Etiket arşivi | "Simge Sezer"

FİRMALAR YARIŞMALARI İŞE ALIM ARACI OLARAK DEĞERLENDİRİYOR


Gerek dünyada gerekse Türkiye’de gençlerin en yoğun ilgi gösterdiği yarışmalardan biri GMC (Global Management Challenge). Türkiye’de son 3 yıldır düzenlenen yarışmanın gelişim sürecini, vizyonunu ve genel olarak pazarlama yarışmalarını konuşmak üzere GMC Türkiye Genel Koordinatörü Simge Sezer’le bir araya geldik.

Önümüzdeki dönemde markaların nitelikli insan gücü elde etmek ve adayların yetkinliğini ölçmek için bu tarz yarışmaların daha yoğun şekilde kullanılacağını düşündüğünü belirten Simge Sezer, “Öğrencilerin birbirinden farklılaşmasını sağlayan yarışmalar, ileride eleyici bir kriter olarak karşımıza çıkacak” şeklinde konuşuyor.

Şirketler ve öğrenciler kanadından baktığımızda, GMC Türkiye’ye ilgi ne düzeyde?

GMC Türkiye’de ilk kez 2007 yılında organize edildi. Takım sayısı 102’ydi. Geçen yıl  412 takıma yükseldi. GMC 2010’da 512 takım yarışacak. Takım üyelerinin 3 ile 5 arasında değişen kişi sayılarını hesaba kattığımızda oldukça yüksek bir katılım olduğunu söyleyebiliriz.

GMC 2009’un ana sponsoru, BilgiMBA. Sponsoru Cadbury ve Areva. Assan Alüminyum, Bilim İlaç, Cargill, Finansbank, Schneider Electric, Yapı Kredi, Pirelli, Nike, Coca Cola İçecek, Digiturk ise katılımcı firmalar.

Yarışmanın işleyişinden ve katılımcın bu yarışmadan nasıl bir fayda sağladığından bahseder misiniz?

GMC, 31 ülkede aynı anda düzenleniyor. Her yıl farklı bir ülkede final gerçekleşiyor. Geçen yıl Rusya’da olan uluslarası final bu sene Çin’in Macau adasında yapılacak. İki yıldır Dünya 5.si olan Türkiye’den ümit ediyoruz ki daha iyi dereceler çıkacak. GMC katılımcıları, takım olarak yönetim kurulu düzeyinde sanal bir şirketi yönetiyorlar. Amaçları hisse senedi fiyatlarını en yüksek seviyeye taşımak. Bunun için üretimden, insan kaynaklarına, finanstan pazarlamaya kadar o şirketin tüm fonksiyonlarını aynı anda yönetmeleri gerekiyor. Bu süreçte öncelikle yönetecekleri şirketin bulunduğu pazar ortamını yani makro ekonomik yapıyı analiz ediyorlar. Ardından şirketin iç dinamiklerini çözmeleri bekleniyor.

Ayrıca rakiplere karşı 5 dönem boyunca şirketi nasıl konumlandıracakları ve hangi strateji ile yol alacaklarını da tayin etmeleri gerekiyor. Talep tahmini yapıyorlar ve aldıkları her kararın finansallarını nasıl etkilediğini deneyimliyorlar. Dolayısıyla, bütünü görebilme, analiz edebilme ve stratejik düşünebilme becerilerini geliştirip şirket içindeki farklı fonksiyonların birbiriyle ilişkilerini yaşayarak öğreniyorlar.

Tüm saydığım teknik gelişimin yanı sıra, takım olarak birlikte hareket edebilme, değişen şartlarda ve stres altında karar alabilme, takım arkadaşlarını ikna edebilme ve zamanı yönetme gibi davranışsal yetilerini geliştiriyorlar. Network kurduklarını ve bolca eğlendiklerini de atlamayalım.

 Peki öğrenciler iş fırsatı yakalayabiliyorlar mı yarışma sonrasında?

GMC’de gösterdiği performans sonucu terfi eden çalışanların haberlerini alıyoruz. Ayrıca farklı bir departmanda çalışma hayatına devam etmeyi seçen profesyoneller olduğu gibi, iş hayatına okuduğu bölümden farklı bir alanda başlayan üniversite öğrencileri de var.

GMC’de öğrenci takımlarına sponsor olan firmalar, yarışmayı işe alım araçlarından biri olarak değerlendiriyorlar. Yarışma süresince OpenDay etkinlikleri çerçevesinde öğrenciler sponsorlarıyla buluşuyor, iki taraf da birbirini tanıma fırsatı elde ediyor. Öğrenciler yarışma sonunda staj ve iş teklifi alıyorlar. Yıl boyunca ödev ve tez çalışmalarında yöneticilerden bilgi alabiliyorlar.

