Etiket arşivi | "Vestel"

Ahmet Zorlu’nun Örnek Alınacak Başarı Öyküsü


Girişimcinin her başarılı insandan feyz alması gerekir, Ahmet Zorlu’nun da kendisine model olarak belirlediği kişiler olmuş zamanında. Sizlerde de bir şeyler uyandırması dileğimle…

 

Ellerini masanın üstünden koyup, oturduğu koltuğa daha da yaslanıp kendinden emin bir sesle “Çıraklığını yapmadığınız bir işin patronluğunu yapamazsınız! Sanayici olarak büyümüşüz. Bilmediğimiz işlere girmeyiz. Dürüst olup cesaretli kararlar verdikten sonra, başarı peşinden gelir insanın. Yatırımlarımız planladığımızdan bir gün sonrasına gecikmedi, hep daha önce gerçekleştirdik” deyip ardından ekliyor:

“İlk fabrikamızı Bursa’da kurduk. Dokuma üzerineydi. Daha sonra iplik ihtiyacımız oldu bulamadık.Agro boyası yaptırıyoruz, doğru düzgün gelmez, renk tutmaz. İhracat için bunlar çok önemli. Bu malı üretebilmem için, bu ipliğe ihtiyacımız oluyor. Acilen bir iplik fabrikası kurma kararı verdim. Finansmandan yana hiç sıkıntımız olmadı çok şükür, çünkü senelerden beri gelen bir altyapımız, bilgimiz vardı. İplik fabrikasının temelini atıp, üretim yapmam 6 ayımı aldı. Ama nasıl yaptım, onu bir de bana sorun. İdare binamı en sona bıraktım. Patronun oturacağı yer bizde en son gelir. Önce üretim yeri tamamlanır, üretim kazanır, idari binayı yapar. Eğer önce idari binayı yapıp, üretimi sonraya bırakırsanız nalları dikersiniz. Onun için biz nalları dikmedik. ”

 

Bu sözler sıfırdan zirveye tırmanmayı başarmış Zorlu Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu’ya ait.

Tırnaklarıyla kazıyarak geldiği noktayı hazmetmiş.

Sakin duruyor! Kendisinden emin bir tonda anlatıyor:

“Ben ‘Hayat Okulu’nda okudum. Başka bir okulda okumadığıma da pişman değilim. Onların üniversiteyi bitirdikleri tarihte, ben 25 yaşında fabrika kurdum. Okul bitiren fabrika kurabilir mi, ama ben kurdum. Fason imalatını 17-18 yaşlarındayken öğrendim. İplikçiden ip alır, boyahane ile anlaşır imalat takibi yapardım. 18 yaşında birisine bunu yaptıramazsınız.

 

Benim oğlum 17 yaşında ona da bu işler önceden hayal gibi geliyordu. 2 sene pazarlamaya gitti, hayat felsefesi değişti. Okul teori, ama yaşam pratik istiyor. En azından bu denge yüzde 80 pratik, yüzde 20 teori olmalı. Makine Mühendisi yanınıza gelip iş istiyor, ama bir ustanın yaptığı işi yapamıyor. Onun için salt teori ile bu işler olmaz. Şimdi biz büyüdüğümüz kadar büyüdük, sıra bunları sindirmeye geldi. Şimdi 4 büyük gruba ayrıldık. İki yıl sonra 50. yılımızı kutlayacağız. Mühim olan 100-200 senelik bir grup olabilmek. Bizim grubun en önemli özelliği hızlı karar verebilmesi. Kararı verdin mi de yarın uygulamalısın. Aylarca uzatma, geciktirme olmaz.

 

Denetleyemediğin şirket senin değildir. Mal sahibi ayrı gözle bakar, yönetici ayrı gözle bakar. Başkalarının hakkını gasp etmeyeceksin. Verdiğiniz sözü yapacak, yapamayacağınız sözü de vermeyeceksiniz. Söz verdin mi de ne pahasına olursa olsun yapacaksın. Annem babam bize derdi ki, haram yemeyeceksin, yedin mi bir şekilde çıkar. Vestel’in tüm makina parkı yeniledik. Tekstil de öyle. Avrupa’nın en büyük polyester üreten grubuyuz.”

 

BABADAĞ’DAN ZİRVEYE

 

Ahmet Nazif Zorlu’nun sıfırdan zirveye giden yolda katettiği kilometre taşlarına gelince…

Ahmet Nazif Zorlu Denizli’nin el dokumalarıyla ünlü Babadağ ilçesinde, 1944 yılında dünyaya gelir. Ahmet Zorlu’nun ailesi de kasabanın diğer aileleri gibi tekstil işiyle uğraşmaktadır. Aile bireyleri evdeki dokuma tezgahında Denizli bölgesine özgü çizgili çarşaf dokumaktadır. Baba Zorlu’nun 1950’lilerde ticaret işiyle uğraşmaya başlaması “Ticaret ateşini”nin daha çocuk denecek yaşta, Ahmet Zorlu’nun yüreğine düşmesine neden olur.

İlkokuldan sonra okulu bırakarak bir yandan evdeki dokuma tezgahında, diğer yandan da babasının dükkanında çalışmaya başlar.

 

14’ünde tek başına ticaret yapabileceğine inanır; ama yaşını küçük bulan babası onunla aynı inancı paylaşmaz.

Ve yaşamı Karadeniz pazarını keşfe çıkan amcasının eve yüklü siparişlerle geri dönmesiyle değişir. 15 yaşına geldiğinde amcasıyla birlikte Bursa, Ankara ve Samsun’u kapsayan bir iş gezisine çıkar. Trabzon son durakları olur. Orada bir dükkan açmaya karar verirler. Yaşıtları daha sokakta oyun oynarken Ahmet Nazif, 1960 yılında ailenin Trabzon’da açtığı dükkanın başına geçip çarşaf ve havlu satmaya başlar. O yıl 700 bin liralık satış gerçekleştiren Zorlu’yu kötü bir sürpriz beklemektedir.

Bilançoda, 10 bin lira zarar gözükmektedir.

 

O an aklından geçenleri şöyle anlatır:

“Beni bir korku aldı, babama ne cevap verecektim. Bu acı hayat dersi ona tedbirli olmayı ve ne olursa olsun başarısızlıklar karşısında yılmamayı öğretti. Başarısız damgasını yiyerek kasabaya geri dönmek istemiyordum. O günden sonra dükkanda satamadığım malları pazar günleri kentin pazarında satmaya çalıştım.”

 

PAZARDAKİ BOŞLUK

 

Asker döndüğünde üç yıl daha çalıştığı ve “İkinci memleketim” dediği Trabzon ona dar gelir. “Benim İstanbul gibi büyük bir kentte çalışmam gerekir” der ve yola düşer. İstanbul’da fason imalat yapmayı kafasına koyan Zorlu, işe pazarda bir boşluk aramakla koyulur. Çarşaf işini en ince ayrıntısına kadar bilmektedir. Bir İtalyan dergisinde gördüğü desenli nevresim takımı onun ilham verir.

O günlerde Türkiye’de çarşaf üreten tek firma Mensucat Santral’dir.

 

Fakat onların çarşafı 1 metre 80 santim enindedir.

Ve o ilk defa 2 metre 20 santim eninde çarşaf üretir…

Zorlu’nun Türk tüketicisine tanıştırdığı renkli ve desenli nevresim, arkadaşları tarafından “Nevresim dediğin askerde kullanılır” yorumuna yol açar. Taç marka nevresimleri 1971 yılında piyasaya sürer. Zorlu, bu başarısı karşısında sabit yatırıma gitme kararı aldıysa da Santral Mensucat’ın Edirne’de Lale fabrikasını kurması onu bu fikrinden vazgeçirir.

 

Bursa’dan aldığı 24 tane hazır dokuma tezgahında çarşaf işinin yanı sıra orlon masa örtüsü işine de yönelir. Avrupa’dan getirttiği örneklerden esinlenerek yaptırdığı masa örtüleri büyük ilgi görür.

Türk halkı renkli çarşafa adeta dolanmıştır.

Artık mevcut kapasite, talebi karşılamaya yetmemektedir.

Bunun üzerine 1975 yılında Bursa’da Korteks’i kurmaya karar verir.

 

Sonraki yıllarda dünyanın en büyük entegre iplik ve dokuma tesislerinden birisi olmayı başaran Korteks’in yatırımı, o yıl patlak veren döviz krizi nedeniyle yarım kalır. 1980 yılına gelindiğindeyse Zorlu’nun Bursa’daki fabrikasında 400 dokuma tezgahı çalışmaktaydı.

Yakaladığı fırsatı iyi değerlendiren Zorlu, nevresim pazarının yüzde 60’ını ele geçirir. Yüzde 50 kar marjıyla çalışır.

 

Zorlu o dönemde elde ettiği başarı için “Ne demişler, ilk vuran okçudur” değerlendirmesini yapıyor.

 

PAZARI KOKLAMAK

 

Başarılı bir sanayicinin burnunun iyi koku alması gerektiğine inandığını söyleyen Zorlu, o dönemlerde tül perdenin kokusunu almaya başlar:

 

“1980’lerde doğru dürüst tül perde yoktu, olanlarda Avrupa’dan ithal ediliyordu.

Bursa’daki Korteks tesislerinde yarım kalan yatırım Almanya’ya sipariş verilen 12 adet tül makinası ile hız kazandı. Siparişimi duyan Alman ‘Bu kadar çok makinayla ne yapacaksın, altı tane alsan sana yeter’ dedi.”

 

O siparişin ardından 8 tane daha tül makinası ısmarlayan Zorlu, ertesi yıl ihracata başlar. Rakiplerinin üretimi hala mekanikken onun 100 adet elektronik makinası vardı. Bu hayli iddialı bir rakamdı. Çünkü o dönemde Avrupa’nın en büyük fabrikasında bile en fazla 20 makina vardı.

