Etiket arşivi | "üniversite"

3 Yıl Yurtdışında Oku Üniversiteye Sınavsız Gir


 

YÖK yaptığı son değişiklikle son 3 yılını yurtdışında okuyan Türk gençlerine üniversiteye sınavsız giriş hakkı tanıdı

 

Türkiye’de gençler bir üniversite kapısından içeriye girebilmek için önce iyi bir Anadolu ve fen lisesini kazanmak ya da iyi bir özel okula gitmek zorunda. Bunun için de yıllarca “özel ders” ve “dershaneler” arasında mekik dokuyor. Yaklaşık 3 yıl süren bu süreç, liseye girdikten sonra bu kez üniversite sınavlarına hazırlanmak için tekrarlanıyor. En az iki yıl yine dershaneler ve özel derslerde geçen bu süre ve harcanan sermaye Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavları’nda (LYS) yaklaşık 1.6 milyon genç arasından başarılı olup, başta kontenjanları 378 bin olan lisans programlarına yerleşebilmek için. Bu süreçte bir ailenin ilköğretimde yaptığı harcama eski Eğitim Sen Başkanı Alaaddin Dinçer’in araştırmasına göre 13 bin TL’yi ortaöğretimde 19 bin TL’yi buluyor. Oysa YÖK’ün yaptığı son değişiklikle örneğin Bulgaristan’da Sofya’da IB diploması veren ve yıllık ücreti 8 bin Euro olan bir lisede çocuğunu 3 yıl okutmak üniversite kapısını sınavsız açıyor.

 

YÖK, geçen yıl 2010-2011 öğretim yılından itibaren uygulanmak üzere Türkiye’de yükseköğretim programlarına yerleştirmede kullanılan Yabancı Öğrenci Sınavı’nı (YÖS) kaldırdı ve yabancı öğrenci kabülünde sözü üniversitelere bıraktı. Buna göre üniversiteler, YÖK Genel Kurulu’nda onaylanmış koşullarda öğrencilerini kabul edecekti. Ancak YÖK’ün Yurtdışından Öğrenci Kabulü’ne İlişkin Esaslar’da her defasında yaptığı değişiklikler Türkiye’de öğrenim gören öğrencilerin aleyhine oluyor. 25 Ağustos’ta YÖK Genel Kurulu’nda alınan son karar lise eğitiminin son 3 yılını KKTC dışında bir ülkede tamamlayan Türk uyruklu öğrencilere 1.6 milyon genç üniversiteli olmak için yarışırken, YÖK yaptığı son değişiklikle lisenin son 3 yılını yurtdışında okuyan Türk gençlerine üniversitelere sınavsız giriş hakkı tanıdı. KKTC uyruklu öğrenciler de ellerinde GCE-AL sonuçlarıyla üniversitelere başvurma hakkına  sahip. Uyruklarından biri KKTC ve TC olanlara da bu hak sağlandı

 

Türkiye’deki üniversitelere YGS ve LYS’lere girmeden başvurma hakkı tanıdı. Aynı hak KKTC uyruklu öğrenciler için de sınavsız üniversite yolunu açtı. Öğrenci KKTC uyruklu olup öğrenimini KKTC’de tamamlasa bile GCE AL (The General Certificate of Education -Advanced Level) sınav sonuçlarına sahipse sınavsız Türk üniversitelerine başvurabilecek.

 

Bu haktan çift uyruklu KKTC ve TC vatandaşları da yararlanabilecek.

 

HER DEĞİŞİKLİK ALEYHTE

YÖK, aldığı ilk kararda TC ve KKTC uyruklu olup KKTC dışında bir ülkede lise eğitimini tamamlayanların da üniversitelere sınavsız başvurabileceğini kabul etti. Tepkiler üzerine bu madde önce kaldırıldı, sonra yine kabul edildi. Son olarak da son 3 yılı yurtdışında okuyanlara bu hak tanındı. Ayrıca TC vatandaşlığından çıkanlara bu hak sağlandı.