 İlerleyen yıllarda bu tarz yarışmalar şirketler açısından daha önemli olacak, şirketler bu yarışmaları işe alım konusunda bir kıstas olarak kullanacak gibi görünüyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Haklısınız, son yıllarda şirketler nitelikli adayları çekmek ve onları yakından tanımak için çeşitli aktiviteler ve yarışmalar düzenliyorlar. Öğrencilerin birbirinden farklılaşmasını sağlayan yarışmalar ilerde eleyici bir kriter olarak daha çok karşımıza çıkacaktır.

GMC Katılımcılarından Finansbank  adına İnsan Kaynakları Planlama ve Strateji Yönetimi Yetkilisi Gamze Yeşilbayrak ‘ın şu sözleri bu durumu doğruluyor. “Klasik işe alım süreçlerinde adaylarla en fazla 2 kez mülakat ortamında bir araya geliyoruz. Bu yarışmalarda ise, ulusal finale kadar hem düzenlediğimiz OpenDay’lerde birebir iletişim kurabiliyoruz ve bu şekilde daha uzun dönemli ilişkileri garantiliyoruz. Bu hem kurum için hem de adayın kurumu tanıması için çok iyi bir dönem bir fırsat.

Yarışma ortamında verdikleri kararlar sayesinde potansiyel adaylarımızın yetkinliklerini ölçme fırsatı buluyoruz. Ayrıca adayı yakından tanıyıp doğru seçime yönlendirebiliyoruz. Kısacası doğru yerleştirme anlamında büyük bir avantaj olduğunu düşünüyorum.”

 Kaynak: Mediacat – Youth Aralık 2010.

 

Kategori GMC, RöportajYorum (0)

“GMC Türkiye 2010 Bilgilendirme Toplantıları Ankara’dan sonra İstanbul’da ve İnternette!”


GMC coşkusu  ODTÜ ve Hacettepe Üniversitesi’nden sonra Yıldız Teknik Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nde devam ediyor.Global Management Challenge bilgilendirme toplantıları İstanbul’da 11 Kasım Perşembe günü İTÜ ve Yıldız Teknik Üniversitesinde gerçekleşecek. Bu etkinliklerde Yıldız Yönetim ve Finans Kulübü ile İTÜ İşletme Mühendisliği Kulüpleri bizi destekliyor.

YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ Yıldız Kampüsünde saat 11.00’de A301 salonunda,
İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ Maçka Kampüsünde saat 16.00’da G101 amfisindeyiz.

GMC Türkiye Koordinatörü Simge Sezer’in gerçekleştireceği sunumumuza ayrıca GMC Üniversite Koordinatörümüz Deniz Çelebi ve Businews İçerik Yöneticisi Funda Tabak  da katılacak. Sunumumuzu kaçıranlar ve gelemeyenler için bu yıl ilk kez GMC Türkiye canlı yayında olacak. Yıldız Teknik’te 11.00-12.00 saatleri arasındaki sunumumuzu aşağıdaki linklerden canlı olarak izleyebileceksiniz:
Pozitiftv              

GMC Türkiye    

Businews           

Enginews           

GMC Türkiye Facebook sayfası  

Businews Facebook sayfası       

GMC Türkiye Ekibi

Kategori GMCYorum (0)

‘Finansbank 3. Kez üniversite öğrencileri için GMC’de… ‘


” 2 yıldır öğrenci takımlarıyla Global Management Challenge (GMC)’da yarışan Finansbank, bu yıl da yarışma heyecanını yaşamak ve gençleri iş yaşamına hazırlamak için yeniden GMC’de.”

Openday etkinlikleriyle adlarına yarışan takımlar Finansbank Genel Müdürlük binasında bir araya geliyor ve yıl sonunda başarılı yarışmacılar Finansbank’tan iş teklifi alıyorlar. Finansbank İnsan Kaynakları Planlama ve Strateji Yönetimi Yetkilisi Gamze Yeşilbayrak  ile daha önce Finansbank’ın işe alım ve staj politikalarından bahsetmiştik.

Şimdi de Finansbank’ın çalışanlarını Global Management Challenge (GMC)’da yarışmış öğrencilerden seçme sebeplerinden bahsedeceğiz.

Finansbank’ın GMC’de yarışan öğrenci takımlarına sponsor olmasındaki temel amaç nedir?

Finansbank, gençliğe özellikle üniversite gençliğine inanan ve destekleyen bir kurum. Bulabildiğimiz her ortam ve platformda hem gelişimi hem işbirliğini sağlayacak adımlar atmayı amaçlıyoruz. Gençlerimizi iş yaşamına hazırlamak bizce bu adımların en önemlilerinden biri…  Bunu da bilgilendirme toplantıları, kariyer günleri, staj olanakları ile yapmaya çalışıyoruz. Amacımız sadece Finansbankı değil, iş yaşamını tanıtabilmek. Gençleri, doğru seçime yönlendirebilmek…

GMC, sanal ortamda ve gerçek verilerle hem yönetim hem strateji boyutu taşıyan bir oyun. Dolayısıyla gençlerin alışık oldukları bir dünya… Bu dünyada sanal gerçeklik de olsa edindikleri deneyim iş yaşamlarına oldukça önemli bir katkı sağlayacak. Biz de buna olan inancımızla GMC’yi aktivitelerimize ekledik.