 

Sonrasında yıllık tül perde üretimi 150 milyon metrakareye ulaşan Korteks, üretiminin yüzde 40’ını ihraç eder. Almanya ve Amerika ağırlıklı olmak üzere Güney Afrika, japonya ve Singapur’da onun perdeleri pencereleri süslemeye başlar.

O ise en büyük silahının ürününün kalitesi olduğunun farkındadır:

 

“Müşterilerimizin hemen hepsi tavsiye üzerine geldi. Alman müşteri Fransız’a, İngiliz Amerikalı’ya tavsiye etti. Bizde böylece dünyaya açıldık. Başlangıçta ‘Türk malı’ ile yanyana anılmaya alışılmış olan kalitesiz imajını yıkmak için çok çaba harcadık. Amerikalı bir müşteriye görüşmeye gittiğimde bir Türk’le çalışmak istemediğini söyledi. Ben sırf onu ikna etmek için farklı desen ve modelde perdeler ürettim. Bu iş için de cepten 200 bin dolara yakın masraf ettim.”

 

Bu çabaları boşa gitmez, onu Amerika’da 100 milyon dolarlık iş hacmine ulaştırır.

 

GÜZ GÜLLERİ

 

Diğer bir kilometre taşına gelince…

1994 yılıdır…

Türk ekonomisinin uzun yıllardır yaşadığı krizli ortamın, kangrene dönüştüğü günlerdir. Adı pek medyada duyulmamış bir isim Bayraktar Holding, İhlas, Garanti Bankası ve Sabancı gibi devleri geride bırakıp, Vestel’i satın alır.

İşdünyasının birçok önemli şirketini geride bırakan bu isim Ahmet Nazif Zorlu’dan başkası değildir.

 

Bir anda kamuoyunun gündemine giren bu isim kamuoyunda ciddi merak uyandırır. Sonradan dünyanın en büyük tül perde üreticisi olduğunun farkına varılan bu isimle Denizbank’ın yönetim katında sohbet ederken, “1980’li yılların başında aldığımız tedbirlerin semeresini görüyoruz. Bugün grubumuz 1 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiriyor. Bu küçümsenecek bir rakam değildir. Bunun 250 milyon dolarını tekstilden, 700-750 milyon dolarını da elektronik ve beyaz eşyadan gerçekleştiriyoruz” demişti.

Zorlu, Vestel ile katettikleri mesafeyi olumlu buluyor:

“1990’lı yılların başında tekstilden başka dallarda da faaliyet göstermek için araştırmalar yaptık. Karşımıza Vestel çıktı.

 

Vestel’i aldığımızda büyük bir üretimi yoktu. İmajı da kötüydü. 1994’te 350 bin televizyon üretirken, inşallah 2001’de hedeflediğimiz 6 milyon televizyonu üretiyor olacağız. 7 milyon 700 binlik bir kapasiteye sahibiz. Kalanını bilgisayar ve monitör için kullanmayı düşünüyoruz. Bu da küçümsenecek bir kapasite değil. Dünyada bir çatı altında bunların hepsini üreten en büyük üretici kuruluş olarak bir tek biz varız. Bir çatı altında böylesi bir kapasiteye sahip olmak ve üretim yapmak kolay değil.”

 

AKILCI YOL

 

Büyüme çizgisinde akılcı bir planı takip ettiklerini söylüyor:

“Tabii insanlarda bir ideal vardır. Bu ideali gerçekleştirmek için vargücüyle çalışır. Akılcı işler yapar. Biz planlı programlı işler yaptık. Holdinge bağlı kurumlarımız daha ileri gidecektir diyoruz. Onun için bizim holdingimiz Türkiye’ye mal olmuş bir kurumdur. 16 bin çalışanımız var. Bunların aileleri, yan sanayisi şusu busunu da içine katarsanız 200 bin kişi buradan ekmek yiyor demektir. Öğrenim işin teori yanıdır. İnsanlar daima kendilerine ne yapmak istediklerini sormalılar. Sonra da onu gerçekleştirmek için vargüçleriyle çalışmalılar. Şimdi bir şeyi yaparken iyi düşünmek lazım. Ar-Ge’ye önem vermek lazım.

 

Elektroniğe girdiğimizde bize dediler ki ‘Televizyon firmalarının çoğu batıyor, ne işin var bu sektörde!’ Kendi kendime sordum, ‘O halde Uzak Doğusu, ABD’si, Avrupa’sı bu işi ne diye yapıyor. O zaman onlar yapıyorlarsa ben niye yapmayayım?’ dedim ve bu işe soyundum. Vestel’i aldıktan iki hafta sonra Uzak Doğu’ya gittim, orada neler yapıldığını görmeye. Elektronik sektörünü inceledim. Onlar yapıyorsa bende yaparım dedim ve bu işe giriştim. Vestel’i alır almaz da piyasada ne kadar bozuk, hatalı ürün varsa hepsini değiştirttim. O zamanki genel müdürüm karşı çıkmıştı bu isteğime, batarız demişti. Bende ona asıl onları iyi ve sağlam olanları ile değiştirmezsek o zaman batarız demiştim.

 

Neticede piyasadaki 5 bin tane bozuk Vestel toplatıldı ve yenileri ile değiştirildi. Sonra da ürünlere 3 yıl garantiyi ilk biz getirdik. Yine müdürlerim karşı çıktı, batarız dediler, görüldüğü gibi batmadık, büyüdük, geliştik.”

 

Geçen yıllar onu haklı çıkarır.

Sezgileri onu yanıltmaz.

Sorduğumda “Evet sezgilerim güçlüdür” deyip, geleceğe dönük öngörülerini şöyle sıralıyor:

 

“Her büyük grubun kendine seçtiği alanlar var. Bizim de kendimize göre seçtiğimiz dallarımız var. Analar ne Sabancılar, ne Koçlar doğurur. Ben Denizli’nin Babadağ ilçesinden çıkıp gelmiş, ilkokul mezunu bir insanım. Bu ülke daha çok Sabancılar, Koçlar çıkarır. Sony’nin hayatını okudum. Bir mühendis, bugün dünyada söz sahibi, servetini hesap edemezsiniz.

 

Onları gördüm ya da dışarıya gittiğimde kendimi bir hiç olarak görüyorum. Ama dışarıdan gelip tesislerimi gezdikleri vakit, ‘Yaptıklarınız imkansız gibi bir şey’ diyorlar. Örneğin perde. Perdesiz ev olur mu; olmaz. Ben 1980 senesinde onun kararını verdim. Çarşafçıydım, ama perdesiz ev olmaz diyerek bu işe girdim. Televizyonsuz ev olmaz diyerek elektronik sektörüne girdim. Şimdi bilgisayarsız ev olmayacak diyorum. İlerde her evde de bilgisayar olacak.”

 

Ve Ahmet Nazif Zorlu “Büyüyeceğimiz kadar büyüdük” diyor ve kendi tabiriyle hazmetme dönemini yaşıyor.

 

GENÇ YAŞTA KOKU ALMAYI ÖĞRENDİM

 

İkokuldan sonra okumadım. Başlangıçta lisan zorluğum oldu, ama şimdi onu da aştım. Eğer İngilizce biliyor olsaydım, işin başında bazı kazıklar yemezdim. Yanımda götürdüğüm tercümanlar bile yaptığım işten komisyon aldılar.

Yaşam okulda öğretilenlere pek benzemez. Önemli olan pratik yapmak. Ben ticaret hayatından çok şey öğrendim. Okusaydım, bu noktaya gelmem bir on senemi daha alırdı.

25 yaşında büyük kararlar alıp, yatırımlar yaptım. Genç yaşta iş dünyasında koku almayı öğrendim. 24 saat çalıştığım günler olmuştur. Malesef cumartesi pazarları da çalışırım.

En büyük zevkim spor. Yürürüm, kayak yaparım, yüzerim. 6 ay deniz kenarında kal deseler, kalır ve yüzerim.

Okumamış olmaktan pişmanlık duymadım, ama tüm çocuklarımı da okuttum. Ama bir lisanı tam olarak öğrenebilseydim, hiç gam çekmeyecektim. Bir keresinde Fransa’da bir fiyat verdim, tercüman bunu nasıl söyleyeceğini bilemedi. Kızardı, bozardı. Verdiğim fiyatın yarısıydı.

 

HİÇBİR ZAMAN TOKATÇI OLMADIM

 

Sanayicilik kolay iş değil. İyi bir piyasa araştırması yapmadan bir işe girmem. Merdivenleri birer birer çıktım. Sanayicilik büyük özen isteyen bir uğraş. Yatırımını ufak bir bebek gibi göreceksin. Ona gereken ihtimam ve özeni göstereceksin. Sanayici parasını asla yastık altına koymamalı, yatırımlarını durdurmayı bir gün olsun aklının ucundan geçirmemeli.

Kaliteye önem vermek şart. Aksi halde en gelişmiş robotları kullansan bile ürünün başarılı olamaz. Fabrikada disiplin çok önemli. Bekçiden genel müdüre kadar herkes işine sahip çıkmalı.

Hiçbir zaman tokatçı olmadım. Bir kavgaya giriyorsan sonuna kadar mücadele edeceksin. İki tokat atıp kaçmak ne insanlığa ne de erkekliğe yakışır. Bizde insanlar yükseldiğinde “Kimleri çarptı acaba?” diye düşünülüyor. Kimse nasıl başarılı olduğunuzu merak etmiyor. Benimki gibi pek çok kuruluş olsa bu ülke zarar mı görür!

Ben yükselmek için çok çalıştım. Önemli olan zirveye çıkmak değil, çıkılan zirveden geri inmemek. Bunun için gereken fedekarlığı göstermek lazım.

Son söz benim. Sinirli bir patronum. Biraz da sert mizaçlıyım. Titizlik bizim ilkemiz. İşçim bunu bilir ve ona göre davranır. Çalışanın yanındayım, ona destek olurum. Bütün kararları kendim alırım. Bilgiler de bende toplanır. 1987’den bu yana kurumsallaşmaya önem verdik. Ama yine de bütün yatırım kararlarını ben veririm.

