Etiket arşivi | "Türkiye’nin en gözde şirketleri"

“Sektörün neresinde bulunmak istediklerine karar vermeliler”


Sanem Aytekin, Yapı Kredi Bankacılık Akademisi’nde Liderlik ve Yetenek Gelişimi Yöneticisi. Kendisiyle İtalya’daki yeni görevi ve bankacılık sektörü ile ilgili bir söyleşi yaptık.

Sanem Hanım, bize Ankara’da başlayan İstanbul’a uzanan eğitiminiz ve kariyerinizden bahseder misiniz?

1980 yılında Ankara’da doğdum. Ankara Yükseliş Kolejinde ilk, orta ve lise eğitimimi tamamladıktan sonra Bilkent Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okudum. Mezun olduktan sonra İstanbul’a taşınıp İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde MBA programıma ve eş zamanlı olarak çalışma hayatıma da 15 Nisan 2003’de Yapı Kredi Bankası’nda Stajyer Eğitim Uzmanı olarak başladım. Daha sonrasında yine Yapı Kredi’de sırasıyla Eğitim Uzmanlığı, Eğitim Danışmanlığı görevlerinde bulundum. 2008 yılında Eğitim ve Gelişim bölümünden ayrılıp İnsan Kaynakları Yönetiminde çeşitli fonksiyonlarda görevime devam ettim. Son olarak Yapı Kredi Bankacilik Akademisi’nde Liderlik ve Yetenek Gelişimi Yöneticisi olarak görev yapmaktayım.

Sizin yakın zamanda İtalya’ya gideceğinizi biliyoruz. Bize bu süreci anlatır mısınız? Kariyerinizde yurtdışı planınız var mıydı?

2006 yılında Yapı Kredi, Koçbank ve UniCredit ile birleşince tüm çalışanlar için farklı bir dönem başlamış oldu. Birleşme sonrasında UniCredit Group tarafından başlatılan bir program olduğu duyuruldu. UniCredit Group bünyesinde çalışan yetenekli çalışanlarını keşfetmek için kişilerin kendi kendine başvurabileceği ve çeşitli değerlendirme aşamalarından sonra başarılı olursa katılabilecekleri UniQuest isimli bir program başlatıyordu. Bu program kişilerin kendi alanından tamamen farklı bir alanda UniCredit bünyesinde farklı ülkelerden gelen kişilerle bir proje ekibi oluşturup bir proje geliştirmesi ve bu süreç sırasında kendisini fark etmesini ve geliştirmesini amaçlıyor. Bu programa başvurup kabul edildikten sonra benim hem kariyerime hem de kendi gelişimime bakışım oldukça değişti.

Örneğin, benim dahil olduğum projenin amacı UniCredit Group bünyesindeki Avusturya’daki bir banka icin müşteri memnuniyeti ve şikayet yönetimi araçlarını geliştirmekti. Hem çok zorlu bir süreçti hem de oldukça eğitici ve öğreticiydi. Çünkü bir yandan Türkiye’deki işimle ilgili tüm sorumluluklar devam ederken bir yandan hiç bilmediğim bir ülke ve banka için yine hiç tanımadığım hatta aynı dili bile konuşmadığım insanlarla çalışmaktaydım. Bu süreçte geliştirdiğimiz proje ile ilgili tabi ki pek çok şey öğrendik ama bunun yanı sıra farklı ülkelerden gelen insanlarla ortak bir dil oluşturmayı, aynı yerde yaşamasanız bile beraber proje geliştirmeyi, farklılıkları avantaja çevirmeyi, zaman yönetimini, kendini yönetmeyi ve kendinin farkında olmayı öğrendik. Siz de bilirsiniz şirketler bu gibi pek çok konuda eğitimler veriyor ama yaşayarak öğrendiğiniz zaman etkisi gerçekten çok farklı oluyor ve kalıcı oluyor.

Bu süreçte öğrendiğim birçok seyden sonra yurtdışında çalışmak ve yaşamak o kadar korkutucu gelmedi. Zaten UniQuest programı katılımcılarının UniCredit Group bünyesinde bir çeşit görünülürlüğü oluyor. Grubun yetenek hattında yer alıyor olmak, size bazı fırsatların açılmasını sağlıyor. Dediğim gibi daha önce yurtdışına gidip çalışmak istemezken- biliyorsunuz hepimiz için konfor alanımızın dışına çıkmak oldukça zordur- UniQuest programı süresince yaşadığım deneyimlerden sonra bunu yapabileceğime karar verdim. Ama tabi ki karşıma çıkan her fırsata sırf yurtdışına çıkmak amacı ile yaklaşmadım. Çünkü yurtdışında yaşamak çok heyecanlandırıcı gelse de çok zorlu bir süreç. Türkiye’deki tüm kariyerinize hatta hayatınıza bir süre ara verip hiç bilmediğiniz bir ortama gidiyorsunuz, bir anlamda pek çok şeye baştan başlıyorsunuz. Bu nedenle sonunda varmak istediğim yer ve kariyer hedeflerimi göz önüne alarak karşıma çıkan fırsatları değerlendirdim. Karşıma çıkan başka birkaç fırsattan sonra UniCredit Group’un Milano’daki merkezinde Liderlik Yönetimi ve Gelişimi takımından aldığım teklif ve yaptığım mülakat sonrasında bu işin kariyerim ve kişisel gelişimim açısından oldukça önemli bir etkisi olacağına karar verip kabul ettim.

Bilkent Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler bölümü mezunusunuz? Üniversite hayatınızda da birçok projede etkin olarak görev almışsınız. Kısaca paylaşır mısınız?

Üniversite hayatım sırasında tabi ki ben de her öğrenci gibi akademisyenlerimiz tarafından verilen proje ödevlerinde yer aldım.  O dönem geliştirdiğimiz projelerin birçoğu aldığımız derslerle ilgiliydi. Bu ödev projelerimiz dışında MUN (Model of United Nations) ve Euroforum (Model of European Union Conference) gibi Avrupa ve dünya çapında tüm organizasyonu öğrenciler tarafından yürütülen ve birçok farklı ülkeden öğrencinin katıldığı projelerde yer aldım. MUN- Birleşmiş Milletler’in, Euroforum da Avrupa Birligi Konferansının birer simülasyonu tıpkı GMC (Global Management Challenge) gibi. Bu organizasyonlara gelen öğrenciler birer role atanıyor ve bu rolün tüm gerekliliklerini yerine getirerek bu organizasyonların gerçek gündemlerindeki konuları tartışıyor. Sonrasında çıkan karar metinleri ilgili organizasyonlara iletiliyor ve onların dikkatine sunuluyor. Örneğin ben katıldığım Euroforum simulasyonlarının birinde Yunanistan Başbakanı rolüne atanmış ve buna göre davranmak durumunda kalmıştım. Euroforum organizasyonuna yapılmaya başlandığı ilk yıldan itibaren üniversiteden mezun olana kadar dahil oldum. MUN için ise üniversite içinde bir ekip oluştururarak diğer öğrencileri bilgilendirmeyi hedeflemiştik.

Bunun dışında tabi ki başka sosyal faaliyetlerde de yer aldım: Örneğin Bilkent Üniversitesi’nde her sene yapılan Öğrenci Başkanlığı seçimleri hepimizin bildiği anlamda bir seçim sürecidir. Partiler vardır, adaylar vardır, konuşmalar yapılır. Bu süreçlerde de aktif olarak yer aldım.

Üniversite süresince sosyal veya okuduğunuz bölüm ile ilgili projelere dahil olmak kişiye farklı bölümlerde okuyan arkadaşlarla tanışma imkanı sağlıyor. Böylece herkes birbirinden çok farklı şeyler öğrenebiliyor. Tabi ki öğrenci iken hiç birimiz konuya bu şekilde yaklaşmıyoruz. Önemli olan derslerden başarı ile geçmek ve kalan tüm zamanı eğlenerek geçirmek oluyor. Ama sonuçta yaparken eğlenebileceğimiz ve aynı zamanda pek çok farklı yetkinliği geliştirebileceğimiz proje ve organizasyonları üniversitelerimiz de bulmak artık mümkün.