Sizce GMC de başarılı olmuş bir kişi, işveren açısından hangi önemli niteliklere sahip olmasıyla ön plana çıkar?

GMC yarışma sürecinde 2 kez open day düzenliyor ve takımların talep etmesi halinde onlarla biraraya gelebiliyoruz. Bunun dışında takımlar mentorları ile her an iletişim kurabiliyorlar. Bu olanakların sağlandığı bir ortamda sorgulayıcı, analitik düşünebilen, sürekli iletişim halinde olan adayların ön plana çıktığını belirtebiliriz.

Finansbank’ın çalışanlarını GMC katılımcıları arasından seçmesindeki sebepler nelerdir?

Yarışma sürecinde bankamız yöneticileriyle gençlere mentorluk ederek, yanlarında olmayı hedefledik ve karar verme süreçlerinde onlara yol göstermeye çalıştık. Böylece hem öğrencileri tanıma fırsatı, hem de onlara iş dünyasını, bankacılığı ve Finansbank’ı tanıtma şansı bulduk. Bu süreçte yetkinliklerini analiz edebildiğimiz, yakından tanıdığımız ve bankamızı tercih eden  gençleri kurumumuza katmayı bir başarı olarak gördük,  görmeye de devam ediyoruz. İki yıldır GMC yarışmacıları arasından hem çalışan hem de stajyer alımı gerçekleştirdik.

GMC, Open Day gibi organizasyonlarla, yarışmacılarla işverenleri buluşturuyor. Sizce, GMC,  klasik işe alım yöntemlerinizden hangi açılardan ayrılmaktadır?

İşe alım süreçlerinde adaylar sınav ve sonrasında çeşitli mülakatlara dahil oluyorlar. Bu süreçte adayla en fazla 2 kez mülakat ortamında biraraya gelebiliyoruz. Ancak bu yarışmada, ulusal finale kadar hem düzenlediğimiz open daylar hem kurduğumuz birebir iletişimle uzun dönemli bir ilişki kuruyoruz. Bu hem kurum için hem de adayın kurumu tanıması için çok iyi bir dönem. Böylece potansiyel adaylarımızın yarışma ortamında verdiği kararlarla yetkinliklerini ölçme fırsatı buluyoruz. Ayrıca kurulan iletişimle adayı yakından tanıyıp doğru seçime yönlendirme fırsatı buluyoruz. Bu sayede doğru bir yerleştirme yaptığımızı düşünüyoruz.

2 yıldır olduğu gibi, bundan sonra da çalışanlarınızı GMC’ de başarılı olmuş öğrenciler arasından seçmeye devam edecek misiniz?

Bu konudaki stratejimiz yine aynı yönde devam edecek. Bu nedenle takım seçimlerimizde bölüm sınırlaması getirmeksizin özellikle bankacılık sektörünü tanımak isteyen ya da bankacılık sektöründe çalışmak istediğini direkt belirten takımlara öncelik veriyoruz.

Üniversite öğrencilerine kariyer planı yaparken nelere öncelik vermelerini önerirsiniz?

Günümüz dünyasında artık kurumlar gençleri değil, gençler kurumları seçmekte… Bu nedenle öğrenciler için mezun olduktan sonra, çalışacakları sektörü belirlemeleri önemli bir nokta… İş yaşamı içerisinde nerede olmak istediklerini bilmeleri, çalışmak istedikleri sektörü belirlemeleriyle birlikte başlayacak.

Ancak gençler seçimlerini yapmadan ve çalışacakları sektörü seçmeden önce mutlaka kendilerini tanımalı. Bunu ise günümüzde kolaylıkla ulaşılabilecekleri kişilik envanterleri uygulamalarıyla yapabilirler. Böylelikle iş yaşamına geçiş aşamasında daha sağlam ve kendini bilen adımlar atabilir, doğru kararı verebilirler.

Kişi kendisini tanıdıktan sonra da sektör seçimini daha kolay yapabilecektir. Bir sonraki aşama ise seçmiş olduğu sektör içerisinde hangi kurumda çalışmak istediğini belirlemeleridir. Bunu yapmanın en kolay yolu ise staj yapmak… Staj yapılan sürede firmalar gençlere büyük sorumluluklar yüklemese de, en azından kurum kültürü, kurumun iş yapış şekli, insan ilişkileri analiz edilebilir. İş yaşamına adaptasyon sürecini önemli ölçüde hızlandıran staj uygulaması gençlerin önem vermesi gereken bir diğer noktadır.