 

 

Kaynak: Habertürk

Kategori HaberlerYorum (0)

Üniversitelerin Medya Karnesi


Türkiye’de bu yıl yüksek eğitim almak için 1,7 milyon adayın kapısını çaldığı üniversiteler, öğrencilerin tercih listelerinde üst sıralarda yer alabilmek için düzenledikleri etkinliklerle medyada yer buluyorlar.

 

Medya Takip Ajansı Interpress, üniversitelerin yazılı basında çıkan haberlere göre yılın ilk altı aylık dönemini kapsayan ‘Haber Karnesi’ni hazırladı. Yazılı basında şimdiye kadar 156 üniversitenin toplam 150 bin 890 haber ve yazıyla yer aldığı tespit edilirken, çıkan haber sayısının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 85 arttığı belirlendi. Yayınlanan haber sayısına göre oluşan listede ise, bu yıl ilk 20 sıra içinde hiçbir vakıf üniversitesinin yer alamadığı da ortaya çıktı.

 

Ulusal, bölgesel ve yerel iki bine yakın gazete ile derginin tek tek incelendiği araştırma sonuçlarına göre; devlet üniversiteleri içinde en çok haber 9 bin 870 adetle Akdeniz Üniversitesi hakkında çıktı. İstanbul Üniversitesi 7 bin 554 haberle ikinci olurken, Anadolu Üniversitesi de 7 bin 177 haberle üçüncü sırayı aldı. Listenin ilk on sırasında yer alan diğer okullar ise, ‘Selçuk Ün.’, ‘Ege Ün.’, ‘Ankara Ün.’, ‘ODTÜ’, ‘Hacettepe Ün.’, ‘Gazi Ün.’ ve ‘Çukurova Ün.’ oldu.

 

Bilkent, vakıf üniversiteleri içinde ilk sırada

 

Interpress’in üniversiteleri mercek altına aldığı araştırmada, vakıf üniversiteleri içinde 2 bin 734 haberle ilk sırada Bilkent Üniversitesi’nin yer aldığı görüldü.

 

2 bin 58 haberle Bilgi Üniversitesi ikinci sırayı alırken, Başkent Üniversitesi çıkan bin 784 haberle üçüncü oldu. Vakıf üniversiteleri içinde ilk on sırayı oluşturan diğer üniversiteler ise, ‘TOBB Eko. ve Teknik Ün.’, ‘Bahçeşehir Ün.’, ‘Sabancı Ün.’, ‘İzmir Ekonomi Ün.’, ‘Yeditepe Ün.’, ‘Zirve Ün.’ ve ‘Koç Ün.’ şeklinde oluştu.

 

Kaynak: MediaCat Online

Kategori Haberler, MedyaYorum (0)

Üniversitelerde Sosyal Medya Kullanımı


Az önce bir araştırmaya denk geldim. Bize sosyal medyanın daha ne kadar çok başında olduğumuzu alenen gösteren bir araştırma bana göre. Üniversitelerin -internet sektörünü emanet edeceğimiz gençlerin- daha ne kadar yolun başında olduğunu gösteren bir çalışma aynı zamanda da… Ve ne yazık ki devlet üniversitelerinin hala sosyal medyadan bihaber olduklarını da yüzümüze acı bir şekilde çarpıyor.

 

Araştırmayı Futurarts yapmış. Türkiye’deki tüm üniversitelerin (106 Devlet, 55 Vakıf) kurumsal sosyal medya hesaplarını incelemişler.

 

“Araştırma kapsamında incelenen 106 devlet üniversitesinden sadece 21 tanesi (yüzde 20) en az bir sosyal medya mecrasını kurumsal olarak kullanmaktadır. Vakıf üniversitelerine baktığımızda ise 55 tane vakıf üniversitesinden 40 tanesi (yüzde 73) en az bir sosyal medya mecrasını kullanmaktadır. Oranlara bakıldığında vakıf ve devlet üniversiteleri arasında çok bariz bir fark olduğu görülmektedir. Devlet üniversitelerinin ortalama Facebook takipçisi 1368 iken vakıf üniversitelerinde bu sayı 3737’dir. Vakıf üniversitelerinin ortalama takipçi sayısının devlet üniversitelerinin yaklaşık 3 katı olduğu dikkat çekici bir unsurdur.