Sizi mezuniyetten sonra bankaya ve insan kaynakları alanına çeken sebepler nelerdi?

Açıkcası ben hep bir bankada çalışmak istedim. Bankacılık ve Finans sektörü bir şekilde vaad ettiği güvenceler ve hayatımızın en önemli yerinde olması nedeni ile hep çok çekici geldi. Ama aynı zamanda sayılar ve tablolar hep çok karmaşık ve sıkıcı geliyordu. Bu nedenle Bankacılık ve Finans sektörünün hızla değişen, yenilikçi yapısını ve İnsan Kaynaklarının insanlarla iç içe olan, yine yeniliklere açık ve tabi ki diğer fonksiyonlara göre sayılardan biraz daha uzak olan yapısını düşününce kariyerim bir banka da eğitim bölümünde başlamış oldu.

Türkiye’nin En Gözde Şirketleri araştırmamıza katılan 13bin 852 kişinin en çok çalışmak istediği sektör bankacılık ve finans sektörü çıktı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence bu çok beklenmedik bir durum değil. Özellikle Türkiye’de finans kuruluşlarının büyüklüğü ve gücü ortada; burada sadece bankaları düşünmemek lazım başka birçok finans kuruluşu da var ( örn. sigorta şirketleri, aracı kurumlar) hatta bu kuruluşların denetimini yapan ve yine finans dünyasının içinde olan denetçi şirketler. Bu kurumların birçoğu çok köklü kurumlar ve kuruldukları günden bugüne yaşanan birçok olumsuz ekonomik gelişmeye rağmen ayakta kalmayı başarmış. Bu açıdan bakınca bu kurumlar tabi ki iş hayatına yeni başlayacak herkes için bir güven uyandırıyor ve özellikle kurumsal şirketler olmalarından dolayı çalışanlarına sundukları pek çok avantaj var, bu avantajlar da oldukça çekici olabiliyor.

Ayrıca bankacılık ve finans sektörü çok hızla değişen ve gelişen bir dünya. Kişi güncel gelişmeleri mutlaka yakından takip ediyor olmalı. Bu da kişiye güncel kalma şansı sağlıyor. Bankacılık ve finans sektöründe benim gibi insan kaynaklarında çalışsanız bile sektörde olup biten gelişmelerden haberdar olmanız gerekiyor ki bankanızın stratejilerini anlayıp yapmakta olduğunuz işe ona göre yön verebilesiniz.  Kısaca dünya da olup biten herşeye en yakında duran ve bunlara kayıtsız kalamayan, yeniliklere ve değişime açık bir sektörde çalışmak gerçekten heyecan verici.

Özellikle Yapı Kredi Bankası ve bankacılığa ilgi duyan üniversite öğrencilere neler tavsiye edersiniz?

Bankacılık sektörüne ilgi duyan tüm öğrencilere verebileceğim en büyük tavsiye bu sektörün neresinde bulunmak istediklerine öncelikle karar vermeleri gerektiği olacaktır. Çünkü hepimizin bildiği gibi bankacılık sektörü demek hizmet sektörü demek. Bu hizmet sadece banka müşterileri olarak algılanmamalı, burda hem iç hem de dış müşteriye hizmet var. Bankacılık sektöründe iki önemli takım var: şubeler ve genel müdürlük. Şubeler tüm bankaların dış müşterilere açılan yüzü olurken genel müdürlük genellikle iç müşteri dediğimiz şubelere ve çalışanlarına hizmet vermekte. Bu nedenle bu sektör içinde hangi takımda olmak istediklerini önceden bankalarda yapacakları stajlarla ya da en azından bu sektördeki çalışanlarla konuşarak belirlemelerini tavsiye ederim. Her iki takımda olmanın kendine göre avantajları ve dezavantajları var.

Ayrıca bankacılık sektörü her iş kolunu kapsamakta: sadece satış değil pazarlama, finansal analiz ve raporlama, ürün geliştirme, kalite yönetimi, kurumsal iletişim ve insan kaynakları gibi pek çok fonksiyonu da içinde barındırıyor. Bu nedenle nerde olmak istediğine karar veren öğrenci bankacılık sektörü içerisinde kendine mutlaka bir yer bulacaktır.

Ama özellikle şubelerde çalışmak isteyen tüm öğrencilere artık bir zorunluluk haline gelen SPK lisanslarını önceden almalarını tavsiye ederim. Bu onları yaşayacakları süreçte bir adım önde olmalarını sağlayacaktır.

Teşekkür ederiz.

Simge Sezer / Businews

Kategori RöportajYorum (0)

Öğrenciler Üniversitelerini Puanladı


Üniversite öğrencilerinin yüzde 45,5’i iş yaşamına hazırlama anlamında okudukları okulun tatmin edici olduğunu düşünüyor.

Türkiye’nin En Gözde Şirketleri 2010 araştırmasının kapsamı geçen yıla göre genişledi. Öğrenciler bu yıl cevapladıkları ankette çalışmak istedikleri şirketlerin yanında okudukları üniversiteleri de değerlendirdiler. Bu sonuçlar üniversitelere durumlarını değerlendirme, ayrıca şirketlere de üniversitelerdeki durumlarını analiz edebilme şansı veriyor. Araştırma öğrencilerin üniversite seçimlerinde ve okulların da daha iyi öğrencileri çekebilme yarışında bir gösterge olarak kabul edilebileceğinden ayrıca değerli.

Araştırmanın sonuçlarında öğrencilerin 16,5’inin üniversitelerinden çok tatmin olarak görünüyor. Öğrencilerin yüzde 45,5’i tatmin olduğunu, yüzde 18’i tarafsız, yüzde 15,1 tatmin olmadığını ve yüzde 4,9’u ise hiç tatmin olmadığını söylüyor. Eğitim kalitesi, mezuniyet sonrası firmalara kabul ve öğretim üyeleri, görevlileri ile asistanlar faktörü öğrencileri üniversitelerini değerlendirirken en fazla memnun eden faktörler. En düşük memnuniyet oranı ise okul yönetimi faktöründe görülüyor.

Öğrencilerin okul sırasında iş dünyasıyla en fazla bağlantıyı staj ve şirketlerin üniversitelerde düzenlediği kariyer günleri aracılığıyla sağladığını ortaya koyan araştırma, öğrencilerin yüzde 71’nin staj yaptığını, yüzde 58’inin de kariyer günlerine katıldığını gösteriyor.

“Staj nerede ve hangi departmanda çalışmak istemediğimi anlamama yaradı” diyor İTÜ İşletme Mühendisliği 3. sınıf öğrencisi Aslı Dursun ve devam ediyor: “Pazarlama mı, finans mı yoksa üretim mi? Stajım bana kesinlikle üretim olmadığını anlattı.” Staj tecrübesi öğrenciler için kesinlikle paha biçilemez. Zira büyük çoğunluğu bu imkanı ne istemediğine karar vermek için kullanıyor. Bunda şirketlerin stajyerleri çoğunlukla ayak işlerinde kullanmaları etkili olabilir.

