Etiket arşivi | "yunanistan"

GMC 2010 Uluslararası Finali Ev Sahibi Macao: Bir Takım Ülkemizi Temsil Edecek!


13-14 Nisan tarihlerinde yapılacak olan Uluslararası Yönetim ve Strateji Yarışması (GMC) Finalinde toplam 28 ülke “Dünya Şampiyonu” ünvanını almak için yarışacak.

SDG ve Expresso Gazetesi tarafından 1980 yılında Portekizde lanse edilen, 450,000 den fazla şirket yetkilisi ve üniversite öğrencisinin katılımıyla dünyaya yayılan,birçok katılımcı organizasyona prestij kazandıran Uluslararası Yönetim ve Strateji Yarışması (GMC), yapıldığı her ülkede herkes tarafından bilinen bir etkinlik haline gelmiştir.

 

 

PROGRAM:
12 Nisan 2011-03-23
Kültürel Program ve Açılış Töreni

13 Nisan 2011-03-23
GMC Yarı Finali Basın Konferansı Dostluk yemeği

14 Nisan 2011

GMC Finali
Gala Yemeği ve Ödül Töreni

 

 

Her ülkeden yarışmacı takımların Dünya şampiyonu olmak için yarıştığı Uluslararası Final, benzersiz bir kültürlerarası iletişim deneyimi ve uluslar arası düzeyde bir yarışmanın gerçekliğinde, kilometretaşı ve prestijli bir etkinliktir.

KATILIMCI ÜLKELER:
Angola, Avustralya, Beyaz Rusya, Benin, Bolivya, Brezilya, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Fransa, Almanya, Yunanistan, Hong Kong, Macaristan, Hindistan, İtalya, Fildişi Kıyıları, Letonya, Macau, Meksika, Çin, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya, Slovakya, İspanya, Türkiye ve Ukrayna.

Benin ve Fildişi Kıyıları yarışmaya bu yıl ilk kez katılıyor.

Final 2 günden uzun süre için organize edilmektedir. İlk gün ( 13 Nisan 2011) takımlar 4 gruba ayrılacak ve her grubun en iyi iki takımı yarışıyor olacak. Her gruptaki en yüksek hisse senedi değerine sahip iki şirket 14 şubat 2011 tarihinde yapılacak finale katılma şansına sahip olacak.

Kategori GMCYorum (0)

Avrupa’nın Güneyi Sefa İçin Cefa Çekmeye Razı


Bugünlerde zor günler geçiren ancak gelecekte Avrupa’nın lokomotifi olmaya aday İspanya, Yunanistan ve Portekiz, ilerdeki güzel günler için kemer sıkmaya ve yavaşlayan ekonomiye razı olmak durumunda kalıyor.

Son dönemde Avrupa’nın güneyinde bulunan ülkelerin başarılı tahvil ihraçları gerçekleştirmesi ve ülkelerinin devlet tahvilleri arasındaki getiri farklarının azalması, euro bölgesindeki borç krizinin etkisini yavaş yavaş kaybettiğine yönelik beklentileri artırdı.

Ancak Yunanistan’daki ekonomik durgunluğun devam etmesi ve İspanya ve Portekiz gibi ülkelerde ise iki dipli resesyon olasılığının bulunması, Avrupa’daki ekonomik iyileşme üzerine büyük bir gölge düşürürken, piyasaların da bu ekonomilere karşı tedirgin olmalarına neden oldu.

KEMER SIKMA POLİTİKALARININ ETKİSİ

Mali yapılarını rayına oturmak için kemer sıkma önlemleri uygulamak zorunda kalan bu üç ülkedeki ekonomik faaliyetler yavaşladı.

Şu anda en kötü ekonomik görünüme Yunanistan’ın sahip olduğu belirtiliyor. Atina hükümeti 2012’ye kadar ekonominin büyüme evresine geçmesini beklemiyor ve bu yıl gayrisafi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) yüzde 4, 2011’de ise yüzde 2.6 oranında daralmasını bekliyor.

Diğer yandan İspanya hükümeti bu yıl yüzde 0.3’lük daralma beklerken, Portekiz ise ekonomisinin 2010’da yüzde 0.7 oranında büyüyeceğini öngörüyor.

GÜZEL GÜNLER İÇİN CEFA ÇEKMEK GEREKİYOR

Küresel finans araştırmaları şirketi Capital Economics’in Avrupa’dan sorumlu ekonomisti Ben May, “Yunanistan’daki mali sıkılaştırmanın bir süre daha devam etmesi gerekiyor. Güzel günlerin gelebilmesi için bir cefa çekmeleri gerekiyor” dedi.