 

Kaynak: Potansiyel Zengin

 

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)

Türkiye’de de şirketler çalışanlarına özel ilgi göstermeye başladı


Şirketlerin, motivasyonlarını artırmak, iş streslerini azaltmak, aralarındaki iletişimi güçlendirmek ve aidiyet hissi oluşturmak amacıyla çalışanlarına yönelik düzenlediği kültür, sanat ve spor aktiviteleri Türkiye’de de her geçen gün çeşitlilik kazanıyor.

Büyüğünden küçüğüne birçok şirketin, tekne turları, outdoor aktiviteler, piknik, konser, dans, spor turnuvaları, günü birlik veya hafta sonu konaklamalı doğa ve kültür gezileri, grand prix, mutfakta yemek-pasta yapma gibi çalışanları için düzenlediği etkinlikler son yıllarda giderek arttı.

Çalışanlar, aktiviteler ile iş dışında birlikte vakit geçirme, farklı departmanlarda görev yapan personel ile kaynaşma, hobi edinme ve hobilerini gerçekleştirme fırsatı bulurken, şirketler de çalışanlarla ilişkilerini güçlendirmeleri açısından önemli olduğunu düşünerek bu tür aktivitelere her geçen gün yenilerini ekliyor.

Spor takımları, müzik stüdyosu, orkestra ve koro da bulunan bazı şirketlerin bünyesinde dans, tiyatro, kitap, fotoğraf, pet, yelken, doğa sporları, DVD, sağlık ve yaşam stili, yamaç paraşütü, halk oyunları, takı-tasarım, havacılık, müzik, su sporları, motosiklet, kış sporları ve off-road gibi çeşitli kulüpler yer alıyor.

Bazı şirketler, çalışanları için spor salonu, sırt-omuz ve boyun masajı uygulaması, diyetisyen hizmeti verirken, gerçekleştirilen aktivitelere şirket yöneticileri de katılıyor.

-MICROSOFT’TAN SIRT-OMUZ VE BOYUN MASAJI UYGULAMASI-

Microsoft Türkiye, geleneksel olarak iftar, yeni yıl yemeği, kick-off, piknik, 23 Nisan ve kutlama yemekleri gerçekleştiriyor. Sosyal Kulüp tarafından da “happy hour”, kültür gezileri ve bazı sanat faaliyetleri organize ediliyor.

Yelken, futbol, fotoğrafçılık ve dans kulüpleri ile Scuba Diving, MS Toast Masters Club bulunuyor.

Yakın zamanda sırt-omuz ve boyun masajı uygulamasını devreye alan şirket, uygulama ile teknoloji, ofis ortamı, ergonomik koşullar ve stresin yaratacağı fiziksel etkileri azaltmaya katkıda bulunmayı amaçlıyor.

-BORUSAN’DAN YELKEN KULÜBÜ-

Borusan, çalışanlarının stres atabilecekleri, birbirleriyle kaynaşabilecekleri Okay Yelken Kulübü, Art’a Kalan Zaman Günü ve Fotoğraf Kulübü gibi sosyal etkinlikler düzenliyor.

Okay Yelken Kulübü, Borusan Mannesmann Boru (BMB) çalışanları tarafından Haziran 2010’da kuruldu. BMB’den 27 çalışanın katılımıyla başlayan kulüp, Borusan Grubu çalışanlarından büyük ilgi gördü. Katılımcıların sayısı ikinci eğitim döneminde 80’i, üçüncü eğitim döneminde ise 100’ü buldu. Borusan Grubu şirketleri arasından Borusan Holding, Borusan Mannesmann Boru, Borusan Makine ve Güç Sistemleri ve Supsan’ın yelken takımları bulunuyor.

“Art’a Kalan Zaman” temasıyla hayata geçirilen proje kapsamında holding çalışanları, ayda bir kez bir araya geliyor ve kültür-sanat etkinliklerine katılıyor. Daha çok sergilerin gezildiği etkinlik kapsamında Borusanlılar özel rehber aracılığıyla eserleri daha yakından tanıyor, birlikte kültür ve sanatla iç içe zaman geçiriyor.

Borusan bünyesinde 2009 yılı sonunda kurulan Fotoğraf Kulübü’nün yaklaşık 350 destekçisi bulunuyor. Facebook sayfası, portalı ve Twitter hesabıyla da aktif olan Fotoğraf Kulübü, şimdiye kadar Abant, Kıyıköy, İğne Ada, Yedi Göller, Göynük, Sünnet Gölü ve Sülüklügöl’e geziler düzenledi.

-HALKBANK’TAN TÜRK HALK MÜZİĞİ KOROSU-

Halkbank, çalışanlarına kültür, sanat, spor ve gezi gibi pek çok alanda kendilerini geliştirme, hobi edinme fırsatı bulacakları imkanlar sunuyor.

Bankanın düzenli bir araya gelen faaliyet gruplarından Türk Halk Müziği korosu çeşitli konserler veriyor. Ankara Kuruluşlar Arası Masa Tenisi Ligi’nde mücadele eden masa tenisi takımı ise düzenli antrenmanlarıyla çalışmalarına devam ediyor. Banka, Kültür Vakfı aracılığıyla çalışanlarına tiyatro ve konser gibi bazı etkinlikleri takip edebilmeleri için indirimli bilet sağlarken, gezi organizasyonları, bağış kampanyaları, bowling ve futbol turnuvası etkinlikleri de gerçekleştiriyor.

-FİNANSBANK’TAN FİNCLUB YAŞAM ATÖLYESİ-

Finansbank da çalışanlarının motivasyonlarına katkı sağlamaya yönelik çeşitli kurum içi iletişim faaliyetleri düzenliyor. FinClub Yaşam Atölyesi ile çalışanlar, kendine uygun bir etkinlik bulabiliyor, popüler faaliyetlere piyasa değerinin çok altında bir fiyatla katılım şansı sağlıyor. Aralık 2010 itibariyle 3 bin 853 üyesi bulunan FinClub’da geçen yıl içerisinde 530 aktivite yapıldı ve etkinliklere 23 bin 396 kişi katıldı.

Finansbanklılar, banka bünyesinde faaliyet gösteren çeşitli sosyal kulüpler kapsamında da perküsyon atölyesinden reiki’ye, konserden tiyatroya, kısa film atölyesinden salsaya, kartingten briçe, uçurtma yapımından fotoğrafçılık aktiviteleri gibi hobi eğitimlerine kadar birçok etkinliğe birlikte katılabiliyor.

FinClub Yaşam Atölyesi Kulüpleri; çalışanlara yönelik seminerler dizisinden oluşan Sağlık ve Yaşam Stili Kulübü, sanat ve hobi etkinliklerini içeren Sanat ve Hobi Kulübü, gezi etkinliklerini içeren Gezi Kulübü, konser, ve spor gibi faaliyetleri kapsayan Sosyal Etkinlik Kulübü ile fotoğrafçılık aktivitelerinden oluşan Fotoğrafçılık Kulübü olarak 5 ana başlıkta faaliyet gösteriyor.

-TURKCELL SOSYAL AKTİVİTE GRUBU’NDAN YILDA 365 AKTİVİTE-

Turkcell, grup şirketleriyle birlikte çalışanlara özel pek çok etkinlik düzenliyor. Turkcell Sosyal Aktivite Grubu (TSAG), her yıl yaklaşık 365 aktivite gerçekleştirirken, grup çatısı altında futbol, basketbol, yüzme, yelken, masa tenisi, karting, bowling, bisiklet ve voleybol olmak üzere 9 dalda kurumsal spor takımı bulunuyor. Tüm aktiviteleri gönüllü bir ekip yürütüyor. “Yaratıcılıkta sınır tanımayan” ekip, “hiç sesi olmayanlara” şan dersi, sabun yapım ve karpuz seçme kursları, otoparkta nostaljik sinemalar da düzenliyor.

TSAG’ın “gün içinde sürpriz ikram” konsepti de bulunuyor. Hemen hemen her hafta çalışırken ofisten içeri bir satıcı giriyor ve “sürpriz” bir yiyeceği satıyor. Bu konseptle bugüne dek salatalık, midye, çiğ köfte, lokma, pilav, kanlıca yoğurdu ve karpuz gibi yiyecekler çalışanlara sunuldu. Çalışanlar için Adriyatik turundan Afrika turuna kapsamlı seyahatler gerçekleştirilirken, şehirlerarası lezzet turlarına katılıp yöresel yemekler tadılıyor, araba ve hıza meraklı olanlar araba sürüş testlerine katılıyor.

Turkcell’de çalışanların oluşturduğu “Celloband” adında bir müzik grubu da bulunuyor.

-MERCEDES BENZ TÜRK’TEN “GRUP DAYIMLAR” MÜZİK GRUBU-

Mercedes Benz Türk’te çalışanları mesai saatleri dışında da bir araya getirerek kaynaşmalarını hedefleyen fotoğraf, müzik, dans, kültür, dalış, doğa yürüyüşü, motosiklet, kış sporları, yelken, tiyatro ve off-road kulüplerinde hem bireysel hem de takım aktiviteleri yer alıyor. Fotoğraf Kulübü’nün düzenlediği gezilerde çekilen fotoğraflar şirket içerisinde gerçekleştirilen bir sergide çalışanlar ile paylaşılıyor.

Şirket çalışanlarından oluşan “Grup Dayımlar” müzik grubu, şirket dışında çeşitli organizasyonlar düzenlerken, sosyal kulüpler bünyesinde tüm çalışanlara dans, gitar, tenis, pilates, yoga dersleri ve fitness salonu imkanı sunuluyor. Sosyal kulüp aktivitelerinin yanı sıra, 2 yılda bir bahar turnuvası düzenleniyor. Turnuvalarda çalışanlar futbol, basketbol, voleybol, masa tenisi, satranç ve squash branşlarında yarışıyor.

Hoşdere Spor Salonu’nda düzenlenen spor okullarına her yıl yaklaşık 300 çalışanının çocuğu katılıyor.