Üniversite Değerlendirme
1.            Özyeğin Üniversitesi 4,75
2.            İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 4,43
3.            Boğaziçi Üniversitesi 4,31
4.            Koç Üniversitesi 4,29
5.            İstanbul Kültür Üniversitesi 4,23
6.            Galatasaray Üniversitesi 4,21
7.            Bilkent Üniversitesi 4,2
8.            Sabancı Üniversitesi 4,17
9.            Orta Doğu Teknik Üniversitesi 4,16
10.          İstanbul Bilgi Üniversitesi 4,01
11.          Akdeniz Üniversitesi 4
12.          Yeditepe Üniversitesi 3,95
13.          İstanbul Teknik Üniversitesi 3,88
14.          İzmir Ekonomi Üniversitesi 3,85
15.          Anadolu Üniversitesi 3,84
16.          Fatih Üniversitesi 3,82
17.          Doğuş Üniversitesi 3,78
18.          Bahçeşehir Üniversitesi 3,67
19.          Işık Üniversitesi 3,67
20.          Okan Üniversitesi 3,67
21.          Kadir Has Üniversitesi 3,58
22.          Sakarya Üniversitesi 3,57
23.          Ege Üniversitesi 3,38
24.          İstanbul Üniversitesi 3,33
25.          İstanbul Ticaret Üniversitesi 3,32
26.          Dokuz Eylül Üniversitesi 3,3
27.          Uludağ Üniversitesi 3,3
28.          Karadeniz Teknik Üniversitesi 3,29
29.          İstanbul Aydın Üniversitesi 3,29
30.          Ankara Üniversitesi 3,26
31.          Süleyman Demirel Üniversitesi 3,26
32.          Muğla Üniversitesi 3,25
33.          Kocaeli Üniversitesi 3,2
34.          Trakya Üniversitesi 3,2
35.          Yıldız Teknik Üniversitesi 3,19
36.          Gazi Üniversitesi 3,16
37.          Hacettepe Üniversitesi 3,16
38.          Erciyes Üniversitesi 3,14
39.          Selçuk Üniversitesi 3,07
40.          Marmara Üniversitesi 3,01
41.          Çankaya Üniversitesi 3
42.          Eskişehir Osmangazi Üniversitesi 2,88
43.          Pamukkale Üniversitesi 2,86
44.          Abant İzzet Baysal Üniversitesi 2,83
45.          Çukurova Üniversitesi 2,64
46.          Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 2,5
47.          Balıkesir Üniversitesi 2,45
48.          Maltepe Üniversitesi 2,41
49.          Dumlupınar Üniversitesi 2,38
50.          Mersin Üniversitesi 2,14

.

ÖZYEĞİN’İN BAŞARISI

Stajı öğrencileri için verimli bir tecrübeye dönüştürmeyi misyon edinmiş ve bu noktada bir kontrolör gibi davranan üniversiteler de var: Özyeğin Üniversitesi. Liste sonuçlarına öğrencilerini en fazla tatmin eden üniversite olarak yansıyan Özyeğin Üniversitesi, Boğaziçi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), Galatasaray ve Bilkent üniversitelerini geride bırakmış gibi görünüyor. Listenin zirvesine Özyeğin’in yerleşmiş olması şaşırtıcı gelebilir. Bu durumun nedenlerinin, konuyu uzun uzun anlatan ve kendisi Boğaziçi Üniversitesi mezunu olan Özyeğin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Erkut’un söyledikleri özetlendiğinde, öğrencilerin okul yönetimine katılımının sağlanması, okul yönetiminin ulaşılabilirliği, akademik kadronun uluslararası deneyimi, bursların yüksek olması, eğitimin iş bulunmanın daha kolay olduğu bölümlerle sınırlı olması, garantili ve zorunlu staj ile daha ilk yıldan itibaren zorunlu olan ekip çalışmasını geliştiren projeler, pratik tecrübelerin teorik kadar önemli olduğu bilinciyle iş dünyasının liderlerinin derslere konuk olarak katılmaları gibi eğitimin kalitesini belirleyen pek çok unsur olduğu görülüyor. Öğrenciler arasında ise iş dünyasının liderleri ile bir araya gelmek, onlarla sohbet etmek ve yakın bir ilişki sağlanması okulun en önemli artısı. Öğrenci Muhittin İşler henüz hazırlık okumasına rağmen Pegasus Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı ile bir araya gelmekten çok etkilendiğini anlatıyor uzun uzun.

Henüz mezun vermemiş, genç üniversite mezun vermeye başlamasının ardından memnuniyet sınavına tabii tutulacak. “Öğrencilerimizin kapışılacağını düşünüyoruz” diyor Prof Dr. Erhan Erkut ve ekliyor: “En kısa sürede Türkiye’nin en iyi üç üniversitesinden biri olacağız. Ve bu kalıcı bir başarı olacak.”

Öğrenciler tıpkı şirketler gibi üniversitelerini de duygularına şekil veren tecrübelerine göre değerlendiriyor. Bu nedenle sadece şirketler değil üniversiteler de milenyum kuşağı için kendilerini geliştirme yarışına katılmak zorunda kalacaklar gibi görünüyor.

Emine İnce

Kategori HaberlerYorum (0)

Türkiye’nin En Gözde Şirketi Turkcell Oldu


En Gözde Şirketler 2010 Araştırması’nda 98 üniversiteden 13 bin 852 öğrencinin oyları ile zirvede yer alarak, Türkiye’nin en gözde şirketi unvanını elde eden şirket Turkcell oldu. Turkcell CEO’su Süreyya Ciliv, Turkcell’in başarısının altındaki sırlarını anlattı.

CEO Süreyya Ciliv’in genç bir işveren markası olarak tanımladığı Turkcell’in okul şirket imajına dikkat çekiyor

Turkcell CEO’su Süreyya Ciliv, İK stratejileri açısından üniversite öğrencilerini çok fazla önemsiyor çünkü onların Turkcell’in geleceği olduğunu biliyor. “Türkiye’yi ve Turkcell’i daha ileri noktalara onlarla birlikte taşıyacağız” diyen Süreyya Ciliv Turkcell’in üniversite öğrencilerinin gözünde nasıl Türkiye’nin en gözde şirket haline geldiğini anlattı.

Turkcell geçen yılki listede ilk 10’da yer almıyordu. Bu yıl zirvede. Elbette bu sonuç bir yılda yapılanlarla açıklanamaz. Ancak bir yılda öğrencilerin gözünden kaçmayacak bir değişim olduğu da ortada. Nedir bu değişim?

Turkcell olarak gençlerden çıkacak fikirleri, onların yaratıcı güçlerini çok değerli buluyoruz. Onlarla bir araya gelebilmek, tanışmak için fırsatlar yaratıyoruz. Bu yılsonunda 30 üniversiteyi “Turkcell’li Yaşam Günleri” etkinliklerimiz kapsamında ziyaret etmiş olacağız. Katılabildiklerime ben de katılıyorum, her etkinlikte mutlaka üst düzey bir Turkcell yöneticisi konuşmacı olarak gençlere deneyimlerimi anlatıyor, gençlerle fikir alışverişinde bulunuyor. Biz kendimizi genç bir marka olarak kabul ediyoruz. 12 milyon üyesi olan Türkiye’nin en büyük gençlik kulübü gnçtrkcll çatımız altında.

Bunun yanında geçen sene içinde gençlerin gönlünde yer etmemizin hayatımıza giren 3G ile yakından alakalı olduğunu düşünüyorum. Hız ve mobilite özellikle gençlerin hayatında artık vazgeçilemez unsurlar. Gençler interneti çok seviyor, internet ve sosyal medyayı çok etkin bir şekilde kullanıyor. Son bir yıl içerisinde Türkiye’de dünyanın en hızlı ve kaliteli 3G şebekelerinden birini kurduk. Bu yatırımlarımızın ve yarattığımız değerin sonuçlarını gençler arasında görmek mutluluk verici.

Turkcell’in nasıl bir işveren markası olduğunu düşünüyorsunuz?

Birkaç hafta önce Turkcell “En Çok Başvuru Yapılan Şirket Ödülü” ödülünü aldı. 2009 yılında insanların en çok çalışmak istedikleri şirket Turkcell olmuş. Biz “okul” sıfatını hak eden bir şirketiz. Buradaki öğrenme, gelişme hiç bitmiyor. Turkcell’deki tüm çalışanların işlerine en az benim kadar tutkuyla bağlı olduğunu görüyorum.