May, Yunanistan ekonomisinin 2012’de büyüyeceği yönündeki tahminleri pek inandırıcı bulmadığını da sözlerine ekledi.

May, “Yunanistan’da uzun yıllar boyunca oldukça yavaş bir büyümenin yaşandığına şahit olacağız. Aynı durum ekonomik açıdan daha iyi durumda olsalar da İspanya ve Portekiz için de geçerli” diye konuştu.

HERŞEYDE BİR HAYIR VARDIR

Diğer yandan Yunanistan, İspanya ve finansal sorunlar yaşayan diğer ülkelerin kemer sıkma politikalarını artırması euro bölgesindeki diğer ülkeler ve Avrupa’nın geneli için hayırlı sonuçlar doğuracak bir felaket olarak bile kabul edilebilir.

İngiltere merkezli IHS-Global Insight’ın ekonomistlerinden Raj Badiani, “İleriki dönemde olumlu gelişmelere tanık olabiliriz. 2014 ve 2015 yıllarına gelindiğinde, bu ülkelerin kemer sıkma önlemlerinin yardımıyla çok daha güçlü olacaklarını ve daha yüksek büyüme oranlarına imza atacaklarına imza atacaklarını söyleyebiliriz” dedi.

Ancak Avrupa’nın güneyinde, yavaş büyüme hem yüksek işsizlik oranları hem de hükümet harcamaları yüzünden daha fazla kemer sıkma ihtiyacı doğurabilir.

Danışmanlık şirketi Ernst & Young Haziran sonunda yayınladığı bir raporda, kurumun kıdemli ekonomi danışmanı Marie Diron, “Avrupa’nın güneyinin zayıf büyümenin birkaç yıl değil uzun yıllar boyunca süreceği fikrine kendini inandırması gerekiyor” dedi.

Diron aynı zamanda, “Yunanistan, İspanya ve Portekiz 2014 yılına kadar kriz öncesi seviyelerine geri dönmeyecek” diye konuştu.

Hürriyet

Kategori SektörelYorum (0)

Tek Ülkede Kemer Sıkmak ile Her Yerde Kemer Sıkmak Aynı mıdır?


Bugünlerde uluslararası iktisat camiasında ciddi bir tartışma var. Bilmem izliyor musunuz? Bir yanda Raghuram Rajan gibi Chicago ekolünden gelenler var. Öte yanda ise Paul Krugman gibi düşünenler. Avrupa’da olup bitenlere bakıldığında, bir yanda “kemerleri sıkalım, abiler” yaklaşımında olanlar. Öte yanda ise, “herkes kemerleri sıkarsa, büyüme nice olur. O vakit, bu borç stokları nasıl görünür” diye fena halde meraklananlar. Bir yanda Almanya, Yunanistan, Portekiz, İspanya, İrlanda, İtalya hükümetleri, öte yanda ise Amerika Birleşik Devletleri ve galiba Fransa. Akıllardaki soru ise galiba tam da başlıkta yer alan soru: “Tek ülkede kemer sıkmak ile dünyanın en büyük ekonomisinde kemer sıkmak aynı şey midir?” Hayır değildir.

Yeni-normal, eskinin normali gibi alışıldık bir dönem mi olacaktır? Alışıldık bir dönem olmayacaktır. Alışılmadık bir dönemde alışıldık önlemlerden bahsetmek ne kadar manalıdır? Manalı da değildir. Peki, ama ne yapmak gerekir? Merak edenleri aşağıya bekleriz, efendim.

İlk ekolün içindekiler, Hıristiyan mitolojisinin “ilk günah” prensibinden çıkarak düşünüyorlar. Bu mitolojinin en güzel mesellerinden biri de “Ağustos böceği ve karınca” değil midir? Öyledir. Dün öyle düğün dernek, sefahat içinde yaşayanların günahlarının kefaretini ödemeleri gereken bir an mutlaka gelir ve onlar da mutlaka bu bedeli öderler. Ana fikir budur. İktisat teorisindeki “kemerleri sıkalım abiler” ekolünün mitolojik kaynağı da tamamıyla budur bana kalırsa. Bu durumda benim aklıma takılan hep o eski Çin atasözüdür. Ne der? “Dağa çıkıldıkça, perspektif değişir” Durum aynı durumdur. Dün tek tek ülkeler için manalı olan bugün herkesin aynı anda uygulayacağı bir politika reçetesi haline gelince iş tamamen değişmektedir. Dün ilaç olan bugün zehir gibi durmaktadır. Vaziyet böyle olunca perspektifi değiştirmek gerekmektedir. Hadi gelin bir sorgulayalım.