Otokoç Otomotiv, geçen yıl gerçekleştirdiği bölgesel toplantılarda yeni bir organizasyonun start’ını verdi. Uluslararası Formula 1 yarışlarından esinlenerek hazırlanan Otokoç Otomotiv Grand Prix’de, beyaz-mavi yaka karmasından oluşan ekipler tasarımı kendilerine ait araçlarla en uzun mesafeyi kat etmeye çalıştı. Yarışma, Anadolu genelinde etaplar halinde düzenleniyor.

Aygaz ve Opet çalışanlarının katılımıyla 2004 yılında çalışmalarına başlayan Aygaz-Opet Türk Müziği Korosu, klasik Türk müziğine gönül veren çalışanları buluşturmak, bu hobilerini gerçekleştirmeleri için fırsat yaratmak, iç iletişimi ve çalışan motivasyonunu artırmaya katkı sağlamak amacıyla kuruldu.

TRT Ankara Radyosu sanatçılarından Coşkun Açıkgöz yönetiminde çalışmalarına devam eden koro Aygaz-Opet ve diğer Koç Grubu çalışanlarından oluşuyor. Yaklaşık 30 kişilik koro ekibinde şirketlerin çok farklı departmanlarından katılımcılar mevcut.

-BSH’DAN SOKAK KULÜPLERİ-

BSH’ın SOKAK adını verdiği sosyal ve kültürel etkinlik kulüpleri kapsamında tiyatro, dans, halk oyunları, fotoğrafçılık ve yamaç paraşütü gibi 8 ayrı kulüp bulunuyor. Yılda 3 kez düzenlenen ve icra kurulunun da katıldığı “happy hour” buluşmaları, kurumsal spor etkinlikleri, ayın çalışanı programı, inovasyon teşvik ödülleri, piknikler ve yılbaşı partileri bu amaçla hayata geçirilen uygulamalardan bazılarını oluşturuyor.

SOKAK kulüpleri (takı-tasarım, havacılık, yelken, fotoğrafçılık, tiyatro, dans, halk oyunları, müzik, su sporları) tüm yıl boyunca yaptıkları çalışmaları yılda bir defa düzenlenen SOKAK haftasında tüm şirket çalışanları ve üst düzey yöneticilere sergiliyor. Müzik, halk oyunları ve tiyatro kulübü üyeleri SOKAK haftasının dışında da “happy hour”, yılbaşı partisi ve bayi toplantısı gibi şirketin düzenlediği etkinliklerde de sahne alıyor.

-”KİŞİSEL GELİŞİMLERİNİ HIZLANDIRIYORLAR”-

BP Türkiye, çalışanlarına yönelik gerçekleştirdiği sosyal, kültürel ve sportif aktivitelerini 2002’den bu yana BP Sosyal Grubu (BPSG) çatısı altında hayata geçiriyor.

Çalışanlarına pilates, kondisyon, koşu, yürüyüş gibi düzenli spor yapma imkanı veren BP Türkiye binası içindeki salonda tam ve yarı zamanlı profesyonel spor eğitmenleri/rehberleri bulunuyor. BP Türkiye çalışanları futbol ve basketbol turnuvaları düzenlerken, BP ve Castrol çalışanlarından oluşan basketbol takımları ise 2011 Kurumsal Basketbol Ligi’nde müsabakalara katılıyor.

-BAT TÜRKİYE’DEN SCUBA-

British American Tobacco (BAT) Türkiye bünyesinde FunCO adı verilen bir etkinlik ekibi bulunuyor. 2006’da ufak partiler, fotoğraf kursu ve yoga gibi hobilere yönelik organizasyonlar ile yola çıkan FunCO, bünyesindeki gönüllüler sayesinde çalışanların talep ettiği, katılmayı arzu ettiği her alanda aktiviteler düzenliyor. Bunların arasında çeşitli periyotlarda şirket çalışanlarını bir araya getiren kutlamalar, piknikler, iftar yemekleri, mangal partileri bulunuyor.

Şirketin müzik grubu ise İstanbul’da çalışanlara konserler veriyor.

Dragon Boat, kurumsal oyunlar ve şirketler ligi gibi spor karşılaşmalarına şirket çalışanları takımlar halinde katılıyor. Şirketin voleybol, futbol, basketbol, yelken ve karting takımları bulunurken, fotoğraf kursu, dalış kursu, yelken kursu ve güvenli motor sürüş kursu gibi hobilere yönelik çalışmalar da yapılıyor. Çalışanlar için organize edilen Kartalkaya ve dalış gezileri ise büyük talep görüyor.

-ANADOLU SİGORTA ÇALIŞANLARINDAN ORKESTRA-

Anadolu Sigorta, çalışanlarına yönelik son birkaç yıldır Şile’de motivasyon etkinliği gerçekleştiriyor. Türkiye genelindeki tüm çalışanların bir araya geldiği organizasyon, gün içerisinde çeşitli aktiviteler, futbol, basketbol, voleybol ve tenis gibi spor turnuvalarıyla geçiyor.

2 ayrı futbol ile basketbol, voleybol ve bowling takımları da bulunan şirketin farklı birim ve kademelerinde çalışanlardan oluşan bir orkestrası da yer alıyor. Amatör bir ruhla başlayan orkestra, geçen 2 yılın ardından artık şirketin özel gecelerinde de sahne alıyor.

Anadolu Sigorta İnsan Kaynakları ve Eğitim’den Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Filiz Tiryakioğlu, bu tür etkinliklerin şirket içi iletişim ve takım bilincine olumlu katkıda bulunduğunu düşündüklerini, özellikle takım sporlarında gördükleri uzun süreli ve başarılı iş bölümü anlayışı sayesinde katılımcıların, ortak amaç için birlikte mücadele etme kavramını birebir yaşadığını, diğer çalışanlarının da kurum kültürüne ve çalışma arkadaşlarına olan desteklerini net olarak gözlemleyebildiklerini ifade etti.

Garanti Emeklilik’te her yıl tüm çalışanların katılımıyla düzenli olarak gerçekleştirilen ortak hedef toplantısı ve tekne turu gibi sosyal etkinliklerin yanı sıra, fotoğrafçılık, müzik ve spor kulüpleri bulunuyor. Genel müdürlük binası içinde kurulan müzik stüdyosu, şirket müzik grubunun çalışmalarına ev sahipliği yapıyor.

Garanti Emeklilik basketbol takımı da, Doğuş Şampiyonlar Ligi ve şirketler arası basketbol ligi olan Business League’de 3 yıldır başarılı sonuçlara imza atıyor.

Anadolu Emeklilik basketbol takımında şirket genel müdürü ve genel müdür yardımcısı, şirket çalışanlarının oluşturduğu müzik grubunda ise yönetim kurulu üyesi ve insan kaynakları birim müdürü bulunuyor. Şirketin yemek kursu ve fotoğrafçılık gezisi gibi faaliyetlerine de birçok şirket yöneticisi katılıyor.

-AVIVASA EMEKLİLİK VE HAYAT, EUREKO SİGORTA KULÜPLERİ-

AvivaSA Emeklilik ve Hayat’ın finansal destek sağladığı 10 çalışan sosyal kulübü bulunuyor. Dalış, dans, fotoğraf, yelken, kitap, gezi ve gurme, tiyatro, fun ve pet kulübe üye olan çalışanlar, sağlıklı yaşam sohbetleri, sigarayı bırakma seminerleri, spor ve bowling turnuvaları, yardım kermesleri, yılbaşı ve yaza merhaba partileri, stand-up, sinema, tiyatro organizasyonları da gerçekleştiriyor.

Genel müdürlük binasında bulunan kütüphane, internet kafe ve spor salonu öğle aralarında büyük ilgi görürken, AvivaSA Emeklilik ve Hayat Genel Müdürü Meral Eredenk ve genel müdür yardımcıları aktivitelerin çoğunda yer alıyor.

Eureko Sigorta’da ise çalışanların ilgi alanlarına göre tercih ettikleri 4 kulüp bulunuyor.

Kale Grubu, çalışanlar arasındaki paylaşımı arttırmak, sosyal ve kültürel bütünleşmeyi sağlamak amacıyla 2010 yılında İstanbul ve Çanakkale lokasyonlarında Kültür Sanat Müzik Kulübü, Doğa Kulübü, Etkinlik Kulübü, Çocuk Kulübü, Spor Kulübü, Sosyal Sorumluluk Kulübü ve Kale Club’ı oluşturdu.

Kulüp aktivitelerine geçen yıl yaklaşık bin 200 kişi katılım gösterirken, etkinliklere başta Kale Grubu Başkanı Zeynep Bodur Okyay olmak üzere çok sayıda üst düzey yönetici katılıyor. Kale Grubu çalışanlarından oluşan müzik grubunda da üst ve orta düzey yöneticiler bulunuyor.

-ALARKO İSTİKBAL KULÜBÜ-

İshak Alaton ve Üzeyir Garih tarafından 1985 yılında kurulan Alarko İstikbal Kulübü (AİK), tüm Alarko Şirketler Grubu’nda çalışan personele yönelik etkinlikler gerçekleştiriyor.

AİK bünyesinde eğitim, sanat, sosyal ve spor etkinlikler personelden oluşturulan komitelerce yürütülüyor, Alarko çalışanlarının tamamına ve yakınlarına bu etkinliklerle iç iletişim ve motivasyon desteği veriliyor. 2010 yılında ritm ve perkisyon eğitimi, çeşitli tiyatro, müzikal organizasyonlar, Batı Karadeniz, Bozcaada ve Assos gezileri, Avrasya Maratonu’na katılım organizasyonu ve Kapalıçarşı Oryantiring gibi birçok etkinlik düzenlendi.

-VESTEL’DEN YEMEK PİŞİRME ETKİNLİKLERİ-

Vestel, her yıl geleneksel olarak bowling ve futbol turnuvaları düzenliyor. Kano ve rafting gibi su sporları çalışanların doğayla iç içe olmalarını sağlarken, Mutfak Sanatları Akademisi’nde yemek pişirme etkinlikleriyle de çalışanlara farklı aktivite seçenekleri sunuluyor.