Sonuç olarak gençlerin iş yaşamı içerisinde doğru zamanda doğru yerde olabilmelerini sağlayacak en önemli faktör kendilerini tanımaları ve kendilerine uygun olan sektörü, kurumu seçmeleridir. Bunun için de her türlü kaynağı kendilerine fayda getirecek şekilde kullanmaları fark yaratacaktır.

Kategori GMCYorum (0)

“Sektörün neresinde bulunmak istediklerine karar vermeliler”


Sanem Aytekin, Yapı Kredi Bankacılık Akademisi’nde Liderlik ve Yetenek Gelişimi Yöneticisi. Kendisiyle İtalya’daki yeni görevi ve bankacılık sektörü ile ilgili bir söyleşi yaptık.

Sanem Hanım, bize Ankara’da başlayan İstanbul’a uzanan eğitiminiz ve kariyerinizden bahseder misiniz?

1980 yılında Ankara’da doğdum. Ankara Yükseliş Kolejinde ilk, orta ve lise eğitimimi tamamladıktan sonra Bilkent Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okudum. Mezun olduktan sonra İstanbul’a taşınıp İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde MBA programıma ve eş zamanlı olarak çalışma hayatıma da 15 Nisan 2003’de Yapı Kredi Bankası’nda Stajyer Eğitim Uzmanı olarak başladım. Daha sonrasında yine Yapı Kredi’de sırasıyla Eğitim Uzmanlığı, Eğitim Danışmanlığı görevlerinde bulundum. 2008 yılında Eğitim ve Gelişim bölümünden ayrılıp İnsan Kaynakları Yönetiminde çeşitli fonksiyonlarda görevime devam ettim. Son olarak Yapı Kredi Bankacilik Akademisi’nde Liderlik ve Yetenek Gelişimi Yöneticisi olarak görev yapmaktayım.

Sizin yakın zamanda İtalya’ya gideceğinizi biliyoruz. Bize bu süreci anlatır mısınız? Kariyerinizde yurtdışı planınız var mıydı?

2006 yılında Yapı Kredi, Koçbank ve UniCredit ile birleşince tüm çalışanlar için farklı bir dönem başlamış oldu. Birleşme sonrasında UniCredit Group tarafından başlatılan bir program olduğu duyuruldu. UniCredit Group bünyesinde çalışan yetenekli çalışanlarını keşfetmek için kişilerin kendi kendine başvurabileceği ve çeşitli değerlendirme aşamalarından sonra başarılı olursa katılabilecekleri UniQuest isimli bir program başlatıyordu. Bu program kişilerin kendi alanından tamamen farklı bir alanda UniCredit bünyesinde farklı ülkelerden gelen kişilerle bir proje ekibi oluşturup bir proje geliştirmesi ve bu süreç sırasında kendisini fark etmesini ve geliştirmesini amaçlıyor. Bu programa başvurup kabul edildikten sonra benim hem kariyerime hem de kendi gelişimime bakışım oldukça değişti.

Örneğin, benim dahil olduğum projenin amacı UniCredit Group bünyesindeki Avusturya’daki bir banka icin müşteri memnuniyeti ve şikayet yönetimi araçlarını geliştirmekti. Hem çok zorlu bir süreçti hem de oldukça eğitici ve öğreticiydi. Çünkü bir yandan Türkiye’deki işimle ilgili tüm sorumluluklar devam ederken bir yandan hiç bilmediğim bir ülke ve banka için yine hiç tanımadığım hatta aynı dili bile konuşmadığım insanlarla çalışmaktaydım. Bu süreçte geliştirdiğimiz proje ile ilgili tabi ki pek çok şey öğrendik ama bunun yanı sıra farklı ülkelerden gelen insanlarla ortak bir dil oluşturmayı, aynı yerde yaşamasanız bile beraber proje geliştirmeyi, farklılıkları avantaja çevirmeyi, zaman yönetimini, kendini yönetmeyi ve kendinin farkında olmayı öğrendik. Siz de bilirsiniz şirketler bu gibi pek çok konuda eğitimler veriyor ama yaşayarak öğrendiğiniz zaman etkisi gerçekten çok farklı oluyor ve kalıcı oluyor.