Ancak Turkcell’i esas farklılaştıran, en önemli değerimiz olan “insana tutku”. İnsanların hayatına değer katan birçok projeye imza atıyoruz. Kardelenler, Gönül Köprüsü, Erzurum ve Diyarbakır’da sağladığımız istihdam bu tutkunun en somut göstergeleri. İşte bu insana tutku tüm işimize yansıyor ve ortaya beğenilen, saygı duyulan bir takım çıkıyor.

Turkcell’in uluslararası bir şirket haline geliyor olması bu başarıda bir etken mi sizce?

Türkiye hariç yedi ülkede faaliyet gösteriyoruz. Toplamda 63 milyon abonesi olan bölgesel anlamda lider bir operatörüz. Türkiye’den çıkan ve hisseleri New York borsasında işlem gören tek şirketiz. Bunun yanında yurtdışına teknoloji ihraç ediyor, sunduğumuz yenilikçi ürün ve servislerle tüm dünyada örnek gösteriliyoruz. Turkcell’in uluslararası ölçekte başarılı bir şirket olmasının imajımıza etkisi yadsınamaz.

Öğrencilerin gözde şirketlerini belirlerken şirketlerin liderlerinden etkilendikleri görülüyor. Sizin ve Turkcell’in ortak özellikleri neler?

Ben teknolojinin getirdiği fırsatlarla insanların ve kurumların hayatında fark yaratman önemine inanıyorum. Tüm çalışma hayatım boyunca teknoloji ve teknolojinin getirdiği imkanlar odağımda oldu. Bu nedenle ilk tutkum teknoloji, ikinci tutkum ise Türkiye. Turkcell çok kısa sürede önü açık işlere ve teknolojiye yapılan cesur yatırımlar sayesinde çok hızlı büyüyerek yurtdışına açılmış ve insanımızın büyük potansiyelini uluslararası bir başarıya dönüştürmüş bir şirket. Bu takımın parçası olmaktan büyük gurur duyuyorum.

Sizin Turkcell için yeni mezunlarda aradığınız özellikleri neler?

Hem kurumlar hem de bireyler için fark yaratmanın önemine inanıyorum. Bulunduğu konum, çalıştığı alan ne olursa olsun her insan hayatta büyük fark yaratabilir. Bunun için insanların tutkuyla bağlandıkları bir işte uzmanlaşmaları ve önü açık işlerde geleceğe hazırlanmaları gerekiyor. Bunun yanında cesur, açık fikirli, öğrenmeye hevesli insanlar başarılı olmak, hayallerini gerçeğe dönüştürmek ve fark yaratma konusunda bir adım önde olacak.

Sadakatsizlikleriyle tanımlanan bir kuşağın en gözde şirketi olmayı sürdürmek zor bir hedef. Bu konudaki planlarınız neler?

İK alanında son yılların en önemli gündem maddelerinden biri, çalışan memnuniyeti ve onların şirkete bağlılıkları. Turkcell olarak burada da lider olduğumuzu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Şirket içi yaptırdığımız araştırmalara göre çalışanlarımızın bağlılık oranları Türkiye ortalamasının çok üzerinde… Motivasyon ve memnuniyetlerini artırmak için insan kaynaklarımızın çok çeşitli ve yaratıcı uygulamaları var. Çalışanlarımıza esnek haklar tanıyoruz. Çalışanlarımızın gelişimi için birçok imkan yaratıyoruz. Onların inovasyon sürecine katkılarını destekliyor, parlak fikirleri gerçeğe dönüştürüyoruz.

Emine İnce / Bloomberg BusinessWeek Türkiye

Kategori RöportajYorum (0)

En Gözde Şirketler 2010 – 3


98 üniversiteden 13 bin 852 öğrencinin oyları ile belirlenen Türkiye’nin En Gözde Şirketleri 2010 listesi bir işveren markası olarak doğru konumlanan şirketlerden oluşuyor. Üniversite öğrencilerinin en gözdeleri işveren markalarını “aile-okul şirket” stratejisi üzerine kuranlar oldu. Araştırmanın birinci ve ikinci kısımlarını daha önce açıklamıştık.

Öğrencilerin belirlemiş olduğu, sektörünün en iyi şirketleri ise şu şekilde:

Sektörlere göre şirketler:

Eğitim Kurumları

  1. Yurtdışı Üniversiteler
  2. Vakıf Üniversisteleri
  3. Kurumsal Eğitim Firmaları
  4. Devlet Liseleri
  5. Özel Liseler
  6. Özel Dershaneler

Akaryakıt / Petrol / Kimya

  1. Shell
  2. BP
  3. Opet
  4. Tüpraş
  5. Petrol Ofisi

Bankacılık / Finans

  1. Türkiye İş Bankası
  2. Garanti Bankası
  3. Akbank
  4. Finansbank
  5. Yapı ve Kredi Bankası
  6. T.C. Ziraat Bankası
  7. HSBC Bank
  8. IMKB Takas Bank
  9. Türkiye Halk Bankası
  10. Citibank

Bilgisayar / Yazılım

  1. Microsoft
  2. IBM
  3. Intel
  4. Siemens
  5. HP
  6. Toshiba
  7. Dell
  8. Logosoft
  9. Vestel Bilişim
  10. Casper

Dayanıklı Tüketim / Elektronik

  1. Siemens
  2. Bosch
  3. Sony
  4. Arçelik
  5. Philips

Denetim / Danışmanlık

  1. Deloitte
  2. PWC
  3. Ernst & Young
  4. Accenture
  5. KPMG

Enerji

  1. Zorlu Enerji
  2. Enerjisa
  3. Areva
  4. Tedaş

Havayolu

  1. THY
  2. Pegasus
  3. Anadolu Jet
  4. Sun Express
  5. Onur Air

Hızlı Tüketim

  1. Unilever
  2. P&G
  3. Coca Cola Company
  4. Philip Morris
  5. Henkel
  6. Nestle
  7. Frito Lay
  8. British Amercan Tobacco (BAT)
  9. Cadbury (Kent)
  10. Reckitt Benckiser
  11. Pepsi
  12. Ülker
  13. Eti
  14. Sütaş
  15. Pınar

Isıtma / Soğutma

  1. Alarko-Carrier
  2. Demirdöküm
  3. Airfel
  4. Vaillant
  5. ECA
  6. İklimsa

İlaç

  1. Pfizer
  2. Eczacıbaşı
  3. Novartis
  4. Bayer
  5. Abdi İbrahim
  6. Glaxo Smith Kline
  7. Bilim
  8. Abbott
  9. Boehringer – Ingelheim
  10. Bristol – Myers – Squibb

İnşaat

  1. ENKA
  2. Tepe / Akfen
  3. Taşyapı
  4. STFA
  5. Garanti – Koza

Kamu

  1. T.C. Merkez Bankası
  2. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)
  3. İMKB
  4. Hazine Müsteşarlığı
  5. TÜBİTAK
  6. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme
  7. Avrupa Birliği Genel Sekreterliği
  8. Devlet Planlama Teşkilatı
  9. Türkiye İstatistik Kurumu -TUİK
  10. Savunma Sanayi Müsteşarlığı
  11. Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK)
  12. Rekabet Kurumu Başkanlığı
  13. KOSGEB
  14. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı
  15. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı

Kargo / Lojistik

  1. DHL
  2. UPS
  3. Fedex
  4. TNT
  5. MNG

Maden / Metal

  1. Eti Maden
  2. Assan
  3. Borusan
  4. Çolakoğlu
  5. İÇDAŞ

Otomotiv

  1. Mercedes Benz Türk
  2. Toyata
  3. Ford Otosan
  4. Fiat / Tofaş
  5. Oyak Renault

Perakende / Mağazacılık

  1. IKEA
  2. Zara
  3. Migros
  4. Mango
  5. Teknosa
  6. Boyner
  7. Mudo
  8. Mavi
  9. D&R
  10. YKM

Sağlık / Tıp

  1. Acıbadem Hastanesi
  2. Medical Park
  3. Florence Nightingale
  4. Dünya Göz
  5. Memorial

Savunma Sanayi

  1. Aselsan
  2. TAI
  3. Havelsan
  4. Alcatel Lucent
  5. Meteksan
  6. Nurol
  7. Nortel Netaş
  8. Otokar

Sigorta

  1. Allianz
  2. Anadolu
  3. Başak Groupama
  4. Garanti Emeklilik
  5. Yapı Kredi Sigorta

Tekstil

  1. Hugo Boss
  2. Sarar
  3. Özdilek
  4. Aydınlı
  5. Sanko Tekstil

Telekom / Haberleşme

  1. Turkcell
  2. Turk Telekom
  3. Vodafone
  4. Avea

Turizm / Otelcilik

  1. Hilton
  2. Swissotel
  3. Rixos
  4. Sheraton
  5. Richmond

Kategori HaberlerYorum (0)

En Gözde Şirketler 2010 – 2


Haberin birinci bölümünü okumak için tıklayın.