Henkel, her yıl düzenli olarak futbol, bowling turnuvaları düzenliyor, şirket içinde yer alan doğa sporları ve fotoğrafçılık kulüpleri ile trekking, bisiklet turu ve fotoğraf çekimi gibi etkinlikler gerçekleştiriyor.

Honda Türkiye A.Ş, çalışanlarına yönelik 2002 yılından beri parti ve spor turnuvaları düzenliyor. Aidiyet hissi oluşturma, çalışanlar arasındaki iletişimi güçlendirme ve stres atma amacıyla gerçekleştirilen etkinliklere genel müdürden başlayarak tüm üst düzey yöneticiler katılıyor.

Adel Kalemcilik, nisan-mayıs aylarında tüm departmanların oluşturduğu takımların katıldığı Adel Kalemcilik futbol turnuvası/kupa töreni ve lokma partisi, yılda 3-4 kez günü birlik veya hafta sonu konaklamalı doğa ve kültür gezileri organizasyonu, kadın çalışanlara yönelik 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlama partisi gerçekleştiriyor. Anadolu Grubu şirketlerinin ortaklaşa düzenlediği ve Adel Kalemcilik’in de katıldığı Anadolu Grubu futbol turnuvası ise mayıs-haziran aylarında yapılıyor. Adel Kalemcilik ve diğer Anadolu Grubu şirketleri çalışanlarından oluşan tiyatro çalışması ve oyunun tüm Anadolu Grubu çalışanlarına sahnelenmesi de söz konusu.

Ceva personelini bir araya getiren sosyal aktivite kulüpleri bulunuyor.

CEVA Türkiye Spor Kulübü’nün her yıl düzenlediği geleneksel halı saha futbol turnuvası ve bowling turnuvası, Kültür, Sanat ve Gezi Kulübü’nün altında yer alan “Sırf Tiyatro Ekibi”, Sosyal Sorumluluk Kulübü’nün “kardeş okul” ve “kan bağışı kampanyası” personelin ilgiyle katılım gösterdiği etkinlikleri oluşturuyor.

Bilim İlaç, 2003 yılında Sosyal-Sportif Aktivite Kulübü kurdu.

Faaliyetler arasında kültür gezileri, ödüllü sinema yarışması, DVD Kulübü, langırt, futbol, bilardo, masa tenisi turnuvaları, şirket olimpiyatlarına katılım, çalışanların çocukları için yaz döneminde masa tenisi yaz okulu, çalışanlara yönelik kişisel sergilerin açılması yanında ailelerin de katılım gösterdiği konser ve piknik organizasyonları, akşam üstü partileri bulunuyor.

GittiGidiyor’da kutlamalar, yılbaşı ve “yaza merhaba” gibi dönemsel organizasyonların yanı sıra, çalışanların talepleri üzerine düzenlenen veya onların organizasyonunu üstlendikleri pek çok farklı etkinlik gerçekleştiriliyor.

Belli aralıklarla, iş saatlerinde, seçilen filmlere göre gruplar halinde sinemaya gidilirken, çalışanların talep ettiği ve organizasyonunu üstlendiği PES turnuvası bulunuyor. Futbol takımı, iki farklı lige katılan basketbol takımı ve İstanbul Corporate Games bünyesinde oluşturulan ekipler yine şirket tarafından destekleniyor. Çalışanların ilgi alanlarına veya kendilerini geliştirmek istedikleri konulara göre fotoğrafçılık, işaret dili eğitimi gibi çeşitli atölyeler de gerçekleştiriliyor.

Coface Türkiye, 2008 Mart’ında, “fark yaratmak ve farkına vardırmak” sloganıyla şirket içi eğitimde yaratıcı drama ile yola çıktı. Şirket, geleneksel olarak her yıl müzikal bir oyun sergiliyor. Coface Kumpanya’da motivasyon amaçlı olarak ast-üst ilişkisi gözetilmeksizin genel müdürden asistana kadar her kademeden çalışan rol üstleniyor.

Koçtaş, masa tenisi, bowling gibi spor aktiviteleri, sinema, tiyatro ve sanat gösterileri gerçekleştiriyor. İlerleyen zamanlarda spor aktivitelerinin çeşitlenmesi, bunlara gezi ve yemek organizasyonlarının da dahil edilmesi planlanıyor. Şirketin Sosyal Aktivite Merkezi de bulunuyor.

DYO Boya, yıl içinde futbol, tavla ve bowling turnuvaları, yaza merhaba partisi, iki ayda bir toplu doğum günü kutlamaları organize ediyor. Bunların yanı sıra toplu tiyatro biletleri alınarak isteyen çalışanlara dağıtılıyor.

Piaggio’nun Türkiye distribütörü Ferco Motor’un kurduğu vitesli ve otomatik motosiklet güvenli sürüş eğitim merkezi Vespa Academy, şirketlerle işbirliğine giderek motosiklet tutkunu olanlara ya da olma yolundakilere farklı seviyelerde sürüş eğitimleri veriyor.

Vespa Academy’nin eğitimlerine katılan firmalar arasında Turkcell, Philip Morris ve Medyasoft gibi çok sayıda şirket bulunuyor. Bugüne kadar yaklaşık 750 şirket çalışanına eğitim verildi. Yeni sezon içinde aralarında IKEA, Finansbank ve Bovis Lend Lease’nin bulunduğu bazı şirketler de eğitime katılacak.

Doğuş Grubu, 2005 yılından bu yana daha önce amatör ya da profesyonel olarak spor yapmış bütün çalışanlarının katılımına açık olan Doğuş Şampiyonlar Ligi düzenliyor. Lig, bilardo, bowling, basketbol, voleybol, tenis, masa tenisi, carting, yelken ve futbol branşlarında federasyon hakemlerinin yönetiminde gerçekleştiriliyor.

Yapı Kredi’de ise, bu kapsamdaki en önemli çalışmalardan biri 2007 yılında kurulan Yapı Kredi Spor Kulübü Derneği olarak öne çıkıyor.

Çalışanların tamamının üye olabildiği dernekten, çalışanların eş ve çocukları da faydalanabiliyor.

Üyelere, ailelerine ve sporculara çeşitli sporları yapma olanağı sağlamak, ruhsal ve bedensel olarak sağlam yetişmelerine katkıda bulunmak ve boş zamanlarını değerlendirmek amacı ile kurulan dernek, başta futbol, yelken, tenis, atletizm, voleybol, basketbol, su sporları ve kayak olmak üzere birçok spor dalında yıl içerisinde eğitimler, turnuvalar ve etkinlikler düzenlemesinin yanında, Yapı Kredi;nin sosyal tesislerinden banka çalışanlarının da yararlanması için aracı olarak göze çarpıyor.

Milliyet Gazetesi

Kategori HaberlerYorum (0)

Bir logo çek sade olsun


Daha çağdaş bir imaj peşinde koşarken logolarını sadeleştiren markaların sayısı artıyor. Kahve zinciri Starbucks, 2011’e logosundaki yazıları atarak girdi. Pepsi ise iki yıl önce ABD’de sadeleştirdiği logosunu Türkiye’de kullanmaya başlıyor

Markalar bir yandan değişen dünyaya ayak uydururken diğer yandan da yüzlerini yenileyerek tazeleniyor. İçecek sektörünün iki dev oyuncusu 2011’e sadeleştirdikleri logolarıyla başlayarak imaj tazeleme yarışına girdi.

Alkolsüz meşrubat üreticisi Pepsi, ABD’de geçen yıl “Her şeyi yenile” sloganıyla gerçekleştirdiği logo değişimini, 2011’de Türkiye’de de kullanmaya başlıyor.

 40. yılını kutlayan ünlü kahve zinciri Starbucks da dün, yeni logosuyla görücüye çıktı.   Pepsi’nin, yeni logosunda yazı karakteri incelirken, mavi ve kırmızı renkleri ayıran beyaz çizgi ‘gülümseme’yi andıracak biçimde çizildi.  Starbucks ise logonun çerçevesini oluşturan halka şeklindeki yazılı bandını sildi. Markanın ikonu denizkızını ise korudu. Starbucks CEO’su Howard Schultz, “Denizkızı başından beri orada. Logomuzu Starbucks mirasına sahip çıkarak gelecekteki büyümeye hazır hale getirdik” dedi.

 Starbucks’ın yeni logosu 51 ülkede marttan itibaren kullanılacak. Yeni logo markanın ana iş alanlarındaki gelişiminin  yansıması olarak görülüyor. Starbucks’ın logosunu kahve dışı  hızlı tüketim ürünlerini kapsaması için de değiştirdiği söyleniyor.

PEPSİ ARTIK GÜLÜMSÜYOR
Pepsi daha önce Danone ve LG’nin yaptığı gibi logosuyla ‘gülümsemeye’ başladı. 2009’da “Refresh Everthing!” (Her Şeyi Yenile!) sloganıyla önce Kuzey Amerika ardından diğer ülkelerde logosunu yenileyen Pepsi, değişime Türkiye’de de başladı. Operasyonun nisana kadar tamamlanması hedefleniyor. Arnell Group’un tasarladığı gülümseyen logo “değişen dünyada daha umutla geleceğe bakmak” fikrinden yola çıkılarak yaratıldı. 111 yaşındaki marka 10 kez logo değiştirdi. PepsiCo İçecek Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Deniz Aktürk Erdem, “Pepsi, logo tasarımları ve sloganlarında sürekli olarak yenilik peşinde gidiyor. 2011, gülümseyen logonun Türkiye ile buluştuğu yıl olacak” dedi.

TÜRKLER DE YENİLİYOR
Yıllara meydan okuyan bazı Türk markaları da değişen dünya ile birlikte logolarını değiştiriyor. Lassa, Arçelik, Eczacıbaşı, Yapı Kredi gibi markalar logo operasyonu yapan firmalar arasında. Albaraka, Piyale, Tüpraş, Vestel ve Şeker Piliç de son dönemde logosunu değiştirdi. Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) da logosunu yenilemek için yarışma açtı. Bazı global markalar da değişimden geri kalmıyor. Yakın geçmişte Hilton, Mazda, Fiat, Ford, Canon ve Xerox logosunu değiştirdi. Bazı şirketler ise daha tutucu. IBM, General Electric ve Coca-Cola logolarını değiştirmeyen global markalar.