Doğrusu ya, profesyonel açıdan son derece heyecan verici bir dönemden geçiyoruz. Eskiden alıştığımız politika pozisyonlarını, yeniden ve yeniden gözden geçirmek gerekiyor. Dün gerekmeyen perspektif değişiklikleri artık gerekiyor. Hiç Yunanistan için yapılan “borcun milli gelire oranı” tablolarına bir baktınız mı? 2008 yılında milli gelirin yüzde 99,5′i gibi olan kamu borç stoku, 2009 yılında krizin de etkisi ile yüzde 115 seviyesine çıkıyor. Sonra 2010 yılında “Yunanistan problemli” tartışmaları arasında faiz oranı roket gibi fırlayınca yüzde 150′lere dayanıyor. Ne zaman dayanıyor? Avrupa Birliği kurtarma paketi esnasında dayanıyor. Yunanistan tedbir alıyor ama sonuç değişmiyor. Hastanın ateşinin göstergesi olan borcun milli gelir içindeki payı artmaya devam ediyor. Aynı dönemde Türkiye’nin göstergeleri aynen duruyor ama onlarınki artıyor. Bu arada Yunan hükümeti tedbir alıyor. Milli gelirin artış hızı, yani büyüme tahminleri aşağıya çekiliyor. Borcun milli gelir içindeki payına büyümeden bir yardım gelmiyor. Borcu taşımak giderek zorlaşıyor. Şimdi söyler misiniz? Yunan kamu borcunun Yunan milli gelirine oranını Yüzde 100′den yüzde 150′ye çıkartan Yunanistan’daki bir mali sorumsuzluk mudur? Yoksa Avrupa Birliği’nin karar alamama süreci midir? Yoksa finansal piyasa aktörleri midir? Bu sorunun çözümü üzerinde düşünürken akılda tutulması gereken ilk noktadır.

İkinci nokta ise şudur: Yunanistan tek başına kemer sıkıp, kendi büyüme oranını frenleyebilir. Ancak bir bütün olarak Avrupa Birliği ülkelerinin tümünün kemer sıkmaya başlamasının etkisi ne olur? Bu durumda, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi kriz sonrası toparlanma sürecine hiçbir destek sağlamayacaktır. Tam tersine, hızla toparlanmayan göreli olarak azalan ithalat talebi nedeniyle problemini yalnızca kendisi taşımayacak, dünyanın kalanına taşıtacaktır. Bu Türkiye için iyi midir? Hayır, iyi değildir. Bu ABD için iyi midir? Hayır, iyi değildir. Avrupa Birliği ekonomilerinde bir bütün olarak kemer sıkılıyor olması dünya için iyi değildir. Paul Krugman’ın “Çin’i ve Almanya’yı bencil politika perspektifleri nedeniyle cezalandıralım” dediği hadise tam da budur.

Buradan çıkartılması gereken üçüncü nokta ise şudur: Avrupa Birliği’nin dünyanın bütününü dikkate alan bir politika perspektifine sahip olması gerekir. Aynı şekilde, G20 mekanizmasının içinde yer alan Türkiye’nin de artık yalnızca Türkiye’yi değil, Türkiye gibi ülkeleri bir bütün olarak dikkate alan bir politika perspektifine sahip olmasında fayda vardır. Almanya’nın büyümeyi ikinci plana atan istikrarı öne çıkaran yaklaşımı içinde bulunduğumuz küresel toparlanma sürecinin sağlığı açısından faydalı değildir. Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkelerinde yeni finansal destek paketlerini, hızlı borç yeniden yapılandırmasını, finansal problemin bir an önce ortak bir finansal önlem mekanizmaları ile çözüme kavuşturulmasını talep etmesi gerekmektedir. Geçen hafta yazdığımız gibi, Avrupa Birliği’nin kurtarma paketinin bir an önce devreye sokulmasını talep etmek bu dönemin temel önceliğidir. Bu da üçüncü noktadır.