OKUL ŞİRKETLER CEZBEDİYOR

Üniversitelilere yönelik tüm bu aktiviteler şirketlere öğrencilere kafalarındaki en büyük problemin yanıtını bulmakta yardımcı oluyor. “Çok para kazanmaktansa kendi hedeflerim doğrultusunda bir işte çalışmak isterim. Ancak şirketlerde işlerin nasıl yürüdüğü içine girmeden anlaşılmıyor. Dışarıdan bakmakla çalışmaya başlamadan önce deneyimlemek arasında çok fark var. En zoru doğru şirketi ve pozisyonu bulmak” diyerek anlatıyor kariyerine başlarken cevap bulması gereken en önemli soruyu İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İşletme Mühendisliği 2. sınıf öğrencisi Osman Caner Nurday.

Milenyum neslinin büyük çoğunluğunu oluşturan üniversite öğrencilerinin doğru şirketi ve doğru pozisyonu bulma telaşının altında, alanında uzmanlaşma istekleri yatıyor. Ankette öğrencilerden iş yaşamından beklentilerini anlamak üzere yöneltilen sorularda ulusal/uluslararası kariyer yapmak, topluma katkı sağlamak, yeni ve farklı şeyler geliştirmek/yaratmak, iş ve özel yaşantı arasında denge kurmak, çok para kazanmak, bağımsız çalışmak, alanında uzmanlaşmak, şirketin üst kademelerinde görev yapmak başlıklarını puanlamaları istendi. Cevaplarda en yüksek puanla en büyük beklentinin alanında uzmanlaşmak olduğu ortaya çıktı.

“Tıpkı tüketici markalarında olduğu gibi beğenilen ve güçlü bir işveren markası oluşturmak hedef kitleyle duygusal bir bağ kurmayı gerektiriyor” diyor Ali Ayaz. Öğrencilerin iş yaşamından beklentilerini anlamak şirketlere doğru işveren marka iletişimi stratejisi oluşturmak için avantajlar kazandırıyor.

Listenin üst sıralarında yer alan şirketlerin işveren marka yönetim ve iletişim stratejilerinde öğrencilerle duygusal bağı “okul şirket” imajını ön plana çıkararak yaptıkları görülüyor. Turkcell, Unilever, Mercedes Benz Türk ve Microsoft ve İş Bankası kendilerini bir okul şirket olarak konumlandırıyor. Bu şirketlerden İş Bankası daha önce Türkiye’de yapılmamış bir işe imza atarak işveren marka iletişimini kapsamında bu alandaki hedef kitlesine yönelik ulusal bir reklam kampanyası yürüttü. Türkiye’de reklamların genellikle tüketici odaklı olduğu düşüldüğünde şirket, “Bankacılık Okulu” temalı reklamıyla işveren markası olarak ciddi bir imaja sahip oldu.

HEM OKUL HEM DE AİLE OLABİLMEK

Okul şirket imajının işe yaradığı kesin. Ancak daha ne kadar işe yarayacağı belirsiz. “İşveren marka yönetimi adına bazı şirketlerin bu yönde başarılı işler yaptıkları doğru. Fakat…” diyor Doç. Dr. Özgür Çengel ve tereddüdünü şu sözleriyle açıklıyor: “Henüz yıkılmaz işveren markalarının oluştuğunu söylemek zor. Bu alanda ciddi bir boşluk var. Şirketler sahip oldukları avantajları güçlendirebilirse Türkiye’de çok güçlü markalar oluşabilir.”

Okul şirket imajının öğrencilerle duygusal bir bağ kurmada işe yaramasının temel nedeni öğrencilerin şirket seçiminde etkili olan faktörlerden kariyer olanakları başlığında rahatlıkla görülüyor. Öğrencilerin yüzde 56’sı seçimlerinde gelecek için iyi bir referans olan ve yüzde 49’u kişisel gelişim imkanı veren şirketleri üst sıralara yerleştirdiler. Ancak bu sonuç bu tür bir imaja sahip şirketleri aynı zamanda atlama taşı olarak görüldükleri anlamına da geliyor. Ve bugün avantaj olan bu imaj desteklenip kuvvetlendiremediği takdirde riskli bir duruma işaret ediyor. Zira bin bir emekle en baştan kurum kültürüyle yoğrulmuş en başarılı çalışanlarını tek tek rakiplere kaptırmak hiçbir şirketin karşılaşmak istediği bir durum olamaz. Ancak milenyum kuşağının temel özelliklerinden birini hatırlayın! “Bizim neslimizde marka sadakati olduğunu söylemek mümkün değil” diyor Koç Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden iki ay sonra mezun olacak Burak Solok. Özyeğin Üniversitesi hazırlık sınıfından Muhittin İşler’in sözleri ise milenyum kuşağının ne kadar çabuk fikir değiştirebileceğini gözler önüne seriyor. İşletme bölümünde okumaya hazırlanan İşler, “Anketi cevaplarkenki düşüncelerimle şimdi arasında oldukça ciddi farklar var. Eğer o soruları bugün cevaplasaydım farklı tercihlerim olurdu.”

Ne kadar ürkütücü görünse de şirketler için bu durumu yönetmek hatta bir avantaja çevirmek mümkün. Şirketlerin yapması gereken “okul” ve sürekli bir bağın sembolü olan “aile” kavramlarını bütünleştirmek.

HERKES EN İYİLERİN PEŞİNDE

Aile kavramını tanımlayan kaç sıfat sayabilirsiniz? Ve bu sıfatlardan kaç tanesi aynı zamanda çalışmak istediğiniz şirketi de anlatıyor? Liste belirlenirken öğrencilerin çalışmak istedikleri şirketlerin marka kişiliklerini tanımladıkları bölümde, seçimlerde genel olarak yüzde 40 oranıyla başarılı, yüzde 36 oranıyla saygın, yüzde 33’er oranıyla uzman ve çağdaş gördükleri şirketleri tercih ettikleri görülüyor.

İlk beş şirketi diğerlerinden ayıran üç temel marka kişilik özelliği ise içten, orijinal ve üst sınıf. Genel değerlendirmelerde bu özelliklerin en az yüzdeye sahip olanlar arasında olduğunu görmek şirketleri şaşırtabilir. İçtenlik; sıcaklığı ve aileyi çağrıştırıyor. Orijinallik ise diğerler şirketlerde yaşanamayacak bir tecrübeyi beraberinde getiriyor. Dolayısıyla ilk beş şirketin marka kişilik özellikleri doğru denklemin “okul+aile” olduğunu destekliyor. Öğrencilerin üst sınıf tanımlaması ise mensubu olacakları ailenin saygınlığına büyük önem verdiklerini, seçkinler arasında yer almayı istediklerinin gösteriyor. Türk Hava Yolları’nın listede ikinci sıraya yerleşmesinin temel nedeni de 2009 yılında yaptığı uluslararası reklam ve sponsorluk anlaşmaları. Ünlü oyuncu Kevin Costner’lı reklamlar gençlerin gözlerini THY’ye çevirmelerini sağlarken, İspanyolların ünlü futbol takımı Barselona ve İngiliz takımı Manchester United’a sponsor olması gençler için üst sınıf bir şirket imajını oluşturdu.