Bu süreçte öğrendiğim birçok seyden sonra yurtdışında çalışmak ve yaşamak o kadar korkutucu gelmedi. Zaten UniQuest programı katılımcılarının UniCredit Group bünyesinde bir çeşit görünülürlüğü oluyor. Grubun yetenek hattında yer alıyor olmak, size bazı fırsatların açılmasını sağlıyor. Dediğim gibi daha önce yurtdışına gidip çalışmak istemezken- biliyorsunuz hepimiz için konfor alanımızın dışına çıkmak oldukça zordur- UniQuest programı süresince yaşadığım deneyimlerden sonra bunu yapabileceğime karar verdim. Ama tabi ki karşıma çıkan her fırsata sırf yurtdışına çıkmak amacı ile yaklaşmadım. Çünkü yurtdışında yaşamak çok heyecanlandırıcı gelse de çok zorlu bir süreç. Türkiye’deki tüm kariyerinize hatta hayatınıza bir süre ara verip hiç bilmediğiniz bir ortama gidiyorsunuz, bir anlamda pek çok şeye baştan başlıyorsunuz. Bu nedenle sonunda varmak istediğim yer ve kariyer hedeflerimi göz önüne alarak karşıma çıkan fırsatları değerlendirdim. Karşıma çıkan başka birkaç fırsattan sonra UniCredit Group’un Milano’daki merkezinde Liderlik Yönetimi ve Gelişimi takımından aldığım teklif ve yaptığım mülakat sonrasında bu işin kariyerim ve kişisel gelişimim açısından oldukça önemli bir etkisi olacağına karar verip kabul ettim.

Bilkent Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler bölümü mezunusunuz? Üniversite hayatınızda da birçok projede etkin olarak görev almışsınız. Kısaca paylaşır mısınız?

Üniversite hayatım sırasında tabi ki ben de her öğrenci gibi akademisyenlerimiz tarafından verilen proje ödevlerinde yer aldım.  O dönem geliştirdiğimiz projelerin birçoğu aldığımız derslerle ilgiliydi. Bu ödev projelerimiz dışında MUN (Model of United Nations) ve Euroforum (Model of European Union Conference) gibi Avrupa ve dünya çapında tüm organizasyonu öğrenciler tarafından yürütülen ve birçok farklı ülkeden öğrencinin katıldığı projelerde yer aldım. MUN- Birleşmiş Milletler’in, Euroforum da Avrupa Birligi Konferansının birer simülasyonu tıpkı GMC (Global Management Challenge) gibi. Bu organizasyonlara gelen öğrenciler birer role atanıyor ve bu rolün tüm gerekliliklerini yerine getirerek bu organizasyonların gerçek gündemlerindeki konuları tartışıyor. Sonrasında çıkan karar metinleri ilgili organizasyonlara iletiliyor ve onların dikkatine sunuluyor. Örneğin ben katıldığım Euroforum simulasyonlarının birinde Yunanistan Başbakanı rolüne atanmış ve buna göre davranmak durumunda kalmıştım. Euroforum organizasyonuna yapılmaya başlandığı ilk yıldan itibaren üniversiteden mezun olana kadar dahil oldum. MUN için ise üniversite içinde bir ekip oluştururarak diğer öğrencileri bilgilendirmeyi hedeflemiştik.

Bunun dışında tabi ki başka sosyal faaliyetlerde de yer aldım: Örneğin Bilkent Üniversitesi’nde her sene yapılan Öğrenci Başkanlığı seçimleri hepimizin bildiği anlamda bir seçim sürecidir. Partiler vardır, adaylar vardır, konuşmalar yapılır. Bu süreçlerde de aktif olarak yer aldım.

Üniversite süresince sosyal veya okuduğunuz bölüm ile ilgili projelere dahil olmak kişiye farklı bölümlerde okuyan arkadaşlarla tanışma imkanı sağlıyor. Böylece herkes birbirinden çok farklı şeyler öğrenebiliyor. Tabi ki öğrenci iken hiç birimiz konuya bu şekilde yaklaşmıyoruz. Önemli olan derslerden başarı ile geçmek ve kalan tüm zamanı eğlenerek geçirmek oluyor. Ama sonuçta yaparken eğlenebileceğimiz ve aynı zamanda pek çok farklı yetkinliği geliştirebileceğimiz proje ve organizasyonları üniversitelerimiz de bulmak artık mümkün.

Sizi mezuniyetten sonra bankaya ve insan kaynakları alanına çeken sebepler nelerdi?

Açıkcası ben hep bir bankada çalışmak istedim. Bankacılık ve Finans sektörü bir şekilde vaad ettiği güvenceler ve hayatımızın en önemli yerinde olması nedeni ile hep çok çekici geldi. Ama aynı zamanda sayılar ve tablolar hep çok karmaşık ve sıkıcı geliyordu. Bu nedenle Bankacılık ve Finans sektörünün hızla değişen, yenilikçi yapısını ve İnsan Kaynaklarının insanlarla iç içe olan, yine yeniliklere açık ve tabi ki diğer fonksiyonlara göre sayılardan biraz daha uzak olan yapısını düşününce kariyerim bir banka da eğitim bölümünde başlamış oldu.