Aksi takdirde Avrupa Birliği ekonomilerindeki yavaşlama üç kanaldan Türkiye’yi etkileyecektir. Bunlardan ilki euro karşısında lira’nın giderek değerlenmeye devam etmesidir. Kötüdür. İkincisi ise Avrupa’nın ithalat talebindeki gevşeme nedeniyle ihracattaki toparlanmanın yavaşlamasıdır. Bu da kötüdür. Üçüncü kanal ise, fon akımları kanalıdır. İlk aşamada bu kanaldan olumlu bir etki beklemekte fayda vardır. Ama yaklaşımlar değişebilir. Bilinmesi gereken şudur: bu işten sıyrılmanın “yerel” bir çözümü yoktur. Çözümü uluslar arası ölçekte aramak gerekmektedir. Türkiye’nin BMGK ve G20 gibi araçları vardır ama bu araçlar da sesi yeterince yüksek çıkmamaktadır. Çıkmalıdır.

Değişen perspektifle birlikte benim gördüğüm şudur: İçinde bulunduğumuz dönemde kamu borcu problemi, kısa vadede, kemer sıkarak değil, ancak elbirliği ile ve kurtarma paketi ile çözülür. Sistemin ancak orta ve uzun vadeli kemer sıkma tedbirlerine ama kısa vadeli kurtarma paketlerine ihtiyacı vardır.

Mesele şudur: Ormanın bütünü yanınca zaten yanacak bir şey kalmayacaktır. Bu arada, yangını sınırlandırmak için çıkartılan yangının ormanın tamamını yakmasını önlemek gerekir. O vakit, tedbir tedbir değildir.

Güven Sak / Referans

Kategori HaberlerYorum (0)

Yunanistan’ın İflası AB’nin Geleceği


Alexandros Grigoropoulos adını hatırladınız mı? Bir buçuk yıl kadar önce 15 yaşında bir polis kurşunuyla öldürüldüğünde Yunanistan’ın karışmasına vesile olan Alexandros Grigoropoulos’u… Parlamentoyu yakmak isteyen kalabalığın çıkardığı olaylar o dönemde Türk basınında “Anarşi Yunanistan’a geri dönüyor” manşetlerinin atılmasına sebep olmuştu.

Bir buçuk yıl önce yaşanan Grigoropoulos isyanı, bugün iflastan kurtulmak için IMF ve AB’nin ekonomi paketini kabul eden Yunanistan’daki durumun ilk dışavurumuydu. O dönemde, öldürülen genç adamı rafta bekletilen bütün sorunların sokağa taşınmasına neden olduğu için Yunanistan’ın Franz Ferdinand’ı olarak tanımlamıştım.

Avrupa Birliği sarsılıyor

Yunanistan’dakiler o dönemde polise karşı gösterilen tepkinin altında, kendini hissettirmeye başlayan ekonomik krizin, üniversite harçlarındaki zamların, yeni mezunlar arasında yüzde 21 oranındaki işsizliğin, kamu çalışanları ve işçilerin ücretleri konusunda uzun süredir çözülemeyen sorunların yarattığı öfkenin bulunduğunu söylüyordu. Hatta genel sıkıntı 2002 yılında euroya geçme kararının ne kadar yanlış olduğuna ilişkindi.

Bir buçuk yıl içinde Yunanistan’ın bütçe açığı 32,3 milyar euroya ulaşırken (GSYİH’nin yüzde 13,6′sı) hükümet değişikliği de krizden çıkış için Yunanlılara bir umut vermedi. Sonuçta Papandreu hükümeti 110 milyar euroluk IMF-AB paketini kabul etmek zorunda kaldı. Şimdi genetik kodları gereği kemer sıkma politikalarına olumsuz yaklaşan Yunan halkının 2008′dekinden daha sert tepkisine tanık oluyoruz.

Ancak sorun sadece Yunanistan’la sınırlı değil. Ekonomik krizin sarstığı Avrupa ülkeleri Avrupa Birliği’ni de sallıyor. 1950′lerde bir ekonomik işbirliğinden yola çıkarak oluşturulan siyasi birlik, bugün yine ekonomik nedenlerle sarsılıyor.

Bir süredir AB’nin merkezi konumundaki Belçika, hem ekonomik hem de siyasi açıdan iflasın eşiğinde bulunuyor. Belçika Hazine Bakanı Guy Vanhengel, birkaç ay önce ülkenin içinde bulunduğu ekonomik çıkmazı “25 milyar euroluk bütçe açığımız var. Eğer bir şirket olsaydık, iflasımızı açıklamak zorunda kalırdık” sözleriyle açıklamıştı.