“Kültürel Boyutlar Araştırması” ile tanınan ünlü Hollandalı yazar ve sosyolog Geert Hofstede’nin kültürler üzerinde yapmış olduğu bir araştırmanın sonuçları Türkiye’nin, ABD gibi batılı ülkelerden farklı olarak “toplulukçu” özellik gösterdiğini ortaya koyuyor. Yani Türkiye’de kişinin kendi içsel tatmini kadar başkasının ne düşündüğü de önemli. Bunun için sıradan bir şirkette çok iyi şartlarda çalışmak yerine, “üst sınıf” bir şirkette daha mütevazı şartlarda çalışmayı kabul edebiliyor. “Bu nedenle “üst sınıf” şirkette iş bulamamak öğrenciler arasında tam bir stres kaynağı durumunda” diyor Doç. Dr. Özgür Çengel. Bu da işveren markası kavramını Türkiye için batı ülkelerine oranla daha önemli kılıyor. Çünkü hemen herkes “en iyi” şirkette çalışmayı istiyor. Türkiye’nin En Gözde Şirketleri araştırmasının sonuçlarına göre pek çok sektörün liderini öğrencilerin yaklaşık yüzde 40’ı tercih ederken, sektörde ikinci olan şirketin tercih oranı yüzde 20’nin altına kadar inebiliyor. İşveren marka yönetimi çalışmalarının bilinçli olarak yürütüldüğü sektörlerde ise bu makas yüzde 70’lere kadar yaklaşıyor. Kısacası sektörlerinin en iyileri en iyi çalışanları alabiliyor. Diğerleri ise kalanlarla yetinmek durumunda kalabiliyor.

NEYE GÖRE TERCİH EDİYORLAR?

Peki, öğrenciler en iyileri neye göre belirliyorlar? Seçimlerde cinsiyetten mezun olunacak bölüme, öğrencinin yaşadığı şehirden çalışılmak istenen departmanın şirket içindeki popülaritesine kadar pek çok unsur etkili. Ancak asıl belirleyici yine şirketlerin öğrenciler üzerindeki imajı oluyor. Kurum kültürü bu belirleyicilerden ilki. Öğrenciler kurum kültürü başlığı altında oyladıkları şirketin yöneticilerinin dünya görüşü, yöneticiler ve çalışanlar tarafından paylaşılan temel değerleri, vizyonu, geçmişi, misyonu ve kurucusunun kişilik özellikleri, benimsediği ilkeleri faktörlerinin önem derecesini belirtiler. Öğrencilerin yüzde 52’sinde vizyonun, yüzde 51’inde geçmişin ve yüzde 48’inde misyonun tercihleri belirlemede etkili olduğu görülüyor.

Şirketlerin ürün ve hizmetleri tercihlerde etkili bir faktör. Öğrencilerin yüzde 35’i için ürün ve hizmetlerin farklı ve benzersiz olması, yüzde 52’si için kaliteli olması ve yüzde 42’si için tasarımı tercihlerde belirleyici. Sosyal sorumluluk ve rekabetçi konum da en az ürün ve hizmetler kadar etkili bir faktör. İTÜ Endüstri Mühendisliği’nden Birsen Genelioğlu “Çalışacağım şirketin doğru sosyal sorumluluk projeleri yaptığı konusunda ikna olmayım mutlaka” derken Bilgi Üniversitesi’nden mezun olmak üzere olan bir başkası ise sosyal sorumluluğun öneminin tercihini mutlaka çevre uyumlu şirketlerden yana kullanacağını söyleyerek anlatıyor. Öğrencilerin yüzde 37’si şirketlerin topluma sağladığı ekonomik katkıyı, yüzde 34’ü sosyal sorumluluk uygulamalarını, yüzde 30’u çevre politikasını, yüzde 44’ü, girişimci yapısını, yüzde 43’ü kârlılık düzeyini, yüzde 52’si mali/finansal gücünü ve yüzde 44’ü büyüme hızını dikkate aldığını belirtiyor.

Şirketler ücret ve iş güvencesi faktörleri açısından değerlendirildiğinde yüzde 37’lik bir grup iş güvencesini, yüzde 41’i yan imkanları, yüzde 49’u ise ücreti dikkate alıyor. Kariyer olanakları açısından öğrencilerin yüzde 56’sı çalışmak istedikleri şirketin gelecek için iyi bir referans olmasını istiyor. Yüzde 41’i yurtdışında çalışma imkanını, yüzde 43’ü farklı projelerde çalışma imkanını, yüzde 49’u kişisel gelişim imkanını ve yüzde 46’sı da yükselme imkanını aradıkları kriterler arasında gösteriyor. Çalışma şartlarında da yüzde 33’lük bir kesim etik standartların, yüzde 38’lik bir kesim çalışanların niteliği ile hitap ettiği müşteri kitlesinin, yüzde 27’si çalışma saatlerinin, yüzde 26’sı yönetici tutumunun, yüzde 28’i çalışanlar arası ilişkilerin ve yüzde 40’ı da fiziksel çalışma ortamının önemini vurguluyor. Fiziksel çalışma ortamı öğrenciler arasında zirvenin sahibi Turkcell’in en çok eleştirildiği konu. Bloomberg BusinessWeek Türkiye’nin ankete katılan öğrencilerle yaptığı görüşmelerde büyük çoğunluk şirketin İstanbul Tepebaşı’ndaki genel müdürlük binası kasvetli, basık, sıkıcı dolayısıyla çalışılmak istenmeyen bir bina olarak tanımlandı.

BİLGİ KAYNAKLARINI YÖNETMEK

Bu eleştiri binanın dıştan görünümü değerlendirilerek yapılmış bir yorum değil. Öğrenciler bu fikri staj sırasında tecrübe ederek geliştirdikleri gibi içeride çalışan insanların tecrübelerinden de biliyorlar zira sosyal networkü yaşamlarının merkezine taşıyan milenyum kuşağı her düşüncesini sosyal networklerde paylaşıyor ve internet bir haberin yayılması için bugünlerde oldukça etkili bir yol.

Öğrencilerin seçimlerinde etkili olan bilgi kaynakları şirketlerin işveren marka imajlarını ve bu imajı anlatacak iletişim stratejilerinin başarısını belirleyen kanallar. Şirketler en doğru kanalların hangileri olduğunu bilmeleri durumunda iletişim stratejilerini daha az maliyetle ve daha etkin biçimde gerçekleştirebilir. Örneğin bugün tek bir yayında on binlerce dolara mal olan gazete ilanları ve TV reklamları öğrencilerin o kadar da itibar ettiği kanallar değiller. Zira öğrencilerin yüzde 17’sine gazete ilanları, yüzde 19’una TV reklamları aracılığıyla mesaj iletmek mümkünken daha az maliyetle yönetilebilecek sosyal network alanı yüzde 35’ine ulaşma şansı veriyor.

Sektöründe bilanço büyüklüğü anlamında kendinden büyük pek çok köklü özel bankayı ve kamu bankasını geride bırakarak hızı bir tırmanışa geçen ve öğrencilerin tercihlerinde dördüncülüğe yükselen Finansbank’ın İnsan Kaynakları Grup Yöneticisi Hakan Alp öğrenci ve yeni mezunlara üniversite etkinlikleri, sponsorluklar, internet, yazı dizileri, basın, reklamlar ve afişleri kullandıkları belirtiyor ve ekliyor: “Ancak önemli olan doğru zamanda doğru kanalı kullanabilmek. Örneğin şuanda internet ve sosyal ağlar ön planda. Bu nedenle gazetede bir ilana çıktığınızda mutlaka bu ilanı öğrencilere internet aracılığı ile duyurmak bir zorunluluk haline geldi.”