Türkiye’nin En Gözde Şirketleri araştırmamıza katılan 13bin 852 kişinin en çok çalışmak istediği sektör bankacılık ve finans sektörü çıktı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence bu çok beklenmedik bir durum değil. Özellikle Türkiye’de finans kuruluşlarının büyüklüğü ve gücü ortada; burada sadece bankaları düşünmemek lazım başka birçok finans kuruluşu da var ( örn. sigorta şirketleri, aracı kurumlar) hatta bu kuruluşların denetimini yapan ve yine finans dünyasının içinde olan denetçi şirketler. Bu kurumların birçoğu çok köklü kurumlar ve kuruldukları günden bugüne yaşanan birçok olumsuz ekonomik gelişmeye rağmen ayakta kalmayı başarmış. Bu açıdan bakınca bu kurumlar tabi ki iş hayatına yeni başlayacak herkes için bir güven uyandırıyor ve özellikle kurumsal şirketler olmalarından dolayı çalışanlarına sundukları pek çok avantaj var, bu avantajlar da oldukça çekici olabiliyor.

Ayrıca bankacılık ve finans sektörü çok hızla değişen ve gelişen bir dünya. Kişi güncel gelişmeleri mutlaka yakından takip ediyor olmalı. Bu da kişiye güncel kalma şansı sağlıyor. Bankacılık ve finans sektöründe benim gibi insan kaynaklarında çalışsanız bile sektörde olup biten gelişmelerden haberdar olmanız gerekiyor ki bankanızın stratejilerini anlayıp yapmakta olduğunuz işe ona göre yön verebilesiniz.  Kısaca dünya da olup biten herşeye en yakında duran ve bunlara kayıtsız kalamayan, yeniliklere ve değişime açık bir sektörde çalışmak gerçekten heyecan verici.

Özellikle Yapı Kredi Bankası ve bankacılığa ilgi duyan üniversite öğrencilere neler tavsiye edersiniz?

Bankacılık sektörüne ilgi duyan tüm öğrencilere verebileceğim en büyük tavsiye bu sektörün neresinde bulunmak istediklerine öncelikle karar vermeleri gerektiği olacaktır. Çünkü hepimizin bildiği gibi bankacılık sektörü demek hizmet sektörü demek. Bu hizmet sadece banka müşterileri olarak algılanmamalı, burda hem iç hem de dış müşteriye hizmet var. Bankacılık sektöründe iki önemli takım var: şubeler ve genel müdürlük. Şubeler tüm bankaların dış müşterilere açılan yüzü olurken genel müdürlük genellikle iç müşteri dediğimiz şubelere ve çalışanlarına hizmet vermekte. Bu nedenle bu sektör içinde hangi takımda olmak istediklerini önceden bankalarda yapacakları stajlarla ya da en azından bu sektördeki çalışanlarla konuşarak belirlemelerini tavsiye ederim. Her iki takımda olmanın kendine göre avantajları ve dezavantajları var.

Ayrıca bankacılık sektörü her iş kolunu kapsamakta: sadece satış değil pazarlama, finansal analiz ve raporlama, ürün geliştirme, kalite yönetimi, kurumsal iletişim ve insan kaynakları gibi pek çok fonksiyonu da içinde barındırıyor. Bu nedenle nerde olmak istediğine karar veren öğrenci bankacılık sektörü içerisinde kendine mutlaka bir yer bulacaktır.

Ama özellikle şubelerde çalışmak isteyen tüm öğrencilere artık bir zorunluluk haline gelen SPK lisanslarını önceden almalarını tavsiye ederim. Bu onları yaşayacakları süreçte bir adım önde olmalarını sağlayacaktır.

Teşekkür ederiz.

Simge Sezer / Businews

Kategori RöportajYorum (0)

Genç İnsan Kaynakları Uzmanları Bir Arada “GençİK”


Birçok şirketin İnsan Kaynakları departmanında görev alan İK Uzmanlarının oluşturdukları GençİK platformu üyeleri, oluşumlarını Businews’a anlattı.

GençİK platformunu oluşturma fikri nasıl ortaya çıktı?

Grubumuz 2007’den bu yana faaliyet göstermekte olan, farklı sektörlerden genç insan kaynakları profesyonellerinin oluşturduğu bir platformdur.  Her ay aramızdan farklı birinin evsahipliğini yaptığı toplantılarda benchmark çalışmaları yapıyor; projelerimizi paylaşıyoruz.

Yola çıkış amacımız, çalıştığımız firmalardaki insan kaynakları uygulamalarını kıyaslamak, farklı sektörlerdeki yenilikleri görmek ve belli başlı güncel mesleki kavramları tartışmaktı. Ancak 2009 başından bu yana, biz de değişimin gerekliliğini fark ettik ve proaktif bir platform olma yolunda ilk adımlarımızı attık.