Kuzeyinde Flamanca konuşanların, güneyinde ise Fransızca konuşan Valonların toplandığı Belçika’da siyasi iklim de ekonomik sorunlarla uyum içinde. Flamanlar, federasyondan ayrılarak dildaşları Hollanda’ya bağlanmak istiyor. İki toplumlu ülkede şirketlerin önüne asılacak bayraklara kadar hemen her konuda çatışma bulunuyor. Flamanlar, aslanlı bayraklarını her yerde olduğu gibi önünde Belçika bayrağı bulunan işyerlerinde de görmek istiyor. Özetle AB uyumunun kalesi, siyasi ve ekonomik açıdan çatırdıyor.

Artık malum olunduğu üzere Portekiz, İspanya, İrlanda ve 2 trilyon 595 milyar dolarlık borç yüküyle İtalya’nın, Yunanistan’ın açtığı yoldan ilerlemesi bekleniyor.

Milliyetçilik hâlâ yaşıyor

Yunanistan ve Belçika örneklerinin gösterdiği gibi ekonomik sorunların siyasettekiler için kartopu etkisi yaptığı göz önüne alınırsa AB’yi içinden çıkılması zor bir siyasi sürecin beklediği de ortada.

Avrupa Birliği, her ne kadar uluslarüstü bir yapıya sahip olsa da henüz ulusal politikaların etkisini azaltabilmiş değil. Avrupa’da milliyetçilik hâlâ yaşıyor. Ve her ekonomik sıkıntı döneminde olduğu gibi yine yükselişe geçiyor. Bunu anlamak için Alman ve Yunan medyasının iki aydır yürüttüğü milliyetçilik savaşına bakmak yeterli.

Bir yanda mali sıkıntı yaşayan devletlere yardım etmemek için ayak direyen birliğin büyük ağabeyleri Fransa ve Almanya muhafazakar siyasetin içine gömülürken, diğer yanda ekonomiye paralel milliyetçiliğin yükseldiği AB ülkeleri bulunuyor.

Yakında “Hepimiz Yunanız” sloganını atmaya başlayacak gibi görünen AB’nin, kısa vadede euronun geleceğinden daha büyük sorunları olabilir.

Gökçe Aytulu / Referans

Kategori İŞ'in Püf NoktasıYorum (0)

Yunanistan Yeni Para Sistemine mi Geçiyor?


Yunanistan, AB liderleri zirvesinin öncesinde yayılan bir dedikoduyla çalkalanıyor. Buna göre Yunanistan euro birliğinden atılacak ve yeni bir para sistemine geçecek. Bu yeni para sistemi bir çeşit Yunan Eurosu olacak. Yurtdışında ciddi şekilde tartışılan bu para birimine uluslararası finans çevreleri çoktan bir isim vermiş bile: Yuro (Gyro). Yeni para sistemine göre Yunanistan, bazı sınır ülkelerinde euro para birliğine girmeden önceki ulusal para birimi olan drahmiyi, ülke içinde ise euro kullanılacak.

Bugün toplantılarına başlanan Avrupa Birliği liderlerinin önceki açıklamaları, Yunanistan’ın kurtarılmayacağı yönündeki beklentileri artırınca, Yunanistan’ın en azından problemlerinden bazılarını çözmek için yeni para sistemi arayışına girdiği iddia ediliyor.

AB sözleşmelerine aykırı değil

Ünlü ekonomi dergisi Fortune tarafndan ortaya atılan ididaya göre, her ne kadar Avrupalı uzmanlar Yunanistan’ın eurodan çıkmasına veya kovulmasına “çok küçük bir olasılık” gözüyle baksa da, AB’nin istekli bir yardım eli uzatmaması, Yunanistan’ın IMF ile anlaşmasına da izin vermeyeceği tahminleri nedeniyle Yunanistan’ın ‘eurosuz hayat’ senaryolarını düşünmeye başladığı belirtiliyor.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yaptıkları anlaşmalara göre kendi para birimlerini çıkarma imkanı olduğuna dikkati çeken dergi, bu imkanın euronun ‘gücünü zedelememe’ kriteriyle sınırlandırıldığının ve yerel para biriminin uluslararası alışverişlerde kullanılmasının ise yasak olduğunun altını çizdi.

Bütün bunlara karşılık, AB liderlerinin zirvesinden IMF ve Avrupa Birliği ortaklığında bir çözüm çıkmasının ardından yeni para sistemi planının devam edip etmeyeceği merak ediliyor.

Habertürk

Kategori SektörelYorum (0)