 

En çok kullanılan sosyal medya mecrası: Facebook

 

Türkiye’deki üniversiteler sosyal medyada en çok Facebook’u kullanmaktadırlar. Devlet üniversitelerinin 20’si, vakıf üniversitelerinin ise 40’ı Facebook’u kullanmaktadırlar. Facebook’tan sonra en çok kullanılan sosyal medya mecrası ise Twitter’dır. Türkiye’deki üniversitelerin 50 tanesi (devlet 17, vakıf 33) Twitter’ı kullanmaktadırlar. Daha sonra sırasıyla kullanılan sosyal medya mecraları Youtube (13), FriendFeed (7), Flickr (5), Foursquare ve Vimeo (3), Linkedin (2), Blogger, Tumblr, Dailymotion ve Formspring (1)’dir.

 

Devlet üniversiteleri arasında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ilk sırada

 

Devlet üniversitelerinin sosyal medya kullanımına bakıldığında Facebook ve Twitter’da en çok takipçisi olan ilk 10 üniversite aşağıdaki gibidir. Hem Facebook hem de Twitter sıralamasında ilk üç sıra İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ve Pamukkale Üniversitesi’nden oluşmaktadır. Farklı reyting sıralamalarında ilk 10’da olan Boğaziçi Üniversitesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi’nin sosyal medyada hiç etkinliğinin olmaması dikkat çekicidir.

 

 

Vakıf üniversitelerinin zirvesinde, Zirve Üniversitesi var

 

Vakıf üniversitelerinin sosyal medya kullanımına bakıldığında ise Facebook ve Twitter sıralamalarında farklılıklar olduğu görülmektedir. Facebook sıralamasında ilk sırada Zirve Üniversitesi yer alırken, Twitter sıralamasında ilk sırada Bilkent Üniversitesi yer almaktadır. Facebook sıralamasında ilk 4 üniversitenin takipçi sayılarına bakıldığında sosyal medyaya ne kadar önem verdikleri çok açık görülmektedir. Farklı reyting sıralamalarında ilk sıralarda olan Koç Üniversitesi’nin ve Sabancı Üniversitesi’nin sosyal medyada arka sıralarda olması ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nin sosyal medyada hiç etkinliğinin olmaması göze çarpmaktadır.

 

 

Yazıyı da şöyle sonlandırmak lazım

 

Bugün Harvard Üniversitesi’nin dünya genelinde 530 bin takipçisi var….

 

 

Kaynak: Çiğdem Özkan

Kategori İŞ'in Püf Noktası, Uzman GörüşüYorum (0)

Üniversite Kontenjanlarının İşsiz Mezundan Haberi Yok


Üniversitelerin 2010 yılı kontenjanları, kontenjan planlaması yaparken Türkiye’deki istihdam koşullarını pek de dikkate almadıklarını ortaya koydu. Üniversiteler mevcut mezunlar arasında işsizlik oranı en fazla olan alanlarda bile yüksek oranlı kontenjan artışlarına gittiler.

Buna karşın istihdam oranının en yüksek, işsizlik oranının en düşük olduğu alanlardaki kontenjan artışları çok daha sınırlı düzeyde kaldı. Bilimsel araştırmaları ile hayata yön vermesi beklenen üniversitelerin, kendi planlamalarını hayatın gerçeklerinden kopuk yapmaları ekonomik ve sosyal hayat açısından önemli bir çelişki oluşturuyor.