Hedef kitlenizdeki kişiler kimler?

Bizler yapmış olduğumuz beyin fırtınaları sonucunda faliyetlerimizin kapsamını ve yönünü belirleyecek altı farklı iletişim ve etki grubu ortaya koyduk. Bu doğrultuda hedeflediğimiz kitleyi; üyelerimiz ve aktif çalışanlarımız, İK çevresinde söz sahibi olan dernekler ve medya kuruluşları, ulaşamadığımız ancak potansiyeli olan üyelerimiz, eğitim ve danışmanlık firmaları gibi tedarikçilerimiz, örnek aldığımız diğer kurumlar ve profesyonel yöneticiler olarak geniş bir çerçevede tanıtabiliriz.

Yakın dönemdeki ilk hedefimiz hem profesyonellere hem de henüz iş hayatlarına yön vermemiş üniversite öğrencilerine sesimizi duyurabilmek. Böylelikle İnsan Kaynakları Yönetimi kavramının bilinirliğini arttırıp, önemini vurgulamış olacağız.

Değişim ve gelişim için ne tür hazırlıklar yapıyorsunuz?

Yaklaşık 20 kişilik bir ekip olarak çalışıyoruz ancak bu yıl içinde bizimle birlikte çalışmak ve gelişmek isteyen yeni arkadaşlarımızla birlikte büyümeyi hedefliyoruz.

Şu an için oluşturmuş olduğumuz bir takım çalışma gruplarımız var. 2009 yılından bu yana birçok eğitim firmasıyla görüşme fırsatımız oldu. Birçoğundan gelişimimiz için destek aldık ve almaya devam ediyoruz. Bizlere bugüne kadar Origo İnsan Kaynakları, United, Dale Carnegie, Realta, Dinamo Eğitim gibi alanında uzman firmalar destek oldu. Aramızdan dört kişi Realta’nın düzenlediği GMC simülasyon çalışmasına katıldılar. Geçen yıl iki arkadaşımız Koç Üniversitesi’nde çalıştıkları firmalardaki İnsan Kaynakları uygulamalarını aktaran bir sunum yaptılar.  Böylelikle hedeflediğimiz üniversite öğrencilerine doğru bir adım atmış olduk. Web sitesi tasarımı, üyelik sistemi, benchmark için mail grubu çalışmalarımız devam etmektedir. En son Nisan başında 1980 sonrası doğan ve şu an iş hayatında hızla ilerleyen bizler, yani “Y kuşağı” hakkında, konunun uzmanı Evrim Kuran’dan bir eğitim aldık. Kendimizi bir başkasından dinlemek hepimizde gerçekten bir farkındalık yarattı ve daha genç arkadaşlara yönelik gerçekleştirmek istediğimiz projeler için bizi daha çok teşvik etti, birşeyleri değiştirebileceğimize dair inancımız arttı. Önümüzde daha birçok proje var, hepsi için ayrı bir heyecan duyuyoruz.

“Y kuşağı” olarak adlandırılan ve sizlerin de içinde yer aldığı yeni çalışan nesil hakkında neler düşünüyorsunuz?

Bizler biraz daha esnek ve serbest çalışmayı seviyoruz. Geleneksel organizasyon yapısının dışında biraz daha inisiyatif alabilen, karar yapısının daha çabuk ilerlediği, hızlı ve yaratıcı yapıların içinde yer almayı istiyoruz. Araştırmalar incelendiğinde “Y Kuşağı” çok daha  sorgulayıcı, kariyer yolunu çok daha net görmek istiyor, kendisine de söz hakkı verilsin istiyor. Bu istekler kurum içinde gerçekleşmeyince ortaya mutsuz çalışanlar çıkmış oluyor. Bu durumda hem “Y Kuşağı” olup hem de İnsan Kaynakları fonksiyonunda yer almak çok daha zorlaşıyor. Çünkü hem kendi motivasyonunuzu yüksek tutmak zorundasınız hem de sizinle aynı kuşaktan olan, diğer fonksiyonlarda yer alan takım arkadaşlarınızın motivasyonlarını yüksek tutacak yöntemler geliştirmek zorundasınız.

Sizce organizasyonlarda “Y Kuşağı”na yönelik nasıl çalışmalar yapılmalı?

Y kuşağını organizasyonda tutabilmek ve ondan maksimum faydayı sağlayabilmek için beklentileri çok iyi analiz etmek gerekir. Öncelikle otorite kavramı yerine daha katılımcı yönetim biçimleri geliştirmek, kuralcı olmak yerine yenilikçi olmayı benimsemek bizlerin daha motive çalışmasını sağlar. Aslında “Y Kuşağı” olarak ne istediğimizi bildiğimiz için bu konuda fikir üretmemiz, yöneticilerimize göre daha kolay olacaktır. Örneğin proje bazlı/süreli çalışma koşulları yaratmak, motivasyonu arttırıcı eğitimler düzenlemek, kişisel gelişime destek olmak, kariyer yollarını çizip somut olarak önlerine koymak, arkadaş gibi yaklaşıp, bireysel hedeflerini şirket hedefleri ile uyuşmasını sağlayarak “kazan-kazan” ilişkisi yaratmak, özetle girişimciliği ön planda tutmak genç kuşağın sadakatini oluşturmayı ve maksimum verimi elde etmeyi  sağlayacaktır.