STARBUCKS YAZIYI ATTI
Markaların müdavimleri yenilenen logolara her zaman kolay alışamıyor. Logosunu değiştiren Starbucks’ın  internet sitesinde ve Facebook’ta, yeni logoyu eleştiren yorumlar da yer aldı. Facebook’ta 20 milyona yakın   hayrana sahip olan Starbucks’ın müşterilerinden bazıları yeni logoyu eskisi kadar benimseyemediklerini belirten yorumlar yaptı.
Starbucks’ın logo operas-yonunda şirketin sadece kahve ürünleriyle anılması yerine daha geniş bir ürün yelpazesine gönderme yapmak için logodaki kahve ibaresi kaldırıldı. Logo operasyonuna giden firmalar her zaman istedikleri sonucu alamıyor. Buna en yakın örnekler arasında ABD’li giyim markası GAP’in ekim başında değiştirdiği logosu gösteriliyor. Şirket, koyu mavi zemin içine yazılmış GAP yazılı logosunu değiştirmiş, tepkiler gelince eski   logosuna dönüş yapmıştı.

Milliyet Gazetesi

Kategori HaberlerYorum (0)

Sosyal Sorumluluk Projeleri Hem Topluma Yarıyor Hem de Şirketlere


Sosyal sorumluluk projeleri şirketlerin marka bilinirliğini artırmadaki en önemli kozlardan biri haline geldi. Kimi okul açıyor, kimi diş fırçası dağıtıyor, kimi tarihe saygı gösteriyor, kimi ise kansere savaş açıyor. Bundan hem toplum hem de şirket fayda sağlıyor.

Küresel rekabette daha büyük pazar payına ve marka bilinirliğine ulaşarak rakiplerinin bir adım önüne geçmek için büyük bir mücadele veren şirketlerin son dönemdeki gözdesi sosyal sorumluluk projeleri. Sosyal sorumluluk projeleri şirketlerin marka bilinirliğini artırmadaki en önemli silahlarından biri haline geldi. Kimi okul açıyor, kimi diş fırçası dağıtıyor, kimi tarihe sahip çıkıyor, kimi ise kansere savaş açıyor…

Şirketlerin birbiri ardına hayata geçirmeye başladığı sosyal sorumluluk projeler öyle bir boyuta ulaştı ki bu alanda yapılan harcamalar artık bilançolarda milyon dolarlık kalemler olarak yerini aldı.

Türkiye’de aralarında Zorlu Holding, Koç Grubu, Sabancı Grubu, Turkcell, Sanko Holding gibi büyük şirketlerin de aralarında bulunduğu birçok firmanın sosyal sorumluluk projeleri bulunuyor. Şu anda üzerinde çalışılan sosyal sorumluluk projelerinin sayısı ise 100′e yakın.

Türkiye’de sosyal sorumluluk projelerinin ulaştığı boyut resmi olarak bilinmese de tahminler 750 milyon ile 1 milyar dolar civarında olduğu yönünde.

Günah çıkarma mı?

Sosyal sorumluluk kavramı 1980 sonrası daha sık kullanılmaya başlansa da geçmişi 1950′lere kadar dayanıyor. Bir İngiliz düşüncesi olarak ortaya atılan kavram, daha sonra OECD’ye üye ülkeler tarafından geliştirildi. Bugün, başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere Avrupa Birliği (AB), Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlar tarafından yayımlanan bildirilerde (OECD Guidelines, EU Principles Brussels, UN Global Compact) sık sık öneminden bahsediliyor. Ancak firmaların gerçekleştirdiği sosyal sorumluluk projelerine yönelik “şirketler kepçeyle aldıklarını kaşıkla veriyor” ya da “günah çıkarıyorlar” eleştiriler de mevcut.

Yapılan bu eleştirilere katılanlardan biri de ünlü iktisatçı Milton Friedman. Friedman, 1970 yılında New York Times’da yazdığı bir makalesinde şirketlerin sosyal sorumluluk projelerini karlarını artırmak için yaptığına dikkat çekiyor. Friedman’a göre, sadece insanlar sorumluluk sahibi. “Kurumlar yapay bir insan olduğu için sorumlulukları da yapaydır. Şirketlerin de bütün olarak, böyle belirsiz bir konuda sorumluluk sahibi olduğu söylenemez” diyor.

Şirketlerin sosyal sorumluluk projeleri AB Komisyonu’nun da üzerinde durduğu güncel konulardan biri. Bu konuda Lizbon’da strateji çiziliyor ve ülkeler de mevzuatlarını buna uygun hale getiriyor. “The Green Paper” adı verilen bu çalışma kapsamında kurumlar mali performanslarının yanı sıra, çevre ve toplum için yaptıkları açısından da raporlanacak.

Markaya değer katıyor

Sosyal ve sorumluluk kelimeleri ilk okunduğunda toplumsal ya da topluma dair bir ifadeyi çağrıştırsa da bir o kadar markaya katma değer sağlıyor. Çevreden, eğitime, sağlıktan yoksulluk problemine kadar geniş bir alanda projeler, çok uluslu şirketlerde uzman danışmanlar eşliğinde seçiliyor, markaya neler kazandıracağı, satışları ne kadar artıracağı hesaplanarak hayata geçiriliyor.

Sosyal sorumluluk projeleri, Türkiye’de de özellikle son yıllarda büyükten küçüğe birçok firmanın literatürüne ve bütçe kalemlerine girmiş durumda. Bunlar çok geniş ölçekte uygulanan ve büyük miktarlar ayrılarak yapılan projelerden daha yerel ve bölgesel projelere kadar uzanıyor. Bu kadar geniş kapsamlı uygulanan projelerin giderleri ve reklam harcamaları da bir o kadar büyük. Öyle ki, bazı projelerin reklam ve tanıtım harcamaları projenin esas maliyetinin çok üstüne çıkabiliyor. Uzmanlara göre Dünya Bankası, OECD, IMF gibi kurumların sosyal sorumluluk çalışmalarına verdikleri önemin artması ve bunu hemen hemen her raporlarında dile getirmesi şirketlerin bu alana yapacakları yatırımları da artıracak.

Eğitim ve sağlık gözde

Türkiye’de de şirketler sosyal sorumluluk projelerinin şirketlerine ve markalarına katacağı değeri ölçmek için çeşitli araştırmalar yapıyor. ERA Research & Consultancy Kurucu Ortağı Elvan Oktar, yaklaşık 3 yıldır sosyal sorumluluk projeleri ve bu projelerin kamuoyu nezdinde algılanmasının ölçümlenmesi konusunda çeşitli araştırmalara ve çalışmalara imza atıyor. Oktar, şirketlerin en fazla “A firması çok az bütçeli bir sosyal sorumluluk projesi yapıyor, bizim firmamız onun 2 misli para harcıyor, nasıl oluyor da A firması sosyal sorumluluk alanında daha başarılı bulunuyor?” sorusu ile karşı karşıya kaldığını söylüyor.

Oktar, “Sosyal sorumluluk projelerinin kamuoyu nezdindeki etkisi birçok dış faktörle de bağlantılı. Burada etkin olan sadece projenin tasarımı ya da ayrılan bütçe değil. En önemli faktör ise doğru tanıtım” diyor.

Sosyal sorumluluk faaliyetlerinin toplumsal duyarlılıklarla da paralel olması gerektiğini belirten Oktar, şöyle “Kamuoyunu ilgilendiren ve eğitim, sağlık gibi ihtiyaç duyulan bir proje üzerinde çalışıldığı takdirde markaya getirisi daha fazla oluyor” diyor ve ekliyor, “Aksi takdirde çok yüksek bir geri dönüş beklemek doğru olmaz.”

Oktar’ın dikkat çektiği bir diğer nokta ise sosyal sorumlulukta sürdürülebilirlik… “Sürekli olmayan bir faaliyet ne kadar önemli olursa olsun zaman içinde unutulacaktır” diyen Oktar, sosyal sorumluluk faaliyetlerinin şirketlerin iş alanıyla bağdaştırılması gerektiğine de dikkat çekiyor.

Yaptığı araştırmada Türk halkının sosyal sorumluluk projelerine duyarlılığının her geçen gün arttığı sonucunun çıktığını söyleyen Oktar, şöyle devam ediyor:

“Halkın yüzde 75′i kurumların sosyal sorumluluklar konusunda tanıtım yapmaları gerektiği görüşünde. En başarılı bulunan sosyal sorumluluk projeleri ise genellikle eğitim ya da sağlık alanında. Bu da toplumsal sorunların başında bu iki konunun olmasından kaynaklanıyor. Toplum firmalardan en fazla eğitim ve sağlık konularında projeler bekliyor.”

Hüsranla sonuçlanan projeler

Topluma sağlayacağı faydanın yanı sıra hayat geçirilirken markaya neler kazandıracağı, satışları ne kadar artıracağı da hesaplanan sosyal sorumluluk projeleri, her zaman istenilen sonuçları vermiyor.

Almanya piyasasında hem ucuz markalarla mücadele etmeyi, hem de üçüncü dünya ülkelerinde yaşayanlara yardım etmeyi amaçlayan Kellogg’s'un hayata geçirdiği proje gibi… Uluslararası şirketlere sosyal sorumluluk danışmanlığı yapan Marjorie Thompson, bu noktada şekerleme üreticisi Cadburry’nin hayata geçirdiği sosyal sorumluluk projesine dikkat çekiyor. Thompson’a göre, Cadburry’nin çikolata tüketimini artırmak için okullardaki basketbol turnuvalarına sponsor olması başarısız örneklerden biri. ABD’deki tüketici dernekleri, çocukların yedikleri çikolatanın kalorisini yakmak için 4 saat boyunca basketbol oynamaları gerektiğini ortaya çıkarınca sonuç hüsran olmuş.