MÜHENDİSLİK GÖZDE AMA İŞSİZLİK YÜKSEK

Üniversite yerleştirme puanlarına göre öğrenci alan lisans programlarını kapsayan hesaplamaya göre oransal olarak en yüksek kontenjan artışı sanat eğitimi veren programlarda gerçekleşti. Bu alanda kontenjanlar %59.8 arttı. Oysa TÜİK’in gençlerin istihdamına ilişkin istatistiklerine göre, 15-34 yaş grubunda mezun olduğu okula göre istihdam oranının en düşük olduğu alan sanat. TÜİK’in verilerine göre sanat eğitimi alan mezunların ancak %54’ünün bir işi var ve mezunların %46’sı boşta geziyor.

Sanat alanında eğitim veren üniversite bölümlerindeki yüksek kontenjan artışı, geçen yıl ilk yerleştirmede kontenjanların %10.5’i boş
kalmış olmasına rağmen bu sene de gerçekleşti. Yüksek kontenjan artışının hem yüksek işsizliğe hem de kontenjanların tam olarak dolmamasına rağmen yapılması, çelişkiyi daha katmerli hale getiriyor.

ÇARPIKLIK TEMEL BÖLÜMLER İÇİN DE GEÇERLİ

Sorun sadece sanat dallarıyla sınırlı değil. İşletme ve yönetim gibi toplam kontenjan içinde %21.3 ile en yüksek paya sahip alanda da
aynı çarpıklık bulunuyor. TÜİK’in araştırmasına göre bu alanda genç mezunlar arasındaki istihdam oranı %63. Yani genç mezunların %37’si boşta. Buna karşın üniversiteler, bu alandaki kontenjanlarını %18.8 oranında artırdılar. Kontenjanlarındaki toplam artışın %22.4’ü bu alandaki artıştan kaynaklandı. Geçen yıl bu alandaki kontenjanların %8.8’i ilk yerleştirmede boş kalmıştı. %44.5 ile en yüksek ikinci kontenjan artışının olduğu Sosyal bilimler ve davranış bilimleri alanında da boşta gezenlerin oranı %31.5’i geçiyor. Mühendislik ve bilgisayar gibi en gözde alanlarda da durum pek farklı değil.

Mühendislik dallarından mezun olanların %22.4’ü bir işte çalışmıyor durumdayken, bu alandaki kontenjan artışı %22.4 ile ortalamanın üzerinde.

Mezunlarının %35.6’sı boşta gezen bilgisayar alanındaki kontenjan artışı ise %19.5. Geçen yıl mühendislik kontenjanlarının %6.9’u,
bilgisayar bölümlerinin kontenjanlarının ise %26.5’i boş kalmıştı.

İşsizi az olan alanlarda kontenjan artışı düşük

İşsizi yüksek alanlarda kontenjan artışları yüksek tutulurken, işsizlik oranının en düşük olduğu alanlarda kontenjan artışları ortalamanın çok altında kaldı. En düşük oranlı kontenjan artışı, istihdam oranının en yüksek olduğu alanlardan birisi olan veterinerlikte gerçekleşti.

Türkiye’de bir meslek eğitimi almış olan gençler arasında boşta gezenlerin oranı %31 iken, genç veterinerler arasında çalışmayanların oranı %13.3 düzeyinde.

Üniversitelerin lisans programlarında genel kontenjan artışı %17.7 iken, veterinerlikteki kontenjan artışı sadece %7.7 oldu.

HUKUKTA ARTIŞ % 11.5’TE KALDI

Üstelik veterinerlik, hukuk ile birlikte geçen yıl kontenjanların tamamının dolduğu nadir alanlardan birisi idi. Hukuk, istihdam oranının en yüksek, boşta gezenlerin oranının ise en düşük olduğu meslek grubunu oluşturuyor. Hukuk mezunları arasında bir işte çalışmayanlarn oranı %10.9 ile genel ortalamanın 20 puan altında bulunuyor. Buna karşın hukuk alanındaki kontenjan artışı %11.5 ile yüksek işsizliğe sahip alanların çok gerisinde kaldı.

Bir işe sahip olmayan mezunların oranı %12.4 ile en düşük ikinci sırada yer alan sağlıkta da kontenjan artışı %14.9 ile ortalamanın altında kaldı.