“Y Kuşağı” çalışanlar, bizden bir önceki kuşak olan “X Kuşağı” yöneticilerimiz tarafından çoğu zaman hayalperest olarak algılanabiliyor. Biz aslında sadece birşeyleri değiştirebilmemiz için fırsat verilsin istiyoruz.  GençİK oluşumu da bu anlamda “Y Kuşağı”nın buluşma platformu olarak düşünülebilir. Belki hali hazırda İnsan Kaynakları alanında faaliyet gösteren derneklerin çatısı altında kendimize yer bulabilirsek, bu isteğimizi çok daha kolay gerçekleştirebiliriz. Günümüzde İnsan Kaynakları organizasyonlar içinde destek fonksiyon olma durumundan sıyrılıp, çok daha stratejik bir fonksiyon olma yolunda giderken, bizler de bu sistemin birer parçası olarak taze fikirlerimizle bu süreci hızlandırmayı hedefliyoruz.

Y kuşağı İK’cıların karşılaşabilecekleri zorluklar neler olabilir?

Y kuşağını tanımlarken, eskiye oranla daha hareketli, düşündüğünü direkt olarak söyleyen, farklılıklara ihtiyaç duyan, operasyonu uygulamaktan ziyade akışı yönetmek isteyen bir nesilden bahsediliyor. Hal böyle olunca, Özellikle “olgunluk” kavramının ön planda olduğu İK’da kariyer, Y nesli için zorlayıcı bir hal alıyor. Özellikle nesil çatışmaları, kuralları nispeten bir pazarlama departmanına göre daha belli ve yer yer durağan olabilen bu departmanda daha sık görülüyor. Bizler de, hem içimizdeki yenilikçi ve akıntıya karşı durabilen gücü koruyup hem de ülkemizde İK’ya bakış açısını değiştirmeye çalışıyoruz. Bunun için kendimizi geliştirerek güçlü yönlerimizi daha görünür kılıyor, yaptığımız şeylerin sonuçlarını ispat ederek departmanın ve dolayısıyla bizlerin daha da değer kazanmasını hedefliyoruz.

Tüm bunların yanında, kendi neslimizdeki diğer kişilerin de hem mutlu olabilecekleri hem de değer yaratabilecekleri bir ortam sağlamakla yükümlüyüz (bunu başarmak eskisinden kat kat daha zor) , bu bizim varolma nedenimiz. Bu yüzden, her zamankinden daha çok araştırma ve uygulamaya, birbirimizden öğrenmeye ve Y neslinin özellikle önem verdiği “topluma fayda” çalışmalarına odaklanmamız gerekiyor.

GençİK’nın sosyal sorumluluk olarak hedefledikleri çalışmalar nelerdir?

Bizler “Y Kuşağı” olarak, “Y Kuşağı”na yönelik projeler gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Üniversitelerin kariyer günlerine katılarak İnsan Kaynakları fonsiyonun önemini ve iş alanlarını genç arkadaşlarımızla paylaşmak istiyoruz. Mülakat teknikleri, cv oluşturma gibi konularda kendilerine destek olarak; son sınıf ve lisansüstü öğrencilerine yönelik işe yerleştirme, okurken çalışmak isteyen öğrencilere yönelik stajyer havuzu oluşturma projelerini hızla hayata geçirmeye başlayacağız.

Yeni mezun, bir çok başarılı ve istekli arkadaşımızın hızla bizlere yetiştiği inancındayız. Grubumuza gönüllü olarak katılacak, takımımız içinde yer alacak yeni arkadaşlarımıza her zaman açığız. Eğer aramıza katılmak isteyenler olursa Facebook’ta yer alan GençİK grubumuza mesaj atarak bize ulaşabilirler.

Ayaktakiler Soldan Sağa: Selin Derya (Ezcacıbaşı), İrem Gökçel (FritoLay), Nesligül Şakrak (Tofaş), Tuba Gündoğdu (MSD İlaçları), Güldane Yılmaz (DHL), Furkan Aşkın(Avea)

Oturanlar Soldan Sağa: Özgecan Okan (MSD İlaçları), Serap Bostan (Boehringer-Ingelheim), Fatih Ayhan (Anadolu Grubu), Simge Sezer (Realta)

Kategori Haberler, RöportajYorum (2)