Bu benzeri pek çok bilgi kaynağı fikirlerini çok sık değiştiren milenyum kuşağının duygularına giden yolları tarif ediyor. Bu yolları tutmak ve en iyisi olmak şirketlerin elinde büyük bir koza dönüşebilir.

Emine İnce

Bloomberg BusinessWeek Türkiye

Kategori SektörelYorum (0)

En Gözde Şirketler 2010 – 1


Milenyum kuşağını iş yaşamında sadakatsiz olmakla suçlayabilirsiniz. Ama bu onların duyguları olduğu gerçeğini bir kenara atabileceğiniz anlamına gelmiyor. Duyguları ve duygularını şekillendiren deneyimleri tercihlerindeki belirleyiciler. Bu özelliklere sahip olmaları şirketler için en niteliklilerini “avlama” yarışında kesinlikle bir avantaj. Zira bu avantaj şirketlerin müstakbel çalışan adaylarıyla duygusal bağ kurabilme yani kendilerini güçlü birer işveren markası olarak konumlandırabilme şanslarını artırıyor. Yarıştaki durumunu merak edenlerin cevaplaması gereken kritik soru ise şu: Nasıl bir işveren markasıyım?

Yetenek gelişimi üzerine çalışan Realta Danışmanlık tarafından bu yıl ikincisi gerçekleştirilen Türkiye’nin En Gözde Şirketleri araştırması, yaklaşık 65 şirketin, iş piyasasının giriş seviyesini oluşturan ya da oluşturmaya aday olan üniversite öğrencilerinin gözünde nasıl bir işveren markası algısına sahip olduğu sorusunun cevabını veriyor. Bloomberg BusinessWeek Türkiye de tıpkı geçen yıl olduğu gibi araştırmayı hem şirketler hem de iş piyasasına yönelik faydalı bir kaynak olacağına inandığı için bu yıl da sayfalarına taşıdı.

Web üzerinden gerçekleştirilen ankete 98 üniversiteden 18 bin 490 üniversite öğrencisi katıldı, 13 bin 852 geçerli anket ise araştırmanın sonuçlarını belirledi. Bu öğrencilerin büyük çoğunluğu Türkiye ekonomisinin, iş dünyasının dahası şirketlerin gelecek 30 yılına yöne verecek. Doğal olarak şirketler en niteliklilerinin peşinde. Ancak onlar da dahil oldukları kuşağın özelliği gereği seçilen değil seçen olmanın peşinde. Şirketler için bu süreç bir sürek avına dönüşmüş durumda.

İnsan kaynakları (İK) alanında dünyanın önde gelen stratejistlerinden biri olarak tanınan San Francisco Devlet Üniversitesi’nden Dr. John Sullivan 2006 yılında yayımlanan makalelerinden birinde Türkiye’nin ciddi bir nitelikli İK potansiyeline sahip olduğuna ancak ülkedeki şirketlerin işveren markalamasından bihaber olduklarına dikkat çekiyordu. Makalesini “iyi avlar” diyerek tamamlayan Sullivan, küresel şirketleri nitelikli çalışan aramak üzere Türkiye’ye yönlendiriyordu. “Sadece dört yılda büyük bir değişim yaşandığını görüyoruz işveren markalaması alanında” diyor Realta Danışmanlık Kurucu Ortağı Ali Ayaz ve ekliyor: “Araştırmanın bu yılki sonuçları işveren marka yönetiminin Türkiye’de başarıyla uygulanmaya başladığını gösteriyor.”

İşveren marka yönetimi tüm dünyada en sıcak İK stratejilerinden biri. ABD’de 2007 For­tune 500 listesinde yer alan şirket­le­rin yüzde 20’si işve­ren mar­ka yönetimi çalış­ma­ları yürü­tür­ken, 2009 yılında bu rakam yüzde 70’in üzerine çıktı. “Türkiye’de ise şirket­le­rin büyük bir kısmı iste­se­ler de iste­me­se­ler de zaten bir işve­ren ima­jına sahip olduk­la­rı­nın far­kına var­dı­lar” diyor bu konuda çalışmalar yapan İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özgür Çengel ve devam ediyor: “Bazıları da bir süredir bu imajı doğru şekilde yönet­me­nin yol­la­rını arı­yor­.”

Türkiye’nin En Gözde Şirketleri 2010 araştırması gösteriyor ki istikrarlı biçimde işveren marka yönetimi çalışmaları yapan ve bu çalışmalarda üniversite öğrencilerini de hedef kitle arasına yerleştiren şirketler yeni mezunların daha da önemlisi en iyilerinin tercihi olmak konusunda ciddi aşama kaydettiler. En gözde 50 şirket ve ayrı bir listede değerlendirilen 15 holdingin büyük çoğunluğu üniversite öğrencilerine yönelik sürekli bir iletişim stratejisi yürütüyor. Ayrıca bu şirketlerin büyük çoğunluğunda yeni mezunlar İK politikalarının en temel ayakları arasında yer alıyor.

Listenin altıncı, sektörünün ise en gözde şirket seçilen İş Bankası yeni mezunları İK stratejisinin merkezine yerleştiren en çarpıcı örneklerden biri. Şirket kurum politikası gereği dışarıdan ara eleman almıyor. Dolayısıyla tüm işe alımlar giriş seviyesi pozisyonlar için gerçekleştiğinden yeni mezunlar şirketin işveren markası yönetiminde tek hedef kitleyi oluşturuyor. Türkiye’nin beşinci büyük özel bankası haline gelmesinde çalışanlarının büyük payı olduğuna inan listenin 33. sırasındaki Finansbank’ın ise 2009 yılında gerçekleştirdiği işe alımların yüzde 55’i yeni mezunlardan oluşuyor.

Araştırmada en gözde üçüncü, hızlı tüketim sektöründe ise lider konumda olan Unilever ve yine kendi sektörünün en gözde şirketi listenin de dördüncü sırasındaki Mercedes Benz Türk yaklaşık olarak 10 yıldır yeni mezunlarla yakın ilişki içinde olan şirketler. Kariyer günleri, kampus etkinliklerinin yanında üniversite öğrencilerine yönelik çeşitli eğitim ve gelişim programına uzun zamandır yatırım yapan her iki şirket de işe alımlarda hatta orta düzey yönetici ihtiyaçlarını karşılamada bu programlarda başarılı olmuş yeni mezunları tercih ediyorlar.

Yeni mezunlar şirketlerin İK stratejileri için bu kadar önemliyken onlara mezun olmadan ulaşmak ve işveren markalarını üniversitelerde doğru konumlandırmak oldukça kritik bir hale geliyor. “İşe alım pastasının çok büyük bir çoğunluğunu yönetici adaylarının oluşturduğu şirketimizde, üniversite öğrencileri işveren markamızın hedef kitlesi ve en temel mecramız da kampuslar” diyor Unilever Türkiye İnsan Kaynaklarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Lennard Boogaard ve devam ediyor: “Organizasyonlarımız sayesinde öğrenciler kariyerlerinin başında farklı aktivitelerde yer alıp, deneyimlerini genişletip, şirketimizi yakından tanıma fırsatı elde etmiş oluyor. Aynı şekilde biz de onları gözlemleme, tanıma şansı… Ve proaktif bir işe alım gerçekleştiriyoruz.”