TEK UYUMLU ALAN TARIM

İşsizlik oranı yüksek olan ve buna uygun olarak kontenjan artışının da düşük kaldığı tek alan ise tarım oldu. Tarım alanında işi olmayanların oranı %35.4, kontenjan artışı ise %8.5 oldu.

İsmet Özkul / Habertürk

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)

Nükleer Üniversite Kurulacak


Bir dizi temas ve açılışlar için Trabzon’da bulunan Enerji ve  Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız; Sinop’ta kurulması planlanan nükleer santral için Güney Koreli KEPCO şirketinin temsilcileriyle görüşmenin devam ettiğini belirterek, “Uluslararası yatırımcıya nükleer santralle alakalı bir üniversite kurmasını da teklif ediyoruz” dedi.

Yıldız, Güney Koreli KEPCO şirketi temsilcileriyle geçen hafta Ankara’da biraraya gelerek görüştüklerini bildirdi ve “Önümüzdeki hafta tekrar biraraya geleceğiz. Bu ayın sonuna kadar mutlaka bir mutabakat noktası yakalamamız lazım. 4-5 tane temel konu var. Bir kısmında henüz anlaşmış değiliz. Sonunda da anlaşamayabiliriz” ifadelerini kullandı. Akdeniz ve Karadeniz’de birer nükleer santral kurulmasının enerjide güç dağılımı açısından dengeli uygulama olacağı kanaatinde olduğunu söyleyen Yıldız, Güney Korelilerin de uzlaşma gayreti bulunduğuna inandığını kaydetti.

Teknoloji için

Nükleer teknolojinin öğrenilmesi bakımından üniversitenin şart olduğunu kaydeden Yıldız, Türkiye’de halen Hacettepe Üniversitesi’nde Nükleer Mühendislik ve Nükleer Fizik konularında lisans programı, ODTÜ ve İstanbul Üniversitesi’nde ise lisansüstü eğitim programları bulunduğunu, bu üniversitelerin Türkiye’ye çok önemli katkı yaptıklarını, ancak bunların yeterli olmadığını vurguladı. Yıldız, “İki nükleer santral kurarsak, bu eğitim programları yeterli olmayacak. Çünkü çok ciddi bir insan kaynağı ile bunları yapacağız. Bu nedenle uluslararası yatırımcıya nükleer santralle alakalı bir üniversite kurmasını teklif ediyoruz” diye konuştu.

Elektrik tüketimi arttı

“Rus tarafına da teklif edecek misiniz” sorusu üzerine Bakan Yıldız, “Bir nevi şart oluşturacağız” karşılığını verdi. Bakan Yıldız, Türkiye’nin makro büyüklüklerini etkileyecek bir enerji yatırımı yapmak istemediklerini de belirterek, nükleer santralde kamu payını en çok yüzde 25 öngördüklerini söyledi. Özel sektörün önde gelen elektrik üreticilerinden Akenerji’nin, Trabzon’un Araklı ilçesinde 124 milyon dolara kurduğu Akocak HES’in açılış törenine katılan Taner Yıldız, Türkiye’nin elektrik tüketiminde temmuz ayında yüzde 13’lük büyüme yakaladığını bildirdi.

Taner Yıldız, çevrecilerin eleştirilerine ‘Yalnızca sizin dediğinizi yaptık, sadece doğalgaz, sadece nükleer veya sadece yenilenebilir yaptık, ama vatandaşı iki saat elektriksiz bırakacağız’ deme lüksleri olmadığını kaydetti. Yıldız, “Biz her türlü abone haklarıyla beraber 73 milyona olan sorumluluğumuz gereği kesintisiz enerji için bu yatırımları gerçekleştirmek zorundayız” diye konuştu. Bakan Yıldız, özellikle Karadeniz’de gerçekleştirmek istenilen 123 proje olduğunu, bunun da 4-5 milyar kilovat saate denk geldiğini kaydederek, Akocak HES projesine ilişkin ise “Şantiyeden gelen bir mühendis olarak burada farklı bir heyecan hissettim. Çevredeki köylerde 450-500 kişinin evine götürdüğü ekmeğe, coğrafyaya bir katkısı oluyor” dedi.