Uluslararası şirketlerin hayırseverliği

Phillip Moris: 2005 yılında 70 farklı ülkede toplam 28 milyon dolardan fazla yardımda bulundu.

2005 yılında 70 farklı ülkede toplam 28 milyon dolardan fazla yardımda bulundu.Coca Cola: Şirket, 2005 yılında toplumsal yatırım programları kapsamında 76 milyon dolarlık harcama yaptı.

Şirket, 2005 yılında toplumsal yatırım programları kapsamında 76 milyon dolarlık harcama yaptı.Microsoft: Geçtiğimiz yıl çeşitli ülkelerdeki sosyal sorumluluk projelerine 40 milyon dolar aktaran Microsoft, kar amacı gütmeyen 5 bin organizasyona 224 milyon dolar değerinde bilgisayar yardımında bulundu.

Geçtiğimiz yıl çeşitli ülkelerdeki sosyal sorumluluk projelerine 40 milyon dolar aktaran Microsoft, kar amacı gütmeyen 5 bin organizasyona 224 milyon dolar değerinde bilgisayar yardımında bulundu.Gilette: 5 milyon dolara Kanser evleri kurdu.

5 milyon dolara Kanser evleri kurdu.Türkler en çok eğitim projesi istiyor

Metro Grup’un desteği ile 2005 yılında Strateji GFK Araştırma Şirketi’nin yaptığı bir araştırmaya göre Türk halkı en çok eğitim alanında sosyal sorumluluk projeleri yapılmasını istiyor. 20 ilde 15 yaş ve üzeri bin 335 kişi ile görüşülerek yapılan araştırmada görüşme yapılan kişilerin yüzde 29,9′u şirketlerin eğitim ve öğretime yatırım yapmasını istiyor.

Sağlık ve sağlık hizmetlerine öncelik verilmesi gerektiğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 20,7. Görüşme yapılan kişilerden yüzde 11,9′u çevreye, yüzde 9,1′i hayır işlerine, yüzde 7,2′si çalışanlara, yüzde 4,7′si insan haklarına yönelik yatırım yapılması gerektiğini belirtiyor.

Araştırma, dünyada yükselen bir kavran olan “Kurumsal Sosyal Sorumluluk” çalışmalarının Türkiye’de nasıl uygulandığını ve halkın şirketleri hangi çalışmalarla özdeşleştirdiğini de ortaya koydu. Buna göre; Sabancı Holding, Koç Holding, Turkcell, Sanko Holding, Arçelik, Vestel, Ülker, Has Holding, Tofaş ve Doğan Yayıncılık eğitim ve öğretime verdikleri destekle anılıyorlar. Sağlık, çevre, spor, sanat, tüketici bilinci, çalışana destek, iş ahlakı, insan hakları” gibi “Kurumsal Sosyal Sorumluluk” konularının hepsinde başarılı görülen şirketler ise sırasıyla şöyle: Sabancı Holding, Koç Holding, Arçelik, Sanko Holding, Ülker, Turkcell, Vestel, Beko, Eczacıbaşı, Bosch, Doğan Holding.

Türkiye’de önde gelen sosyal sorumluluk projeleri

Turkcell

Kardelenler-Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları: Ailelerinin maddi yetersizliği nedeniyle öğrenimlerine devam edemeyen kız çocuklara eğitimde fırsat eşitliği sağlanıp genç kızların meslek sahibi ve ufku açık bireyler haline gelmeleri amaçlanıyor. Bu doğrultuda Türkiye genelinde 5 bin kız öğrenciye öğrenim bursu sağlandı.

Ailelerinin maddi yetersizliği nedeniyle öğrenimlerine devam edemeyen kız çocuklara eğitimde fırsat eşitliği sağlanıp genç kızların meslek sahibi ve ufku açık bireyler haline gelmeleri amaçlanıyor. Bu doğrultuda Türkiye genelinde 5 bin kız öğrenciye öğrenim bursu sağlandı.Doğan Holding

Aile İçi Şiddete Son

Kadınlar ve çocuklara karşı aile içindeki şiddet uygulamalarını sonlandırmayı amaçlıyor. Kampanyanın en önemli ayaklarından birini bir eğitim projesi oluşturuyor. Şehirleri semt semt dolaşan eğitim otobüsleri, binlerce kadın ve erkeğe eğitim veriyor. Büyük bir gönüllü topluluğu ise, kadınlara şiddete maruz kaldıklarında yapmaları gerekenleri, başvurabilecekleri yerleri anlatıyor.

Baba Beni Okula Gönder

Milliyet gazetesinin kız çocuklarının okula kazandırılması amacıyla başlattığı proje kapsamında şu anda öncelikli olarak 19 ilde çalışmalar yürütülüyor. Bu illerde kız yurtları yapılıp, kız çocuklarına eğitim bursları sağlanıyor. Kız çocuklarını okula göndermek istemeyen ailelerin ikna edilmesine çalışılıyor.

Koç Holding

-Ülkem İçin

Bu projesi ile, engelliler için çocuk parkı yapmak, okul tadilatına, laboratuvar kurulumun, bilgisayar bağışına ve kütüphane yapımı gibi bir çok sosyal sorumluluk projesi, Koç Topluluğu bayilerinin gönüllü katkılarıyla gerçekleştiriliyor. Topluluk şirketleri, çalışanları ve bayileri 81 ilde250′ye yakın sosyal sorunluluk projesi gerçekleştirdi.

ile, engelliler için çocuk parkı yapmak, okul tadilatına, laboratuvar kurulumun, bilgisayar bağışına ve kütüphane yapımı gibi bir çok sosyal sorumluluk projesi, Koç Topluluğu bayilerinin gönüllü katkılarıyla gerçekleştiriliyor. Topluluk şirketleri, çalışanları ve bayileri 81 ilde250′ye yakın sosyal sorunluluk projesi gerçekleştirdi.- Meslek Lisesi Memleket Meselesi

Bu kampanya ile başta devlet ve özel sektörün konuya ilgisini çekip mesleki eğitimin özendirilmesini amaçlıyor. Kampanya kapsamında çeşitli illerdeki meslek liselerinin alet, teçhizat ihtiyaçları karşılanıyor, öğrencilere Koç Holding bünyesindeki şirketlerde staj imkanı sağlanıyor.

Arçelik

Eğitimde Gönül Birliği

Türkiye genelindeki yatılı ilköğretim bölge okullarından 200 bin öğrenci ve 6 bin öğretmene ulaşılması amaçlanan proje ile öğrencilerin eğitim ve gelişim standartlarının yükseltilmesi amaçlanıyor. Projenin “Gönüllü Aile Birliği Platformu”, “Öğrenci Bireysel Gelişim Programı”, “Öğretmene Destek ve Eğitim Programı”, “Onlar da Çocuktu” ve “Arçelik Eğitim Bursu” gibi alt projeleri bulunuyor.

Aygaz

Dikkatli Çocuk Kampanyası

Okullar ziyaret edilerek ilköğretim çağındaki çocukların yangın, deprem, trafik, ilk yardım ve ev kazalarına karşı bilinçlendirilmesi amaçlanıyor.

Aygaz Ev Kazalarına Karşı Uyarıyor

Bu sosyal sorumluluk kampanyası, acil vakaların üçte birini oluşturan ev kazaları konusunda halkı bilinçlendirmeyi amaçlayan bir proje. Türkiye çapında düzenlediği seminerlerle ev kadınlarını ev kazaları ve LPG kullanımı konusunda bilgilendirildi. Kampanyanın daha geniş bir kitleye ulaştırılması için, web sitesi ve danışmanlık hattı kuruldu, isteyen herkese gönderilen Ev Kazaları Başucu Kitabı hazırlandı.

Sabancı Holding

Brisa- Farım da Açık Yolum da

Brisa’nın Bridgestone markası ile yürüttüğü bu kampanya, dünyanın en iyi sosyal sorumluluk projesi ödülünü aldı. Trafik kazalarının önüne geçilmesi amacıyla başlatılan sosyal sorumluluk projesi kapsamında, önce İstanbul’da daha sonra diğer illerdeki benzin istasyonlarına gelen sürücülere tek tek gündüz farının yararları anlatıldı. Otomobillerine diğer sürücülere örnek olması için “Farım da hep açık yolum da” yazılı sticker’lar yapıştırılarak bilinç oluşturulması amaçlandı.

Doğuş Holding

Doğuş Otomotiv- Trafik Hayattır

Kampanyasıyla toplumu trafik kurallarına karşı bilinçlendirmeyi hedefliyor. Doğuş Çocuk ve Doğuş Otomotiv, çocukların araç içi can güvenliğinin sağlanması ve ölüm-yaralanma oranlarının azaltılmasını hedefleyen “Arka Koltuk Benim” projesinin devamı olan kampanyada özellikle televizyon reklamlarıyla çocukların arka koltukta oturtulması, kırmızı ışıkta durulması gibi temel trafik kurallarına uymalarını sağlamayı amaçlıyor.

HSBC

HSBC Gönüllüleri Projesi

HSBC Gönüllüleri projesi ile, 3 yılda 30 bin çocuğa ulaşarak farklı ihtiyaçlarının karşılanmasını sağladı. Yoksul bölgelerdeki okullara bilgisayar, kitap, soba, mobilya yardımının yanı sıra, okulların boya, badana ve tadilat işlerini de üstleniyor. Ayrıca çocuk esirgeme kurumlarındaki kimsesiz çocuklara kıyafet, oyuncak yardımının yanı sıra çocukları tatile, tiyatroya veya yemeğe götürme gibi faaliyetlerle toplumla bütünleşmelerini sağlamayı amaçlıyor.

Opet

Temiz Tuvalet Kampanyası

Türkiye’de yapılan en uzun soluklu sosyal sorumluluk projelerinden. Proje kapsamında eğitim vermeye devam eden OPET Eğitim Ekibi, yurt genelinde 72 ili gezerek 1 milyon kilometre yol katetti. bin 700 saat eğitimle 300 binin üzerinde kişi doğru ve temiz tuvalet kullanımı konusunda bilgilendirildi.

