapımı gibi bir çok sosyal sorumluluk projesi, Koç Topluluğu bayilerinin gönüllü katkılarıyla gerçekleştiriliyor. Topluluk şirketleri, çalışanları ve bayileri 81 ilde250′ye yakın sosyal sorunluluk projesi gerçekleştirdi.

ile, engelliler için çocuk parkı yapmak, okul tadilatına, laboratuvar kurulumun, bilgisayar bağışına ve kütüphane yapımı gibi bir çok sosyal sorumluluk projesi, Koç Topluluğu bayilerinin gönüllü katkılarıyla gerçekleştiriliyor. Topluluk şirketleri, çalışanları ve bayileri 81 ilde250′ye yakın sosyal sorunluluk projesi gerçekleştirdi.- Meslek Lisesi Memleket Meselesi

Bu kampanya ile başta devlet ve özel sektörün konuya ilgisini çekip mesleki eğitimin özendirilmesini amaçlıyor. Kampanya kapsamında çeşitli illerdeki meslek liselerinin alet, teçhizat ihtiyaçları karşılanıyor, öğrencilere Koç Holding bünyesindeki şirketlerde staj imkanı sağlanıyor.

Arçelik

Eğitimde Gönül Birliği

Türkiye genelindeki yatılı ilköğretim bölge okullarından 200 bin öğrenci ve 6 bin öğretmene ulaşılması amaçlanan proje ile öğrencilerin eğitim ve gelişim standartlarının yükseltilmesi amaçlanıyor. Projenin “Gönüllü Aile Birliği Platformu”, “Öğrenci Bireysel Gelişim Programı”, “Öğretmene Destek ve Eğitim Programı”, “Onlar da Çocuktu” ve “Arçelik Eğitim Bursu” gibi alt projeleri bulunuyor.

Aygaz

Dikkatli Çocuk Kampanyası

Okullar ziyaret edilerek ilköğretim çağındaki çocukların yangın, deprem, trafik, ilk yardım ve ev kazalarına karşı bilinçlendirilmesi amaçlanıyor.

Aygaz Ev Kazalarına Karşı Uyarıyor

Bu sosyal sorumluluk kampanyası, acil vakaların üçte birini oluşturan ev kazaları konusunda halkı bilinçlendirmeyi amaçlayan bir proje. Türkiye çapında düzenlediği seminerlerle ev kadınlarını ev kazaları ve LPG kullanımı konusunda bilgilendirildi. Kampanyanın daha geniş bir kitleye ulaştırılması için, web sitesi ve danışmanlık hattı kuruldu, isteyen herkese gönderilen Ev Kazaları Başucu Kitabı hazırlandı.

Sabancı Holding

Brisa- Farım da Açık Yolum da

Brisa’nın Bridgestone markası ile yürüttüğü bu kampanya, dünyanın en iyi sosyal sorumluluk projesi ödülünü aldı. Trafik kazalarının önüne geçilmesi amacıyla başlatılan sosyal sorumluluk projesi kapsamında, önce İstanbul’da daha sonra diğer illerdeki benzin istasyonlarına gelen sürücülere tek tek gündüz farının yararları anlatıldı. Otomobillerine diğer sürücülere örnek olması için “Farım da hep açık yolum da” yazılı sticker’lar yapıştırılarak bilinç oluşturulması amaçlandı.

Doğuş Holding

Doğuş Otomotiv- Trafik Hayattır

Kampanyasıyla toplumu trafik kurallarına karşı bilinçlendirmeyi hedefliyor. Doğuş Çocuk ve Doğuş Otomotiv, çocukların araç içi can güvenliğinin sağlanması ve ölüm-yaralanma oranlarının azaltılmasını hedefleyen “Arka Koltuk Benim” projesinin devamı olan kampanyada özellikle televizyon reklamlarıyla çocukların arka koltukta oturtulması, kırmızı ışıkta durulması gibi temel trafik kurallarına uymalarını sağlamayı amaçlıyor.

HSBC

HSBC Gönüllüleri Projesi

HSBC Gönüllüleri projesi ile, 3 yılda 30 bin çocuğa ulaşarak farklı ihtiyaçlarının karşılanmasını sağladı. Yoksul bölgelerdeki okullara bilgisayar, kitap, soba, mobilya yardımının yanı sıra, okulların boya, badana ve tadilat işlerini de üstleniyor. Ayrıca çocuk esirgeme kurumlarındaki kimsesiz çocuklara kıyafet, oyuncak yardımının yanı sıra çocukları tatile, tiyatroya veya yemeğe götürme gibi faaliyetlerle toplumla bütünleşmelerini sağlamayı amaçlıyor.

Opet

Temiz Tuvalet Kampanyası

Türkiye’de yapılan en uzun soluklu sosyal sorumluluk projelerinden. Proje kapsamında eğitim vermeye devam eden OPET Eğitim Ekibi, yurt genelinde 72 ili gezerek 1 milyon kilometre yol katetti. bin 700 saat eğitimle 300 binin üzerinde kişi doğru ve temiz tuvalet kullanımı konusunda bilgilendirildi.

P&G

Prima Bilinçli Anne Sağlıklı Bebek

Bebeklerin sağlıklı gelişmesi ve büyümesi konusundaki toplumsal bilinci yükseltmeyi hedefleyen proje ile yeni doğum yapmış annelerin bilinçlendirilmesi ve eğitimi, annelerin sağlık hizmetlerine talebinin artırılması, bebek ve çocuk ölümlerinin azaltılması, erken çocukluk döneminde gelişimin desteklenmesi ve yaşam kalitesinin artırılması amaçlanıyor. Bebeklerin doğdukları ilk anlarda hastanede yanlarında olunarak ailelere, bebeklerinin sağlıklı gelişimine yönelik temel bakım ve sağlık bilgileri proje ekibi tarafından yüzyüze verilerek, “Bilinçli Anne Sağlıklı Bebek” eğitim kitapları dağıtılıyor

Avon

Meme Kanserine karşı Bilinçlendirme Mücadelesi

Avon kampanyasının Türkiye ayağını oluşturan çalışmalar sonunda oluşturulan fonlarla devlet hastanelerine mamografi cihazları bağışlanıyor. Kadınlar hastalık ve mücadele yöntemleri konusunda bilinçlendiriliyor.

Kariyerinfo.com

Kategori KSSYorum (0)