Köktaş: Doğduğum yere büyük yatırım yapılıyor

TRABZON Of doğumlu Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Hasan Köktaş, “Doğduğum, büyüdüğüm topraklara çok büyük yatırım kazandırılıyor. Bölge insanlarına yeni iş imkânları sağlanması, suyun etkin kullanımı için önemli çalışmalar yaptık. Enerji ve çevre birbirinin alternatifi olamaz. Bu anlayış ile tüm enerji kaynaklarımızı doğaya en az zarar verecek biçimde çalışıyoruz. Akocak HES bu bilinçle yapıldı. 124 milyon dolara malolan tesiste, yıllık 257 milyon kilovat saat elektrik üretilecek” dedi.

Baykal’a ‘HES’ teşekkürü

ENERJİ ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, “Hidroelektrik santral (HES) düşmanlığı içine kendinizi kaptırmayın” diyen CHP’nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal’a teşekkür etti. Yıldız, Antalya İl Meclisi toplantısında “ HES’i bir düşman görüp ‘Aman ha ülkeyi tahrip’ gibi bir anlayışın içine girmek de doğru değil” açıklaması yapan CHP eski Genel Başkanı Baykal’a teşekkür ediyorum. Diğer arkadaşlara da tavsiyelerde bulunacağını düşünüyorum” diye seslendi.

124 milyon dolar harcandı 420 işçi 48 ay çalıştı

AK Enerji’nin Çek ortağı Cez ile kurduğu Akocak HES, Trabzon Araklı-Karadere havzasının orta bölümüne inşa edildi. 81 megavat kurulu güçteki santral, yılda 257 milyon kilovat saat elektrik üretecek. Akocak HES, 761 metrelik düşüşüyle Türkiye’nin düşüşü en yüksek üçüncü HES’i olma özelliğini taşıyor. Erikli-Akocak Regülatörü ve Akocak HES inşaat çalışmalarında, yaklaşık 48 ay boyunca her ay 420 işçi mesai yaptı” diye konuştu.

Merve Erdil / Hürriyet

Kategori SektörelYorum (0)

İyi Ki Üniversiteler Var


Ülkemizde üniversite mezunu olanların oranını biliyor musunuz? Birçok kişi yeni üniversite açılmasına ve kontenjanlarına arttırılmasına karşı çıkıyor. Karşı çıkanların bazı gerekçelerine hak verebilirim. Ama ülkemizde üniversite sayısı fazla diyenlere hak vermem mümkün değil. Öncelikle şunu tanımlamak gerekiyor. Üniversite eğitimi ile meslek edinme aynı şey değildir. Üniversite okumak meslek edinmek için bir yol olarak kullanılabilir ama asla üniversite eğitimi meslek edinmenin tek yolu değildir. Ülkemizde aileler çocuklarının mutlu ve daha seçkin yaşamalarının yolunun üniversite eğitiminden geçtiğini düşünürler. Ayrıca üniversite eğitimini, sadece 4 veya daha fazla yıl eğitim yapan okullar olarak tanımlamamak gerek. Meslek yüksekokulları da üniversite eğitimi kapsamına girmez mi?