Listenin üst sıralarının neredeyse tamamı işveren marka iletişimi çalışmalarında üniversite öğrencilerine yönelik deneyim imkanı veren, efsane eğitim ve staj programları, kamplar ve yarışmalar düzenleyen şirketlerden oluşuyor. Örneğin listenin zirvesindeki Turkcell. Türkiye’nin en büyük gençlik kulübü gnçtrkcll’i oluşturan şirket, üniversite öğrencilerine yönelik olarak Turkcell Akademi Üniversite – Sanayi İşbirlikleri, “7 Bölge / 7 Üniversite”, Turkcell Akademi Yüksek Lisans Burs Programı, Turkcell Akademi “Gençsen Geleceksin”, Turkcell Akademi “Business’a Değer Katan üniversite projeleri, İyi Fikir/ Developer Network/ Fikir Madeni ve Univercell gibi projeleri yürütüyor. Ancak Turkcell’in en büyü iki kozu, şirketin staj süreçlerini kapsayan Profesyonelliğe Adım Formasyonu (PAF Programı) ve 2009 yılı sonunda başlatılan Turkcell’li Yaşam seminerleri. Şirket 2009-2010 eğitim yılı boyunca Türkiye genelinde 30 üniversiteye gitmeyi ve kendini bir işveren olarak öğrencilere anlatmayı planlıyor. Şuana kadar 15’e yakın üniversiteyi ziyaret eden Turkcell bu çalışmalarının sonucunu almışa benziyor zira PAF takımına bu yıl 12 bin genç başvurdu. Ayrıca geçen yılki listede ilk 10’da yer bulamayan şirket bu yıl zirveye yerleşti. “Hangi alanda çalışmalarınızı yürütürseniz yürütün, fark yaratmak ve akılda kalmak için sürdürülebilir projeler yaratmak çok önemli” diyor Turkcell Çalışan İlişkileri Bölüm Başkanı Meltem Kalender ve devam ediyor: “Turkcell olarak uzun vadeli bir vizyonla, ulaşılabilir hedefler doğrultusunda durmaksızın çalışıyoruz. En çok tercih edilen şirket olmamızda kararlılığımızın etkisi çok büyük.”

Unilever ise üniversite öğrencilerine yönelik yürütülen projeler konusunda tam bir efsane. İşveren markasını 2000 yılında küresel bir stratejiyle yeninde şekillendiren Unilever faaliyette olduğu tüm ülkelerin ‘yetenek pazar’ında lider olmayı hedefliyor. Her yıl boyunca devam eden vaka çalışmaları, seminerler ve kampus etkinliklerinden bağımsız olarak gerçekleşen ve Unilever’in gerçek markalarına yönelik pazarlama çalışmalarının ekip halinde yürütüldüğü proje yarışması Ideatrophy ve BizzTrip2Unilever gibi faaliyetler şirketi öğrencilerin en gözdeleri arasında üst sıraya yerleştiriyor.

Mercedes Benz Türk’ün öğrencilerin gönüllerindeki yerini her yıl biraz daha sağlamlaştıran ise kariyer gelişimini uluslararası fırsatlarla da destekleyen staj programları. Öğrenciler arasında PEP olarak tanınan stajyer geliştirme programı 2002 yılından bu yana üniversitelerin son sınıflarında okuyan mühendislik ve işletme öğrencilerine iş hayatına öğrenciyken atılma fırsatını sunuyor. Şirketin bir diğer yeni mezunlara özel istihdam aracı ise “The CAReer Talent Programme” adı altında yürütülen ve uluslararası niteliği olan yetiştirme programı. Program sonunda katılanlar istihdam edilmeye başlanıyor. Henüz işin başında şirket kültürüyle yoğrulan yeni mezunlar şirket için oldukça verimli oluyorlar. “Kurum kültürümüz en önemli rekabetçi özelliğimiz diyebiliriz” diyor Mercedes Benz Türk İnsan Kaynakları Müdürü Salih Ertör ve devam ediyor: “Performans odaklı kurum kültürümüzü besleyen önemli bir unsur da yeteneklerin tam zamanında cezp edilmesi ve organizasyonumuza katılması olarak tanımlanabilir.”

Yetenek pazarındaki rekabetin gücüne inanan bir başka şirket de sektörünün en gözdesi ve genel listenin beşinci sırasındaki Microsoft. Şirketin insan kaynaklarından sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Belgin Ertam Microsoft’un geleceğin yöneticilerini üniversiteden itibaren yetiştirmeye başladıkları bilgisini veriyor. Şirket bu nedenle yeni mezun ve MBA mezunlarına yönelik olarak düzenlenen Microsoft Academy for College Hires (MACH) programına çok önem veriyor. Ayrıca şirketin gençlerin potansiyelini ortaya koyabileceği Yaz Staj programı, S2B-Student to Business, MSP-Microsoft Student Partner, Imagine Cup- Öğrenci Teknoloji Yarışması, DreamSpark, Yaz Okulu ve Redmond Staj olanakları gibi sayıda özel öğrenci programı bulunuyor. Belgin Ertam’a göre öğrencilere yönelik düzenlenen tüm bu programlar Microsoft ile öğrenciler arasında bir köprü oluşturan, aradaki bağı kuvvetlendiren ve onlarla iletişimi zenginleştiren çok önemli yatırımlar.

En Gözde Şirketler 2010
1. Turkcell
2. THY
3. Unilever
4. Mercedes Benz Türk
5. Microsoft
6. Türkiye İş Bankası
7. P&G
8. Garanti Bankası
9. IBM
10. Aselsan
11. Coca Cola Company
12. Pfizer
13. Deloitte
14. PWC
15. Ernst and Young
16. T.C. Merkez Bankası
17. Toyota
18. Ford Otosan
19. Eczacıbaşı İlaç
20. Zorlu Enerji
21. Philip Morris
22. ENKA
23. Intel
24. Türk Telekom
25. Akbank
26. Enerjisa
27. DHL
28. Vodafone
29. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)
30. TAI
31. Avea
32. Henkel
33. Finansbank
34. Ülker
35. Novartis
36. Yapı Kredi Bankası
37. Accenture
38. T.C. Ziraat Bankası
39. HSBC Bank
40. Bayer
41. IMKB Takas ve Saklama Bankası
42. Nestle
43. Frito Lay
44. Siemens
45. HP
46. Bosch
47. Havelsan
48. Sony
49. Abdi İbrahim
50. TÜBİTAK

En Gözde Holdingler 2010
1. Koç Holding
2. Sabancı Holding
3. Eczacıbaşı Holding
4. Doğan Holding
5. Doğuş Holding
6. Borusan Holding
7. Zorlu Holding
8. Alarko Holding
9. Çalık Holding
10. Yaşar Holding
11. Çukurova Holding
12. Fiba Holding
13. Polat Holding
14. Teknoloji Holding
15. Nurol Holding

En gözde sektörler 2010
1. Bankacılık / Finans
2. Hızlı Tüketim
3. Bilgi Teknolojileri
4. Otomotiv
5. Gıda
6. Telekom / Haberleşme
7. Kamu
8. İlaç
9. Denetim / Danışmanlık
10. Havayolu
11. Eğitim Kurumları
12. Savunma Sanayi
13. Medya
14. İnşaat
15. Enerji
16. Dayanıklı Tüketim / Elektronik
17. Perakende / Mağazacılık
18. Turizm / Otelcilik
19. Kargo / Lojistik
20. Halkla İlişkiler
21. Elektrik
22. Akaryakıt / Petrol / Kimya
23. Tekstil
24. Sağlık / Tıp
25. Sigorta
26. Maden / Metal
27. Isıtma / Soğutma
28. Müşteri Hizmetleri / Çağrı Merkezi

En gözde departmanlar 2010
1. Pazarlama
2. Proje Yönetimi
3. Ar-ge
4. Mühendislik
5. Mali İşler / Finansman
6. İnsan Kaynakları
7. İş Geliştirme
8. İthalat / İhracat
9. Üretim
10. Satış
11. Bilgi Teknolojileri
12. Reklam
13. İç Kontrol / Teftiş
14. Halkla İlişkiler
15. Lojistik / Malzeme Yönetimi
16. Müşteri İlişkileri / CRM
17. Eğitim
18. Tasarım
19. Satın Alma
20. Kalite Güvence

Bölüm 2 / Sektörel sıralama

Emine İnce / Bloomberg BusinessWeek Türkiye

Kategori HaberlerYorum (1)

Advert

Facebook

Businews on Facebook

Stajını puanladın mı?