P&G

Prima Bilinçli Anne Sağlıklı Bebek

Bebeklerin sağlıklı gelişmesi ve büyümesi konusundaki toplumsal bilinci yükseltmeyi hedefleyen proje ile yeni doğum yapmış annelerin bilinçlendirilmesi ve eğitimi, annelerin sağlık hizmetlerine talebinin artırılması, bebek ve çocuk ölümlerinin azaltılması, erken çocukluk döneminde gelişimin desteklenmesi ve yaşam kalitesinin artırılması amaçlanıyor. Bebeklerin doğdukları ilk anlarda hastanede yanlarında olunarak ailelere, bebeklerinin sağlıklı gelişimine yönelik temel bakım ve sağlık bilgileri proje ekibi tarafından yüzyüze verilerek, “Bilinçli Anne Sağlıklı Bebek” eğitim kitapları dağıtılıyor

Avon

Meme Kanserine karşı Bilinçlendirme Mücadelesi

Avon kampanyasının Türkiye ayağını oluşturan çalışmalar sonunda oluşturulan fonlarla devlet hastanelerine mamografi cihazları bağışlanıyor. Kadınlar hastalık ve mücadele yöntemleri konusunda bilinçlendiriliyor.

Kariyerinfo.com

Kategori KSSYorum (0)

BÖ! 2010


Türkiye’nin ilk ve tek blog yarışması olan Blog Ödülleri, üçüncü kez sahiplerini buluyor! İnternet kullanıcılarını blog yazmaya teşvik etmeyi ve Türk internet sektörüne zengin ve özgün içerikler kazandırmayı hedefleyen yarışma, blog sayfasına sahip olan tüm kişi ve kurumları toplam 16 farklı kategoride ödüllendiriyor. Başvuruların 10 – 30 Mart tarihleri arasında yapılabileceği 2010 Blog Ödülleri’nde dereceye girenler ise 8 Mayıs’ta açıklanacak.

Üçüncüsü bu yıl düzenlenen Blog Ödülleri başlıyor! Başvuruların 10-30 Mart 2010 tarihleri arasında yapılabileceği, kazananların ise 8 Mayıs 2010 tarihinde Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri’nde düzenlenecek ödül töreninde açıklanacağı Blog Ödülleri, bir kez daha tüm blog yazarlarına internetin uçsuz bucaksız dünyasında keşfedilme imkânı sunuyor.

İnternet kullanıcılarını blog yazmak konusunda cesaretlendirmek, bu sayede de Türk internet dünyasına özgün ve zengin içerikler kazandırmak amacıyla 2008 yılından bu yana düzenlenen Blog Ödülleri, internetin hayatımızın içine daha fazla girmesiyle beraber önemli bir iletişim mecrası haline gelen bloglar ile markalar arasında başlayacak uzun soluklu iletişimin çıkış noktası olmayı hedefliyor.

Alpella, Efes Pilsen, FIAT, Garanti Bankası, Hepsiburada.com, Limango, Microsoft, ntvmsnbc, Pegasus Airlines, Reklam Store, Schwarzkopf, Ülker Pötibör Bisküvi ve Vestel gibi Türkiye’nin önde gelen firmalarının kategori sponsoru olarak destek verdiği 2010 Blog Ödülleri bir yeniliğe daha imzasını atıyor. Halk oylamasını esas alan Blog Ödülleri’nde bu yıl,  önceki yıllardan farklı olarak aralarında Asuman Bayrak, Burak Büyükdemir, Bülent Keleş, Çağlar Erol, Fatmanur Erdoğan, Fatoş Karahasan, Hakan Gönenli, Selim Tuncer, Serdar Kuzuloğlu, Şule Özmen, Tuğçe Esener ve Volkan Ekiz gibi değerli isimlerin yer aldığı bir jüri görev yapıyor.

Blog Ödülleri’ni düzenleyen Bloglama’nın kurucularından Eray Endeş, konuyla ilgili düşüncelerini şöyle dile getiriyor: “İlk defa 2008 yılında düzenlediğimiz Blog Ödülleri, her geçen yıl daha fazla sayıda blog yazarına ulaşıyor. 1435 blogun yarıştığı 2009 yılında 36 binin üzerinde oy kullanıldı. Bu rakamlar, Blog Ödülleri’nin Türk internet dünyası için taşıdığı önemi açıkça ortaya koyuyor. Bu yıl katılımın çok daha fazla olacağını tahmin ettiğimiz Blog Ödülleri, internet dünyasında öne çıkmak isteyenler için önemli bir fırsat sunuyor. Duygu ve düşüncelerini internet aracılığıyla dünya ile paylaşmaktan çekinmeyen herkesi Blog Ödülleri’ne bekliyoruz.”

Dereceye girenlerin 8 Mayıs 2010 Cumartesi günü düzenlenecek ödül töreninde açıklanacağı 2009 Blog Ödülleri aile, kadın, yemek, otomobil, kişisel, hobi, kültür-sanat, reklâm-pazarlama, topluluk, teknoloji, haber-gündem, gezi, moda, spor, iş dünyası ve Windows Live Spaces olmak üzere toplam 16 farklı kategoride dağıtılıyor.

2010 Blog Ödülleri’nin sahipleriyle buluşma süreci şu aşamalardan oluşuyor:

  • 10 – 30 Mart 2010 Başvuruların alınması
  • 31 Mart – 9 Nisan 2010 Başvuruların değerlendirilmesi
  • 10 – 30 Nisan 2010 Oylama süreci
  • 2 – 6 Mayıs 2010 Jüri Değerlendirmesi
  • 8 Mayıs 2010 Ödül Töreni

Yarışmaya ilişkin detaylara 1 Mart 2010 tarihinden itibaren http://2010.blogodulleri.com adresi üzerinden ulaşabilirsiniz.

Marketing Türkiye

Kategori HaberlerYorum (0)

Dünya Devleri Arasında 3 Türk


Arçelik, Vestel ve Anadolu Efes, Deloitte’un her yıl halka açık şirket bilgilerine dayanarak tespit ettiği dünyanın büyük 250 tüketici ürünü şirketi sıralamasına girdi.

Deloitte’dan yapılan yazılı açıklamada, Arçelik’in listede 136’ncı, Vestel’in 195’inci, Anadolu Efes Biracılık ve Malt A.Ş’nin 245’inci sırada yer aldığı, ayrıca Anadolu Efes’in “en hızlı büyüyen 50 şirket” listesine 30’uncu sıradan girdiği bildirildi.

Açıklamada, 2008 mali yılı konsolide halka açık şirket bilgilerine dayanılarak hazırlanan “Tüketici Ürünleri Endüstrisinin Güçleri 2010” raporunun, dünyanın en büyük 250 tüketici ürünleri markasının pazar performansından hareketle pazardaki gelişmeleri ve tüketici eğilimlerindeki yeni yönelimleri yansıttığı vurgulandı.

2007 yılında 3 trilyon dolar toplam geliri olan 250 markanın 2008 yılında toplam 3,2 trilyon dolar ciroya ulaştığı, sektörün büyümesinin tüketici harcamalarında ılımlı bir artışa işaret ederken, bu gelişmede yerel para birimleri karşısında zayıf düşen doların da etkisi olduğunun tahmin edildiği belirtildi.

Açıklamada, Arçelik’in 2008 yılı satışlarını bir önceki yıla göre yüzde 2,3 artırarak 5 milyar 265 milyon dolara, Vestel’in yüzde 1,4 artışla 3 milyar 647 milyon dolara ve Anadolu Efes’in yüzde 21,1 artışla 2 milyar 851 milyon dolara yükselttiği, bu üç şirketin aynı zamanda EMEA (Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Bölgesi) için yapılan sıralamada gelirlerini en hızlı artıran dört şirket arasında yer aldığı bildirildi.

İLK SIRADA HEWLETT-PACKARD YER ALIYOR
2008 itibarıyla birçok şirketin geliri veya karında azalma görüldüğüne işaret edilen raporda, zirvedeki 250 tüketici ürünü şirketinin yaklaşık üçte birini oluşturan 88 kuruluşun satışlarının düştüğü, satış performansı azalan şirketlerin sayısının ise 2007 bulgularına göre ikiye katlandığı, şirket karlılıkları bir önceki yıla göre önemli düşüşler kaydederken, kar ve zarar durumlarını açıklayan 222 şirketin 48’inin zarar yazdığı, 2007 yılında ise 223 şirket arasından sadece 13 şirketin zarar ettiği ifade edildi.

Raporda, dünyanın önde gelen 250 tüketici ürünü şirketinin üçte ikisinin satışlarında ciddi azalma görüldüğüne işaret edilirken, 250 şirketin 2007 yılında ortalama yüzde 7,6 olan kar marjının bir yıl sonra yüzde 4,8’e kadar gerilediği, döviz kurlarının etkisi giderildikten sonra yapılan hesaplamaya göre sektörün en büyük 250 şirketinin 2007 yılındaki ciro artışı yüzde 7,2 oranında gerçekleşirken, 2008 satışlarının ancak yüzde 4,8 oranında arttığı bildirildi.

Raporda yapılan sıralamada, 250 şirketin ilk 10’unu ağırlıklı olarak yiyecek-içecek ve elektronik ürünler pazarında faaliyet gösteren markaların oluşturduğu, 118,3 milyar dolar ciro ile liste başına yerleşen Hewlett-Packard’ı, 112,8 milyar dolar ciro ile Samsung, 101,8 milyar dolar ciro ile Nestle, 79 milyar dolar ciro ile Procter&Gamble ve 77,6 milyar dolar satış geliri ile Panasonic’in izlediği ifade edildi.

İlk 10’da ayrıca sırasıyla Nokia, Sony, Japan Tobacco, Toshiba ve Philip Morris’in yer aldığı kaydedildi.

Kategori HaberlerYorum (0)