ORAN SADECE YÜZDE 11

Bunu neden söylüyorum. Çünkü son yıllarda eğitimle ilgili kavramlar her zaman olduğu gibi yine birbirine karıştırıldı. Üniversite, vakıf üniversitesi, özel üniversite, 2 yıllık, 4 yıllık, meslek vb. Sanırım benim en kısa zamanda bir sözlük çıkarmam lazım, yoksa buradan ne kadar düzeltebilirim ki. Geçenlerde eski bir rektör diyor ki, ‘Vakıf üniversitelerinin açılması yasaklansın. Her ile bir üniversite yanlıştır.’ Bu sözleri bir bilim insanı tarafından söyleneceğine asla inanmıyorum. Yazımın başında sorduğum sorunun cevabına geleyim. Hocama da sanırım iyi bir yanıt olacaktır. Ülkemizde üniversite mezunlarının oranı %11, bu fazla mı az mı? Rusya’da bu oran % 55, G. Kore’de % 51, Avrupa’nın birçok ülkesinde %50′lerin üstünde, Şili’de %22, Meksika’da %24′lerde. En önemlisi de doğu bloğu ülkeleri yani düne kadar Sovyetler Birliği şemsiyesinde kalmış sonra dağılmış ve hızla devlet olmaya çalışan ülkeler. Ortalama üniversiteli oranı %35′lerde. Tüm bunların anlamı şudur. Eğer üniversite mezunu sayınız fazla ise daha hızlı kalkınırsınız. Eğer üniversiteniz fazlaysa bu üniversiteler bulunduğu bölgeye kültür ve kalkınmışlık getirir. Hele hele bizim gibi ülkelerde daha fazla insanı üniversiteli yapmak, eğitmek hayati bir öneme sahip değil mi?

Bir de şu açıdan bakın, ülkemizin 18-64 yaş arası çalışan nüfusta eğitim ortalaması 4,5 yıldır. Yani üreten nüfusumuz ilkokul mezunu bile değil. Neden gelişemediğimizi şimdi anladınız mı? Kalkınma ile eğitim arasında çok yakın ilişki vardır. Daha fazla üniversite ve daha fazla okuyan insana ihtiyacımız olduğu kesin.

OKULLARIMIZ YÖNETİLEMİYOR

Dünyanın üniversite kavramını nasıl tanımladığına bakarak üniversitelerimizi tekrar tanımlamak durumundayız. Üniversiteler geleceğimiz, toplumumuzun sigortasıdır. Üniversiteler bilgi üreten, fabrika gibi topluma yayan kurumlardır. Bugün Harvard Üniversitesi dünyanın her tarafından öğrenci alıp ciddi bir eğitim turizmi oluştururken, neden biz Azerbaycan’dan, İran’dan, Suriye’den öğrenci alamıyoruz. Neden Kıbrıs’ta Amerikalılar üniversite açarken, biz büyük üniversitelerimizi yurtdışında açamıyoruz. Cevabı yine ben vereyim. Üniversitelerimiz yönetilemiyor. Üniversiteleri yönetenler YÖK’ten şikayet ederek bu işten sıyrılmaya bakıyor. Kolayı bu olsa gerek. Üniversitelerimize devletin kaynak ayırmasına da şaşırıyorum, neden bu kadar profesörün, doçentin olduğu yerde bilgi üretip satamıyoruz da ilköğretime, anaokuluna harcamamız gereken parayı buralara harcıyoruz. Bir terslik yok mu? Üniversitelerde yapıyı değiştirmek zorundayız.

Düşünün ÖSYS yerleştirme sonuçları açıklanacak, en başarılı ilk 1000 öğrenci bir yerlere yerleşecek, malum tahmin edebiliyoruz nerelere yerleşeceklerini. Otuz yıldır ilk 1000′de yer alan öğrenciler aynı yere gitmiyor mu zaten. Peki, siz bu çocukların gittiği yerlerden üretilen patent sayısını ve alınan ödülleri hiç duydunuz mu? Ben duymadım. Acaba bu çocukları oralarda yanlış mı eğitiyoruz? Bu sorunun cevabını size bırakıyorum.

Biz öncelikle üniversiteleri kimin yönetmesi gerektiğini tartışalım. Kesinlikle bugünkü yapının olmaması gerektiğinde mutabık olacağımız kesin. Ayrıca üniversiteleri özerk hale getirelim. Kendileri kendi bütçelerini yapsınlar. Sonuçta yükseköğretimimizin nasıl geliştiğini kısa sürede göreceksiniz. Çünkü üniversiteler özgür olursa üniversite olur.

Turgay Polat / Akşam

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (1)